♟️VALİM🥊 2. BÖLÜM BEBEK Esaslı kadınmış. Bize uymaz ama sana çok yakışır Vuslat "Vuslat sevgilin yine geldi artık bende gerçeği merak ediyorum eğer gerçekten hamile değilse ve sorunu varsa tedavi edilmeli." daha fazla dinlemeye tahammul edemeyip çağrıyı sonlandırdım. Eğer karım duyarsa Ayça ile konuşmama Erva sıcak bakmayacaktı. Açık konuşmak gerekirse bir çocuk fikrine asla sıcak bakmıyordum. Kendi çocukluğumdan nefret ederken bir çocuk büyütemezdim. Tamam yaptığım aşalık bir hareket ama... Olmuyordu. Bir çocuğun mutlu olma fikri beni rahatsız ediyordu. Belki Erva bir gün hamile kalacaktı ama asla bilmeyecekti. Ayça dışında bir doktora gitmezdi karım. Ayça da benim dediklerimi dediği için sorun yoktu. Dediğim gibi belki Erva bir gün hamile kalacaktı fakat daha çocuğun varlığını bilmeden o çocuk yetersiz beslenmeden veya ilaçlardan ölecekti. Çocuk istemiyordum. Aşağıda Kerim abim ve Beste yengemin nikahı kıyılırken içim daralıyordu. Annem artık evlenmemi istiyordu. Aşireti bahane ederek bebek olmasını ve valiliği bırakıp babamdan sonra ağa olmamı bekliyorlardı. Ben daha evlilik düşüncesini bile kabullenememişken benden çocuk istiyorlardı. İşin kötü yanı artık onları oyalayacak yalanım kalmamıştım. Aşağı indiğimde koltuğa oturdum. Beste yengemin kardeşi Mısra koşarak gelip yanağıma oturduğunda elimi tutup yüzük parmağıma dokundu. Elimi geri çekmek istediğimde izin vermeyip daha sıkı tuttu. "Ne saçmalıyorsun sen Mısra!" "Vuslat parmağında yüzük izi var! Ve odanda bir yüzüm buldum Erva'nın Vuslat'ı diye." şok içinde yüzüne bakarken kaşlarımı çatıp dikkatimi topladım. "Odama girip eşyalarımı kurcaladın yani öyle mi?" yanıma koşarken askılarından birisi düşmüştü onu düzeltirken yüzüme bir ışık çarptı. Başımı eğip yana eğdiğimde Mısra da ışığı fark etmiş gibi yanağıma dokunup kagamı sağa çevirdiğinde ışığın flaş olduğunu anladım. Siktir! Bu Mesut'tu! Resmimi çeken kişi Mesut'tu benim dikkatimi çekmek için flaşı açık bırakmıştı! Hızla Mısra'dan uzaklaşıo bahçeye çıktığımda Mesut arabasına binip bana el sallayarak uzaklaştığında ayağıma değen taşlara tekme attım. Ya Erva göndermişti ya da beni Erva'ya kötüleyecekti. Elimi saçlarımın arasında geçirdiğimde korumalara seslendim. "Şeyma! Bu herifi yakalayın!" Şeyma hemen görevli olduğu arabasına binip aracı takip ettiğinde Erva'yı aradım. Elbette çoktan haberi olmuştu! "Karım." Sessiz çıkan sesimle utandım. Büyük bir insan değildim ama yanlış anlaşılma oldupunu bildiğim yaşadığım halde karımın karşısında dik duramamak onur kırıcıydı. "Efendim Vuslat ne oldu?" "Bak gerçektsn yanlış anlaşılma var Mesut sanki bu anı kollamış gibi..." sözümü bitirmeme izin vermeden sesini biraz yükselterek araya girdi. "Vuslat eğer öyle bile olsa o kamera olmayan bir anı çekemez. Yok açı falan dersende dümdüz çekmiş sizi. Sen ne olarak gittin oraya neyke takılıyorsun?" "Erva şüphen mi var bende?" "Yo, yo, yooo! Öyle alakasız konuları araya sokarak kurtulamazsın!" derin bir nefes verdim. İnadını sikeyim katırla yarışırdı! "Yavrum tamam suçluyum ama ben ne yapabilirim..." "Vuslat şimdi oraya geliyorum ister kaç kaybol umrumda değil annenin babamın ailenin ve aşiretinin karşısına çıkıo ben Vuslat'ın karısıyım diyeceğim. İşte o zaman ne yaparsın diye bi düşün." "Ya biraz dur be kadın söylicem dedim ya." Çocuk sesi geldiğinde irkildim. Haberinin olması yanında yolda mıydı? "Aynen öyle bebeğim yoldayım ve şuan o olduğun konumun bir alt sokağındayım." telefonu kapatıp içeri koştuğumda annemle göz göze geldim. Galiba biraz batırmıştım. Annem dolan gözleriyle bana baktı. "Eh be oğlum madem bir karın var bizden neden saklıyorsun. Ne yaptı o kadan sanada sen ondan utanıyorsun?" hemen karşı çıktım Erva'dan utanmıyordum. "Anne hayır utanmıyorum sadece zaman vermek istedim." "O zamanı vermekte aklına evlenince gelmiştir." "Anne" bana yaklaşıp sesini alçalttı. "Konuşma. Konuşmaki bende bir kıza, bize sürekli yalan söylemeni sindirmeye çalışayım. Oğlum, sen böyle rezil biri miydin? Vali oldun diye sevindik çünkü doğruluğuna güvenmiştik. Ya sen daha en yakınlarına yalan söylüyorsun tanımadığın insanlara nasıl doğruyu söyleyeceksin!" haklıydı ama kendimce nedenlerim vardı. Kim istemezki sevdiği aşık olduğu kadını yanından ayırmamayı? "Annem bir dinle beni" "Seni niye dinleyim Vuslat! Sen doğmadan önce biz abinler iyileşsin diye her şeyi geride bırakıp tekrar buraya geldik. Sen doğduğunda sırf sen oku diye hepimiz İstanbul'a taşınmadık mı? Sen arkadaşların yanında kendini çocuk hissetme diye Mardin'e döndük diye mi yalancı oldun? Söyle bana Vuslat, biz kendimizden vazgeçtik sizin için ama sen şimdi böylemi bize saygı duyuyorsun." "Anne abartıyorsun sadece bir yalan." sabrı taşmış gibi yanakları kızardığında başımı öne eğdim. "Haklısın oğlum koskoca vali olmuşsun fakat insan olamamışsın bir yalan mı çok şimdi." pes edercesine konuştuğunu dudaklarımı aralasamda babamın geldiğini görünce sustum. "Hanım, gelinimiz bekliyor seni bir şey söyleyecekmişin çağrır mısın baba dedi." annem sessizce babamı onaylayladığında babam bana döndü. "Ne yaptında karımı üzdün Vuslat?" "Bir şey yok baba." sanki yine yalan söylememi içine dert etmiş gibi gözünden bir damla aktığında nefes alamadım. Ayşe, "Şey hanımefendi ayakkabı veya terlik ister misiniz?" dediğinde sesin geldiği yöne döndüm. "Hayır, canım teşekkürler. Bana kocamı getirebilir misin. Adı Kerem Vuslat Günerşen." insankar sustuğunda Erva yalın ayak konağın içindeydi. Ellerimi yüzüme bastırıp inlediğimde annemin güldüğünü duydum. "Esaslı kadınmış. Bize uymaz ama sana çok yakışır Vuslat" anneme baktığımda beter ol dercesine bakıyordu. "Sen ilk nerede gördün karımı?" "Seni ne ilgilendirir?" Kardeşim Ayşe bana baktığında Erva da baktı. "Abi bi bakar mısın?" Erva konuşmama fırsat tanımadan kolundaki çantadan bir kağıt çıkardı. "Yok canım benden önce abin şuna bi baksın." beş altı adamla yanıma gelip kağıdı yüzüme vurduğunda öfkeden gözü dönmüştü. Benim karım sadece sinirliyken sakin olurdu. "Erva sıra..." yüzündeki gülümsemeyi koruyarak kağıdı işaret etti. "Kağıt kocacım kağıt" neredeyse herkesin odağı biz olmuşken dörde katlı kağıdı açtım içeriğini anlamamla kapatmam bir oldu. Eflah sorun olduğunu düşünüp yanımıza geldiğinde Erva'nın yanında durdu. "Vuslat abi istersen boş bi odaya geçin?" "Eflah." "Efendim Vuslat abi?" "Siktir git" "Hemen Vuslat abi." hızla yanımızdan ayrılırken Ayşe kardeşinide yanına alıp misafirlerin yanına gidip onları dışarı çıkartırken Erva herkesin duyacağı şekilde, "Evet, Vuslat baba oluyorsun ailemize minik bir bebek katılıyor." kimseden çıt çıtmazken kahverengi gözlerine baktım. 5 aylık hamileydi. "Erva konuşalım ama burada değil." onaylayıp elimi tuttuğunda fikrini değiştirmesine fırsat tanımadan onu kucağıma alıp üst katta çıkardım. Kendi odama girdiğimde kapıyı kilitledikden sonra Erva'yı bıraktın. Elimdeki kağıdı alıp sanki daha önce bakmamış gibi yüksek sesle tekrar okudu. Şaşkınlıkla bir nide koyverdiğinde, "Oha hamileymişim!" dedi. Kaşlarım çatıldığında pot kırmış gibi alttan alttan bana baktı. "Sanki bilmiyordun." Umursamazca omuz silkti. "Yoo bilmiyordum. Eğer değilsem bile beni bozmayacağına inanıpta attım yüzüne kağıdı. "Has siktir! Ya ben değilde başkası baksaydı?" "Baktırır mıydın?" "Bok baktırırdım!" ellerini tuttuğumda neden geldiğimizi hatırlamış gibi sitemle geriye çekildi. "Kavga sevmem ama bunların sana geri dönüşü mutlaka olacak. Şimdi geri bas ve ailene gerçekleri söyle. Ve en yakın zamanından bir nikah tarihi istiyorum. Abinlerden ayrı olsun gelin kıyaslamalarını dinleyemeyeceğim." "Erva! Geldiğinden beri tavırlısın dur bi yerinde. Tamam hallederiz." gömleğimin düğmelerini açarken rahatsız olmuş gibi yüzünü buruşturdu. "Midem bulanıyor defol odadan kokun bile tiksindirici." kaşlarım hayretle kalktığında beni kapı dışarı etti. "Hamileliğine dua et sen yoksa bak bakalım sen o yataktan kalkmaya bile üşenecek hâle gelmiyor muydun." Aşağı yukarı yapmaktan yorulmuştum köşedeki koltuklardan birine oturup soluklanırken odalardan birinden Mısra çıktı. "Bizi mi dinliyordun sen?" gözlerini kaçırarak ellerini karnının üzerinde birleştirdiğinde kısık sesiyle konuştu. "Vuslat ben..." "Aramızdaki yaş farkını cümle içinde belirt Mısra. Ayrıca aşağıda da duygun Erva ve benim çocuğumuz olacak ona göre davranırsan." "Ne var yani! Bizimde çocuğumuz olacak 2 aylık hemde!" aldığım nefesler boğazımda kalırken öksürdüm. İkinci bebeği yapmamıştım ki? "Ney anlayamadım?" yanıma yaklaşıp koltuğa oturduğunda hemen ayapa kalktım. Eskiden erkeklerin kurduğu bir cümle vardı hiç sevmezdim ama haklıymışlar Mısra'nın üzerine ceket bıraktım üşümesin diye tutup hamile kalmış! "Vuslat, lütfen anne söyleme ama hamileyim bende 1 ay önce öğrendim." "Benden değil o çocuk!" dedim bağırarak. "Bağır bağır herkes duysun olmaz öyle." "Umrumda değil ceketten hamile mi kalınırmış arkadaşım? Siktir git ordan kabul etmiyorum!" "Ne ceketi?" "Bir ara bahçede ağlarken uyuya kalmıştın Alihan abimde ceketimi üstüne örtmemi söylemişti." kafasını anladım dercesine sallayıp "Alihan niye ceketini vermedi?" Mısra bana bakarken Erva çığlık attı. Hemen sağdaki odaya girdiğimde Erva'nın elinin karnında olduğunu gördüm. "Ne oldu Erva!" ellerimi karnına yerleştirip onu yatağa oturttuğumda gözleri dolu doluydu. "Seninki bana tekme attı!" bugün mal tarafımdan kalkmış olmalıydı çünkü neye inansam elimde kalıyordu. "Benim ki kim?" gözleri etrafta bir şey arıyormuş gibi dolaştığında gözleri kapı eşiğindeki Mısra'da durdu. "Onda da olan seninki." "Lan benden onda bir şey yok ki?" ufaktan sinirlenmeye başlarken ellerimi tuttu ve karnına deydirmeye devam etti. "Ben öyle mi dedim! Ohooo sen beni dinlemiyorsun ki." acaba şuan saçmaladığının farkında mıydı? Kaşlarımı çatıp gözlerim karnına deydiğinde küfür ettim. "Sen bizi duydun ve bunu fırsıta çevirdin değil mi?" ellerimi sertçe geri çektiğimde canını yakmayı umursamadım. "Evet duydum ve o kızın bebeğine sahip çıktığı gibi bebeğimize sahip çık istedim." çenesini tutup biraz sıktığımda acıyla inledi. "Bak ne dicem Erva? Eğer o çocuk doğarsa asla babasını yanında görmeyecek! Ve sen yüzüme her baktığım o çocuğa hamile kaldığına pişman olacaksın." çenesini iterek bıraktığımda yatağa düştü öfkeyle dışarı çıktığımda misafirlerin arasından geçerek arabama bindim. Olurda hamile kalırsa ona ne olacağını önceden söylemiştim. Şimdi birde herkesin içinde bunu söylemesi aptallıktı. Erva'ya aşıktım ona zarar vermezdim ama piçe, o piçe her gün tüm acıları yaşatmaktan çekinmeyecektim. ♟️ Ellerimi yatağa bastırıp ayağa kalktım. Öfkelenince kimseyi gözü görmeyen hasta bir adama aşık olmıştum. Her seferinde bunu yüzüme çarpmaktan geri durmuyordu. Mısra ellerini karnında birleştirmiş mahcubiyetle bana bakıyordu. Mısra saçları omuzlarına gelen açık kumral saçlı kahverengi gözlü kumral tenli genç bir kızdı. Yanlış hatırlamıyorsam diş hekimiydi. Yaşı 27 civarlarıydı. "Kusura bakma ve merak etme abi diye sığındığın adam benim kocam. Onun yapmadığını yapmak benim görevim. Ben konuşurum sevgilinle bebek mevzusunu." Mısra salona girdiğim ilk andan itibaren gözlerini Vuslat'ın abisi Alihan'a bakıyordu. Alihan da aynı şekilde Mısra'ya bakıp ara ara onunla konuşuyordu. Elbette dazduz dalmamıştım ortama birinin beni fark etmesini beklemiştim ve o kişide Vuslat'ın kardeşi olmuştu. Alihan bebeği bilseydi eminim fark ettirmeden bile olsa dokunmaya çalışırdı çocuğuna. Vuslat'ın tam tersiydi Alihan. "Gerçekten bunu yaparsan çok iyi olur çünkü daha hiçbir şey ortada yokken benim böyle hamile olmam." ellini tuttuğumda ben devam ettim. "Adım Erva." "Memnun oldum. Şey Vuslat senden hiç bahsetmedi." derin bir nefes verdim. İşine öyle geliyordu çünkü. "Daha sadece dini nikahımız var düğünü Mardin'de yapmak istedim." yine Vuslat kaçıp gitmişti ve ben her şeyi düzeltmeye çalışıyordum. "Anladım peki bebek kaç aylık yeni mi?" "Aslında beş aylık meğer dini nikahımız kıyıldığından beri bizimleymiş ama bende yeni öğrendim." "Vuslat çocuk sevmez." "Vuslat sevmeyebilir kendi kararı ama istemek zorunda. Bunu onda söyleyeceğim. Bu bebeğe sahip çıkmak arkasında durmak ona düzgün bir hayat ve aile vermek zorunda." Mısra biraz daha benimle konuşup sonra ablası Beste'in ve Vuslat'ın abisi Kerim'in nikahı için aşağıya inmişti. Pencerenin önüne gelip bahçeye baktım. Herkes kendi derdinde mutluluk sağa sola koştururken Kerim'in gözlerindeki parıltıyı gördüm. Vuslat bana bir kere böyle bakmamışken abisi müstakbel karısı ona arkasını dönmüşken bile gözleri parlıyordu. Vuslat'ın ailesine fazlasıyla hakimdim. Güneş Hanım ve Şener Bey'in 7 çocuğu vardı. Mardinde sevilen ve adı çokça duyulan bir aileydiler. 3 kızları 4 oğulları vardı. Yaş sıraları büyükten küçüğe Kerim, Alihan, Ayşe, Vuslat, Halef, Ümmühan, Eflah'dı. Eflah'ı çocukca hareketlerindne dolayı Vuslat pek sevmediğini ama canı yanarsa canının yanacağını söylemişti. Aynı zamanda Ayşe, Kerim ve Alihan değilde küçük kardeşlerine karşı hasas olduğunu belirtmişti. Kerim, siyah dağınık saçlı, kirli sakallı siyah gözlü sıcaktan nefret eden bir adamdı. Vuslat gibi etli dudakları vardı. Vuslat tıpkı abisi gibiydi. Boyu posu bakışı aynı Kerim'di. Ama huyları çok farklıydı biri sıcağı sevmezken diğeri hiçbir şey sevmezdi. Biri ana kuzusuyken Vuslat'ın ne olduğu belli değildi. Alihan ise hepsin farklı cıvıl cıvıldı. Kısa tuttuğu saçları biraz sarıya çalarken sakalları da kısaydı. Asker olduğu için genellikle kolları yara doluydu. Günerşen kardeşlerinden en tatlıları, canayakınları Eflah ve Alihan'dı zaten. Eflah ise üniversiteyi okuyan haylaz sevimli bir çocuktu. Son çocuk olmasının getirdiği şımarıklıkları genellikle ablası Halef çekiyordu. Sebebi ise Eflah'ın hem ablası hem annesi gibi olmasıymış. Aslında ilk başta Halef'i erkek sanmışlar ve adını Eflah koymak istemişler. Ancak kız doğunca alınan eşyalar boşa gitmesin diye harflerin yerini değiştirip Halef yapmışlar. Bu fikir Güneş Hanımınmış. Şener Bey olmaz desede Güneş Hanım 'Eflah diye bir çocuğum olucak ve ikisinin arası bizim aramızdaki aşkın kardeşlik hali olacak' demiş. Güneş Hanım aslında çok tatlı bir kadın fakat neden Vuslat ile olmamı istemiyor anlamıyorum. Üzerime çöken yorgunlukla penceremi kapatıp yatapa uzandım. Ayça bana yalan söylemiş. Benim bir bebeğim olmuştu. Belki Ayçe en başta dürüst olsaydı Vuslat'ı bebeğimize alıştırma zamanım daha fazla olurdu. Yaklaşık 4 ay içinde onun kayır inadını kırmam zordu fakat denemekten vazgeçmeyecektim. Kuruyan ağzımla uyandığımda dışarı baktım. Hava kararmıştı. Muhtemelen nikah biteli çok olmuştu. Odamdan çıkıp mutfağa indim susamış ve acıkmıştım. Salonda oturan birkaç kişi bana bakarken Eflah kalkıp yanıma geldi. "Erva yengem acıktıysan ben sana yemek hazırlayım sende üzerine değiştir Halef'imin kıyafetleri sana olur." gevşekçe kolumu tutup beni salona yürüttüğünde ona ayak uydurdum. "Konağa gidicez birazdan da önce dünürlerimizle tanış." Boğazını temizleyip salondakilere seslendi. "Ailem!" herkes ona baktığında çocuklar oyuncaklarını ortada bırakıp annelerinin kucaklarına oturdular. Güneş Hanım saçındaki örtüyü düzeltip, "Oğlum yengen hamile ne diye ayakta tutuyon?" dediğinde Eflah nazikçe beni bir koltuğa oturttuğunda şaşkındım. Güneş Hanım ya şimdi yalan söylüyordu ya da Vuslat beni kandırmıştı. "Evet, canım ailem. Erva yengem abim Kerem Vuslat'ın dini nikahlı karısıdır. Aynı zamanda bebeğinin annesidir. Erva yengem Bursa'dan Mardin'e gelmesinin sebebi burada düğün yapmak istemeleridir ayrıca resmi nikahları burada kıyılacak. Açıkçası ben şaşırdım çünkü abim kimseyi sevmez sanıyordum fakat Erva yengemi sevmiş. Üstüne birde evlenmek için onu Mardin'e getirmiş." ağlamamak için zor duruyordum. Kocamın yapması gerekenleri kardeşi yapıyordu. Sen, benim kocam yapmaz dediğim her şeyi yaptın ya Allah seni olmaz dediklerinle sınasın Vuslat. Gözümden akan yaşları sildiğimde Eflah yumuşak tuttuğu bakışlarıyla bana baktı. Şimdi neredeydi Allah bilir, aşağılık herif bari yalandan yanımda olsaydı. "Erva yengem siz tanışamadınız. Enşan ailesi," orta yaşlarda simsiyah gür saçlı bir adam gösterdi. "Yavuz Enşan, Beste'nin babası." Yavuz'un yanındaki saçlarına beyaza boyamış kadını işaret etti. "Tuğçe Enşan, Kübra Enşan Mısra'nın annesi ve Ruken Enşan" son söylediği kadın fazla gençti ayrıca mutsuz gözüküyordu. "Memnun oldum bende Erva Günerşen,"3 kadın Güneş Hanıma dönerken Yavuz Bey bana bakıyordu. Sarı gözleri karnımın üzerinde gezindikten onra başını öne eğdi. "Müsadenizle ben üzerimi değiştirsem." tekli koltukta oturan su yeşili gözleri olan beyaz tenli kumral uzun saçlı kadın yanıma helip koluma girdiğinde Eflah'a hitaben, "Biz yukardayız yemek olunca çağırırsın." dedi ve beraber üst kata çıktık. "Senin adın ne?" kaba bir soru ama ne yapayım Vuslat'ın aile fazla kalabalıktı. Kadın kahkaha attı. "Halef Günerşen," Aşağıda tanıştığım aileyi kodlayarak aklımda tutmuştum. Sıra Halef'e gelmişti. "Sen itfaiyeciydin değil mi?" "Evet, 2 yıldır. Peki sen?" "Adımı söylemiştim zaten Bursa da doğup büydüm ve savcıyım." gözlerini şaşkınlıkla açtığında bir kez daha pes etmeyen gençliğimle gurur uydum. "Çok güzel." "Teşekkür ederim." odaya girip bana bir elbise verip odadan çıktığında üstümü değiştirdim. Çoğu kişi tanıyordum zaten. Telefonumu alıp Vuslat'ı aradım. Uzun çalışlar sonra telefonu açtı. "Alo buyrun Erva Hanım?" Vuslat'ın koruması Şeyma'dı telefonu açan. "Şeymacım kocam nerde biliyor musun?" "Erva Hanım kocanız biraz sarhoş bu halde konuşmamanız daha iyi." "Kocam içki içmez Şeyma yine yaralandı mı?" "Maalesef ama İskender yanında sorun yok yani, hastanedeyiz dikiş atıyorlar. Muhtemelen bu gece burada kalır" derin bir nefes verdim. "Eğer beni görmek isterse ya da bunu sezersen hemen beni ara gelirim. Bi de ne olur ne olmaz diye hastanenin konumunu bana atar mısın?" "Hemen atıyorum iyi akşamlar." telefonu kapatıp çantamın içine attım. Kocam kendine olan sinirini benden çıkarıyordu. Mardin'in havası çarptı galiba kocamı eskiden böyle değildi.
Bölüm 2
Bebek
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.