İçeriğe geç

Sonu belli Hikayem

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Sonu belli Hikayem

Bölüm 10

5 Huzuru koynunda bulmak

🎶 Humankind - David Kushner 🎶

"Her saniye, ömrümden bir sayfa daha yırtılıyor,

Karanlıkta bekleyen ışık, ulaşamadığım düşler."

Beni az önce uyandığım yatağa bıraktığında dizlerimi kendime çekip sıkıca tuttum. Derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştım. Bir nebze olsun acı dinmişti. Büyük ihtimalle az önce korktuğum ve gerildiğim için olmuştu. Gözlerimi yumarak, "Ben..." derin bir nefes daha aldım, "iyiyim. Heyecanlanınca, gerilince hep böyle oluyor," diyebildim sadece.

Ayağa kalkmak istediğimde sert bir ses beni durdurdu. "Rahat dur yerinde, begonya," dediğinde kaşlarım çatıldı ve gözlerimi ona çevirdim. Başımı biraz, hatta bayağı kaldırmam gerekti, gözlerimi kırpıştırdım. "Begonya mı?"

Bana yaklaştı ve kaslı kollarını bana uzattığında biraz korktum. Omzumun üzerinden bir şey alıp bana gösterdi. Elinde begonya çiçeğinin yaprakları vardı.

Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Bu ne zamandan beri omzumdaydı? Doğru, koşarken begonya çiçeği üstüme vurmuştu, üstüm başım begonyaydı. "Üstün başın begonya, ben de isminin bu olduğunu düşündüm," dedi erkeksi ve sert bir sesle. "İsmim..." Adam beni susturdu. "Her neyse, iyiysen kalk ve evine git."

Yatakta oturduğumda, "Biraz daha kalsam sanki iyi değilim," dedim. Aslında iyiydim, yalan söylemiştim. Bilmiyorum ama ben de söylediğim şeye şaşırmıştım. İçimden bir ses burada kalmamı söylüyordu.

Hiçbir şey söylemeden az önce girdiği diğer odaya girdi. Ayağa kalkıp onun ardınca odaya girdiğimde, elinde ahşap bir şövalyeyi yerleştiriyordu. Şövalyenin ayaklarını dikkatlice açtı ve sabitlenmesi için alt kısmındaki vidaları sıktı. Ahşap sağlam ve esnekti, her hareketi şövalyenin denge ve dayanıklılığını arttırıyordu. Ardından eline bir tuval aldı ve şövalyenin üzerine yerleştirdi. Tuvalin alt kısmını şövalyenin alt çerçevesine oturtup üst kısmını üst mandal ile sabitledi. Şimdi tuval, çalışmaya hazırdı.

"Orada durup beni dikizleyecek misin?" Arkası dönükken beni nasıl görmüştü ki? Ses de çıkarmamıştım. "Özür dilerim," dedim ve odaya girdim. "Sen her şeye böyle özür mü dilersin?" diye sordu sorgular bir tonda.

Çekingenlikle, "Ha-hayır," dedim. Acaba yanlış mı dedim? Sonra, eline bir kömür kalemi aldı. Çizim yapmaya başlamadan önce ellerini hafifçe ovuşturdu, sanki zihnini ve bedenini çizime hazırlıyormuş gibi. Kalemi eline alıp tuvalin üzerine ilk dokunuşu yaptığında, hareketleri kesin ve kararlıydı. İnce detayları büyük bir hassasiyetle çiziyor, kömürün kâğıt üzerindeki dokusunu ustaca kullanıyordu.

Duvardaki resimlere bir kez daha hayranlıkla bakarken soru sordum. "Ressam mısın?" Çünkü bu kadar gerçekçi resim çizmek için ancak ressam olmak lazımdı. "Sayılır," dedi. Kaşlarımı çattım.

Ressam mısın değil misin, sayılır ne demek?

Portre resimlere bakarken insanların ayrıntılarına kadar çizilmiş olması çok muhteşemdi. Bazı insanların burunları büyüktü, bazılarının yüzü sivilceliydi. Bazılarında, insanların her kötü ya da basit özelliği belirgin bir şekilde yansıtılmıştı. Çizimler, gerçek hayattaki kusurları ve güzellikleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu. Bu adamın yeteneği karşısında büyülenmiştim.

Adam, elindeki kömür kalemiyle tuvale şekil verirken her hareketi dikkatle izledim. Her çizgi, her gölge, bir hikâyeyi anlatıyordu. Adam, çizimlerine kendini tamamen vermişti. Bu sırada ben, onun yeteneği ve azmi karşısında hayranlıkla dolup taştım. Bu adamın içinde sakladığı dünyayı keşfetmek istiyordum.

"Peki, ismin ne?" dedim hayranlıkla onu izlerken. "Benim ismim—"

"Bana soru sormayı kes," dedi, sesi odada yankılanınca onu umursamamıştım. Onun arkasındaydım, yani arkası bana dönüktü. Küçük bir taburenin üzerinde oturuyordu.

Tanrım, bir insan nasıl arkadan böyle yakışıklı ve seksi görünebilir ki...

Kalp atışlarım hızlandığında gözlerimi onun kaslı sırtından çekmeye çalıştım. Omuzları geniş, sırt kasları belirgin ve her hareketinde kaslarının altında oynayan ince çizgiler göze çarpıyordu. Siyah atletin altında sıkıca saran bu kaslar, adeta güç ve koruma vaadiyle doluydu. Derin nefes alışverişlerinde sırtının hafifçe yükselip alçaldığını izlemek bile baş döndürücüydü. Ellerinin büyük ve güçlü olduğunu, kaslarının sertliğini hissetmek sanki oradaydım ve ona dokunuyormuşum gibi bir etki yaratıyordu

Ve bakışlarımı ne çizdiğine odaklamaya çalıştım. Sadece hatlar vardı. Alakasız ve sanki öylesine çizilmiş hatlar...

"Sana beni arkadan dikizlememeni söylemiştim." Bir insan nasıl bu kadar sert bir sesi olur ki?

Normalde bir insan bu cümleyi kurduğunda az da olsa tatlı bulabilirdim ama bu adam, pardon dağ ayısı, bu cümleyi söylediğinde insan hayatta olduğuna pişman olurdu. Bir sözüyle insanı intihara sürüklerdi bu dağ ayısı. Dağı bilmem ama ayı olduğu kesin, çok büyük ya çok büyük. Ve bırak böyle erkeği hayatında birkaç kez erkekle konuşmuş biri olarak bana görmemiş diyebilirsiniz. Evden çıkmayınca öyle oluyordu.

Kıpkırmızı kızarmamla beraber onun sözleriyle hızla arkamı dönmüştüm. Çok utanmıştım.

Ama ben onu dikizlemiyordum ki hem dikizlemek ne anlama gelir onu bile bilmem. Dikizlemek ve ben? Hayatta olmaz.

Ve evet, bu sözleri onu gözlerinle soyduğunu bilmen gerçeğiyle söylüyorsun Öyküş.

Hayatımda hiç bu kadar utanmamıştım ve ben böyle utanmaz biri de değildim. Ama doğru ya, doğru yakışıklı çocuk. Ne yapacaksın, eline hayatta bir kez düşecek bir şans Öyküş.

Sayın aklımdaki düşünceler. Lütfen susar mısınız? Ben böyle bir insan değildim. Sizin sayenizde azgın birine dönüşüyor ve insanlara kendimi yanlış tanıtıyorum... Saygılarla masum Öykü.

Ha ha kesin masum.

Kalbim yine yapacağını yapmıştı. Hiçbir şey olmamış gibi az önceki mutluluğumla onun karşısına geldim. Ve tabloda ne çizdiğine bakmak için eğildim.

"Ne çiziyorsun?" dedim kağıttaki alakasız hatlara bakarak, ama bu sefer hatlar çoğalmıştı.

Çatık kaşlarını bana çevirdiğinde sanki onu fark etmemiş gibi yutkunarak tabloya bakmaya devam ettim.

Allah'ım sen koru. Bismillahirrahmanirrahim. Lütfen, ölmek için daha çok gencim ben.

Öyküş o bize niye öyle bakıyor?

Parmağıyla tiksintiyle bir şekilde sanki bir böcekmişim gibi beni parmağıyla başımdan arkaya doğru itti. Bir an dengemi kaybedip geriye doğru sendeledim ama sonra toparlandım. Bu hareketine içerlemiş bir şekilde geri çekildim, ama bakışlarımı ondan ayıramadım. Her an ne yapacağını tahmin etmek imkânsızdı.

Parmağıyla tiksintiyle, sanki bir böcekmişim gibi beni başımdan arkaya doğru itti. Bir an dengemi kaybedip geriye doğru sendeledim ama sonra toparlandım. "Uzak dur begonya," demişti. "Ayağıma dolanma." O ne söz ya? Ben böcek miyim? Ayı işte, tam bir ayı.

"Bana böyle davranamazsın," dedim, sesim sinirle gür çıkmıştı. Kaşlarım çatılmıştı. İlk defa bu kadar söyleniyordum. Hem de ilk defa. Galiba bugün yapamadığım çok ilkleri yaşamıştım. Bana bakıp alayla güldü. "Neden? Korumalarını üstüme mi salarsın?" Bu sözle artık çok daha sinirlenmiştim.

"Neden mi? Bana öyle davranamazsın da ondan. Ben küçük bir çocuk değilim." Onu parçalayacaktım, parçalayacağım.

Bana baktığında yüzünde sanki bir keyif vardı, bir de alay. Bu insan gülmeyi biliyor mu ya? "Bana bak, seni parçalarım," dediğimde üzerine atladım.

Evet, sayın okur, yanlış duymadınız: üzerine atladım. Kalkan gibi göğsüne zayıf kollarımla vuracağım diye en kuvvetli yumruklarımı atıyordum, oysa beni durdurmuyor, öyle yerinde duruyordu. Lanet olsun, bu beni daha da fazla kızdırıyordu.

Sonunda pes edip kenara çekildiğimde, şaşkınca bana bakakalmıştı. Bense yüzüme düşen saç tutamlarımı umursamadan ona nefretle baktım. Kalbimin sızısı daha da artmıştı.

"Tamam, sakin ol," dediğinde yüzündeki o ukala, kendini beğenmiş gülümsemesi yoktu. Bana endişeyle bakıyordu. Kalbime giren kramplarla kıvrıldım ve dizlerimin üzerine çöktüm. "Bir diğer bayılmaya katlanamam." Derin nefes aldım ve verdim.

Başımı kaldırdığımda onun endişeli gözleri benimkilerle buluşmuştu. Karşımda diz çökmüştü benim gibi. Toprak rengi gözlerine baktım. "İlaçlarım. Bugün ilaçlarımı da almadım. İlaçlarımı kullanmayınca daha kötü oluyorum." Kalbimde tekrar sızlamalar olduğunda bir kez daha kıvrıldım. Bedenim sanki bir soğuk dalgası yemişti.

Belki de soğuk ahşabın üzerinde olduğum içindir. "So-soğuk," dedim titreyen sesimle, dizlerimi kendime çekmiş gözlerimi yummuştum. Gözlerimden bir damla yaş akarken içimde fırtınalar kopuyordu. "Ba-ba..."

Böyle olduğumda babam bana hep sarılırdı. Odamdaki battaniye örtülmüş koltukta babama sığınırdım. Bana hep masallar anlatırdı. Onun o ferah kokusunu burnuma çekerek sesiyle uykuya dalardım.

Omzumda bir el hissettim. "Soğuk mu?" Bu sesin o adamdan çıktığına ilk önce emin olamadım. O güzel, o kusursuz ve o nazik ses. Sesi o kadar güzeldi ki kendisi bilerek sert konuşuyordu.

Başımla onayladım. "Sarılayım mı?"

Başımı kaldırdım ve toprak rengi gözlere baktım. Bir çocuğu gördüm o gözlerde, sanki sevgiye muhtaç bir çocuk birisine bir şey yapabileceğinden şüpheliydi. Başımla onayladım onu.

Kaslı kollarını bana doladığında ve beni göğsüne çektiğinde düşündüğümün aksine huzur doluydum. Biriyle temas ettiğim için kalbim hızlı atmamıştı. Ya da sızlanmamıştı.

Onun göğsüne rahat olacağım bir biçimde başımı yasladığımda ondan gelen yoğun portakal kokusu burnuma dolmuştu.

Çok güzel kokuyordu. Bu koku, zihnimde çocukluğuma dair belirsiz anıları canlandırdı. Bahçedeki portakal ağaçları arasında oynadığım, babamın bana portakal soyup verdiği o sıcak yaz günleri. Şimdi ise bu yabancı adamın kollarında aynı huzuru bulmak garip bir şekilde içimi rahatlatıyordu.

İlk defa birine bu kadar yakın temas etmiştim babamdan başka. Bu an, beklenmedik bir güven hissi veriyordu. Kalp atışlarımın hızlanmasını, paniklemeyi beklerken, tam tersine içimde bir sükûnet yayıldı. Kalp krizi geçirme korkusuyla yaşadığım her anın stresi, şu an bu adamın kollarında çözülüyordu.

İlk defa birinin kollarında huzuru bulmuştum sanki. Bir yabancıdan gelen bu sıcaklık ve güven hissi, kalbimde saklı olan yalnızlığı ve korkuyu bastırıyordu. Kendimi, dünyadaki en savunmasız halimle ona bırakmıştım ve bu garip şekilde beni güçlü hissettiriyordu.

Başka hangi ilkler yaşayacaktım bugün? Belki de bugünden sonra demeliyim. Hayatımda hiç bu kadar ani ve derin duygusal değişiklikler yaşamamıştım. Belki de bu adamla karşılaşmak, bana hayatımın geri kalanında unutamayacağım yeni bir başlangıç sunuyordu.

Gözlerimi kapatıp onun güçlü kollarında, derin ve düzenli nefes alışverişini dinlerken, içimde bir yerlerde bir şeylerin değiştiğini hissettim. Belki de bu karşılaşma, benim için yeni bir yolculuğun başlangıcıydı.

Gelecek belirsizdi, ama şu an, bu anın içinde, bu kolların arasında, dünyadaki en güvenli yerdeymişim gibi hissediyordum. Kim bilir, belki de bu huzuru daha önce hiç yaşamadığım bir şekilde tekrar keşfedecektim. Şu anın tadını çıkarmaya karar verdim, çünkü belki de bu an, hayatımın en özel anılarından biri olarak kalacaktı.

Öykü fark etmişti o an bazı şeylerin aynı olmayacağını ama kendinde bir şeylerin değişeceğini bilmiyordu. Belki de koynunda huzuru

bulduğu adam onun kalbinin başka bir nedenden daha hızlanmasına neden olacaktı.

Öykü için kalp bırakalım bir de bizim gizemli adam için (dağ ayısı) 😅 için de

(Sınır ; 90 okuma , 200 yorum, 60 kalp)

Bölüm sonu

9 yorum