karakurtlar ile tanışmam
"Özür dilerim annem, senden başka koku aradığım için. Özür dilerim babam, her kavga senden başka herkese ihtiyacım duyduğum, zor olsa da yaşamak istemiyorum. Kadınların tenin aşk aramayı bıraktım, başlamadan ya da âlemi kitaptan ibaret sanan asalaklardan olmayı ya da devlet 'kutsaldır' deyip hataları görmeyenleri veya bu hataları fırsat bilip milleti kendi devletine düşman edenlerden değilim. Ben o zamanlar hiçbir şey değildim, şimdi ki gibi."
"Düşünmekten kendimi alamıyordum. Sokak sokak gezerken bile aklımda bir soru vardı: Haşa, bir isyan ya da sorgulamak için değil, varoluş nedenimi aramak için soruyordum bu soruyu. İnsanoğlu bu kadar cani iken niye yaratıldık? İmtihan için. Peki neden bir atadan geldiğimizi unutturulduk? Neden kimse 'Adem'in soyundanım' demiyor da 'filanın, fistanın soyundanım' diyor? Gözlerimi kapattım ve düşündüm: Neden Türkler, Araplar, Kürtler, Lazlar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, İspanyollar, Amerikalılar gibi bölünmüşüz? Neden tek millet, tek düşünce, tek bir amaç uğruna savaşmıyoruz? Neden sadece kötü ve iyi olarak ayrılmıyoruz? Neden canı ya da vicdanlı olarak yargılanmıyoruz? Bunları hep düşünmüştüm. Ben şimdi de aklıma takılmıştı: Neden bu zulüm? Haşa, Allah zulmetmez. Ama insanların içindeki kin, kibir, nefret, haset duygusu o kadar çok neden?"
"Biraz düşünmek gerek, biraz sevmek gerek ama çok kez anlamak gerek. Neden sorusu bir inkâr ve isyan kelimesi değildir ki? O zaman kimse niye neden demiyor? Çok acı çeken insanlar bile neden demiyor. İmtihan biliyorum ama sorgulamak gerekmiyor mu? Haşa, Yaradanı değil tabii ama insanların kötülükteki amacı ne? Neden bu kadar kötü olmaya devam eden insanlar var: ırkçı, dinsiz, kibirli, yolsuz, yobaz, soysuz, hırsız, tacizci, tecavüzcü? Neden bu kadar kötülük çeşidi var da iyilik çeşitleri yok? Neden sormak lazım alemsiz evren değilse burası? Biz imtihandan neden kalıyoruz bu ahmaklık neden?"
"O gün karışık bir olaylar olmuştu. Bir adam gelip, 'Baban ölülerden değil ama sen ölülerdensin,' dedi bana. Bu ne demekti? Babam ölülerden değil, eyvallah ama ben niye ölülerdenim dedim. O da bana, 'Ölümsüzlerden olmak ister misin?' diye sordu. Ben de, 'Kaderde varsa isterim ama yoksa gam etmem,' dedim."
"Saçları uzun olan bu adam beni bir ağacın yanına çağırdı. Yarın saat 12.00'de meydandaki ağacın yanına gel, kimse duymasın, görmesin, bilmesin. Ölümsüz olmaya adaysan ölümlülerle konuşma, ve karakurtların yaptığı gibi sadece emir ve telkinlere uymak için Rabbimizin oku ve savaş emirlerine uymak için, biz seni şehadete davet ediyoruz. Senin kılıcın, kalem ve aklın olacak. Kartal, karakurt ve bu kurtlar seni bekliyor olacak, ve asi şair kimliğin yok olacak, artık asi kurt olup av peşinde koşacaksın. Yarın gelmezsen kabul etmemiş olacaksın, o yüzden cenkten kaçan herkese olanlar sana olacak. Normal bir ölümlü olacaksın, vesselam."
"Saat 12.00'da orada olmam gerekti, yoksa hain sayılıp öldürülecektim. Bu ne demek oluyordu? Kalem ile yaptıklarım yetmiyor yani, aslında içimde yetersizdi. Asi şair olmak sadece yazmak demekti ama bu savaşmak için engel değildi. O zaman beni neden seçmişlerdi ve karakurtlar kimdi? Amaçları neydi? Neden beni takibe aldılar? Bu benim içimi yiyip bitiren konular ile eve gittim. Saat 12'de orada olacaktım ve yalnızca bu bilgi vardı elimde. Ne saçma ama hain olarak ölmektense, gittip neler olacak görmekte fayda vardı."
"Güzel bir uyku çektim ve saat 11.30'da denilen yere yakın bir yere gittim. Tam 12'de orada beklemeye başladım, kimse gelmemişti, daha sessiz bir yerdi. Sadece yaşlılar ve çocuklar vardı. Sağa sola bakmak doğru olmazdı, çünkü bunlar devlet içinde devlet olabilirlerdi. Sessizce bekledim, birden yanıma bir genç oğlan geldi. Benden küçük ya da benimle aynı yaşlarda, tahminim öyleydi. Yanıma yanaştı, bana bakarak 'Bayım, kitapları sever misiniz?' diye sordu. Ben de yazmayı evet dedim. O da 'Okumayı deneyin bence, bu kitap bir harika. Okuyun, hiç bu kadar güzel ve anlayışlı kitap okumadım, yemin ederim. Siz de okuyun ve içindeki gizli evrensel mesajların farkına varın. Ben sizi çok sevdim. Sigara kullanıyor musun?' diye sordu. 'Hayır,' dedim. 'Güzel,' dedi ve konuşmaya devam etti. Sonra saate baktı, 'Geç kaldım. Kara Kurt diye bir kelime var, okudukça ne demek anlayacaksınız. Anlarsınız, siz de bizdensiniz, bayım. Anlamak için aklınızı değil, tarihiyi kullanın. Aziz Porte ve Alexis gibi iki önemli ahmak var, onlara dikkat edin,' dedi ve gitti.
"Kitabın adı 'Kara ve Bozun Savaşı' diye bir kitaptı. Aziz Porte ve Alexis ise Bozların liderleri karakterleri dikkatimi çekti. İkisi de vatan diyor ama sadece kendi ırklarının haklarını savunacaklarına yemin ediyorlardı. Saat gece 2'de bitirdim kitabı. Dedikleri gibi, kitaptaki iki lider dışında herkes vatan diyor ama onlar 'Irkım yüce, ırkım' diyor. Ahmak olmaları bundan kaynaklanıyor. Kara olan taraftaki Free ise vatan için canını dişine takan bir liderdi. Ölümünden sonra isyan başlatan Karalar, kanlı bir eylemden sonra yok oluyorlardı. Ama kitabın sonundaki söz beni benden almıştı:
'Ölenler öldü, savaşanlar ölmez. Savaşanlara selam olsun. Aziz Porte ve Alexis de ölümlü ve öldüler ama davaları onlar gibi toprağa gömüldü. Ama Karalar ayakta. Ne yok oldular ne de bittiler.'"
"Bu söz bir yerden tanıdık geldi bana. Bu hikaye benzerini babam bana anlatmıştı, sadece yabancı değil Türk'tü. Onlar Mete Han'ın ölümünden sonra ikiye bölünen Oğuzlar, iç ve dış olmak üzere, tabii birbirleriyle çok savaş yapmış. İç savaşın sonu birbirinin Çinlilere karışmasına, ötekinin doğudan batıya doğru göç etmesine neden oldu. Bu da Rumlar, Persler ve diğer milletlerin Türklere cephe almasına neden oldu. Bu kıvılcım Alper Tunga'nın zehirlenerek öldürülmesinden sonra kızıştı, Tomris Hatun'un Persler'in kralının başını alması ile alevlendi ve Muhammed Alparslan'ın Anadolu'ya son kez ve kalıcı olarak girmesi ile devam etti. Osman Bey'in Bizans yani Rum'lara bela olması, sonra torunu Fatih'in İstanbul'u alıp Rumları sindirmesi ile de bitmemişti bu savaş. Osmanlı'da dönme ve Celaliler arasında devam etti, sonra İttihat ve Terakki ile Osmanlılar ile yenilikçiler olarak devam etti. Aslında Rumlar ve Persler savaş devam ediyordu ama direkt kendileri değil, bizzat yollarından giden devletler ve milletler Türklere cephe almışlardı."
"Bir söz geldi aklıma, çok önemli bir isim diyordu bunu. Yine bir Türk lider, Tuğrul Bey, kendine ırkçı diyen Bizans komutanına, 'Sakın ola bizi içimizdeki ırkçı dinsizler ile bir tutma. Biz onların en büyük düşmanıyız,' diyordu. Bu demek ki düşman bu kez ırklar değil, Türklerin ta kendisidir. Yani iç Oğuz ile dış Oğuz savaşı bu kez Anadolu'da başlayacaktı, ama adı bu kez farklıydı. Ak ve boz Kurtlara karşı Karakurtlar vardı, bu da savaşın cephesini karşıtlarıyor, çünkü FETÖ, PKK derken bu kez de ırkçılar ile savaşacaktık. Ve bu kez düşman bizim ikimiz gibiydi, her şeyimizi biliyordu, her şeyi nasıl yapacağımızı biliyordu. Savaşın asi ve vatanseverler diye ayırmak yanlış olurdu, çünkü bu kez iki taraf da vatanseverdi ve bayrak için değil, davaları için savaşacaklardı."
"Ve ben de bu savaşın içine girmiştim. Taraf olmazsam yok olacaktım, ama benim tarafım hep belliydi. Bence bu savaş kanlı bir savaş olmayacaktı, ama kan gerekirse dökülecekti. Anlamış olduğumu bildirmek için alta adres vardı, ona bildirecektim ve Karakurtlara girecektim. Artık ben seçilmiş bir Karakurt'um ve bunun sonucu ağır olacaktı.
Bugünlük bu kadar. Geceler uzun olsa da hep yazsam, ama bugün saat gece iki olmuştu. Uykum en büyük düşmanım maalesef, bu kez yine yenildim ona. İyi geceler size, okuduklarınızı iyi düşünün, olur mu?"