aşk nedir
O gün sabah olmayı bilmedi. Karanlık sokakta yürü, yürü kalbim karanlığa gömüldü sanki, her yanım karanlık çocuklar, mikrop insanlar ile doluydu. Yaratık kılıklı sandığım bu varlıklar maalesef benim gibi insandı. Ellerinde derin kesikler, jilet izleri, serseri tipleri vardı.
Sabahlara kadar ders çalışan bir çocuk değildim, sadece yazmayı seven asi bir şair olarak kalacaktım. Belki de çok canlar yakacak bir katil, belki de bu yoldan dönecek bir insan olacaktı. Kim bilir, belki de hayallerimi gerçekleştirecek bir yazar olacaktım. Ama o gün beni değiştiren olaydan sonra hiçbir hayalim gerçek olmayacak, anlamıştım. Gözyaşımı o zamana kadar hiç dökülmediğini fark ettim. Babamın, annemin ölümünü izlerken bile gözümden yaş damlamamıştı, nedendir bilmiyorum, ama hiçbir önüme ağlamamıştım, hiçbir acıya tepki vermemiştim. Bu hal beni korkutmaya başlamıştı. Henüz 20 yaşındaydım o zamanlar, gençlikler çabuk gelen ve gidecek olan dönemlerdir derdi babam. Babam öldükten sonra, tabii ki annemle beraber, dedemin kahırdan ölümü beni çok yaralamıştı. Babam, annem askerdi, ölümleri şehitlikle son bulmuştu, ama dedem onların acısına dayanamadığı için ölmüştü.
Bahar'ın nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. Hep mevsim olarak demiyorum, insanların birbirini sevdiği, mutlu mesut olduğu ve bazen gülebildiği hayatlar... Benim öyle bir hayatım olmadı, belki de olmayacaktı. Henüz baharımın gelişini bekleyen manolya gibi hayatın akışına devam ediyordum. Bir kardeşimin ölüm haberi beni yıkmıştı diyemem çünkü o da bir askerdi, ama çocukluk arkadaşımdı. İlkokulu, liseyi vesaire beraber okumuştuk, beraber dövüşe katılmış, beraber savaşmış, aynı fikirdeydik. İyi ki insandık, o asker olmayı seçti. Ben kalemli asker oldum, yani o öyle derdi, "Senin silahın kalem, vatan için bu her daim kullanacaksın, eminim," derdi. O gitti, ben kaldım, ben gideceğim, milyonlar kalacak bu sözler mavinin siyah olan milletine sitemidir. Bu da benden size hatıra olsun, bugün yine asi bir gencin asi bir hatırasını anlatacağım.
O gün bir sokaktan geçtim, çok şeyler vardı sokakta. Nasıl desem, baharı olmak için elinden geleni yapıyordu insanlar. Benim yorumum da tabii, onlar için ne demekti bu, bilmiyordum. Bir yazı okudum geçtiğim sokakta: "Ölüm kokusu bahar gibi gelir ancak Hak edene cehennemdir" yazısı beni çok etkilemişti. Gözlerim dolu, kendi kendime sordum: Benim ölümüm bahar mıydı, yoksa cehennem mi?
Bir manavın yanından geçerken tanıdık bir ses geldi kulaklarıma. Tanıyordum sesi ama sanki bana çok uzaktı, sanki bana çağırıyor gibiydi, ya ama benimle alakası yoktu. Ama tanıyordum bu sesi; ince olmayan, kalın olmayan, nazik olmayan bir sesti, bir kadın sesiydi. İyi hatırlıyorum, gözlerimi çevirip baktığımda bana "İnşallah atının ölümünü görmezsin" diyen kızdı bu. Yine kükrüyordu, aslanlar gibi kimseden korkmayan, kimseden çekinmeyen bir varlık. Beni niye benden alıyordu, çok mu ayran gönlümdü, yok aslında. Kolay kolay hiçbir kıza kendimi kaptırmamıştım, hiçbir kadının teni, gülüşü, cazibesi beni benden almamıştı. Bu kızda olmayan bir özellik beni çekiyordu. Hiçbir kadında, hiçbir kızda, hiçbir varlıkta bu yoktu ya da bana öyle gelmişti. Sonra dedim kendi kendime: Aşk dedikleri bu mu, bu muydu? Yoksa herkesi intihara, intikama, rezil zevklere mahkum eden aşk dedikleri bu mu?
"Sonra düşündüm, benim için aşk bu değildi. Benim aradığım bu değildi hiçbir kadının teninde. Aşk bulunamayacağını biliyordum; aşk zaten öyle bir şey değildi. Kızımın bana bakışları beni aşka değil, zevke sürüklüyordu. Bunun anlamak için kör olmak lazımdı; bu aşk değildi, sadece içindeki gurur kadar zevk taşıyan insanlara yalancı bir şeydir aşk. Aşk öyle kolay bir şey değildi, öyle aşık olunmaz, sevdalanılmazdı. Sevgi aşk bir kadının yokluğuyla yok olmaz, varlığıyla da artmaz. Neyse, sözü çok uzattım, kızın sesini duyunca içime bir korku, bir şüphe giriverdi."
"- Aşk olsun, manav amca. Benden habersiz borç vermişsin kardeşlerime, ben sana benden habersiz yapma demedim mi?
- Kızım çok yalvardılar, vermek , , , , , kaldım. Çok lazım dediler, ne için demediler ama önemli bir iş için dediler. Kusura bakma, olur mu? Zaten senin borcun değil, onların borcu. Senin izin verdiğim için özür dilerim kuzum, ama çok lazım dediler bana.
- Peki, öyle olsun Hüseyin amca, lazımsa bana da verirler. Hesabını niye lazımmış onu da anlamadım zaten. Neyse, bekleyip göreceğiz, anlatırlar inşallah."
"Sesi sanki yanımda gibiydi, onu duyuyordum ama karşılık veremiyordum. Oysa aramızda bir 200 metre falan vardı. Az önce çıktığım, bana bile konuşuyordu kardeşleri. Demek ki borç almıştı ondan o kadar mı kötüydü durumları bir manavdan borç alacak kadar mı? Ama nasıl da dik dur dedi, tam bir Asena gibi. Ona bunu dersem kızardı, çünkü Asena olmak istemeyen birisi o, sadece savaşmak isteyen biri. Yani Türklerle pek sorunu yok ama iki tarafın yaptığı saçma savaşı gereksiz ve yıkıcı buluyordu."
"Sessizce eve doğru gidiyordum, ama aklımda bir soru vardı baştan beri. Yani o kızı gördüğümden beri düşündüğüm bir şeydi: bu aşk nedir? Bir kadının teni mi, bir baharın bekleyişi mi yoksa bir vatanın hayali mi, yoksa Kızıl Elma dediklerimi? Aşk nedir, uzun uzun düşünmüştüm. Hatta eve gitmemiş, Eskişehir'in kitaplı raflar gibi olan sokaklarından gezmiştim bugün. Kızın sesi kulaklarıma geldikçe benim içim titriyordu resmen. Gözlerim arıyordu bir şeyleri. Ne aradığımı bilmiyordum, sadece arıyordum sokaklarda gezerken. Ben kimi kimde arıyordum hiç bilmiyordum. Sadece bir şeyi biliyordum: yaşamak için savaşmak, savaşmak için aşık olmak gerekti. Bu bazen bir kadın, bir bayrak ya da bir dava olmuş ama aşık olmak gerekti, sadece bunu biliyordum. Aşk bence tutsak olmak değil, özgür bilmekti."
- yemek hazır evladım her şey düzenlendi ben çıkıyorum İzninizle
- olur ablam ben de uyurum az sonra zaten geç oldu
- bu kadar uzun yazma Gözlerim bozulacak Allah korusun
Tabii, işte metninizi düzeltilmiş hali:
"Güldüm sadece," bunu diyen hizmetçi ablama. Bu arada, yani zengin olmasam da fakir de değildim aslında. Hatta geçmişin yanlışlarını doğrularını size aktarmak için kaleme alıyordum sadece, ve Asi şairin nasıl katil olduğunu anlatacaktım. Gözlerimi kapatıp uyumak istiyordum ama şu an 40 yaşında olmam bir şey değiştirmedi, yine aynı soru aklıma geldi: aşk nedir? Kime göre değil, ne için aşk gereklidir?