♟️VALİM🥊 4. BÖLÜM Yarım Kalpler "Ben bu ismimi bir hiçlikten yaptım. Ama bak şimdi gözünün gördüğü her yer benim. Ben sefalat içinde yaşarken kazandım karekterimi, ben kardeşlerime her şey oldum şimdi her şey benim olucak." Kıymet gittikten sonra Güneş anne benimle konuşmuş içimin rahat olmasını Vuslat'ın daha önce sözlenip nişanlanmadığını veya kız arkadaşlarını ailesiyle tanıştırmaya gelmediğini anlatmış biraz olsum yükümü azaltmıştı. Şimdi Eflah test çözerken ben papatya çayı içiyordum. Eflah kalemi kulağının arkasına yerleştirip önümüzde korumalarla top oynayan ablalarını işaret etti. "Aslında benimde şuan onlarla oynamam lazım fakat sen yalnız kalma diye test çözüyorum." "Çözmek istemiyorsan hel ikimizde top oynayalım onlarla." elimdeki çayı işaret edip arkasına yaslandı. "Eğer o çayı içip abimin sakinleşeceğini garanti ediyorsan tamam, kabul, hadi gidelim." Vuslat, Eflah'ı arayıp birazcık ders çalışmasını bağıra bağıra söylediği için yaklaşık üç saattir sandalye başından korkudan kalkamıyordu.Kınarcasına baktım. "Yazık gelmişsin 22 yaşına hala abinin sözünden çıkmaya korkuyorsun." yanaklarını şişirip bacaklarını test kitabının üzerine uzattığında oldukça rahat gözüküyordu. "Göt korkusu diye bir şey var ayrıca..." ayaklarından destek alarak sandalyesini ileri geri oynatırken, "Hayat kötü kolla götü." çayın boğazımda kalmasıyla öksürürken Eflah kahkaha attı."Erva yengem!" gülerken bana seslenmesiyle öksürüklerim daha da arttı. Allah'ın cezası boşluğuma gelmişti. Halef saçlarını sağa sola savurarak yanıma koşarken korumalardan biri muhtemelen Vuslat'ı arıyordu bana bakarak."Yenge iyi misin?" Halef nefes nefese önümde diz çöktüğünde daha iyiydim. Ayıplarcasına Eflah'a baktığımda o zaten sırıtarak bana bakıyordu. "İyiyim canım siz devam edin ben biraz çarşıya çıkıcam." iyi olduğuma kanaat getirip benden uzaklaştığında yalandan sinirle Eflah'a son kez bakıp masadaki çantamı omzuma taktım. "Görüşücez." dedim hesaplaşacağımızı söyler gibi.Zerre korkmadan aynı şekilde, "Görüşücez." dedi. Korumaları pas geçerek benim yerime arabamı buraya getiren kimse ona içimden teşekkür ederek arabama bindim. Anahtarın yedeği Vuslat'ta vardı Allah'tan yoksa ya ben gidicektim ya da anahtarı verecektim.Kemeri takıp konaktan ayrıldığımda dakikasında Vuslat aradı. "Efendim kocam." "Yavrum hangi çarşı bu ve kiminle." parmaklarım direksiyonda ritim tutarken dar sokakları, mahalle aralarını kullanmamaya çalışarak çarşıya giderken, "Bilmiyorum hangisi ama sana konum atarım, ayrıca tek değilim biraz hava almamız lazımdı."Öfkesi sesine yansırken yine ne düşündüğü sorguladım. "Mardin de arkadaşın yoktu diye hatırlıyorum?" "Senin tek unuttuğun insan bizim bebeğimiz Vuslat." dememle telefonu yüzüme kapattı. Açıkçası umrumda değildi. Hamile bile olsam sinirimi, sabrı ve diğer tüm duygularımı kontrol edebiliyordum.Ben herkesi karşıma alırdım Vuslat için. Yeterki kocam benden vazgeçmesindi gerekirse çocukluğunda ne yaşadığını bulur geçmişini bile karşıma alırdım. Çarşıda dolaşırken gördüğüm bebek takımlarıyla gözlerim dolmuştu hayır, almayacaktım elbette bir gün Vuslat ile bebeğimiz için alışveriş yapacaktık işte o zaman alıcaktım onları. Bebek kıyafetlerinden bakışlarımı ayırıp yanımdan geçip insanları seyre dalmış elimi karnıma yerleştirdim. Bizim bir bebeğimiz olacaktı. Ve bu gerçekten her şeye rağmen yaşadığımı hissettiriyordu. Şuan belki istenmiyordu ama yakında güzel bir ailemiz olacaktı. Gerçekten geniş bir aile.Başımdan geçirelen kumaşla etraf kararırken çığlık attım. Siktir bu Vuslat asla olamazdı. İleri doğru kaçmaya çalıştığımda belime dolanan kol yerle temasımı kestiğinde ayaklarımı bacaklarına vurdum.Sanki ben ona vurmuyomuşum gibi beni muhtemelen arabaya bindirip kendide belimi bırakmadan yanıma oturup kapıyı kapattı. Çığlık çığlığa bağırırken, "Düz devam eve gidiyoruz Vuslat'a da söyleyen isteğini yerine getirdim." dedi beni taşıyan.Araba hızla hareket ederken başımdaki kumaş çıkarıldı ve ben etrafıma baktım. Her tarafı siyah olan arabanın içinde resmen kaçırılıyordum. Bir kez daha çığlık attığımda ona baktım. Yanımdaki herif yüzünü buruşturmuş alnına dökülen siyah saçlarının altında kalan buzmavisi gözleriyle bana bakıyordu. Nefessiz kalınca göğsüne vururken hiç sinir belirtisi göstermeden kolaylıkla bileklerimi tutup arkamda birleştirdiğinde yüzü yüzüme yaklaşmıştı. Nefesi nefesime karışırken belkide Vuslat'ın sesi kadar güzel bir sesle, "Hem kendini hem bebeğinizi yoruyorsun yapma böyle," dedi.Tepki dahi veremezken şaka yapan bir halini aradım lakin maalesef bulamadım. Neden aradım çünkü kaçırdığı kişiyi düşünüyordu."Sen kimsin?" sol dudağı tembelce yukarı kıvrıldığında kalbimde yanan ataşle yutkunamadım. Çok yakışıklıydı.Ve bu yakışıklılığı bana kocamı özletmişti."Kızım sen beni ne yapacaksın? Ne o yoksa kocanımı aldatma planı yapıyorsun?" "Iııııı." mimiklerimi bile aynı yaparak ınsta abi gülüşü bahşettim ona. Sonra kahkaha attığımda elimi ağzıma kapatıp kolunun izin verdiği kadar sırtımı koltuğa yasladım.Gözlerim ona değdiğinde gülümseyerek bana bakıyordu. "Neyse ne adın ne?"Dudaklarını öne büzerek cevap verdi. "Bilmem ne ki benim adım?" dediğinde ufaktan sinirlensemde pot kırmamaya çalıştım."Şinasi tipi var sende." Şinasi ismini hep sevmişimdir bu hayatta nedendir bilmiyorum, çoğu insan dalga geçerken bana kocam gibi se... Öhöm onu söyleyemiyorduk maalesef, gelmiştir. "Şinasi de o zaman bana!" kafamı sallamakla yetinip biraz yerimde tepiştiğimde belimi bıraktı. Şöfor abiye hitaben, "Kaptan nereye," duymuştum nereye gideceğimizide maksat şirinlik olsun işte. Hamile halimle kaçamazdım bu adamdan bari şirinlik yapıp biraz bebeğimi rahat ettirmekti polisler beni bulana kadar.Şöforden önce lafa atladı Şinasi, "Nereyi istiyorsun gitmek, iki seçenek var kocan kadar zengin değilim mazur görü ver. Ya hizmetli ablaların olduğu evime gideriz kocanı orda bekleriz ya da seni dağın içinde kulübeme kaçırırım tüm işleri ben yaparım kocan gelmeden beş dakika öncede seni bir sandalyeye bağlarız?" evde beklemek cazip gelsede şehir içinde kolay bulurdu kocacım beni e o zamanda siniri hala yerli yerinde olurdu bu seferde bana kızardı. "Dağa kaçırsan sana zahmet olmaz değil mi?" kahkaha attığında gülümsedim. İyi en azından niyeti kötü değildi. Merak içerisinde, "Neden konfor varken zorluğu seçiyorsun ki?" dedi Şinasi. "Ya ev güzelde, dağ başında beni bulması zorlaşır zorlaşırsa siniri dağılırken bana duyduğu özlem artar bu sefer neden kaçırılıyorsun diye kızmaya kıyamaz." tekrar omuzları sarsılacak kadar güldüğünde, "Kocamın bu işin neresinde parmağı var?" diye soru yönelttim. Boynunu yavaş hareketlerle sağa sola yatırıp çıtlattı. "O da bende kalsın." omuz silkip arkama yaslandım. "Buna adam alıkoymak diyorlar?" birkaç saniye bekledikten sonra kırmızı ışık yanınca araba durdu.Şinasi elini beline atıp çıkardığı silahı saniyesinde alnıma dayadığında nefesim kesilsede kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Bebeğimize zarar gelebilirdi ani hareketler yaparsam ya da olumsuz duygular yaşarsam. Dudaklarımı neredeyse kulağıma değerken fısıltı gibi çıkan sesiyle, "Bunada adam öldürmek diyorlar o zaman." dedi ve parmağı tetiğe biraz baskı yaptı.Araba tekrar tekrar harekete geçtiğinde yanımızdaki arabalardan birindeki insanlara seslensem mi diye düşündüm fakat silah benim alnımda, hayatımız silahın ucundan çıkacak mermideydi.Silahı çekip beline taktığında dışarıya belli etmediğimi sandığım korkuyu yatıştırmak istercesine elimi tuttu. "Özür dilerim ama Vuslat kamera kayıtlarına illaki bakacaktı. Ve sana önceden haber verseydim bu kadar inandırıcı olmazdın. Şimdi götü tutuşarak arar seni. Hem korktuğunu düşünüp çabukta bulsa sinirlenmez." ağzım açık ona bakarken ben sanki hiç orda yokmuşum gibi şöfore, "Benim eve sür kulübede üşüyebilirler ayrıca hamile dağ taş tırmanırken yaralanırsa bebek zarar görebilir" dedi.Elbetteki bunları benle muhatap olmadan bana söylemişti. Şöforün ilgileneceği kısım kimin söylediği ve nereye gidileceğiydi.Biraz yana kayıp iyice kapıya yapıştığımda Şinasi benim aksime çok rahattı.Neredeyse yayılmaktan iki koltuk kaplıyordu. Kedi gibi köşeye sinmiş halimi görünce benden izin almadan ayaklarımı tutup dizlerinin üzerine bıraktı. "Sorunum senle değil, ki olsa bile bunu hamile halinle senden soracak değilim. Şöyle düşün kocan gelene kadar benim olan sizin, ama kocan geldikten sonra eğer elime düşerse işte o zaman kocan benim. İyi niyetim gelirse en çok hasarla kurtulur. Ama eğer ters tarafıma düşerse artık kocanı kimliğini bile bıraksam üzerine tanıyamazsın.""Kocamla ne derdin var?""O puşttan alacağım çok şey var. Öncelikle bir hayat." Kanım dondu. Hayattan kastı umarım kocamı öldürmek değildi. "Hımm, peki. Başka. Kocam ne yaptıda sen hamile bir kadını kaçıracak kadar gözün döndü. Beni kandırmaya çalışma, bence sen beni rahat ettirmeye bu kadar düşünürken başıma bir kumaş geçirip arabaya zorla bindirmezdin." tozpembelerin altından elbette renk vardı. Ve bu renk siyahtan daha koyuydu. Öyle koyuyduki Şinasi'nin yanına geldiğimden beri tüylerim diken dikendi. Dilini kurumuş soluk kırmızı dudaklarında gezdirdi. Dudaklarında oluşan geniş gülümseme çok yapay duruyordu, korkutucuydu. Mavileri alabora olmuşken, "Hani bana Şinasi diyorsun ya, adım Metin Ege Yağızdanoğlu. Sen zeki kadınsın Erva kocanın benden neler aldığını bulabilirsin." soy adını söylerkenki gururu sesine yansımıştı. Sanki tüm dünya silinse sadece onun soy ismi varlığını koruyacaktı.
Bölüm 5
Yarım Kalpler (Part 1)
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.