İçeriğe geç

Kurtların savaşı

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Kurtların savaşı

Bölüm 6

1977 hatırası (asiye hatun)

1977 hatırası (Asiye hatun)

"Aklım yerinde değildi, sanki bir savaşın çağrısı kulaklarımı deliyordu. Aşk, meşk, sevda değil, vatan için vatan evlatları ile çarpışmak çok acı bir şeydi.

Deli dolu hayallerim vardı, ama bu başka bir şeydi. Denizde karşı deniz vardı, ikisi de dalgalarına hakim, kavgalarına sakin taraftı. İki düşman kardeş birbirine üstünlük kurmaya çalışacaktı. Bu kez işin zor tarafı kaybeden de kazanan da kardeş olacaktı.

1977 yılındaki olaylar gibi, bu kez duruma el atmak kolay olmayacaktı. Onları yapanlar suçu Türklere yıktı, kurtulmuşlardı; ama bu kez Türk de aklındı. Neyi göre savaşacaklarını anladılar. 70 kuşak abilerimize damga vurulan faşistlik aslında bizimle alakası yoktu; ama içimizdeki ikili oynayan yamyamlar, bozkurtları yönetmeye başladılar. Biz de başta Karakurt olmak üzere birçok teşkilat kurduk, MİT gibi devlete bağlı değil, bağımsız olarak savaştık. Kürdistan hayali olan hainler ve faşist düşünceye sahip zalimlerin karşısında durabilmek rahat durmak vardı.

"1977 yılında dedem Korkut ve ninem Fatma Karakurt kurban olmuştu. Dedemin ve ninemin yüzleri kan içindeymiş. Babam o zamanlar küçük yaşta olduğu halası Asiye Hatun'un yanında duruyormuş. Ölüm haberi ona 1 ay sonra verilmiş, anlatmak istememiş kimse neden öldüğünü ama haberlerde görmüş. Babam her şeyi ağlamış. Büyük halam Asiye Hatun anlatmıştı bana bunu, benim de babam ile aynı kaderi yaşamakmış işte. Ağlamak istiyordum ama yaş yoktu gözlerimde ve alınacak bir intikam değil, verilecek bir canım vardı vatanıma, babama verdiğim sözü hiçbir zaman unutmazdım."

"Büyük halam anlatırken, devletin nasıl çaresiz kaldığını anlatırken olayı ya devlete ya da Türklere yıkmaya çalışanların olduğunu söylüyordu. Ama olayda ölen Türkler vardı; bu bir intihar eylemiydi ve Türkler kendi haklarına zarar vermeye hiçbir zaman düşünmemişlerdi. Bu bir Amerikan ya da Rusya oyunu olabilirdi, ya da bir Ermeni kininde olabilirdi; ama asla sadece Türkeş ve yolunda gidenlere atılacak bir eylem değildi. Kin içinde köpekler gibi halka ateş açan birkaç kişinin yaptığı eylem kimsenin üstüne atılacak olay değildi; bu sadece bir eylemdi ve yapanlar hâlen belli değildi, maalesef."

"1977 olayları ve savaşları iç savaş gibi bir şeydi, tarihi yansımaları kolay olmayan ağır sonuçlar doğuran olaylardan sonra nice 70 kuşaklı genç idam cezasında veya işkence hanelerde soldu, Türk Kürt fark etmez, iki taraftan da kayıp büyüktü ve bu Türkiye'nin kayıp olarak görünmesi gerekti. Başboş kurtlar altıya bölünmüştü ve bu tehlikeli bir oyundu, kimse bölünmeyi bilmiyordu çünkü bu Türkler arasında bir bölünmeydi.

1. Bozkurtlar

2. Karakurtlar

3. Bozoklar

4. Beyaz Kurtlar

5. Atsız Kurtlar

6. Kemalist Kurtlar

Bunlar benim bulduğum isimlerdi, herkes 'ben bunları duymadım' diyebilir ama durum böyleydi. Asiye Halama göre bu bir oyundu, oyuncular Türklerdi, kimse birbirine düşman değildi. Olaylar ne gerektiriyorsa onu yapıyorlardı. 1977'den 1997'ye kadar düşmanlık ve kin gütme olmadı ama Türkeş'in ölümü işleri çıkmaza sokmuştu."

"Neyse, biz bize yaracak yerden devam edelim. 1977'den sonra Karakurtlar, hepsinden ayrı bir grup olmuştu. Sebep ise o olayların Bozkurt veya Beyaz Kurtların yapmış olduğunu düşünmesi idi. Bu da Karakurtları ötekilerden uzak tuttu. Ağır sonuçları olacaktı bunun, ama başka çaresi yoktu."

"Halam bana 'Sen onların avısın ama onlar bunu bilmiyorlar, sende ona göre davran' demişti. Bu olayı anlatma sebebim, Karakurtlar ile tanışmadan bir gün öncesi olmazdı. Halam sanki biliyor gibi anlatmıştı bana, sanki içine doğmuştu.

1977'den çıkmak kolay değildi, çünkü o gün olanlar bugün de yapılmaya çalışılıyordu.

Asiye halamın ölümü:

Halam bu konuşmalardan 3 gün sonra ölmüştü, sanki bunları bana anlatmayı bekliyordu. Bu olaylar ölümüne mi sebep olmuştu, yoksa neler oluyordu ve olacaktı?

Eskişehir sessiz sedasız olmuştu, her şey karmaşık ve karanlıktı. Bir savaşa girecektim ama dostlarım ve düşmanlarım kim bilmiyordum."

"Öğrenmek için pek çaba harcamam gerekmeyecekti ve bu savaş ilk kez kansız geçecek gibiydi. 1997'de Türkeş'in ölümü ile bölünen ülkücü hareketleri büyük yıkım getirmişti, bunun farkında olmayana halk sadece izlemekle yetindi. Sesli ya da sessiz büyük bir eylem olmadı ve şu an bu savaşın başlangıcı olarak 1977 görünmektedir, ama bu savaş kanundan beri vardı ve bitmeyecek bir savaştı. Ölüm ve ölümsüzlük arasında ince çizgi, kavgacı, asi ama cahil gençleri savaş alanına yönlendirecekti."

"- Çukurhisara gidiyor demi bu otobüs.

- Evet teyzem, kalkacak az sonra.

- Tamam evlatım, oturdum buraya o zaman.

- Olur teyzem."

Saat 12 otobüsü ile Çukurhisar'a gidecektim. Oradaki Karakurt liderlerinden biri ile konuşacaktım; bana nereye nasıl gideceğim konusunda bilgi verecekti. Otobüse binerken bu konuşmaya şahit olmuştum. Sakince oturdum yerime, saatin gelmesini bekledim.

"Saat 13.30 gibi oraya varmıştım, çoktan 3'te meydanda olmam gerekti ama ben erken gelmiştim, beklemek zorundaydım. Ne zaman geleceğine belli olanı beklemek kolaydı, ama ne verecek, hangi bilgiler ile beni yönlendirecek bilmiyordum. Bana gelen notta sadece şunlar yazıyordu:

'3'te Çukurhisar meydanında ol. Aziz Porte olmak için silahlanman gerekmiyor ama bilgilenmen lazım, aziz dostum. Yeni ismin Karatay'dır.'

'Not: Ölümsüz olman için ölmen gerek.'"

"Saat 14.55'ti, 5 dakika vardı ve bu adamlar dakik adamlardı; bekle bekle sıkılmıştım ama az kalmıştı, birdenbire bir ses içimdeki korkuyu üstüme taşıttı, resmen:

- Aziz Porte, sevgili dostum, hoş geldin evime. Seni görmek ne hoş böyle!

- Hoş buldum, sevgili dostum... (Diablo diye tamamladı.)

- Hangi rüzgar attı seni buraya?

- Rus ve Amerikan poyrazı.

- Ne zaman bitecek bu uğursuz poyraz?

- Tengri gazabını kaldırınca.

- O zaman ne zaman gelir, azizim?

- Savaş Mehdisine kavuşunca."

Sessiz sessiz güldü ihtiyar adam, gözlerime baktı. "Sen bizden öndesin, azizim. Sende bizden öndesin," dedi. Sonra arkasını döndü, tam giderken, "Buradan tam 1,177.8 km uzağa gideceksin. Tek silahın aklın ve imanın olacak, azizim. Unutmadan, ölümsüzlük sana çok yakışacak," dedi ve gitti. Güle güle gidiyordu. Diablo kitaptaki gibi kahkahalar ile acı yaşayan bir adamdı.

Saat 7'de eve varmıştım. Hazırlandım, neresi olduğunu anlamıştım ve anladığım anda yola çıkacaktım. Bu belliydi. Hazırladım çanta mı, hedefim Diyarbakır'daydı. Saat 9'daki otobüse yetiştim. Yaklaşık 12 saatten fazla sürecekti yolum ve gereken tek şey aklımdı. Bende sadece onu aldım yanıma, çektim montun fermuarını. Dikkat çekmemek için zarif ve şekilsiz giyindim ve hazırdım, bir savaş için. Ne gerekiyorsa üstümde vardı; iman ve akıl. Fatih Sultan Mehmet'in dediği gibi:

"Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz."

Aynen öyle, biz akıl ve iman ile avlanan şahinleriz. Ve bu yolda yürürken, ölmek bizi geri tutmaz, geri tutacak şey nefisimizdir.

Yol boyunca kitap okudum, öyle sakın sessiz yoldu ki korku uykuyu haram etmişti, aziz. Porte olmak kolay değildi. Karatay bundan sonra yalnız kendin için değil, halkın için öleceksin. Her gün alış artık buna, dedim.

Tabii, işte metindeki yazım ve noktalama hatalarının düzeltilmiş hali:

---

Bakalım neler gelecekti başıma, neler yaşayacaktı? Karatay olarak Kartal Karakurt olaylar ve kişiler ne zaman dost olmaz sözünü çiğnerek dost olacaktı? Karatay Bey'e hep birlikte görelim. İyi geceler, yine saat iki oldu, uyku vakti geldi.

Size bir şiir bırakacam bu geceye özel

İSTEMEM

Sen kokmayan gülü neyleyim,

Neyleyim sensiz baharı?

Sen doğmayan günü neyleyim,

Neyleyim sensiz ben dünyayı?

Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem

meltemi istemem.

Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,

Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.

Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,

Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.

Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim,

Sılası sen olmayan gurbeti istemem, vatanı istemem.

Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,

Senin aşkının ateşi yaksın,

Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,

Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem.

Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun,

Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.

Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,

Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.

Haberin Devamı

Hiç masrafa girmeden araba al

otoplus

by Taboola

Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.

Kalbini fethedecekse geçerim bin Sina’yı birden.

Yoksa neyime?

Bu fethi istemem, Mısır’ı istemem, cihanı istemem.

Ben Sultan Fatihim, önündeyim İstanbul’un.

Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için.

Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul’u istemem.

Ben bir garip yunusum, yazdığım sensin, yandığım sen.

Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kağıdı istemem.

Ben senin ümmetinim, sensin benim efendim.

Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, istemem…

Fatih Sultan Mehmet

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.