İçeriğe geç

Umuda uzanan yolculuk

Bölüm 2 · 14 dk okuma

Umuda uzanan yolculuk

Bölüm 2

2. Bölüm: "SİLAH SESİ!"

"Kimileri vardır ne kadar çabalasa da istediğini elde edemeyen, kimileri vardır asla çabalamasa da nasıl olursa olsun her istediğini elde edebilen... işte öyle zamanlar var ki tam ümidinizi yitirirsiniz hayat size yepyeni bir kapı açmış, yepyeni bir yol çizmiş siz bu zamanın evvelinde kaybolmuşken bulur sizi içine düştüğünüz bu karanlıktan çeker çıkarır, bir ışık yakar yolunuza bu ışık sizin umudunuz olur. Bu yol sizin umuda uzanan yolculuğunuzda en kıymetli varlığınız oluverir, tek bir umut kalmamışken bile..."

2.Bölüm"Silah Sesi!"

Her şeyden ve herkes den kaçmak buralardan uzaklaşmak istiyorum. Beni kimsenin bulamayacağı kimsenin peşimden gelmeyeceği huzurun ve sessizliğin bir arada olduğu güzel bir yere bu kimi zaman bizler için kaçıştır, küçücük bir umut kırıntısıdır kimi zaman...

Sabah alarmımın o korkutucu sesiyle uyandım. Gerçi ben böyle sabahlara alışıktım. Annemle babamın seslerinden irkildiğim günler gibi... yatağımdan kalktım. Okula gitmek için formalarımı giydim aynada ki yansımamda yorgun bir ben vardı. Bana bakıyordu ne olur artık güzel günler olsun diyordu aynada ki kız; daha 18 yaşında bu kadar kadar yorulur muydu bir insan?.. kendime bakmayı sürdürdüğümde ilk defa evin sessiz olduğunu duydum. Evet her zaman sesi duyarsınız Gürültü, kavga seslerini ama bugün sessizliğin sesi vardı evde... kaşlarımı çatarak kapımı araladım. İçeri de kimse yok gibi duruyordu ama garip bir şekilde kahvaltı kokuları geliyordu içeriden. Yumurta kokuları, patates kızartması kokusu gibi garipti annem kalkıp kahvaltı hazırlamış ilk defa. Kavga yok gürültü yok mis gibi kahvaltı kokusu vardı. Ne garip diye düşünüyordum kendi kendime kapıyı tamamen açıp salona yöneldiğimde salonda ki yemek masası mükellef bir şekilde hazırlanmıştı. Annemin ayak seslerini duyduğumda gözlerimi masadan anneme cevirdim.

Üzerinde şık siyah bir elbise, elinde ise ekmek sepeti vardı. Saçlarını açmıştı ilk defa, ilk defa makyaj yapmıştı kendine bakmıştı. Genelde babamla küslerken makyaj yapmaz kendine bakmazdı üzüntüden bazı zamanlar annemin bile içki içtiğini görürdüm ama bugün çok şaşırmıştım. Elinde tuttuğu ekmek sepetini masanın bir ucuna koyup saçlarını düzeltti sonra bana döndü.

"Kumru ne duruyorsun orada hadi okulun yok mu senin okula git!" Dediğinde şok olmuştum.

"Anne! Ne bu sofra? Kahvaltı etmeyecek miyiz?" Annemin yüz ifadesi değişmişti daha ciddi bir edayla bakıyordu.

"Hayır senin için değil bu masa baban için" gülmeye başladı bir anda siniri bozulmuş gibi "Hadi ayak altında dolanma okula git baban gelecek biliyor musun? ilk kez baş başa bir şeyler yapacağız." Dediğinde saçma sapan bir şekilde gülüyordu karşımda, sanki ben onun kızı değilmişim sanki hayatında sadece babam varmış gibi davranıyordu. Hiçbir şey söylemeden çantamı alıp okulun yolunu tuttum.

Gözlerimden anlamsızca yaşlar süzülmeye başladı. Bir elimle gözyaşlarımı silip diğer elimde sırt çantamı tutuyordum. İçim yanıyordu sanki ama dışıma çıkarmamak için elimden geleni yapıyordum. Annem bana bir kez olsun kızıymışım gibi davranmadı. Hep yüzüme ''Keşke sen hiç doğmasaydın.'' der gibi bakıyordu. Onun dünyası babamdan ibaretti beni hiç sevmedi. Bir an olsun kızım dediğini duymadım. Bana hep adımla seslendi.

"Kumru..!"

Kendimi toparladığımda yürüye yürüye okulun önüne gelmiştim. Sınıfa girdiğimde en arka sıraya oturdum. Zaten hep en arka sıralara oturmuşumdur bana hep daha güvenli gelir nedensizce... kulaklıklarımı taktım en sevdiğim şarkıyı açtım. Dış dünyadan kendimi soyutlamıştım sanki, etrafımda kim var, kim yok? umurumda değildi pek de arkadaşım yoktu zaten okulda, asosyaldim. Kelimenin tam anlamıyla asosyal!

İnsanın hayatı neden hep kötüdür? En azından benimki öyle, annesi ve babası tarafından sevilmemiş bir kızdım ben... küçükken her şey toz pembeydi büyüyünce önümüze kocaman kaoslar, aile içi şiddetler çıkabiliyordu. Günün sonunda nihayet okul bitmişti. Biraz hava almak için her zaman gittiğim deniz kenarına gittim. Boş bir banka oturup uzun uzun düşündüm. Şu önümde uzanıp duran uçsuz bucaksız bir deniz... Ucu bucağı belli olmayan gözükmeyen sonsuz bir mavilik... Masmavi bir deniz, üzerinde martılar, ne kadar özgürler hayatı doya doya yaşıyorlar asla sınırları yok uçabildikleri en yükseğe uçabiliyorlar. Hafiften rüzgar okşarken yüzümü bu huzurda dalıp gittim uzaklara...

"Hey! Merhaba.." Ben yine dalmış giderken yanımda beliren sese kulak verdim. Bu oydu dün yaşadığımız macera dolu günün sonunda bileğimin incinmesinde bana çok yardımı dokunmuş kişi...

"Aa! Merhaba Selim" Ayakta dikilip dururken yanıma oturdu.

"Merhaba Kumru... Bileğin nasıl?" Diye sordu gözlerini ayak bileğime çevirirken.

"İyiyim merak etme."

"Ne yapıyorsun burada?"

"Hava almak istedim biraz." Başını denize doğru çevirdi ve ekledi.

"Ben de hep hava almak istediğimde ya da bunaldığım zamanlarda çıkıp buraya gelirim. Bazen spor yaparım, bazen böyle sen gibi saatlerce otururum." Gözlerini denizden ayırmadan... "Denizin farklı aurası var sanki, huzur veriyor insana..." diye ekledi.

"Ben daha çok evde ki hayatımdan uzaklaşmak için gelirim buraya.." dedim bir anda çenemi tutamayarak sonra yavaşça bana döndü ve merakla baktı. Anlamamış gibi hayatımı çözmek ister gibi ama bir o kadarda uzak... sorsa anlatmak ister miydim bilmiyorum ama birisine anlatacak kadarda o kadar çok şey biriktirmiştim ki artık bütün bunları içimde tutamayacak kadarda dolu...

"Evde ki hayatımdan derken?" Kaşlarını çatmış bir şekilde anlamaya çalışarak bakıyordu yüzüme daha fazla anlatacak bir şey yoktu. Bu yüzden cevap vermeden yanından fırlayıp gittim. Ne diyecektim ki, ''Evde alkolik bir babam ve manyak bir annem var beni asla sevmiyorlar. Bu yüzden günlerimin yarısını burada geçiriyorum mu deseydim?'' herhalde bana saçmalama vs. falan derdi degil mi? Ben oradan uzaklaşırken arkamdan "Kumru..!" Diye seslendiğini duydum ama ardıma bakmadan gittim.

"Tam bir korkaksın Kumru! kaçar gibi gittin çocuğun yanından oysa sana sadece bir soru sormuştu"

"Biliyorum iç ses ama zamanı degil!"

Akşam olduğunda telefonumdan bildirim sesi geldiğini duydum. Odamda ki komodinin üstünden telefonumu alıp açtım.

"ÖZYURTLAR KOLEJİ" adında bir grup açıldığını gördüm. Bu bizim okulun adıydı. Okulun adıyla grup açmışlardı. Anlam veremeyerek bildirimin üstüne tıkladım. Grup açıldığında bir kaç tane mesaj vardı. Sanırım müdürümüzden atılmış mesajlardı.

"Merhaba çocuklar, öncelikle bu grubun neden açıldığını merak etmiş olmalısınız. Bu grup bazı projeler olduğunda veya duyuru yapılmak istendiğinde buradan mesaj atılacaktır."

"Ayrıca grubu kötü amaçla kullananlar ceza alacaktır. Grup yalnızca duyuru yapmak için veya okulla alakalı sorular sormak için kullanılacaktır."

"Hepinize iyi günler dilerim." Mesajları okuduktan sonra grupta kimlerin olduğuna bakmak için grubun kişilerine girdim. Okulun bütün sınıfları ve şubelerini tek bir grupta toplanmıştı. Aşağı doğru kaydırdığımda isimleri tek tek okuyabiliyordum. En aşağı indiğim de gözlerimi kısıp ekrana iyice baktım. Ekranda ''Selim Güneri..'' yazdığını gördüm. Acaba benim her gün gördüğüm o deniz kenarında ki çocuk olabilir miydi? yoksa sadece bir isim benzerliğimi? bu kadarda tesadüf olamaz herhalde diye düşünürken Selim Güneri yazan yere tıkladım. Sayfası açıldığında gözlerime inanamadım bu oydu Selim. Ekranı kaydırdığımda fotoğraflarının olduğu kısım açıldı. Birkaç tane gitarla çekindiği fotoğrafları vardı. Bir kaçını açıp tek tek baktım. O sırada kalbimin derinliklerinde bir şey hissettim hani derler ya midemde kelebekler uçuşuyor diye benimde kalbimde uçuşuyordu sanki... Bana iyi davranması gülümsemesi içimi ısıttı. Belki de doğru değildi bu hissettiklerim belki olmaması gereken bir şeydi ama yine de kendimi alıkoyamıyordum. Bu hislerden

Telefonumu şarja takıp yatağıma uzandım. İçimde oluşan garip hisse rağmen uykuya dalmışım. Sabah evden çıkmadan önce etrafı kolaçan ettim. Annemlerden ses seda yoktu. Demek ki uyuyorlardı hâlâ çantamı omzuma taktım. Ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Yaklaşık 20 - 30 dakika sonra okula geldim. Bahçe oldukça kalabalıktı. Hiç vakit kaybetmeden sınıfıma çıktım. Öğretmenin gelmesini beklerken etrafıma bakındım, oturduğum yerden ne garip dedim. Ne garip, insanlar ne kadarda çabuk arkadaşlık kurabiliyorlardı. Ne güzel gülüp eğlenip konuşuyorlardı. . Bense bu sınıfın uzaktan yabancısıydım. Öylece en arka sıraya oturur etrafı izlerdim. Bazenleri kulaklıklarımı takar başımı sıraya koyar uyurdum. Kimsede fark etmezdi beni, ögretmenler bile...

Ben etrafıma garipsiyerek bakınırken sınıftan içeri sırt çantasını tek koluna takmış artist havalı birinin girdiğini gördüm. Kapının önü biraz kalabalık olduğundan tam olarak yüzünü seçememiştim. Oradakilere bir şeyler soruyordu. Sesini duyabiliyordum.

"Burası 12/C sınıfı mı acaba?" Diyordu orada duran bir çocuğa,

"Evet burası." Dediğinde kalabalıktan çıkı nihayet yüzü görünmeye başlayınca anlamıştım. Bu çocuk Selim Güneri! Ne kadar da şaşırtıcı degil mi? aynı sınıftayız. Ne fark edecekse kendi kendime tribe girmiştim resmen sanki çocuk kötü bir şey demişte sinirlenmişim gibi kendine boş bir sıra arıyorken beni gördü duruşunu dikleştirdi. Dudaklarını aralayıp,

"Kumru? Sen de mi buradasın?" Dedi.

"Evet. Aynı sınıfız ne güzel." Dediğimde bana doğru bir kaç adım attı ve durdu. Yan tarafımda bulunan boş sırayı gösterip,

"Oturabilir miyim?" Dedi.

"Evet tabi ki" deyip yana kaydım. Çantasını kolundan çıkarıp yanına koyduğunda onu öylece oturmuş izliyordum. Bana döndü ve gülümsedi.

"Neden bizim sınıfa geldin?" Diye sordum merakla,

"Kendi sınıfımda çok kavga ediyordum hocalardan buraya gelmemi istedim. Onlarda beni buraya aldılar tabi, bir de benimle beraber iki arkadaşımı da."

"Anladım da ben seni bu okulda ilk defa görüyorum. Ne zaman geldin ki?" Ne çok soru sordum değil mi? Sonuçta sıra arkadaşımı tanımam lazımdı.

"Aslında çok olmadı bir kaç ay önce İzmir'den buraya taşındım. Aradan çok geçmeden de buraya kaydımı yaptırdım. Şimdi de buradayım." Dedi bana bakarken, gülümsedim.

"Sanırım soruların bitti." Dediğinde tebessüm edip konuşmaya devam ettim.

"Bitti."

"Ne kötü oysa ben seni sabaha kadar dinlerdim." Dediğinde duruşumu dikleştirip kaşlarımı çattığımda yanlış anladığımı düşündü ki hemen lafı çevirmeye çalıştı. Karşımda oysa ki yanlış anlamıştım.

"Yani şey istediğin soruyu sorabilirsin aklında kalmasın diye diyorum." Telaşla cümleleri bile zor kuruyordu. Derken iki kişinin yanımıza doğru geldiğini gördük. Galiba Selim'in bahsettiği onunla beraber buraya geçen arkadaşları olmalıydı.

"Naber kanka yeni sınıf burası mı?" Dedi. Hafif kumral, orta boylu, salaş giyinen biri... Sonra konuşmaya diğeri katıldı. O da daha derli toplu bir giyimi vardı. Esmerdi ama yakışıklı çocuktu gayet sakince yöneltti sorusunu.

"Burası boş herhalde." Dedi önümde ki sırayı göstererek " Buraya geçelim gel Ege." Salaş takılan çocuğun adının da Ege olduğunu öğrenmiştim.

"Geçin oraya aman uzak olmayalım." Selim dalga geçermişcesine konuşurken ben sadece oturmuş onları izliyordum. Sonra onlar arkasını bize döndüler bana şöyle bir bakıp Ege olanı Selim'e eğilip bir şeyler fısıldarken onları duyuyordum. galiba benden saklamaya çalışıyordu. Ama çok geç Egeciğim.

"Pampa bu kız kim yenge mi?" Dedi gülerek.

"Yok oğlum saçmalama ya önüne dön." Diye geçiştirdi Selim. Sonra bana döndü ve onlarla beni tanıştırmaya başladı.

"Kumru tanıştırayım, bunlarda beninle beraber sınıf değiştiren arkadaşlarım. Ege ve Eymen." Dediğinde Ege öne atılıp elini azattı tokalaşmak için.

"Memnun oldum yenge." Dedi bir anda elimi sikip yerine oturdu selim Ege'nin kafasına tokat atıp gözdağı vermeye çalıştı. Çok komiklerdi doğrusu ama şaşırmıştım. Yenge demesine sonuçta Selim ile aramda hiçbir şey yoktu. Sonra Eymen nazikçe elini uzattı.

"Memnun oldum." Dedi. Sonra bende ikisine de memnun oldum dedikten sonra sıra gelmişti. Asil tanışma faslına,

"Eee bu kadar mı? memnun oldum memnun oldum. Asıl tanışma böyle olmaz. Arkadaş olacaksak her şeyimizi bilmemiz lazım haksız mıyım abi? sen söyle." Ege kendi kendine sorgularken bir yandan da Selime haklı olup olmadığını soruyordu. Hepimiz Ege'nin bu tavrına gülerken Ege cümlesine devam etti.

"Siz güle koyun ben başlıyorum anlatmaya." Dediğinde Eymen söze girdi.

"Hadi basla bakalım nasılmış senin hayat hikayen." Dediğinde Ege boğazını temizleyip iyice yerine yerleşti. Sanki çok önemli bir toplantı da hayatının kararını imzalamak üzere olan patronlar gibiydi. Hepimiz ona gülmekten ölecektik. Çok tatlı çok komik birine benziyordu.

"Adim Ege Yılmaz soyadım gibi asla yaptığım hiçbir şeyden yılmam. Bunu en iyi Selim ve Eymen bilir." Dedi bana baktığı sırada güldüm. Bir şey diyemezdim çünkü çok komikti. "Bir kere çok zekiyim Allah var yukarıda bak hakkımı yedirmem." Dediğinde artık gülmekten ölecektik.

"Hadi lan oradan." Selim tekrar Ege'nin kafasına şaplak attı.

"Ama abi sende benim kafama vura vura beni salak edeceksin diye korkuyorum ya." Dediğinde bu kez Eymen söze girdi.

"Hadi hadi devam et." Ege tekrar kolları sıvadı ve kendini tanıtmaya devam etti.

"19 yaşındayım. Ailen beni okula geç yazdırmış bu yüzden yaşıtlarımdan bir yaş ileriyim en azından sınıfta kalanlar ve benimle ayni durunu paylaşanlar hariç sonrasında basketbol oynamayı çok severim şimdi diyeceksiniz ki bu boylamı evet bu boyla olamaz mı?" Hem kendi kendine tribe giriyordu hem de kendi sorularına kendi cevap veriyordu. Gülmekten başka çaremiz yoktu galiba, yalnız bir şey fak ettim ki ilk defa bu okulda bu sınıfta hatta bu sırada ilk kez gülüyordum, ilk kez arkadaşlarım olmuştu. Hem de bu kez bir tane degil üç tane su an dünyanın en mutlu insani ben olabilirdim. Ege uzun uzun kendinden bahsetti. İşte basket oynamayı çok severmiş sonra tek başına yaşıyormuş ailesi yurt dışındaymış o ise okumak için bu şehre taşınmış önceden Hollanda da yaşıyorlarmış hatta doğum gününü bile söyledi belki kutlamak isteriz diyeymiş. 01. Eylül. 2001. Derken sıra Eymen'e gelmişti.

"Kendini tanıtman bittiyse sıra bende Ege." Dedi Eymen ve başladı hayatını anlatmaya

"Benim öyle uzun uzadıya anlatacak bir hikayem yok kısaca şöyle ki adım Eymen Kara, 19 yaşındayım. Ben de okula geç yazılanlardanım. Kitap okumayı çok severim haftada en azından iki kitap bitiririm. Sporla pek aram yok, yemek yemeyi çok severim. En sevdiğim renk kırmızı ve 21. Ocak. 2001 doğumluyum." Dedi ve sıra Selim'e gelmişti. Ona doğru başımı çevirdim. Aslında hikayesini merak ediyordum. Biz daha bir şey söylemeden başladı anlatmaya,

"Adım Selim Güneri, 20 yaşındayım aranızda büyük olan benim galiba neden 20 diye soracak olursanız lise son sınıfta yani geçen sene hazırlık okumak için bir senemi daha vaad edip kaldım. Müzikle aram iyidir özellikle gitar çalmayı çok severim. 05. Ekim. 1999 doğumluyum. Bu kadar." Dedi ve ana döndü. "Sıra sen de Kumru." Sıra bana geldiğinde nedense heyecanlanmıştım. Onların hikayelerini dinlerken çok güzeldi her şey hepsinin yapacak bir şeyi vardı. Ben ne diyecektim ki evden okula okuldan artan zamanlarda deniz kenarına gittiğimi mi?

"Adım kumru Soysal, 18 yaşındayım. Galiba 12. Sınıfa göre tam ideal yaştayım." Dediğim de gülümsediler. "Sonra resim yapmaktan çok hoşlanırım böyle ruhumu dinlendirdiğini düşünürüm. Sanki stres topu gibi düşünün, resim yaparken stres atıyorum." Dediğimde Selim söze girdi.

"Bir de deniz kenarı galiba." Dediğinde onun gözlerinin içine bakıyordum. Ege ile Eymen'nin kıkırdadıklarını duysam da pek aldırış etmedim. Biz gözlerimizin içine derin derin bakarken Ege boğaz temizleme sesi çıkardı bu havayı dağıtmak ister gibi daha sonra ekledi.

"Eee Kumrucuğum nerede kalmıştık." dedi kıkırdayarak. Hemen toparlanıp devam ettim.

"Evet deniz kenarına giderim çünkü deniz havası iyi gelir bu arada doğum günüm 14. Şubat. 2001 hani kutlarsınız diye dedim. Ege'nin lafının aynısını tekrar edermiş gibi onlarda anlamış olacaklar ki gülmeye başladılar. Biz böyle biraz daha kaynaşırken dersimizin de boş olması daha da çok sohbet etmemizi sağladı. Böyle yaklaşık iki ders saati güle güle sohbet ettik. İki saatin sonunda zil çaldı tam yerimizden kalkıp dışarı ya çıkacaktık ki çok gürültülü bir sesle silah sesi duyduk. Olduğumuz yerde donakaldık sanki okulda bir kargaşa koptu. Bağırma sesleri çığlık atanlar, sesin nereden geldiğini anlamaya çalışanlar biz ise anlamaya çalışıyorduk. Silah sesinin nereden gelmiş olabileceğini. Selim kolumu tuttu.

"Korkma ben hallederim." Dedi ama o kadar çok korkmuştum ki hiçbir şey konuşamıyordum. Ege ile Eymen sesin nereden geldiğine bakmak için çıkmışlardı bile Selim de kapıya yaklaşmış orada bulunanlara sesin nereden geldiğini soruyordu. Ben ise ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Bir anda sınıf boşaldı. Herkes sesin nereden geldiğine bakmaya gitti.

Korktum! Bende telaşla sınıftan çıktım. Koridorlarda ilerliyordum. Ne Selimden eser vardı ne Ege den ne de Eymen'den üçü de sesin sahibini bulmaya gitmişlerdi ve yine yalnız kalmıştım ama yine de içimden kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Biraz olsun sakin kalabildiğimde onları aramak için yola koyuldum başlarına bir şey gelmesinden korkuyordum. Merdivenlerden üst katlara çıktım. Teker teker sınıflara bakmaya başladım. Sınıflar boşalmıştı bir sınıfın camından dışarıya bakmak için ilerledim. Dışarısı kalabalıktı, galiba bütün okulu boşaltmışlardı. Acaba bizimkilerinde orada olup olmayacağına bakmaya çalıştım. Kalabalıktan tam anlaşılmasalar da Ege ve Eymen'in aşağıda olduğunu gördüm fakat Selim yoktu. Arkamı dönüp sınıftan çıktım koşar adımlarla her yeri iyice arıyordum. Sonra bir anons duydum. Müdürün sesiydi.

"Lütfen herkes bahçeye insin içeride kimse kalmasın! Tekrar ediyorum herkes bahçeye insin!" Müdürün sesi çok tedirgin geliyordu. Bu silah sesi pek hayra alamet değildi anlaşılan ben tek başıma koca okulda yapayalnız kaldığımda gözüm hala Selim'i arıyordu. Her yere bakmama rağmen öne ondan küçük bir iz bulabilmiştim ne de silah sesinin nereden geldiğini.

Hızlı adımlarla çatıya çıktım. Orada olabileceğini düşünerek çünkü dışarı bakmıştım. Orada yoktu kahretsin ki telefon numarası da bende yoktu bunca zaman tanışıyoruz ama telefon numarasını almayı akıl edememiştim. Kendi kendime sinirlendiğimde çatı da bir sağa bir sola bakınıyordum. Hiçbir yerde yoktu. Orada öylece durmuş ne yapacağıma karar vermeye çalışırken delirecek gibiydim on dakika öncesine kadar her şey normaldi peki ya şimdiye bak ama hepsi benim sucum hayat bana hiç bir zaman mutlu olmama izin vermemişti ne zaman mutlu olsam başıma bir felaket gelirdi iste bu da o felaketlerden biriydi nereden geldiği belli olmayan silah sesi ardından Selim'in kayıp oluşu her sey ama her şey benin yüzümden oluyordu.

"İşte buradasın?" Dedi arkamda ki ses tanımadığım yabancı bir sesti sesinin kalınlığından erkek sesi olduğu belliydi hatta orta yaslara bir erkek. Tetiğin çekiliş sesinden elinde bir silah olduğunu duydum. Kalbim korkudan yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. Tam arkamı dönecektim ki ayni ses bağırmaya başladı.

"Sakın! Sakın arkanı döneyim deme yoksa seni de vururum." İyice korkmuştum. Nasıl yani Selim ortada yon yoksa aklıma gelen mi oluyor bu adam Selim'i hayır hayır hayır! Bu düşüncelerden kurtul Kumru! Bu düşüncelerden kurtul. Nasıl bir şeyin içine düşmüştük? Neyin sınavıydı bu? Bu adam kimdi? Selime bir şey yapmış olabilir miydi? Yoksa bu adam beni de mi öldürecekti..?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.