İçeriğe geç

Umuda uzanan yolculuk

Bölüm 3 · 17 dk okuma

Umuda uzanan yolculuk

Bölüm 3

3. Bölüm: "SUÇ ÇETESİ"

''Her son yeni bir başlangıç mıdır?''

''Her zaman şunu derim kendime; Karanlıktan aydınlığa çıkmak senin elinde, hayallerine kavuşmak senin elinde! Eğer sen bu hayallerinden vazgeçmez ve onlara sıkıca sarılırsan o zaman senin önünde kimse duramaz. Sen yeter ki pes etme hep güçlü dirayetli ve dik başlı ol. Hiç bir şeyden korkma, kimseye boyun eğme, kimseden çekinme...'' Annem, beni hep bu sözleriyle avuturdu. Hiçbir zaman hayallerimden vazgeçmemem gerektiğini onlara sıkıca sarılmam gerektiğini söyleyip dururdu. Fakat şimdi öyle bir yerdeyim ki ne yapmam gerektiğini, nasıl davranmam gerektiğini soracak bir annem yoktu. Şu an bulunduğum yerde bana doğru doğrultulmuş bir silah vardı. Arkamı döndüğüm an bana ateş edebilecek bir silah...

Okulun çatısındaydık arkamı dönmemi istemeyen tanımadığım bir adam, bana silah doğrultuyordu. Korkudan tir tir titriyordum ama bir şey yapamıyordum. Ona engel olamıyordum. Hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Hiç bu kadar ne yapacağımı bilememiştim ve hatta Selim'i öldürmüş olabilir düşüncesiyle neredeyse dizlerimin bağı çözülüp yere düşecektim.

Derken bir ses duyduğumda içime su serpildi. Bu ses Selim'in sesiydi.

"Sakın yapma, ateş etme! onun hiçbir suçu yok. Senin derdin benimle!" dedi tedirgin bir ses tonuyla konuşurken, arkamı döndüm. "Onu bırak beni al." Dediğinde silahı bu kez Selim'e doğrultmuştu. Hafif kır saçlı, paspal giyimli bu adam. Bu adamın derdi neydi? Derdi belli ki Selimleydi ama onun Selim ile ne gibi bir derdi olabilirdi ki? Ben düşüncelere daldığımda adam hiddetli bir şekilde konuşuyordu. Selim'e doğru doğrulttuğu bu silahı sallayarak.

"Senin yüzünden oldu hepsi" dedi bu garip giyimli adam. Anlam veremeyerek bakıyordum her ikisine de derken yağmur yağmaya başladı. Hava aniden karardı oysa akşam bile olmamıştı.

"Eğer sen orada olmasaydın bunların hiç birisi olmayacaktı." Dedi silahlı adam. Selim ise onu sakinleştirmeye ve elindeki silahı bıraktırmaya çalışıyordu. Ona yavaşça yaklaşmaya çalıştığı sırada silahlı adam onu durdurmak ister gibi "Olduğun yerde dur yoksa vururum!" Dedi. Selim olduğu yerde kaldı bir adım daha yaklaşamadı.

"Tamam! Durdum bak yaklaşmıyorum." Dedi bir kaç saniye durdu ve ekledi.

''Silahını bırak! Sakince konuşalım.'' Selim onu sakinleştirmeye çalışırken, çatı katının kapısı aniden açıldı ve içeriye polisler girdi. Ben polisleri gördüğümde rahat bir nefes aldım. Eli silahlı bu adam ani bir hareket yapıp boynuma dolandı ve beni esir aldı. Korkudan tir tir titrerken Selim öfkeyle konuşmaya başladı.

''Kızı bırak beni al! Senin derdin benimle neden anlamıyorsun?'' o sırada polisler çevremizi sarmıştı. Eli silahlı adam ise o kadar öfkeliydi ki kimseyi dinlemiyordu. Silahı bana doğrulttu ve tehditler savurmaya başladı.

''Benim canım nasıl yandıysa senin de canın yansın!'' dediğinde silahının tetiğinin çekiliş sesini duydum. Korkudan gözyaşlarına boğulmuştum. Hiçbir şey yapamıyordum. O kadar sıkı kavramıştı ki boynumdan en ufak bir hareketimle buracıkda öldürebilirdi beni.

''Etrafın sarıldı. Bırak kızı, buradan kaçışın yok! Gel teslim ol!'' polisler ne kadar ikaz etseler de asla vazgeçmiyordu. Bir yandan arkasında ki yüksekliğe baktığında sanki buradan kaçışının olmayacağını anlamıştı ki sıkı sıkı tutan kollarının gevşediğini hissettim. Sanırım teslim olacak gibiydi. Tam o sırada bir kaç cümle döküldü dudaklarından, sanki birine sesleniyor gibiydi.

''Özür dilerim senden sevgilim. Sözümü tutamadım.'' dediğinde nihayet beni bırakmıştı. Koşarak Selim'in yanına gittim. Selim ise bana bakıyordu o kadar endişelenmiş ve korkmuştu ki bir sürü sorular yöneltti.

''İyisin değil mi? Bir şeyin yok.''

''İyiyim merak etme. Ama çok korktum.'' dediğimde bir anda sıkıca sarıldı bana, o sırada polisler silahlı adamı tutuklayıp götürdüler. Selim ile beraber orada bulunan oturma alanına yöneldiğimde adamın son kelimeleri takıldı aklıma ''Özür dilerim senden sevgilim. Sözümü tutamadım.'' derken ne demek istedi acaba? Selim ile ne ilgisi olabilirdi? aklımda bir dünya soruyla koltuklardan birine oturdum. Selim de tam karşıma otururken kapıdan içeriye Eymen ve Ege girdi.

''Abi iyi misiniz ya? Öldük meraktan dışarıda polisler içeriye girmemize izin vermediler.'' Ege telaşla konuşurken Eymen de hemen ardından ekledi;

''Bu eli silahlı adamı bir yerden hatırlayacağım ama...'' diye eklediğinde Selim'in derin bir nefes alıp konuşmaya başladığını gördüm.

''Biz iyiyiz de siz nasılsınız bir şey oldu mu size?'' dedi Selim ardından Ege devam etti;

''Yok abi ya biz iyiyiz.'' dediğinde bir şey fak etmiştim. Eymen Selim'e soru sorduğunda bana bakıp Eymen'e bir takım kaş göz işareti yaptığını gördüm ama anlayamadığım bir şey vardı. Bu adamı biliyorlar da benden mi gizliyorlardı? oturduğum yerde duruşumu düzeltip, aklıma takılan bu soruyu sormaya karar verdim.

''Selim?'' başımı ona çevirdiğimde başını evet anlamında salladı,

''Eymen'in sorusuna neden cevap vermedin? Benden gizlediğiniz bir şey yoktur umarım.'' Selim resmen dediklerimi duyduğunda tedirgin oldu. Bu soruyu sormamı beklemiyordu sanırım.

''Yok ya ne olacak? Bir şey olsa bilirdin.'' geçiştirir gibi cevapladı sorumu. Bir yandan Eymen'e bir yandan da Egeye göz kırptığını gördüm ama bu sefer dayanamadım çünkü gerçekten bir şey vardı ve benden saklıyorlardı.

''Gördüm sizi!'' dediğimde Eymen söze girdi.

''Neyi gördün Kumru?''

''Birbirinize göz kırptınız, gördüm.'' Birbirlerine baktılar fakat hiçbir şey söylemediler. Devam ettim.

''Yok artık benden ne saklıyorsunuz siz hemen dökülün!'' Selim derin bir nefes verdi ve nihayet pes etti. Sanırım her şeyi anlatacaktı her şeyi...

''Bak Kumru, bunları anlatıyorum çünkü benim hiçbir suçum yok önce bunu bil.'' dedi iyice meraklanmıştım. Bu seferde konuya Ege dahil oldu.

''Hani daha az önce alt kattaki sınıfımızda tanışırken Selim'in hazırlık okuduğu için bir yıl sınıfta kaldığını söylemiştik ya.'' dedi.

''Evet?'' dedim. Ege bir sağa bir sola dolanıp duruyordu. Derken nihayet sözüne devam etti.

'' Aslında...'' dedi ve durdu söze devam etmek istemedi Selim'e bakıyordu.

''Ay hadi anlatacak mısınız artık? Yoksa bütün gün burada oturup birbirimize mi bakalım.'' Selim ayağa kalktı.

''Tamam ben anlatırım Ege otur oraya Eymen sende otur.'' Eymen ve Ege yanımdaki ikili koltuğa geçip oturdular. Hep beraber Selim'in anlatmasını bekliyorduk.

''Bundan iki yıl önceydi... İlk ehliyetimi aldığım zamanlar yani o kadar heyecanlıydım ki çünkü ilk defa babamın arabasını kaçırıp Eymen ve Egeyi de yanıma alıp şehirde bir gece tur atacaktık.'' dediğinde Eymen ve Egeye baktım. Şaşırmıştım. Aslında neden şaşırıyordum ki onlar eskiden beri tanışıyorlardı zaten. Bakışlarımı tekrar Selim'e çevirdiğimde anlatmaya devam ediyordu. O sırada araya Ege girdi.

''Abi felekten bir gece çalalım dedik onda da başımıza gelmeyen kalmadı.''

''Ne geldi ki başınıza?'' dedim Eymen oradan dahil oldu.

''Ağabeyciğim bir sus da dinleyelim ya.'' Egeye laf atarken. İkisinin atışmalarına güldüğümde başımı tekrar Selim'e çevirdim.

''O gün birazda sarhoştuk, akşamdan içkilerimizi alıp arabaya koymuştuk. Sonrası işte hayal meyal hatırladıklarımla sınırlı, sarhoş kafaya gaza bastıkça basmışım bastıkça basmışım. En sonunda bomboş yolda giderken önüme aniden bir kadın atladı. Arkadan Eymen'in sesiyle frene basmam bir oldu.'' Olup bitenleri şok içinde dinliyordum. Derken devam ediyordu konuşmasına,

''Kafamı kaldırdığımda elim ayağım birbirine dolanmıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Ege, Eymen ve ben arabadan indiğimizde, arabanın önünde yere uzanmış yatan bir kadın gördük. Şok olmuştuk. Gerçekten de ben bir kadına çarpmıştım.'' Dediğinde resmen donakalmıştım. Nasıl bir şeyin içindeydim ben? Gözlerimi Selim'e çevirip,

''Sen ne diyorsun Selim? Birine çarptım ne demek?'' Korku dolu gözlerle bakıyordu bana, bir o kadarda masum... Ayağa kalkıp, tam karşısına geçtim.

''Yani demin burada beni rehin alan adamın karısı falan mıydı?'' dediğimde başını evet anlamında salladı.

''İnanamıyorum size ya birine çarptınız öyle mi? Ya bu adam burada hepimizi öldürseydi? Ya birimizden birimize bir şey olsaydı?'' üçüne teker teker yöneltiyordum sorularımı ama hepsi de benden gözlerini kaçırıyorlardı. En sonunda dayanamayıp Ege söze girdi,

''Tamam hatamızı anlıyoruz. Ama bizi anlamaya çalış Kumru, kafamız yerinde değildi o zaman.'' Başımı ona çevirdim ve devam ettim.

''Ne demek kafamız yerinde değildi ya, madem içkiliydiniz neden araba kullandınız?'' Bu sefer Eymen konuştu,

''Kumru, tamam sakin olmaya çalış biraz.''

Derin bir nefes aldım. Sakinleşmem gerekiyordu bu olan bitenleri sindirmem gerekiyordu. Daha az önce gülüp eğlenerek tanıştığım arkadaşlarımın içinden bir suç çetesi çıkmıştı sanki,

''Peki bir şey soracağım? Kadın öldü mü?'' Yine üçü de gözlerini kaçırıyordu benden ve yine üçünden de ses çıkmıyordu. Selim derin bir nefes alıp tekli koltuklardan birine oturdu ve anlatmaya başladı.

''Dedim ya o gün sarhoştuk ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Hemen bir ambulans çağırıp oradan uzaklaştık.'' Dediğinde sinirim bozukluğuyla güldüm.

''Ya, demek ambulans da çağırdınız aferin ya bunu bari akıl etmişsiniz.'' dedim sinir bozukluğuyla Selim aldırış etmeden devam etti.

''Oradan gittikten sonra bir daha o kadından haber alamadım ta ki o günden iki hafta sonrasına kadar.'' Dikkatli bir şekilde dinliyordum onu, merak ediyordum çünkü bu hikaye nereye bağlanacak diye kadın ölmüş müydü acaba?

''İki hafta sonra ailemle yemek yerken polisler geldi kapıya, kadına çarptığımız yerde kamera varmış. Kamera kayıtlarından da arabanın plakasını bulmuşlar işte, kadına çarptığımız an arabadan inip kadına bir şey olmuş mu diye baktığımız an... Her şeyi kaydetmiş.'' Merakla dinliyordum onu sanki her şey bir film şeridi gibi kafamda canlanıyordu.

''Dediler ki; ''Selim Güneri burada mı?'' Ben de içeriden sesimi duyunca geldim. ''Buradayım.'' dedim. Dediler ki; ''Hakkınız da ihbar var bizimle karakola kadar geleceksiniz.'' dedi. Bu eli silahlı vardı ya demin meğer o şikayet etmiş beni, karısı da ölmüş zaten.''

O kadar soğuk kanlı bir şekilde anlatıyordu ki olup biteni resmen ağzı açık onu dinliyordum. Derken araya girdim.

''Peki sadece seni mi aldılar? Eymen ve Ege yok muydu?'' Eymen ve Ege'ye bakarak,

''Hayır onlar yoktu. Babam 18 yaşıma girdiğimde arabayı benim üstüme geçirmişti. Hem araba benim üstüme kayıtlı olduğu için hem de arabayı ben kullandığım için bütün suç bana kaldı. Neyse kısa keseyim. Sırf bu yüzden bir yıl hapis yattım. Babamın sayesinde kurtuldum. Az kalsın müebbet yiyordum.'' Şuan duyduklarıma inanamıyordum. Katil desem katil bile değil. Yani sarhoşmuş ama bu kanıtlanmamış yok yere bir yılı gitmiş babası olmasaymış, hatta belki de hala içeride olacakmış. Bu korkunç. Ben düşüncelere daldığım sırada Eymen söze girdi.

''Ağabey, ne olacak şimdi ne yapacağız?'' Selim yerinden kalktı. Düşünceli görünüyordu. Aklından ne geçirdiğini merak ediyordum bu saatten sonra yapacak bir şeyler var mıydı? bilmiyordum.

''İşin kötü tarafı da ne biliyor musunuz?'' Selim durdu. Başını kaldırıp bize bakarak.

''Neymiş ağabey?'' dedi Ege,

''Neymiş?''

''Neymiş?''

Eymenle aynı anda soru yönelttiğimiz de, Selim de tam karşımız da ellerini beline koymuş bize bakarak;

''Bu okulun ortaklarından biri de o olması. Yani bu okulun adını alan kişinin demin gördüğünüz silahlı adam olması.'' Haklı olabilirdi okulumuzun adı Özyurtlar kolejiydi. Durdum ve düşündüm aklıma Selim ile ilk karşılaştığımız o deniz kenarı gelmişti. Bana saati sorduğu ve cevabını aldıktan sonra önümden geçip giderken cebinden düşen kağıt parçası. Duruşumu dikleştirip başımı tekrar Selim'e çevirdim.

''İlk tanıştığımız gün, önümden geçip giderken cebinden bir kağıt parçası düşürmüştün. Ve bende sana o kağıt parçasını getireceğim diye ayağımı burktuğum gün. O günü hatırlıyorsun değil mi?'' durdu. Biraz düşündükten sonra ekledi,

''Hatta seni sağlık ocağına götürmüştüm dedi.

''Evet, işte o gün cebinden düşen kağıtta ''Özyurtlar Koleji'' yazıyordu. Onun burayla bir alakası olduğunu düşünmeliydim." Derken bu kez konuşmaya Ege devam etti.

''Ağabey tabi ya o kağıdı sana ben vermiştim. Karısına çarptığımız adamı araştırmamı istemiştin, bende bu okulun ortaklarından biri olduğunu bulmuştum. Okulun adını kağıda yazıp Selim'e vermiştim.'' Dedi Ege,

Şimdi her şey rayına oturmuştu. Muhatap aldığımız kişi bu okulunda ortaklarından biriydi ileride başımıza iş acar mıydı? Bilmiyorum ama bu adam öfkeliydi ve kolay vazgeçecek birine benzemiyordu. Siz olsaydınız, karınızı ya da kocanızı öldüren bir adamdan hesap sormaz mıydınız? Selim öyle bir belanın içine girmişti ki bilmeden nasıl bir belaya bulaşmıştı böyle? Umarım ileride daha fazla sorun çıkarmaz.

Orada o gün, okulun çatısında daha fazla bir şey konuşmadık. Zaten bu olaydan sonra okul dağılmış, herkes evlerine gitmişti. Neredeyse okulda bir tek biz kalmıştık. Sonra bizde evlere dağıldık. Yaklaşık yarım saatin sonunda eve gelmiştim. Girişte ayakkabılarımı çıkarıp ceketimi askılığa astıktan sonra içeri salona geçtim. Salonda kimse yoktu. Annem hep evde olurdu. Babam ise... babam zaten hiç evde olmadı ki

Hızla diğer odalara da baktım. Fakat alt kattaki odalarda kimse yoktu. İyice merak edip üst kata çıktım. Merdivenlerin sağında banyo vardı ve banyonun kapısı hafif aralıktı. Yavaş adımlarla oraya doğru ilerledim. Kapıyı elimle ittiğimde yerde bir tabure vardı. Anlamsızca kalbim küt küt! atıyordu. Kafamı kaldırdığımda tavana iple kendini asmaya çalışan annemi gördüğümde şok geçiriyordum resmen,

"Anne!"

Hızla yanına koşup bacaklarından sarılıp yukarı doğru gücümün yettiğince kaldırmaya çalıştım. Korkudan ellerim ayaklarım tir tir titriyordu. Kafasını ipten kurtarmayı başardığımda ikimiz birden yere yığılıp kaldık. Resmen intihar edecekti, ben yetişemeseydim ya da bugün o olay başımıza gelmeseydi, o olay sayesinde okula yarım gün tatil vermeselerdi, belki de akşam geldiğimde annem için her şey çok geç olabilirdi.

Yanımda yerde uzanan anneme kafamı çevirdim. Geldiğimde tabureyi ayaklarıyla ittiğini görmüştüm. Daha yeni başlamıştı anlaşılan, yani bu dünyaya veda etmeye... ama iyi ki yetişmişim iyi ki... eğer annemi de kaybedersem bu dünyada kimim kalırdı ki? Annem zar zor gözlerini araladığında yerinden doğruldu. bende aynı şekilde oturur pozisyonu aldım. Yanımda delirmiş gibiydi hızla ayağa kalkmaya çalıştı ama bu kez izin vermedim onu kollarından yakaladım.

"Anne! Ne yapıyorsun sen?" Kollarından tutup yüzüne gözyaşları içinde baktığımda annemin gözlerinin kızardığını; ağlamaktan olsa gerek göz altlarının şiştiğini fark ettim. "İntihar mı edecektin? Ama neden anne, neden?" Dediğimde ellerimi ittirip kalkmaya çalışıyordu. Tekrar kollarından sıkıca kavradım. Bırakamazdım onu bırakamazdım.

"Anne ne olur sakin ol ne olur? Anlat bana neyin var?" Ağzından tek bir kelime çıkmıyordu. Annem benimle konuşmuyordu. Acaba ne olmuştu ben yokken? babamla kavgamı ettiler acaba ama hep ederlerdi ve annem hiçbir zaman intihara kalkışmamıştı. Bu ilk kez oluyordu.

"Anne, cevap ver. Ben senin kızın değil miyim? Anlat bana." Çabalarım boşunaydı. Ağzından tek bir kelime çıkmıyordu ama yine de bu soğuk betonun üstünden kaldırdım. Onun arkasına geçtim. Kollarından destek alarak yerden kaldırıp koluna girdim. Hemen yan taraftaki yatak odasına götürdüm onu. Yavaşça yatağın üstüne oturttum. Bende dizlerinin dibine yere oturmuştum. Ellerinden sıkıca tuttum. Dizine başımı koyduğumda bir kaç dakika sonra ellerinin saçlarımın arasında gezindiğini fark ettim. Ve sonra bir iki fısıltı şeklinde konuşmaya başladı.

"Ben hayatımı bu eve adadım biliyor musun?" Dedi annem, fısıltı denecek kadar kısık bir ses tonuyla "İyi bir aile kurmak istedim. Huzurlu, mutlu, neşe dolu bir yuva... ama olmadı yapamadım." Dedi. Burnunu çekiyordu ağladığı her halinden belliydi ben ise hâlâ başımı dizine yaslı bir şekilde onu dinliyordum.

"Hani hep diyorsun ya 'Beni asla kızın olarak kabul etmedin diye' ben düşündüm ki önce babanı iyileştirirsem ailemi de senide düzene sokarım diye, ama olmuyormuş, öyle olmuyormuş Kumru." Dediğinde sesi titriyordu. Eli ise hâlâ saçlarımda geziniyordu. Annem hayatı boyunca ne yaptıysa babam için yapmıştı. Onun için gerekirse saçını süpürge etmişti sırf ondan bir kere olsun tatlı dil güler yüz görebilmek için...

"Peki anne sonra ne oldu? Neden intihar etmek istedin?" Dediğimde derin bir nefes aldı. Sonra uzun bi süre düşündü. Anlatmak istemedi galiba ya da bu gücü kendinde bulamadı. Ama buna rağmen bir kaç dakikanın sonunda gücünü topladı ve tekrar konuşmaya başladı.

"Bugün her zamanki gibi akşam güzel bir sofra kurmak için, belki baban eve erken gelir ümidiyle alışverişe çıktım. Güzelce alışveriş yaptım. En sevdiğiniz şeylerden aldım. Sonra eve dönüş yolunda otobüse binmek yerine yürümek istedim. Uzun uzun düşünmek istedim. Sonra bir arka sokağa girdim. Tanıdık bir araba gördüm bizim arabaya benziyordu. Hemen bir duvar dibine geçtim ve olan biteni izlemeye başladım. Plakaya baktığımda ise bizim arabanın plakasıydı işte oradan anladım bizim araba bir arka sokaktaydı. Yaklaşık iki dakika sonra babanla yanında sarışın genç bir kadın arabaya bildiler." Dedi ve sustu. Ama ben anlamıştım aslında gerisinde ne olacağını.. derken annem kendini toplayıp anlatmaya devam etti.

"Arabaya bindiklerinde onları hiç olmaması gereken bir vaziyette gördüğümde kan beynime sıçradı. poşetler ellerimin arasından kayıp düşmüş, bütün etrafımdaki sesler susmuştu sanki, donakalmıştım. Sonrada eve gelip ilk işim kendimi bu dünyadan silmek oldu. Onda da sen geldin zaten."

Babam annemi aldatmıştı. Zaten neden soğuk olurdu bir çiftin arası? Ya aldatılmayla sonuçlanacaktı ya da başka bir şey... babamda annemi aldatmıştı. Erkekler bu kadar mıydı? Neden kendi karınıza bu eziyeti layık görürsünüz? Sadece erkeğe demiyorum bunları tabi bazı erkeklerde bu tür şeyler fazlasıyla var kadınında aldatanı var elbette ama annemin ağzından çıkan sözler resmen kanımı dondurmuştu. Zaten babamı sevmiyordum. Artık ondan sadece nefret ediyordum.

"Anne?" Başımı annemin dizlerinden kaldırıp yüzüne baktım.

"Ayrıl ondan, neden hala ona katlanıyorsun?" Dedim. Yüzüme gözyaşları içinde bakarken ilk kez başımı okşayıp gözlerimin içine bakıyordu.

"Olmaz kızım, ayrılırsak ne yaparız? Nereye gideriz bizim kimsemiz yok ki." Doğru annemle babam evlenmeden önce annemin ailesi babamı istemiyormuş ama annem babamı çok sevdiği için ailesine karşı gelip babamla kaçmışlar. O günden beride annemin ailesi ne aradı ne de sordu hatta benim doğumum da bile bizi ziyarete gelmedi. İnsan torununun doğumunda bile bakmaya gelmezse ne olurdu ki başka?

"Anne, ben bakarım sana başka bir ev tutarız, çalışırım okuldan arta kalan zamanlarda kurslara gitmem çalışır sana bakarım ben ama ne olur harap etme kendini daha fazla bu adama layık değilsin sen." Ben ne dersem diyeyim annem beni dinlemiyordu.

Ayağa kalkıp makyaj masasına oturdu gözyaşlarını silip yüzüne bir kapatıcı uyguladı ve rujunu sürüp rimelini de sürdükten sonra arkasını dönüp bana o çaresiz gülümsemesiyle gülümsedi ve ekledi,

"Hadi kızım baban gelir şimdi sofrayı hazır bulamazsa çok kızıyor biliyorsun." Dedi gülümseyerek sonra ayağa kalkıp odadan çıktı.

Ben ise yerde öylece oturuyordum. Annem o kadar üzülmesine rağmen hatta ve hatta intihara girişecek kadar içi yanarken makyaj yapıp yüzüne takındığı o sahte gülümsemesiyle kalkıp yemek yapacaktı ve yine o yemek masasında oturup babamın gelmesini bekleyecektik. O kadar çaresizce bir durum ki... aslında babamdan ayrılmayı o da çok istiyordu ki onu bugün gözlerinde gördüm. Ama bir yandan da gidecek ne bir evimiz ne de bir yerimiz vardı. Gidecek hiçbir yerimiz yoktu. Gözyaşlarımı silip aynı annem gibi ayağa kalktım ve bu evden ayrılmanın yollarını aramaya başladım.

Kafamda kurduğum düşünceler o kadar büyüdü ki ne yapmam gerektiğini? annemi bu evden nasıl kurtarmam gerektiğini düşündüm durdum, Bütün bir akşam boyunca... okula gitmesem çalışsam para biriktirsem diyordum. Ama bu seferde gitmezsem annem üzülecekti. Okuldan arta kalan zamanlarda çalışsam öylede para birikene kadar çok zaman alırdı. Oysa ben bu evden hem hemen gitmek annemi bu esaretten bir an evvel kurtarmak istiyordum. Nasıl olacaktı ne yapacaktım bunu henüz bilmiyordum ama bir yolu olmalıydı. Mutlaka bir yolu olmalıydı.

Aksam olmuş annem masayı bir güzel hazırlamıştı. Bana dönüp üzerine yeni giydiği kıyafeti gösterip,

"Nasıl olmuş? Baban beğenir mi?" Demişti. Resmen babam onu bırakmasın diye elinden gelen bütün çabayı gösteriyordu. Başımı evet anlamında salladım. Annemde o sırada içeriden salatayı getirip masanın tam ortasına koyup sandalyesini çekti ve oturdu. Bende onun tam karşısında oturuyordum. Beraber babamı bekledik. O gelmeden sofrada ki hiçbir şeye elimizi sürmedik. Ama babam bu akşamda eve gelmedi.

En sonunda pes edip masadan kalktığımda annemin tek elini yüzüne destek verip öylece dalıp gittiğini gördüm. Ama yine de bir şey söylemeyip odama çıktım.

Yaklaşık iki saattir telefonuma bakmamıştım. Yatağımın üstünde duran telefonumu elime aldığımda ekranımda 17 tane mesaj 14 tane arama vardı. Kalbim delice atıyordu sanki kötü bir sey olmuş gibi hızlıca ekranı açtım ve hemen mesajlara girdim. Mesajlardan biri bir gruptan gelmişti. Ege, Eymen ve Selim dördümüze bir grup açmışlardı grubun adı da;

"SUÇ ÇETESİ"

Grubun adına bakar mısınız resmen suçlarına bende ortak olmuştum. Mesajın üstüne tıkladığımda 17 mesaj bu gruptan gelmişti.

Selim Güneri:

''Şimdi bu grubu açıyorum çünkü eğer beraber olmadığımız zamanda bir gelişme olursa bu grup sayesinde birbirimize olan bitenden haberdar edeceğiz.''

Diye yazmıştı Selim. Son 16 mesajından sonra zaten pekte önemli bir şey konuşmamışlardı. Bugün okulun çatı katında konuştuğumuz şeyleri tekrar etmişlerdi. Daha sonra bende mesaj yazma butonuna tıklayıp bir mesajda ben yazdım.

''İyi de beni neden suçunuza ortak ettiğinizi sorabilir miyim acaba?'' yazıp gönderdim telefonun ekranını tam kapatacaktım ki Selim mesaj yazıyordu.

''yazıyor... yazıyor...''

''Hani geçen bir kağıt uğruna peşime takıldığın an varya, o an az kalsın yakalanmak üzere olduğun adamların seni aradığı haberi geldi elime, sen yukarıda yazdıklarımızı pek okumadın galiba.''

Ne yani o adamlar neden beni hala arasınlar ki... mesajı okuduktan sonra dediği gibi yazışmaların en başına doğru ekranı kaydırdım. Tek tek yazdıkları mesajları okudum.

''Ağabey sen ne diyorsun ya? Nereden bulmuşlar peki Kumru'nun yerini?''

''Bilmiyorum ki, o adamlar karanlık tiplerdir bilirim ben onları.''

''Nereden biliyorsun abi ya.''

''Çünkü onlar bu akşam çatıda bize tehditler savuran o adi şerefsizin adamları. bu yüzden onlardan Kumruyu korumamız lazım.''

Ege, Eymen ve Selim'in arasında geçen konuşmalar kanımı dondurmuştu. Evimi, yaşadığım yeri bulmuşlardı. Şimdi ne yapmam gerekiyordu? Hiç bilmiyordum. O gün o kağıdı Selim'e ulaştırmak için girdiğim bu yol aslında benim sonsuz karanlığa attığım ilk adımlarımdı. Bundan sonra ne olacaktı? Sadece onları orada pis işler çevirmelerinde şahit olduğum için miydi? Bu kadar telaş yapmaları? Evimi, beni bulacak kadar ne vardı?.. Hala kafamın içerisinde binlerce soru vardı cevabını bekleyen ve bu soruları cevaplandırmak biraz zaman alacaksa da bir şekilde aileme zarar gelmemesi gerekiyordu. Ya bu durum aileme de zarar gelmesini sağlarsa o zaman ne yapacaktım? İşin içinden sıyrılabilecek miydim? Ve her şeyden önemlisi Ege, Eymen ve Selim'e güvenebilir miydim? sonuçta daha bu sabah tanıştım tam olarak üçüyle de, ya bütün suçu bana atıp kaçarlarsa işte o zaman bu

çıkmaz sokaktan hayatta çıkamazdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.