İçeriğe geç

Sonu belli Hikayem

Bölüm 12 · 8 dk okuma

Sonu belli Hikayem

Bölüm 12

6. İlk ve son durağım

🎶The Neighbourhood - Sweater weather🎶

ilk ve son durağım, onun kollarıydı....

İlk defa, birinin kollarında yaşamayı öğrendim. İlk defa, her an kalbimin hızlanmasını unutup hayata, ana odaklandım. İlk defa, ben olduğumu unuttum. Kendime sadece bir kız olarak baktım. O an kim olduğum, ne olduğum, nerede ve kiminle olduğumu umursamadım. Sadece onun kollarındaki o anı değerlendirdim.

İlkleri, onunla karşılaştığım gün yaşamaya başlamıştım. Ve bundan sonra hayatımda yaşayamadığım diğer ilkleri de yaşamak istiyordum. İlk defa, ne olmam gerektiği, kim olmam gerektiği ve en önemlisi ne yapmam gerektiğiyle alakalı bir fikrim vardı. Ve hayır, her zaman olduğu gibi değil, ilk defa o an kalbimle düşündüm.

Ne istiyordum? Diye sordum kendime. Gerçekten ne istiyordum? Ama bu sefer duygularım karar verecekti. Benim ne yapacağım belliydi. Benim yerim onun durağıydı. İlk ve son durağım da o olacaktı.

O an, içimde yankılanan düşünceler beni bir girdap gibi içine çekti. Daha önce hiç bu kadar net ve yoğun hissetmemiştim. Onun kollarında, zaman durmuş gibiydi. Geçmişin tüm acıları, geleceğin belirsizlikleri silinmişti. Sadece o an vardı ve ben, o anın içinde kaybolmuş haldeydim.

Belki de bu, hayatın bana verdiği bir lütuftu. O an, onun sıcaklığında, dünyanın tüm yüklerinden arınmıştım. Her şeyin anlamını yitirdiği, sadece kalbimin sesini duyabildiğim bu an, benim için bir dönüm noktasıydı.

Ona olan bağlılığım, bu anın büyüsüyle mühürlenmişti. Kalbim, ilk kez bu kadar net ve kararlı bir şekilde atıyordu. Bu duygu, beni korkutmuyordu aksine bana güç veriyordu. Hayatın bana sunduğu bu yeni başlangıcı kucaklamaya hazırdım.

Belki de kader, bizi bir araya getirmişti. Onun kollarında, hayatta ilk defa kendimi tam anlamıyla güvende ve huzurlu hissettim. Bu duygu, bana yol gösteriyordu. Bundan sonra ne olursa olsun, kalbimin sesini dinleyecektim. Ve bu ses, beni hep ona yönlendirecekti.

İlk ve son durağımın o olduğunu bilmek, bana tarifsiz bir huzur veriyordu. Hayatın tüm zorluklarına karşı, bu anın gücüyle direnecektim. Çünkü artık biliyordum ki, onun kollarında her şey mümkündü. Ve bu güven, bana hayatta ihtiyaç duyduğum tüm cesareti veriyordu.

Artık sadece bu anın içinde değil, geleceğin her anında da onunla birlikte olmayı hayal ediyordum. Bu düşünce, kalbimi ısıtıyor, bana umut veriyordu. Hayatımın geri kalanını onunla geçirme fikri, beni hiç olmadığım kadar mutlu ediyordu. Ve bu mutluluğun peşinden gitmeye kararlıydım. Son günlerimin kalmış olmasını bile bile. Çünkü ilk ve son durağım, onun kollarıydı.

Yerimden kalktığımda içimde bastıramadığım bir heyecan vardı. Hemen komodinin üzerinden ilaçlarımı aldım ve içtim. Zaten dün de alamamıştım. İlaçlar üç saatte bir alınmalıydı ve bu dönemde daha çok ilaç kullanmam gerekiyordu.

Dün eve geldiğimde babamın endişelendiğini anlamıştım. Saatim kırılmıştı ve bir yerlerden düşmüştüm. Bu yüzden bana ulaşamamıştı. Telefondaki uygulamadan nerede olduğuma bakmak istemişti ama telefonum hem bağlıydı hem de uygulamayı bilerek silmiştim o gün.

Bu beni pişman etmişti çünkü babam çok perişandı. Bana bir şey olduğunu düşünüp polise bile haber vermişti. Eve döndüğümde babam bana sıkı sıkı sarılmıştı. Çok pişman olmuştum, üzülmüştüm. Bir daha böyle bir şey yapmayacağıma söz vermiştim ve biraz da şirinlik yapmıştım. Babamı ikna etmek kolaydı, onun için işim basit olmuştu.

Dün gece o anı düşünüp uyuyamamıştım. Bugün de oraya gitmek istiyordum. Kalbimde heyecan vardı, bastıramadığım. Bu yüzden çantama beş altı tane sakinleştirici ve diğer ilaçları koydum; eğer ki bir yerde kalbim sızlarsa ya da bayılırsam diye.

Üzerime açık mavi renginde keten bir elbise giydim. Elbisenin boyu dizimden aşağıda bitiyordu. Askıları inceydi ve dekoltesi yoktu. Sade bir elbiseydi. Pek benlik değildi ama.

Ben daha çok renkli ve daha canlı şeyleri giymeyi severdim. Düz ve uzun saçlarımı taradıktan sonra elbisemle uyumlu mavi bir bandaj taktım. Kelebekli küpelerimi ve bilekliğimi de taktıktan sonra hazırdım. Pek fazla küpem, bilekliğim ya da kolyem yoktu, bir iki tane falandı. Zaten normalde hiç takmazdım da. Daha çok renkli şeyler giyerdim ki o zaman da takıya ihtiyaç kalmazdı.

Bugün ne varsa en güzelini takmak istemiştim. Koluma turkuaz rengindeki çantamı astım ve turkuaz rengindeki ayakkabılarımı giydim. Hep en sonda makyaj yapardım. Yüzüm pürüzsüz olduğu için kapatıcı kullanmadım ama hafif pudra sürdüm.

Dudaklarımla aynı renkte olan pembe rujumu ve üzerine parıltıcısını sürecektim ama kahvaltı yapacağım için çantama koydum. Eyeliner kullanmada başarılı olmadığım ve genellikle yamuk çektiğim için kullanmazdım. Son dokunuşlarımı da yaptıktan sonra hazırdım.

Koşarak salona girdim. Bugün Tanya gelmiş olmalıydı çünkü masanın üzerinde her şey hazırdı.

Tanya işe geçen yıl başlamıştı. Benim en yakın ve tek arkadaşımdı. Benden sekiz yaş büyüktü, evliydi ve beş yaşında da bir kızı vardı. Kızı da kendisi gibi sarışın ve mavi gözlüydü. Kızı, annesinin küçüklüğü gibiydi. Annesine çok benziyordu.

Tanya, kocasına çok aşık bir kadındı. Beş ayda tanışmış ve evlenmişlerdi. Maddi durumdan dolayı biraz sıkıntı çekiyorlardı ama bu onlara mani olmuyordu. Sevgi, her koşulda sevgiydi. Babam, Tanya'ya zor günlerinde çok yardım etmişti.

Tanya'nın kızının masraflarını babam karşılamıştı. Tanya bunu duyunca hemen parasını geri ödemek istemişti ama babam, onun yerine bazı günler yurtdışına gittiğinde evde benimle kalmasını istemişti. Tanya bu yüzden hep bize karşı minnet ve mahcup içindeydi.

Bu beni de babamı da rahatsız ediyordu ama Tanya yine de elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu.

Masaya oturduğumda elim direkt omlete gitti.

Ekmekten bir parça koparıp omlete bandırdım ve hemen ağzıma koydum. Omlete bayılırdım. En çok da bala. Kahvaltıda olmazsa olmaz omlet ve bal olmalı bence.

Yediğim her lokmada, bugün yaşayacaklarımı düşündüm.

"Öykü, yavaş ye, hepsi senin," diyen Tanya'ya döndüğümde geniş bir gülümsemeyle ayağa kalktım ve ona sıkıca sarıldım. Onu çok özlemiştim. "Çok özledim seni. En çok da o güzel yemeklerini," dedim özlemle.

"Ben yurtdışından gelince hiç bana böyle sarılmıyorsun?" dedi babam huysuz bir sesle. Yine bizi kıskanmıştı.

Tanya'dan ayrılıp masaya oturduğumda, "Of, nihayet kahvaltı. Artık kömür omlet yemeyeceğim," dedim gülümseyerek ve omletimden bir lokma daha aldım.

Babam kırgın bir sesle, "Yazıklar olsun sana, evlat dedik koynumuza bastık, kokarca çıktı," dedi.

Dudaklarımı büzdüm, "Ya baba, o kokarca değil yılan," dedim. Hep bana kokarca derdi, uğraşmak için. Ama ben onun her zaman prensesiydim.

"Ama sen kokarcasın," dedi babam umursamazca, zeytini ağzına atıp.

"Hayııır ya, ben hani senin prensesindim," dedim.

"E işte, kokarca prenses," dedi babam gıcık bir şekilde.

"Ya baba," dedim cırıldayarak.

Tanya karşıma ballı sütümü koyduğunda ona teşekkür ettim ve sütü elime alıp höpürdeterek içmeye başladım. Sabahları omlet, bal ve ballı süt gibisi yoktu. Bitirdiğimde karşımdaki peçeteyle dudaklarımın kenarını sildim.

Tanya tam yanıma oturdu ve beni süzmeye başladı.

Boku yedik Öyküş, bu Tanya kesin anlar.

Onun rahatsız edici bakışlarına maruz kalırken babama döndüm, "Baba, bugün biraz dışarı çıkıp üzerime birkaç eşya almak istiyorum. Bir de odam için bir tablo sipariş vereceğim."

Tanya imalı bir şekilde, "Demek onun için sabah sabah süslendin," dediğinde hızla yutkundum.

Ay sana ne? Sen karışmasana.

Gözleri sanki kopya çekildiğini anında anlayan altıncı hisli öğretmen radarı gibiydi. Neyse, Öyküş, sakin ol canım. Sen boş ver bu gıcık öğretmeni, sınavı geçmene bak.

"Dışarıya eşofmanla çıkmayacağım herhalde," dedim iğneleyici bir ses tonuyla.

Tanya her zamanki o kıkırdayan kahkahasıyla kulağımızın pasını silerken, "Ay güleyim bari, sen ve eşofman. Ay ikinizi bir arada düşünemiyorum. Bu, karpuzun ağaçta yetişmesi gibi canım. Hem sen evde bile düğüne gider gibi giyinirsin." Sonra bir anda ciddileşti. "Ama bugün ayrı bir özen var. Artık bilemiyorum, çiçekçiye mi süsleniyorsun acaba?"

Yok artık Öyküş. Bu kadını özel harekâtta ajan olarak işe almalılar.

Gözlerim kocaman açılmış şekilde Tanya'ya bakıyordum. "Ne?" dedim şaşkınlıkla.

Tanya sırıtarak, "Yakışıklı mı bari?" dediğinde kocaman olan gözlerim artık yuvasından fırlayacaktı.

E yuh Öyküş. Az önce yaşlı kadın yakışıklı olup olmadığını mı sordu? Yok yani bu nasıl bir hayal gücü, bu nasıl bir fantezi ben anlamıyorum Öyküş. Ben iptal Öyküş. Ben error. Ben gidiyoreee.

Babam Tanya'nın sözüyle ağzındaki çayı püskürttü ve öksürmeye başladı. Ayağa kalkıp babamın omzuna vurdum, kendine gelmesi için. Meyve suyunu ona uzattım, "Al baba, iç, kendine gel."

Sonra gözlerim nefret dolu bir şekilde Tanya'yı buldu. "Ne?"

Gözlerimi devirip yerime oturdum. "İyi misin baba?"

Babam meyve suyundan birkaç yudum daha aldı. "İyiyim."

"Ya baba, ne inanıyorsun buna? Saçma sapan konuşuyor işte."

"Hıhı," dedi Tanya.

Göz devirdim tekrar. "Kız, gözlerin acır. Ha bir de öğlen yemeğine çağır yakışıklıyı, tanıyalım değil mi?" dediğinde ikinci bir şaşkınlıkla kala kaldım. Babam ağzındaki meyve suyunu bu defa da püskürttüğünde koşarak yanına gittim. Adam öksürükleri arasında boğuluyordu. "Baba, ne inanıyorsun şuna? Ama sen de biliyorsun beni."

Bir bardak meyve suyu doldurdum ve babamın eline verdim, kendine gelmesi için. Bu sefer Tanya'ya öldürecek gibi baktım.

Adam boğulacaktı Öyküş. Dağ gibi adam gidecekti. Şu Allah'ın cezası Tanya da adamın kalbine indirecekti. Ama yalan da yoktu be Öyküş, yakışıklıydı.

Ah, yeter sus. Bıktım vır vır kafamın içinde konuşuyorsun. Zaten bir işe de yaradığın yok, ancak saçma sapan şeyler.

Öyküş, yalnız saçma sapan demezsek o sesin aklından geçen düşünceler, fanta—

Sus!

Ben susarım ama aklındakiler asla Öyküş, aklındakiler asla.

Hay aklın...

Sonra da çok masumum.

Ay yeter.

Babam son bir öksürükle kendine geldiğinde Tanya’ya sert bir bakış attı, “Tamam, yeter artık, onun kalbini sıkıştıracaksın.” Sonra bana döndü, "Seninle özel konuşmamız lazım."

"Özel?” dedim merakla. Babamın gözleri ciddileşti.

“Otur kızım,” dedi ciddi bir ses tonuyla. Oturdum ve ne diyeceğini bekledim.

“Bak, ben gençliğimde çok deli doluydum. Tanya’ya inanma, onun kuruntuları,” dedi. Göz kırparak devam etti, “Ama gerçekten yakışıklıysa, tanıştıralım.”

“Baba!” dedim, utançtan kıpkırmızı kesilerek.

“Tamam tamam, şaka yapıyorum. Ama Tanya, lütfen onu fazla sıkıştırma, Öykü'nün hassas bir kalbi var.”

Tanya, “Peki, peki. Ama ben yine de biraz daha kurcalayacağım bu konuyu,” dedi gülerek. Sonra bana dönüp göz kırptı. “Bir gün, her şeyi anlatacaksın bana. Bu gözler hiçbir şeyi kaçırmaz.”

Babamla Tanya arasındaki bu tatlı atışmayı izlerken içimde bir huzur hissettim. Ailem ve arkadaşlarım, ne olursa olsun hep yanımda olacaklardı. Masadan kalktığımda yüzümde bir gülümsemeyle çantamı aldım. “Ben çıkıyorum. Herkese iyi günler!”

Tanya arkamdan seslendi, “Yakışıklı çiçekçiye selam söyle!"

Doğru valla çiçekçi olmasa da yakışıklı.

Gözlerimi devirdim, “Tanya, gerçekten mi?” dedim kapıyı kapatırken.

Aşağıya inip sokakta yürümeye başladığımda, güneş yüzümü ısıtıyor ve kalbim her

zamankinden daha hafif hissediyordu.

Dağ ayısı 👇🏻👇🏻👇🏻

(3 tane paylaşayım dedim 😁 en çirkinleri bunlardı...)))

(Dağ ayısına bir emoji atın bakalım 👇🏻))

Diğer bölüm 🔥🔥 .

7 bölüm sizin için bu gün paylaşacağım sadece + 30 okuma olursa 7 bölüm hemen gelecek dağ ayısı ve Öyküşü okuyacağızzzzzz

7 bölüm sınır +30 okuma bu gün gelmesi için

Genel olarak + 50 okuma yarın gelmesi için

Bölüm sonu

7 yorum