İçeriğe geç

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 23 · 2 dk okuma

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 23

"Bazı insanlar seni bulmak için yolunu öğrenmez; seni kendinden daha iyi tanır."

Bastonun taş zemine her vuruşu, tünelin duvarlarında yankılanarak bize biraz daha yaklaşıyordu. Ses ne hızlıydı ne de telaşlı. Selim acele etmiyordu. Kaçamayacağımızdan emindi. Günlüğü sıkıca kavradım. Parmaklarım kapağını öyle sert tutuyordu ki eklemlerim beyazlamıştı. Yıllardır aradığım cevaplar avuçlarımın içindeydi ama onları okuyacak zamanımız tükeniyordu.

"Gidiyoruz."

Emir kapının diğer ucunu işaret etti.

"O tarafta ne var?"

"Çıkış."

"Sen nereden biliyorsun?"

"Çünkü bu tüneli ben yapmadım."

"Kimin?"

"Lâl'in dedesinin."

Bir an duraksadım.

"Lâl'in dedesi neden evin altına gizli bir tünel yaptırsın?"

Emir cevap vermedi.

Sadece yürümeye başladı.

Defne kolumdan tuttu.

"Aras."

"Beni bırak."

"Lütfen."

"On yıldır bana yalan söyledin."

"Gerekliydi."

"Kime göre?"

"Sana göre."

Sözleri öfkemden daha ağırdı.

Elini kolumdan çektim ve Emir'in peşinden yürüdüm. Tünel giderek daralıyor, tavandan damlayan sular ayaklarımızın altında küçük birikintiler oluşturuyordu. Duvarlarda eski gaz lambaları asılıydı. Çoğu sönmüştü. Yalnızca birkaç tanesi titrek ışıklar yayıyordu. Bu yer, yıllardır kimsenin uğramadığı bir mezar gibi kokuyordu.

Arkamızdaki baston sesi bir anlığına kesildi.

Üçümüz de durduk.

"Neden sustu?"

Defne fısıldadı.

Emir derin bir nefes aldı.

"Çünkü bizi dinliyor."

Tam o anda Selim'in sesi tünelin içinden yankılandı.

"Kaçmayı hâlâ çocuk oyunu sanıyorsunuz."

Ses sakindi.

Ne öfkeli ne de tehditkâr.

Bu daha ürkütücüydü.

"Aras."

İsmimi öyle rahat söyledi ki tüylerim diken diken oldu.

"Oradaki günlüğü okuyorsan, ilk hatanı tekrar ediyorsun."

"Nereden biliyorsun?"

diye bağırdım.

Karanlığın içinden hafif bir kahkaha duyuldu.

"Çünkü o günlüğü birlikte yazdık."

Dünya bir anda sessizleşti.

"N... Ne dedin?"

"Hatırlamıyorsun."

"Yalan söylüyorsun."

"Gerçekler hafızana bağlı değildir."

Başım yeniden zonklamaya başladı.

Bir masa...

İki sandalye...

Karşımda oturan Selim...

Önümüzde açık duran kırmızı günlük...

Kalemi ben tutuyordum.

Hayır...

Bu mümkün değildi.

Görüntü aniden kayboldu.

"Devam edin!"

Emir kolumdan çekti.

Koşmaya başladık. Tünel birkaç dakika sonra geniş bir taş odaya açıldı. Odanın ortasında yuvarlak bir masa duruyordu. Masanın üzerinde onlarca eski fotoğraf, sararmış haritalar ve büyük bir şehir krokisi vardı. Duvarlardan birine yüzlerce isim yazılmıştı. Bazılarının üzeri kırmızı kalemle çizilmişti.

Fotoğraflara yaklaşınca kalbim sıkıştı.

Hepsinde ben vardım.

Çocukluğum...

Lise yıllarım...

Üniversite...

Lâl'le ilk tanıştığım gün...

Hiç haberim olmadan çekilmiş yüzlerce fotoğraf...

"Nedir bunlar?"

Emir'in sesi ilk kez öfkeyle titredi.

"Selim seni yıllardır izliyordu."

"Neden?"

"Cevabını bilmiyorum."

Defne masanın üzerindeki dosyalardan birini açtı.

Bir anda yüzündeki bütün renk çekildi.

"Hayır..."

"Neye baktın?"

Dosyayı elimden önce kapatmaya çalıştı ama yetişemedim.

İlk sayfada büyük harflerle tek bir isim yazıyordu.

ARAS DEMİR

Altında ise tek satırlık bir not vardı.

Denek No: 17

O an nefes almayı unuttum. Çünkü ilk kez aklıma, bütün bu yaşadıklarımın yalnızca bir kazadan ibaret olmayabileceği düşüncesi düştü. Ve eğer o dosya doğruyu söylüyorsa... Ben bu hikâyenin kurbanı değil, yıllardır süren çok daha büyük bir oyunun parçasıydım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.