Daha fazla konuşmadım. Her ne yaparsa yapsın sonucunda beni kaçırmıştı. Gözlerimi kapattığımda yanımda hareketlilik oldu. Muhtemelen ceketini üzerime örttüğünde ayakkabılarımı çıkartıp koltuğa uzattı. Yüzümde dolaşan parmaklar yavaş yavaş uyku açarken yerimde kımıldandım. Parmak içimi huylandıracak kadar hafif yüzümü gezerken uykusuzluğuma rağmen gözlerimi araladım. Minik bir kız çocuğu gördüm. Dişlerinde dişteli vardı ve büyük mavi gözlerini uzun gür kirpikleri altında bana bakıyordu. "Merhaba!" dedi neşeyle. Parmaklarını uzarıp tekrar yüzüme dokunduğunda gülümsedim. "Merhaba." ne diyeceğimi bilemedim en fazla 6 yaşında duruyordu. "Babam seni buraya getirdi değil mi? Sen benim annem misin?" Anne derken? "Şey bunu babana soralım mı?" kızın adını bilmiyordum ama onu düşünmek zorundaydım. Belki annesi onu terk etmişti ve annesinin özlemini çekiyordu şimdi karşı çıksam tüm umutları yıkılabilirdi. Minik ayaklarını yere sarkıtıp koltuktan indiğinde mutfağa doğru bıcır bıcır koştu. Arabada uyuduğumda Metin'in beni taşıdığını ve bu koltuğa yatırdığını hayal meyal hatırlıyordum. Doğrulduğumda mutfakta yemek yapan Metin'i ve paçasına yapışmış kızı gördüm. Çok tatlı duruyorlardı. Gözümü kırpmadan ikiliyi izledim. Vuslat'ı ikna edemezsem bu görüntüyü bir daha göremezdim o yüzden anın tadını çıkara çıkara izledim. Ufacık elleri sarıldığı pantolonu sıkı sıkıya tutmuş bırakmazken. Metin ocağın başındaydı. Sırtları bana dönükken küçük kızın uzun saçlarına uzandı Metin ve eline dolaşan saçları sevdi. "Erva ablan senin annen değil Eylül." sesleri bana gelmezdi normalde ama Metin bunu duymamı istercesine sesini biraz yükseltmişti. Biraz daha konuştuktan sonra Eylül kollarını göğsünde birleştirmiş önden yürürken Metin elinde tepsiyle yanıma geldiler. "Şehriye çorbası yaptım biraz iç." tepsiyi kucağıma bıraktığında tepsideki ekmeği çorbaya doğradım. "Baba, Amcam ne zaman gelicek?" Metin'in kızı çok tatlıydı ama biraz meraklı gibiydi ve bu merakı babasının canını sıkıyormuş gibiydi. "Gelirler birazdan." yarım ağızla konuşurken elindeki tabletten bir şey okuyordu. Yemeğimi yerken Metin ansızın bana döndü, " Senin soy adın İpek mi?" "Evet." dediğimde tableti masaya bıraktı. Eylül'e bir odanın kapısını işaret ettiğinde Eylül yanağımı öpüp odaya gitti. Eylül, geldiğimden beri benden korkmamıştı veya utanıp sıkılmamıştı. Sıcakkanlı insan canlısı bir kızdı Eylül. "Mesut senin abin o zaman." neden sorguladığını bilmediğim için cevap vermedim. Biraz bana yaklaşıp devam etti. "Abini severim istersen onu buraya çağırayım 4 erkeğin yaşadığı bir evde rahatsız olursan?" şaşkınlıkla ağzım açıldığında ne diyeceğimi bilemedim. "Senin kaç çocuğun var Metin bu ne?" dediğimde ağlamının sınırındaydım. Kaçırıldım, esirim ama benimde gururum var. Arkasına yaslandığında keyifle bir ayağını bilekten diğer bacağının dizine attı. "Çocuğum yok. Bekarım yakışıklıyım." dediğinde aklına gelmiş gibi devam etti. "Ayrıca sarışın esmer seçmiyorum hedefim kumral. "Kahkaha atıp tepsiyi kenara bıraktım. "Eylül kimin kızı o zaman?" bu soruyu bekliyormuş gibi hızla cevapladı. "Kardeşim Çelik'in kızı. Ama anne mevzusundan artık kardeşime değil bana baba diyor bir nevi kendi çapında babasına isyan yapıyor." başım ağırmasa uykusuz olmasam dinlerdim fakat konu güzeldi. Şimdi dinleyip sonra tekrar dinlediğimde heyecanımın kaçmasını istemiyordum. "Biraz daha uyusam sonra bana anlatsan?" yarısı içtiğim çorbanın tepsini alıp ayağa kalktı. "Tamam ama çokda uyuma birazdan kardeşlerim gelir. Eylül'ün abisinin adı Eyüp. Ondan 2 yaş büyük." başımı sallayıp yekrar kafamı yastığa vurduğumda mutfağa gitmişti. Vallahi keyfim yerindeydi açıkcası süper bir hizmet ve konfor vardı. Kocam istediği zaman gelebilirdi.
Bir saat kadar uyuduktan sonra duş almıştım. Evde kadın yaşamadığı için Metin'in Eylül ile gönderdiği eşofman takımı giymiştim. Boyu olmuştu fakat biraz bol gelmişti. Metin'in yaptığı yemekleri tabaklara koymuş evi toplamıştım. Şimdide Metin'in çalışma odasında Metin ile kahve içiyorduk. Boynunu çıtlattığınds arkasına yaslanıp omuzlarını geriye kavisledi. "Eylül uyudu mu?" Gözlerini kapatıp başını arkaya yasladığında iş görüşmelerinden yorulmuştu. "Uyudu, oyun oynarken uyudu hatta. Yatağına bıraktım üstünü örttüm." küçük bir açıyla bana döndüğünle minnetle gözlerime baktı. "Aslında kardeşim Çetin'in yani babasının ilgilenmesine izin erse çok daha rahat ederiz. Ya da Lut biraz alaka gösterse." Lut daha 17 yaşında olduğu için atkadaşlarıyla dışarıdaymış tüm gece babasınıda Eylül istemediği için Metin bakıyordu kıza. "Annesini anlatacaktın." kendini topladığında yaptığım kahveden içti. "Annesi öldü. İlk başta Çetin bana Eyüb'ün kazara olduğunu tek gecelik ilişkiden oldu dedi. Fakat iki yıl sonra kucağında Eylül ile gecenin bir vakti eve geldi sarhoştu. Daha yeni doğmuş bir bebeği hastaneye götürmek yerine meyhaneye götürmüştü. Bebek elinden düşecek gibiydi. Eğer Eylül olmasaydı almazdım onu içeri ne derdi varsa içtiği yerde konuşurdum ama bebek ağlıyordun kıyamadım." elleri titrerken kahveyi masaya bıraktı. Ağzından çıkan her söz ona acı veriyordu. Hayır, bunu sanmıyordum emindim. Kesinlikle acı çekiyordu o günleri hatırlamak ve anlatmak Metin için zordu. "Ne sorarsam sorayım konuşmadı. Üzerine gitmedim. Bebeği ve Eyüb'ü yanıma alıp kapıyı kilitledim. Çocuklar uyuduğunda kapı zorlandı. Tahmin etmiştim çünkü çok kötü görünüyordu çocuklara zarar verebilirdi. Kapının arkasına eşyaları koyup dolaptan bulduğum tüm yorganları, battaniyeleri ve çarşafları banyonun bir köşesine serdim. O zamanlar böyle büyük bir evde oturmuyorduk. Çocukları banyoya taşıdım. Üşemesinler diye üstlerini örttüm. Tüm gece kapıyı zorladı ama açamadı. Ağladı, bağırdı, küfür etti ama sesi bize ulaşmadı. Çocuklar huzurla uyudu. Sabah Çetin yoktu. Birkaç gün sonra eve geldiğinde köşeye sıkıştırdım. Evliymiş. Bir kadını çok sevmiş ve evlenmiş. Bana söylememişti bunu. Kız garsonmuş bizimki de bir baltaya sap olamamış bir serseri. İkiside yıkık dökük bir evde kalmaya başlamışlar kızın karnı belirginleşmeye başladığında. Kızın babası bilmiyormuş bu durumu yalan söylemişler arkadaşımın annesi çok hasta arkadaşıma yardım etmeliyim demiş. Adam inanmış. Aylarca doğuma kadar orda kalmışlar, doğumdan sonra kilo verince kız babası anlamasın diye babaevine gitmiş. Eyüb de buraya geldi. Sonra kız tekrar hamile kalmış. Yine aynı hikaye tekrar edmiş bebeğin doğduğu gün çocuğu evde bırakıp emzik almak için dışarı çıkmışlar. Kızın babası ikisini görmüş kızının daha yeni doğum yaptığı anlamış ve Çetin ile kızını sevgili sanmış ilk önce fakat tam o sırada bir tartışma çıkmış Çetin'le kızın arasında. Adamda Çetin'i kızını taciz ediyor sanmış kızını Çetin'den kurtarıp evine getirmiş. Çetin gizlice evlendikleri belli olmasın diye gidememiş arkalarından. Adam o gün daha akşam olmadan kızını korumak için karısını da kızı da alıp başka şehre gitmiş. Çetin bana bunları anlattıktan sonra adamı haklı buldum. Ama keşke el kadar bebeği annesiz bırakmasaymış. Tabii adamın Eyüb'den haberi de yok. Kızda oğlunun nasıl olduğunu Çetin'den duyduklarıyla yetiniyormuş." duraksadığında kahveden bir yudum aldı. "Neyse, Eyüp ilkokula başladığında bir dadı tuttuk. Sadece hafta sonları çocuklara bakıyordu. Ücreti ucuz tutmuştu bir nevi iyilik yapar gibi çocuk bakıyordu. Zamanla Çetin dadıya aşık oldu. Dadının adı Hürrem'di. Şimdi bile sorsan gözleri parlar o derece aşık oldu. Sonra evlendiler. Çocuklar onu annesi sandılar ve öylede sevdiler. Yalan yok Hürrem'de onlara bir anneden farksız davranıyordu. İlk evlilik yıl dönümlerinde Çetin bir albüm yaptırmak istedi düğün günü için. O zamanlar para yoktu elinde içine dert olmuştu yaptırdı da." nefessiz onu dinlerken garson kızın adını çok merak ediyordum. Ama soru sorarsam anlatmayacağını söylediği için soramıyordum. Gözleri camdan dışarı kaydı ve dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu. "Fotoğrafın birinde nikah memurunun yüzü gözüküyordu. Evlendiği gün aşktan gözü kör olmuş kardeşim fark etmemişti, nikah memuru çocuklarının annesiydi. Ben bunu çok sonra öğrendim. Çetin hiçbir şey olmamış gibi o fotoğrafı en üste koydu ve karısına verdi. Hürrem çok mutlu olmuştu. Sabah olunca Çetin evde yoktu öğleye yakın eve geldi koluna Tek Aşkım Karım yazdırmıştı ve Hürrem'i telefonuna aşkım diye kayıt etmişti." gözleri tekrar masasına deydi ve dosyaları düzenledi. "Bugünlük bu kadar yeter Erva. Seni esir tutmam için sebeb lazım." kahvemden son yudumu alııp bitirdiğimde çikolatayı ağzıma attım. "Kocam şuan neredebiliyor musun?" dişlerini dudaklarına bastırdı kaşlarını çattığında kocamı aşerdim. Ne olurdu burada olsaydı! "Şuan nerede rezalet yer var orayı arıyor. Seni rahat ettireceğimi hiç düşünmüyor." iç çektiğimde çalışma odasından ayrıldım. Bu kadar özleyebileceğimi düşünmemiştim. Telefonumda yanımda değildi evde internet ile ilgi olan tek şey Metin Ege'nin tabletiydi. Tam koltuğa oturduğumda kapı açıldı. Yeşil gözlü siyah saçlı bir adamla göz göze geldiğimizde adam bir saniye durdu. Muhtemelen bu adam Çetin Efe Yağızdanoğlu'ydu.