İçeriğe geç

Umuda uzanan yolculuk

Bölüm 4 · 15 dk okuma

Umuda uzanan yolculuk

Bölüm 4

4. Bölüm: "PLAN"

''Yolum aydınlıkta olabilirdi, karanlıkta...''

Her son bir başlangıç mıdır? ya da her başlangıç bir son mu? Hayatımız inişli çıkışlı yollarıyla, bazense labirent gibi girdiğimiz yolda kaybolduğumuz da başımıza gelenlerden ibarettir. Bu hayatta başımıza her ne geldiyse ya aşktan ya korkudan ya da nefretten gelmiştir. Aşılamayacak dağlar, çıkılmayacak tepeler, gidilmeyecek yollar var. Önümde bir enkaz var. Ya bu enkazdan çıkacak ya da bu enkaza mahkum olacaktım. Ya da kendimi, ailemi, arkadaşlarımı korumak adına bütün felaketlere göğüs germeliydim. Onlara göğüs geremezsek, dağ gibi büyür aşılmaz hale gelir. İşte o zaman insanın elinden hiçbir şey gelmez. Bu hayata mahkum oluruz.

Ben bir yola girmiştim. Bu yolun sonu ya aydınlık olacaktı ya da karanlık... Her ne olursa olsun insan seçimleriyle hayatını belirler. Eğer kendi adına iyi seçimler yaparsa yoluna ışık tutar. Eğer yapamazsa karanlığa mahkum kalır. Bense bu yolda emin adımlarla ilerlerken yolumun aydınlığa mı yoksa karanlığa mı çıkacak bilmeden, hiç bıkmadan usanmadan ilerliyordum. Yolda başıma ne gelirdi bilmiyordum. Ayağıma taşlar mı batardı? otlar mı dolanırdı? yoksa vahşi hayvanların esirimi olurdum? Ama insan başına ne gibi şeylerin geleceğini bilmeden de yürür o yolda ve hep derki ''Ya başıma kötü şeylerden ziyade iyi şeyler gelirse...'' mesela o yol güllerle, çiçeklerle donatılmış, yemyeşil uzanıp giden, sonu daima aydınlığa çıkan bir yol olursa ve ben bu yola yine de girmekten vazgeçersem ne olur? Yani demem o ki bir işe baş koyuyorsanız o işin devamını getirin çünkü yolun sonunun nereye çıkacağını kimse bilemez. Yolun sonu aydınlıkta olabilir karanlıkta... sen yeter ki o yola gitmek iste, hayat zaten hazır, seni karşılamaya...

Yine alarmımın o korkutucu sesiyle açtım gözlerimi bu sabaha. Alarmımı kapatmak için telefonuma uzandım. Alarmı kapattım.

Ekrana baktığımda en son "Suç çetesi" grubunun mesaj sayfasında açık kalmıştı.

Derin bir nefes vererek son atılan mesajlara baktım.

"Günaydın millet!" Diye yazmıştı Ege, her zamanki içtenliği ve enerjisiyle bu çocuk sabah sabah bu kadar enerjiyi nereden depoluyor Allah aşkına?

Diğerleri yani; Selim ve Eymen de Ege'nin mesajına karşılık "Günaydın" mesajlarını sıralarken, bende bir mesaj yazmak icin mesaj butonuna tıklayıp mesajımı yazmaya başladım.

"Günaydın!" Zaten günaydın mesajina karşılık gelebilecek en güzel cevap yine gunaydındır. Evet kabul biraz saçma ama neden olmasın?

Gözlerim saate kayarken, saatin 08.30 olduğunu fark ettiğimde okula geç kalmıştım. Dersin başlamasına yarım saat kalmıştı ve ben hâlâ hazır bile değildim.

Yataktan kalkar kalmaz giysi dolabıma yöneldim. Dolabın kapılarını açmamla içinden formalarımı almam bir oldu. Hızla formalarımı giydim. Saçlarımı üstten özensiz bir şekilde bağladım. Çantamı da koluma takar takmaz. Odamdan çıktım. Salona bir göz attığımda annemin salondaki kanepelerden birinde uyuyakaldığını fark ettim çantamı salonun girişinde bırakıp salonda ki küçük dolaptan bir baddaniye alıp üzerine örttüm.

Ben baddaniyeyi örterken hafif kıpırdansa da yine de uyandırmadan bu işi de halletmiştim. Ve nihayet çantamı da alıp evden çıktım. Evimizin hemen karşısında ki durakta bir kac dakika bekledikten sonra dolmuş gelmişti. Biner binmez olabilecek en arka tarafa geçip boş bor yere oturdum. Tam o sırada bir kac durak öteden otobüse Selim'in de bindiğini gördüm. Onu görür görmez el sağlandığımda beni görünce göz kırptı.

"Selam, günaydın." Dedi gülümseyerek yanımda ki boş koltuğa oturduğunda.

"Selam." Dedim sade bir dille

"Okula herhalde bu saatte?" Dedi alay edercesine konuşurken. Zaten bu saatte bu kılıkta okuldan başka nereye olacaksa.

"Herhalde okul formasıyla düğüne falan gitmiyorum." Söylediğim söze ben bile inanamayarak bakarken Selim yanımda resmen kahkahalar atacaktı. Ama nereden bilebilirim sacma olacağını o a öyle saçma soru sormsaymış. Sonuçta üstümde okul forması var.

"Doğru sende haklısın. Okul formasıyla düğüne gidilmez." Yandan alay eder gibi bakış attığımda, onun ise leyfi gayet yerindeydi sanki dün başımıza silahlı bir adamın ateş etmek üzereyken canımızı zor kurtarmamışız gibi gülüp eğlenebiliyordu.

"Ne garip değil mi?" Diye söze devam ettim. Yanımda anlam veremeyerek yüzümü izliyordu.

"Ne... ne garip?" Dedi. Ben ona bakmazken, sonra bir anda yüzümüona çevirdim.

"Dün az daha canımızdan oluyorduk ama şimdi burada, bu otobüste birbirimize sacma sapan seyler söyleyip buna gelebiliyoruz." Dedigimde suratına beğenmediğim bir ifade takındı. Ama ben devam ettim.

"O adam hepimizi tehtid ediyor. Bizi ailelerimizle tehdit ediyor. En çokta beni... " dedim. Sözü ona bırakarak, bu sefer o devam etti konuşmasına.

"Biliyorum Kumru, bu olanlar çok saçma sessiz sakin bir hayatın varken bizim gibi üç tane suç çetesi arkadaş grubuna girdin. Belki de bundan çok pişmansın, belki de keşke girmeseydim, aranıza karışmasaydım. Bile diyorsundur içinden..." o oyle konuşurken sözünü kestim.

"Tabi ki de pişman değilim. Siz beni o sessizlikten çıkardınız. Benim varlığımı, bu dünyada olduğumu hissettirdiniz bana, evet her şey cok ani oldu. Bu kadarını asla beklemiyordum. Ama bunların yaşanacağı varmış ve şu an bunlar yaşanıyor. Benim demek istediğim şey ise şu: bu adamlar kim? Bizden ne istiyorlar? Hadi sizden istenilen belli o adamın karısını öldürmüşsünüz! Bilerek ya da bilmeyerek ama ben sadece bir kac pis işlerine görgü tanığı oldum diye ailemle tehdit ediliyorum. Sence de bu cok saçma değil mi? Sanki işin içinde baska bir sey var ve ben bunu çözemiyorum."

Cümlelerimi bir bir sıralarken Selim ise karşımda ne yapacağını düşünüyor gibi derin düşüncelere dalmıştı. Derken otobüs durdu ve biz okulun önünde indik. Okula girerken sorduğum soruları cevaplamaya başlamıştı Selim de bir yandan,

"Gerçekten o kadar haklısın ki, ben bu işi çözeceğim. Tamam mı? Ben de o iş."

"Çözecek misin? Nasıl olacakmış o? Adam hepimizi tehdit ediyor. Bu işin içinden nasıl çıkacağız? Adam hapisteyken bile burnumuzun dibindeymiş gibi adamları her yerde."

Bir süre hiç konuşmadan okuldan içeri girdik zilin çalmasına daha iki dakika vardı. O sırada sınıfa çıktığımızda Eymen ve Ege'nin sıralarında yan yana oturmuş bir şeyler konuştuklarını gördük. Onlara gülümseyip yanlarina gittik. Arka sıralarına da biz oturduktan sonra konuşmaya devam ettik.

"Günaydın, erkencisiniz!" Dedi Ege yine o espritüelliğiyle,

"Günaydın erkenci sayılırız daha iki dakika var." Dedi Selim, Ege'yi bastırmak ister gibi

"Günaydın, dün ki şeyi ne yapacağız?" Dedi Eymen lafı fazla dolandırmadan.

"Valla ben bilmiyorum artik dün geceden beri düşün düşün başım agrıdı. Annemi de alıp buradan gitmek istiyorum. Ya da oturduğumuz semti değiştiririz, aklıma baska bir şey gelmedi." Dedim. Ne yapacağımın bilmezliğiyle,

"Aslinda aklıma bir fikir geliyor ama..." dedi Ege kafasında bir plan yapmışa benziyordu. Hepimiz merakla söyleyeceği şeye odaklandık.

"Ee söyle de biz de bilelim." Dedi Selim tahamülsüzce,

"Bakın şimdi ben diyorum ki, madem her yerdeler madem bizi gözetliyorlar, madem ailemize zarar verecekler gecenin bir yarısı pılımızı pırtımızı toplayıp evlerimizden ayrılalım yabi ailelerimizi de alarak." Ege ona mantıklı gelmişti ki kendinden emindi.

"Iyi de bu çok mantıksız. Ya adamlar hiç uyumadan 7/24 bizi gözlemliyorlarsa ya bizim olduğumuz yerde kamera falan taktılar da oradan bizi izliyorlarsa... o zaman ne yapacağız Ege efendi?" Dedim Ege'ye bakarak durdu biraz düşündü ve sözüne devam etti Ege.

"O zaman biz de kılık değiştirip arka kapilardan falan kaçarız. Var mı arka kapınız?"

"Ya oğlum iyi diyorsun hoş diyorsun da biz bu plani işlersek yani senin ipinle kuyuya inersek biz daha o kuyuya inmeden halat kopar. Gözünü seveyim daha mantıklı bir plan kur." Eymen'nin sözlerine hepimiz gülerken Ege buna bozulmuş olmalı ki Eymen'e çok garip bir yüz ifadesiyle bakıyordu.

"Daha güzel bir planın varsa gel anlat o zaman bir de senin halatına bakalım. Bakalım sağlam mı?" Selim ile beraber onların bu tartışmalarına çok gülüyorduk. Derken bu sefer güzide planını anlatmaya Eymen başladı.

"Bak anlatıyorum şimdi iyi dinleyin beni." Hepimiz pür dikkat Eymen'i dinlemeye başladık. Aslında gerçekten de sağlam bir plana ihtiyacımız vardı. Önce peşimizde ki adamlardan kurtulacak, sonra da Özyurtların sırrını çözüp cinayet meselesinden sıyrılacaktık. Bütün bunları nasıl yapacağımız şu an için muamma ama ne yapıp edip önce ailelerimiz kurtarmalıydık.

"Abi bunlar madem bizi izliyorlar. Neden gelip bir çırpıda bizi halletmek yerine durupta bizi tehdit ediyorlar?" Dedi Selim planından önce bize bir soru yöneltirken,

"Oğlum adamlar canına karşılık bir can feda etmek derdindeler. Biz zamanında o adamın karısına yanlışlıkla araba çarptık ve adamın canını yaptıysak aynısını da bize yapmanın derdindeler bunu da tehditle yapıyorlar ki bizi strese sokup ne yapacağımızı görmek için."

Ege cümlelerini teker teker sıralarken zil çoktan çalmış. Ders coktan başlamıştı. Ama biz kendi sorunlarımızla uğraşmaktan bütün bu olanları fark edememıstik bile...

Ege ve Eymen önlerine döndü. Biz de dersin neresinden yakalamaya çalıştıysak orasından dinlemeye başladık. Zaten başımız da tonla bela varken, hiç birimiz dersi dinleyecek güçle degildi. Ders de zaten sıkıcı bir Matematik dersiydi.

Hocamız öyle bir anlatıyordu ki bu dersi zaten Matamatikten bir şey anlamıyoruz bu hoca da aynen ninni söyler gibi ders anlattığı için iyice bir sey anlamıyorduk. Bu yüzden sınıf o kadar sessizdi ki, bu sessizlik dersi anladığımızdan değil ders bize ninni gibi geldiği için herkes sessizleşiyordu. Hocada zannediyordu hepimiz Matematiği cok seviyoruz ve cok iyi anlıyoruz saniyordu. Diger hocalara da bunu anlatmıştı çünkü;

"Bu sınıf Matematik derslerinde çıt bile çıkarmıyorlar, beni pür dikkat dinliyorlar..." vs. Vs. Işte hoca oysa kendi çalıyor kendi söylüyordu. Biz ise sessizliğimizle ona ritim tutuyorduk.

Ders nihayet bitip teneffüs olduğunda biz -her zamanki dörtlü- okulun bahçesinde bulunan banklardan birine oturmuş muhteşem ötesi bir plan kurmanın derdindeydik. Henüz nasıl bir plan kuracağımızı dahi bilmeden.

"Abi ne yapacağız ya? Bir planımız bile yok." Ege gergin gergin konuşurken, hepimiz derin düşüncelere dalmıştık. Etrafımızda kim var kim yok hiç umursamadan. Öylece oturmuş düşünüyorduk.

"Bu adamın ne yapacağı hiç belli olmaz şu anda bile izleniyor olabiliriz. Dikkatli davranmamız lazım." Dedi Selim. Haklıydı da sadece evlerimizde izlenmiyorduk. Attığımız her adımda gittiğimiz her yerden izleniyor olabilirdik. Derken telefonuma bildirim geldiğini gördüm. Ellerimin arasında duran telefonumu açtığım sırada aynı bildirim Selim, Ege ve Eymen'e de gelmişti.

Dördümüz birden gelen bildirimlere bakmak için telefonu açtığımızda, gördüklerimiz karşısında şoke olmuştuk.

Gelen mesaj ise tam iki tane fotoğraftı. Bilinmeyen bir numaradan gelen iki adet fotoğraf fotoğraflara sırayla baktığımda ise şöyleydi;

Ilk fotoğraf, annemin marketten çıkarken ki fotoğrafı daha az önce çekilmiş bir fotoğrafa benziyordu. Çünkü anneme bahseye çıkarken ne yaptığını sormuştum. O da bana merkete gideceğini söylemişti. Ikinci fotoğraf ise daha da korkuttu bizi çünkü o fotografta şu anki halimizi cekip yollamışlardı. Yan yana oturuyorduk. Benim sağ tarafımda Selim, sol tarafımda Eymen onun yanında ise Ege vardı. Bizi çekip vize göndermişlerdi.

Bu demek oluyordu ki her yerden izleniyorsunuz.

"Al ışte size de aynısı geldi degil mi? Yani diyorlar ki yanlış bir hareketinizi görürsem ki görür. Hiç iyi şeyler olmaz diyor." Eymen sözlerine devam ederken araya Selim girdi.

"S*kicem ama böyle işi ya bizim bir an önce bir seyler yapmamız lazım bunları tek başımıza alt edeceğiz. Önce kendimizi kurtaracağız kendimizi kurtarmalıyız ki sonra ailelerimizi de kurtarabilelim." Selim o kaar mantıklı konuşuyordu ki o sırada aklima bir plan geldi.

"Aklıma bir plan geldi." Dedigimde üçüde bana bakıyordu.

"Ne geldi anlat hemen." Dedi Eymen merakla digerleri de bana merakla bakarken.

"Bakın şimdi, madem önce kendimizi kurtaracağız tam da bugün kurtaracağız." Dedigimde Ege girdi söze

"Onu anladik da nasıl olacak?"

"Bugün yapacağız." Dedigimde Selim sordu,

"Neyi Bugün yapacağız?"

"Kaçma işini!"

"Kaçma işini mi?"

"Kaçma işini mi?" Üçü birden aynı cümleyi tekarlarken heyecanla planımı devam ettirdim.

"Selim, senin ehliyetin vardı değil mi?"

"Evet var ne oldu, Arabayla mı kaçacağız? Olmaz takip ederler."

"Ya öyle değil bak simdi güvenebilecegimiz dört kişi ayarlayacağız bu okuldan. Sonra bu dört kisiyle ustlerimizi değistireceğiz mesela Selim sen hep siyah kapşonlu giyorsun ya o senin işini görür sen zannederler bizi takip edenler. Mesela Ege sen hep şapka takiyorsun sapkani vereceksin. Ve son olarak Eymen sen sen de hep beline hırkanı bağlıyorsun ya sende onu verceksin bende hep saçımı tepeden toplarım bana benzeyen bir kız buluruz o problem değil. Anladınız mı planımı?"

"Abi yalnız bu plan işler. Bak size yemin ediyorum işler." Dedi Ege bir anda ayağa fırlayarak.

"Kumru, nereden geldi aklina bu plan kırk yil düşünsem aklıma gelmezdi." Eymen de beni tebrik ederken gözlerim Selim'e kaydı nedense onun ne diyeceğini merak ediyordum.

"Tamam plan iyi de gerisinde ne yapacağız, güvenilir insanları nasıl bulacağız? Hadi bulduk diyelim. Onları bu işe nasil ikna edeceğiz?"

"Onu da şöyle düşündüm. Benim yerime geçecek kız guvenilir merak etmeyin. Kıza zamanında dersler hakkında bayağı bir yardımcı olmuştum. Sizin yerinize geçecekleri bir alt sinuftan bulalım ve onlara rüşvet teklif edelim. Eee öğrenci adamlar sonuçta paraya ihtiyaçları var."

"Yani sen diyorsun ki ben her türlü paçayı sıyırırım. Siz kendi derdinize bakın." Ege konuşurken hemen sözüme devam ettim.

"Hayır tabii ki rüşvet konusunu ben hallederik siz sadece guvenilir kişileri bulun. Aman diyim bunları bulurken dikkatli olun o pisliğin adamları vardır okulda."

"Tamam tamam hallederiz o zaman zil çalsın başlayalım. Bu ders beden zaten, ısınma turlarını yapar çaktırmadan sıvışır adamları bulmaya koyuluruz."

Ege de sözüme katıldığı sırada hepimiz kalktık ve siniflara doğru yol alirken uzaktan bir adamın ağaçların arkasından bizi izlediğini gördüm. Ama çaktırmadım. Okulun içine girdiğimde sessizce yanımda yürüyen Selim'e döndüm. Ege ile Eymen önden ilerlerken.

"Selim." Dediğimde durdu bana soran gözlerle bakiyordu.

"Ne oldu?"

"Bahçede çitlerin ardında ki ağacın hemen arkasında kopişonlu bir adamın bizi izlediğini gördüm. Fark etmesin diye size söylemedim."

"Ne... nasıl yani bu kadar yakınlar mı?"

"Evet öyle görünüyor." Ne kadar çok korksamda korktuğumu belli etmemeye çalışıyordum.

"Kumru... bu işi kesinlikle bugün çözmemiz lazım." Selim'in bu cümlelerinden sonra gerçekten de kötü işlere bulaştığımızı biliyordum. Yani artık biliyordum. Ve her ne kadar belli etmesem de çok korkuyordum.

"Bunu Eymen ve Ege'ye de anlatmalıyız ki elimizi cabuk tutalım senin planı uygulamamız gerekiyor."

Başımı sallamakla yetinebildim sadece şu ana kadar içim hiç bu kadar ürpermemişti. Ama o adamı o ağacın arkasında bizi izlerken gördüğümde gerçekten artık hiç iyi şeyler olamayacakmış gibi düşünmekten kendimi alamıyordum.

Dakikalar içinde sınıfa gelmiş. Olanları Eymen ve Ege'ye de anlatmıştık.

"Abi siz ciddi misiniz ya?" Dedi Ege

"Demek burnumuzun dibindeler." Dedi Eymende onun ardından.

"Çabuk olmalı ve şu bizim yerimize geçecek kişileri bulmalıyız." Dediginde, Selim ellerini masanın üzerinde birleştirmiş. Ege ve Eymen de bize dönmüştü. Daha sonra Selim de bana dönüp ekledi.

"Kumru, sen hemen o tanıdığın kızı ayarla. Benim de tanıdığım bir çocuk vardı ona derim artık."

"Benim de geçen sporda tanıştığım ve kendisine çok güvendiğim bir arkadaşım vardı ona derim artık." Dedi Ege.

"Emin misin oğlum güvenilir mi sonuçta yeni tanışmışsınız." Eymen sorusunu yöneltirken Ege de ona cevap vermekle meşguldü.

"Merak etme iyidir. Sen ne yapacaksın asıl."

"Bulurum ben de birini."

"Iyi hadi başlıyoruz zil çalmadan bitirelim bu işi. Bahçede buluşalım." Selim hepimize komutlar verirken sınıftan coktan çıkmış ve Melis'in yani benim yerime geçecek kızın yanina doğru yol alıyordum.

Melis, daha okulumuza yeni geldiği dönemlerde geri kaldığı derslerin notlarını verdiğim, çok tatlı çok sempatik bir kızdı. Ona güveneceğimden adım kadar emindim.

Derken tam o sırada sınıfının önündeydim. Melis'i gördüğümde kaş göz işareti yapıp siniftan çıkardım.

"Melis; nasılsın, nasıl gidiyor?"

"Iyiyim ya, herşey yolunda ne oldu bir sey mi oldu?" Ah! Kız salak değil tabi anladı hemen bir şey isteyeceğimi.

"Aslında hayat memat meselesi dur sana şöyle bir özet geçeyim." Dediğimde insanlardan uzak bos bir cam kenarı bulup orada olan biten her şeyi anlattım. Başımızda ki belayı ailemizi korumak için böyle bir plana giriştiğimizi her şeyi... Melis anlattıklarımı anlayışla karşıladı. Ondan numarasını da aldım aksam bizim eve gittiğinde bana mesaj atacaktı. Kötü bir şey olup olmadığına dair.

Melis'e teşekkür edip yanından ayrıldım. Bizimkiler ne yapmıştı acaba ınsallah ikna edebilmislerdir. O değil de Eymen bulabilmiştir umarım birini, bir tek onun tanıdığı biri yoktu o da rüşvetle halleder artık yapacak bir şey yok.

Bahçeye inip banklardan birine oturdum. Bizim sınıf iyice toplanıyordu. Iki ders arasında beden dersimiz olduğu için hocamız kiyafetmize karışmıyordu. Sürekli giyinip çıkarmak zor oluyor diye bir tek Beden öğretmenimiz kiyafete karışmaz diğer öğretmenlerin dersinde formalı olmak zorundayız ne kadar saçma ne fark edecekse...

Bank da tek başına otururken okulun kapısında Selim'i gördüm. Bana doğru geliyordu. Bu çocuk neden surekli siyah kapişonlu bir hırka giyerdi ki üstelik sürekli kapişonunu kapatıyor. Bu hava da hava neredeyse elli dereceydi. Yani o kadar sıcak...

"Hallettin mi?" Diye sordum. Selim yanima geldiğinde nefes nefeseydi.

"Hallettim." Dedi nefesini bastırmaya çalışirken, sordum.

"Neden nefes nefese kaldın."

"Derse yetişmek için..."

"Bu kadar mı? Yani derse yetişmek için bu kadar çaba sarf etmen inanılmaz geldi."

"Yok ya ondan değil. Biliyorsun derse geç kalanlarin sözlüsüne sıfır veriyor." Hoca iyi olmasına iyiydi de ışte bu konularda biraz gıcıktı. Derken Eymen ve Ege de kapıda göründüler birbirleriyle şakalaşarak yanımıza geliyorlardı.

"Hallettiniz mi gençler." Dedi Selim. Biraz daha yaklaştıklarında

"Hallettik."

"Hallettik." Ikisi aynı anda sekronize olmuş gibi cümle kurarlarken,

Bugünden itibaren kaçacak ve kendimizi kurtaracaktık önce kendimizi sonra ailemizi... nasıl olacaktı, kacmak bir çözüm müydü? Bilmiyorduk ama bildiğimiz tek bir şey varsa o da; her ne olursa olsun peşimizdeki adamlardan kurtulmaktı. Öylede yapacaktık.

Bugün de bir şekilde biterken, yerimize geçecek olan kişiler teker teker mesaj atmaya başlamıştı gün sonunda.

"Biz üzerimizi giyindik sizin servislere yol alıyoruz." Selim'in yerine geçecek olan kişi mesaj attığında dördümüzde sınıfta onlardan bir haber bekliyorduk. Ve ışte beklediğimiz haberde gelmişti.

Selim hızla mesaj yazmaya koyuldu yerine geçecek kişiye,

"Tamamdır. Konuştuğumuz gibi bana yol boyunca mesaj atın. Birbirinizden ayrılmayın. Ta ki evlerinize gidene kadar... yani bizim evlerimize."

Selim mesajı yolladığın da cevap gecikmeden geldi.

"Aha yazdı." Dedi bir anda mesaj bildirimini duyan Ege, Selim mesajı bize okurken,

"Aileleriniz durumu biliyor mu?" Diye yazmış karşı taraf, Selim ise acelece mesaj yazarken onun başında bekliyor mesajları Ege ve Eymen'e okuyordum.

"Evet biliyor, mesajla bildirdim. Siz sadece bizmişiz gibi davranın." Diyip yolladığın da artik herşey hazırdı. Sınıfta biraz bekleyip okul dağılınca personellerde çıkmadan hemen önce arka kapıdan Selim'in arabasıyla kaçacaktık.

"Sizce bu plan işler mi?" Dedi Eymen tedirgin bir şekilde...

"Işe yaramak zorunda.. aksi taktirde başka bir yolu yok bizi yakalamaları an meselesi." Dedi Selim. Derin bir nefes verdim. Annemi arayıp ona söylemiştim. Tabi annem önce korktu, nasıl olacak, bizi nasıl alacaksınız, siz nasıl kurtulacaksınız? Gibi tonla soru sormuştu telefonda ona sadece tek ve net bir cevap vermiştim. "Bilmiyorum..." cidden bilmiyordum. Başımıza bundan sonra neyin geleceği bu adamlardan nasıl kurtulacağımız hepsi bana hayal gibi geliyordu.

Hiç bilmeden bir belaya bulaşmıştık biz, biz dört kişi; Selim, Eymen, Ege ve ben... hayatımızı alt üst edecek bir oyunun içinde oynayan piyonlar gibiydik. Hiçbir işlevimiz yok ama bu oyunda olmazsakta, asıloyun var olmaz gibi... her şey bir anda olmuştu hayatımda önce babam dediğim adam bir anda değişmişti, ailemiz bir anda değişmişti. Şimdi ise okul hayatım kendi monotonluğun da ve sıkıcılığın da ilerlerken bir anda değişmişti. Her şey bir anda başka bir boyut almış ve ben bu süreç içerisinde kaybolmuşum gibi hissediyordum. Bu yolun sonunda ne olacaktı, herşey yine eski haline dönecek miydi? Zaten bir gün her şey biter ve eski haline dönerdi en sonunda... ya da hiç başlamadan biterdi ömrümüz kim bilir...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.