"Denek No: 17."
O iki kelime taş odanın içindeki bütün sesleri susturdu. Gözlerim dosyanın ilk sayfasına kilitlenmişti. Mürekkep eskimişti ama harfler hâlâ ilk günkü kadar keskindi. Parmaklarım titreyerek sayfayı çevirdi. Karşımda tarih sırasına göre hazırlanmış raporlar, fotoğraflar ve anlamını bilmediğim kodlar vardı. Her sayfanın sağ üst köşesinde boynumda yıllardır taşıdığım karanfil ve pusula sembolü bulunuyordu. İçimde büyüyen boşluk artık korkuya dönüşmüştü.
"Bu ne demek?"
Emir başını eğdi.
"Okumaya devam et."
İlk raporu gözden geçirdim. Yazılan her cümle kalbime saplanan yeni bir bıçak gibiydi.
"Denek No: 17. Hafıza baskılama sürecinin ilk aşaması tamamlandı. Denek, belirli olaylara karşı yoğun duygusal direnç göstermektedir."
Boğazım kurudu. Sayfayı çevirdim.
"Denek, 'Lâl' ismi duyulduğunda beklenmeyen fizyolojik tepkiler vermektedir. Süreç planlandığı şekilde ilerlememektedir."
Bir adım geri çekildim. Nefes almakta zorlanıyordum.
"Bu mümkün değil."
Emir bana yaklaşacak gibi oldu.
"Aras..."
"Geri dur."
Dosyayı elimden bırakmadım. Sonraki sayfayı açtım. Bu kez kendi el yazımı gördüm. Tanımam uzun sürmedi. Her harfi bana aitti.
"Eğer bir gün bunları okuyorsam, bil ki bunu kendi isteğimle yaptım."
Başımın içindeki uğultu büyüdü.
"Hayır..."
Defne gözlerini kapattı.
"Keşke bunu hiç okumak zorunda kalmasaydın."
Tam o anda tünelin girişinden baston sesi duyuldu. Ağır, sabırlı ve tekdüze adımlar giderek yaklaşıyordu. Karanlığın içinden önce baston göründü, ardından siyah ayakkabılar ve en sonunda Selim'in yüzü ışığa çıktı. Yıllar hiç dokunmamış gibiydi. Aynı sakin ifade, aynı soğuk bakışlar...
"Oldukça hızlı ilerlemişsiniz."
Emir öne geçti.
"Olduğun yerde kal."
Selim gülümsedi.
"On yıl önce de bana aynı şeyi söylemiştin."
Emir'in çenesi sıkıldı.
"Bu kez ciddiyim."
"Hayır."
Selim gözlerini bana çevirdi.
"Bu kez korkuyorsun."
Elimdeki dosyayı daha sıkı tuttum.
"Sen kimsin?"
"Bu soruyu bana sorman ilginç."
"Neden?"
"Çünkü bir zamanlar bu sorunun cevabını senden başka kimse bilmiyordu."
İçimde yine o tanıdık ağrı yükseldi. Gözlerimin önüne bulanık görüntüler doluştu. Beyaz duvarlar... Uzun bir koridor... Selim'in omzuma dokunan eli...
"Hatırlıyor musun?"
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
"Hatırlıyorsun."
"Hayır!"
"Hatırlamak istemiyorsun."
Bir anda dizlerimin bağı çözüldü. Duvara yaslandım. Gözlerimin önündeki görüntüler bu kez daha netti. Aynı taş odadaydık. Aynı masa... Aynı dosyalar... Fakat bu kez yalnız değildik. Lâl de oradaydı. Bana korkuyla bakıyordu.
"Aras, yapma."
Ben ise ona değil, Selim'e bakıyordum.
"Bunu yapmak zorundayım."
"Başka bir yol buluruz."
"Bulamayız."
Lâl ağlıyordu.
"Beni unutacaksın."
"Hayır."
"Beni unutacaksın Aras!"
Görüntü bir anda parçalandı. Dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerim kulaklarımı kapatmıştı. O ses hâlâ zihnimde yankılanıyordu.
"Lâl..."
İlk kez adını unutmadan söyleyebilmiştim.
Selim yavaşça bastonuna yaslandı.
"İşte beklediğim buydu."
Emir öfkeyle ona baktı.
"Bir adım daha atarsan seni durdururum."
Selim gözlerini ondan ayırmadı.
"Durduramazsın."
"Neden?"
"Çünkü bu hikâyeyi sen değil..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...Aras başlattı."
Odanın içindeki hava ağırlaştı. Defne'nin yüzündeki korku, Emir'in öfkesinden bile büyüktü. Ben ise yalnızca elimdeki dosyaya bakıyordum. Çünkü ilk kez aklımdan tek bir soru geçiyordu: Eğer hafızamı gerçekten kendi isteğimle sildirdiysem...
Hatırlamaktan bu kadar korktuğum şey neydi?