Sabahın ilk ışıkları yüzme vururken oturur pozisyona gelmeye çalıştım fakat omuzlarıma sarılmış Vuslat'ın kolları buna engel oluyordu. Vuslat bebeğe yine sarılmamıştı. "Kocam beni bırakır mısın?" uykusu çok hafifti bu yüzden uyandığını fakat bana cevap vermediğini biliyordum. "Vuslat!" oflayarak beni bıraktığında yüzünü yastığa gömdü. Terliklerimi giyip dolabı açtım. Benim kıyafetlerim olmadığı için kendime uygun bir kıyafet bulmam zor olsada mavi bir elbise giyip banyoya girdim. Tüm işlerimi halledip odadan çıktığımda canım sinirli kocam hala uyuyordu. Avluya indiğimde gülerek sohbet eden Güneş Hanım ve Şener Beyi gördüm. Şener Bey de beni fark eder etmez, "Kızım gel sende sohbet edelim" diye beni davet ettiğinde kibarca reddetip mutfağa girdim. Çalışanlar yemek hazırlarken mutfağın verandasında telefona bakan Kerim'i görünce duraksadım. Gerçekten çok benziyorlardı Vuslat ile. Yanına gittiğimde telefonu bırakıp dikdik bana baktı. "Öyle bakma korkuyorum iki canlıyım." gülümseyerek sandalye çekip masaya oturduğumda yüz ifadesinden rahatsız olduğunu anlasamda ses çıkarmadım. "Neden geldin? Kerem uyanmadı mı daha?" "Uyandı da Kerem..." aklıma gelen şeyle susup dudaklarımı yalandım. Vuslat gibi kaşlarını çatan Kerim'i umursamadan ayağa kalktım ve hızlı dımlarla üst kata çıktım. Odaya tam girerken Eflah darmadağın haliyle kendi odasından çıkıp bemi gördü. "Erva yengem günaydın!" uykunun sesine getirdiği boğukluk neşesine engel olmuş gibi enerji dolu sesiyle içim ısındı. "Günaydın Eflah da abin sen erken kalkmazsın derdi hep." saat daha 7'e geliyordu. Vuslat bana Eflah ve Ayşe'nin en erken onbirde kalktığın söylerdi. Elini ensesine atıp kaşıdığında yüzüne oturan şapşal ifadeye güldüm. "Dedim ailecek kahvaltı yapalım o yüzden. Ama bak Kerem Vuslat abim ve sen olmasaydın asla kalkmazdım." öğretmeninden aferin bekleyen ilkokul çocuğu gibi yeşil gözlerime baktığında kahkaha attım. Eflah ile ayaküstü biraz daha konuştuktan sonra Eflah, Halef'in odasına girmişti bende kendi odama girdim. Vuslat yatakta uyurken yanına gidip bedenini biraz sarstığımda uyku mahmuru gözlerini araladı. "Birazdan gelicem yemeğe Erva." "Vuslat canım kelem sarması çekti bida yanında çilek. Bize kelem alır mısın bide çilek? Sarmayı Güneş annemle yaparız biz." sinirlenerek bana baktığında dediklerimi umursamadan dolaptan aldığı bir kot ve gömleği giyerken lafımı tekrar ettim. "Vuslat lütfen ilk defa canım bir şey çekmiyor öncedende alıyordun." evet daha sevgiliyken her görüp duyduğum şeyi istemek gibi bir huyum vardı ve Vuslat bu huyumu seviyordu. Kemerini takarken yarım ağızla konuştu. "Zaten alıcam ama aldığımla yetineceksin tamam mı?" başımı hızla aşağı yukarı salladığımda güldü.
Yanına gidip ona sarıldığımda ayrılmamı bekledi yavaş yavaş karnımla en az nasıl oluacksa öyle temas etmesine alışmaya başlamıştım ya da daha ikinci gün olduğu için yolun başında kendimi üzmek istemiyordum. "Elin nasıl oldu?" Şeyma hastanede kalırız demişti fakat eve dönmüştü üstelik elinde sargıda yoktu. "İyi sadece cam biraz derin kesmiş o kdar önemli bir şey yok." Dudaklarına minik bir öpücük bırakıp muzurluk akan sesimle, "Bebeğimizin anısına elinde bir iz mi bırakmak istedin?" küfür ederek benden ayrıldığında üzülsem, kırılsamda Vuslat'a yansıtmamak adına güldüm. Her zaman görmeye alışkın olduğum öfekeli gözleri gülüşümde dolaştı. "Piç bir velet için kendini üzüp sonra kocana yalan gülümsüyorsun. Bunu yapma Erva, sana söylemiştim onu kabullenmem diyeve sen buna rağmen bir piçin varlığını karnında hissetmek istedin. Kendin açtın başına bu belayı kendin bakacaksın." konuşmama fırsat tanımadan dışarı çıktığında saatler hıçkırarak ağladım. Sürekli hakaret ediyordu ve Vuslat'ın dengesizliği beni korkutuyordu. Daha bebek doğmadan böyle ona hakaret edip varlığına lanet ederken doğunca bebeğimiz babasını istediğinde ne yapacaktı? Ona vuracak mıydı? Asla yapmazdı Vuslat, yok hayır gerçekten saçmalıyordum. Vuslat daha bir erkeğe bile sinirlenip vurmamışken hiç bir suçu olmayan bir bebeğe dokunmazdı. Ki bebeğimizle aynı ortamda bulunup ona her ne şekilde olursa olsun temas edeceğini sanmıyordum. Elimi yüzümü yıkayıp biraz kendime geldiğimde avluya indim. Herkes uyanmış kahvaltısını yapmıştı. Muhtemelen daha konaktaki ilk günüm olduğu için beni sık boğaz etmemek adına beni yemeğe çağırmamışlardı. İsabette olmuş ağlamaktan tüm iştahım kaçmıştı. Ben ağlarken sabahki güneşli hava yerini yağmura bırakmıştı. Bugün Enşanların konağına gidip arabamı almalıydım. Halef'in yanına oturduğumda, kadınlarla derin bir sohbete dalmıştık. Adının Esil olduğunu öğrendiğim çalışan çayları dağıtırken konağın kapısı gürültüyle çalındı. Esil kapıyı açtığında yağmurdan sırılsıklam olmuş Eflah, elindeki poşetlerle titreyerek önüme gelip poşetleri bana uzattığında poşetleri alıp içine baktığımda gözlerim dolmuştu. "Erva yengem, Kerem Vuslat abim çıkmadan önce huysuzlukla canının bunları çektiğini söyledi anneme. Bende abimin işleri uzamıştır diye düşündüm bide sen saatlerdir bekliyorsun diye bi koşu gidip geldim markete." Hem kelem hem de kelem sarması almıştı. Ayrıca epey çilek almıştı. Gözyaşlarımı silip elimdekileri koltuğa bıraktım. "Eflah çok teşekkür ederim." boynuna sarıldığımda ceketinin kollarını uzatıp ellerini örttü ve ellerini belime koydu. "Rica ederim Erva yengemde ıslanacaksın." bir şey olmaz deyip biraz daha sarılıp sonra ayrıldıktan sonra koltuğa oturdum. Kelemi Esil'e verip sarmayı ve çileği Ümmühan ile yerken kapı tekrar gürültüyle çalındı. Kapı açılır açılmaz içeri giren uzun kahverengi saçlı ela gözlü kadın bağırarak Ümmühan'ın üzerine yürüdü. "Birde utanmadan Vuslat'a arkadaşlarını mı yamadın! Yazıklar olsun sana! Bir de yengem diyormuşsun!" Ümmühan'ın saçlarına asılmak için ileri atıldığında kadını ittim, dengesin kaybeden kadın yere düştüğinde Halef beni ve Ümmühan'ı arkasına alıp kadının üzerine eğildi. "Ne istiyorsun Kıymet ne saçmalıyorsun?" Kadının gözleri öfkeyle üzerimde gezindiğinde, "Bu kadın Vuslat'ı Ümmühan yüzünden buldu. Ve senin kardeşin benim dostuma söz vermişti!"
Ümmühan sesini fazla yükselterek araya girdi. "Ben sana söz vermedim! Abimin fotoğrafını istedin bende Vuslat abimden izin alarak sana fotoğrafı verdim!" diye bağırdığında Güneş Hanım yerdeki kadının kalkmasına yardımcı olup onu kalktığı yere oturttu. "Ümmühan sende otur kızım şuraya, Halef kızım Erva yengeni yukarı çıkar bebek rahatsız olmasın" dediğinde Ümmühan annesinin gösterdiği yere otururken Halef beni yukarır çıkardı. Tam son basamağı çıkarken Kıymet, "Güneş Hanım siz dostumun sözlüsünü ayartan kadına nasıl gelinim dersiniz!" sendelediğimde Halef bana destek olup beni odama getirdiğinde ellerimi tuttu. "Canım birazdan defolup gider sen burada kal ben Ümmühan'ın yanında olmalıyım." yanağımı öpüp vakit kaybetmeden aşağı indiğinde ağlamamak için yumruğumu ısırdım. Vuslat birde sözlü müydü? Bu yüzden mi sürekli annesinin istemedeğini öne sürerek beni oyalamıştı? Hayır, ben hamile ve olgun bir kadındım eminim Vuslat'ın açıklaması vardır ve ben o açıklamayı dinlemeden asla kafamda kurmayacaktım veya yargılamayacaktım. Aşağıdan gelen gürültü kesildiğinde gözyaşlarımı silip Vuslat'ı aradım. "Yavrum?" rahat sesiyle gözlerimi kapattım. "Nasılsın diye aramıştım müsait misin?" "Bir dakika bebeğim." pislik herif kendi bebeğine piç derken karısına bebeğim diyordu. "Evet şimdi müsaitim." "Kelem ve çilek aldın mı?" sanki her dafesında bunu sorup onu bunaltıyormuşum gibi, "Aldım, akşam beni beklersin diye getirmedim. Akşam yemeği dışarda yemek gibi planlarım var sonra belki otele geçeriz?" normalde olsa seve seve kabul ederim fakat otel fikrini neden sunduğu bence barizdi. Özellikle Vuslat gibi terbiyesiz aklı fikri tabiri caizse çifleşmede olan adamın niyeti açıktı. "Aslına bakarsan bu gece Halef ile takılmayı düşünüyorum. Gelin-Görümce biraz konuşalım dedik." dediğimde hafif güldüğünü işittim. Elbette teklifini anladığımı bu yüzden yalan söylediğimi anlamıştı. "Bebeğim altında bmyle kıvırsan çok daha az acı çekersin ilkte" dediğinde utansamda Allah'a çok şükür yanaklarım asla kızarmıyordu. "Vuslat tamam kapat akşam konağa gel seni beklicem." vedalaştıktan sonra telefonu bıraktım. Eğer gerçekten sözlüyse bunu önceden belli edip palavralar düşünmesine izin veremezdim. Muhtemelen geç gelecekti çünkü işi Bursa'daydı ne kdar sabahın köründe çıksada işleri bitmiyordu. İşten izin almamın yararı olmuştu Mardin'e gelmeden önce eğer almasaydım hamile halimle Vuslat ile beraber Bursa gidip gelecektim. Ya da tekrar Bursa'da kalırdık dönmek yerine bilmiyorum ama aile ortamını sevmiştim valla 1 haftalık iznim bitene kadar gitmek gibi niyetim yoktu. Vuslat'ın ailesi çok sempatik insanalrdı her ne kadar Kerim bana karşı yabani davransada şimdi onun davranışları yüzünden herkesi kötüleyemezdim yumarda Allah vardı. Eflah, Halef, Ümmühan, Şener Bey ve Güneş Hanım hatta Esil bile bana karşı iyi davranıyordu. Yani aile açısından sorunum yoktu. Akşam koacm geldiğinde düğün ve resmi nikah konusuna ailecek karar verecektik. Bebek için kadınlarla da şimdiden liste hazırladıkmı kendi ailemin düzenini kurmuş olacaktım. Sadece Vuslat'ın bebeğe olan tutumunu yumuşatmak kalıcaktı. Asla tam olarak kocamı değiştiremezdim fakat biraz daha tumuşak hale getirip en azından arada bir bile olsa çocuğumuzla konuşmasını onunla ilgilenmesini sağlayabilirdim. Ben ilk başta bir bebek bizim hayatımızı değiştirir diye düşünüyordum. Haklıymışımda değiştirdi fakat isteğimi eksik söylemişim. Bebeğimiz bizim hayatımıza benim için kader, mucize ve mutlulukla girerken, Vuslat için yalnızca kıyamet ve nefret edilecek şeydi. İsmi bir varlığı bile yoktu bebeğimizin babası hayatında. Ondan nefret ediyordu. Daha yalnızca bilmeden bir kez dokunmuşken bebeğimizden nefret ediyordu. Buna hakkı yoktu her ne yaşadıysa bunu bana anlatmalıydı. Bana anlatmak istemiyorsa da biriyle paylaşmak ve sorunundan kaçmak yerine birileriyle paylaşıp konuşarak bir çözüm bulmalıydı.