İçeriğe geç

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 22 · 2 dk okuma

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 22

"Bazı kapılar kilitli değildir; insan yalnızca onları açmaya cesaret edemez."

Selim'in dudaklarını okuyabildiğim o birkaç saniye, yıllardır unuttuğumu sandığım korkunun yeniden bedenime yerleşmesine yetmişti. Evin önünde hareketsiz duruyordu. Yağmur siyah paltosunun omuzlarından süzülüyor, bastonunun ucunda damlalar birikiyordu. Ne kapıyı zorluyor ne de bağırıyordu. Yalnızca bekliyordu. Bekleyişinde garip bir sabır vardı. Sanki kaçacak hiçbir yerimizin olmadığını biliyor, zamanı kendi lehine kullanıyordu. O an anladım ki bazı insanlar peşinizden koşmaz; nasıl olsa bir gün onlara döneceğinizi bilirler.

"Pencereden çekilin."

Emir'in sesi fısıltıdan biraz daha yüksekti. Defne bir adım geri attı ama gözlerini Selim'den ayırmadı. Ben ise olduğum yerde kalmıştım. Hafızamın içinde kırılan parçalar yeniden birleşmeye çalışıyor, başımın içinde uğultular dolaşıyordu.

"Onu tanıyorum..."

Defne bana döndü.

"Ne hatırladın?"

"Sesini değil... Bakışlarını."

Kapı ağır bir gürültüyle çalındı. Eski ahşap bütün evi titretti. Kimse konuşmadı. Birkaç saniye sonra aynı ses yeniden duyuldu. Bu kez daha sertti. Ardından üçüncü darbe geldi. Evin duvarlarından ince tozlar dökülmeye başladı.

"Bizi buldu."

Defne'nin sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

"Hiç kaybetmedi ki."

Emir salonun sonundaki büyük kitaplığa yürüdü. En üst raftaki eski pirinç kilidi cebinden çıkardığı anahtarla açtı. Kitaplık ağır ağır geriye kaydı. Arkasında karanlığa inen taş bir merdiven vardı. Rutubet kokusu bir anda salona yayıldı.

"Çabuk."

"Nereye gidiyoruz?"

"Gerçeğin saklandığı yere."

"Selim?"

"O da orayı biliyor."

"O zaman neden gidiyoruz?"

"Çünkü senden önce ulaşmasını göze alamam."

Kapının kırılma sesi yukarıdan yankılandı. Defne korkuyla irkildi. Daha fazla beklemeden dar merdivenlerden inmeye başladık. Basamaklar ıslaktı. Duvarlar yosun tutmuştu. Her adımda yıllardır açılmamış bir mezarın içine yürüyormuş gibi hissediyordum. Yaklaşık elli basamak indikten sonra paslı demir bir kapının önünde durduk. Emir anahtarı çevirdi. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçerisi eski bir arşiv odasını andırıyordu. Raflar boyunca yüzlerce dosya dizilmişti. Sararmış gazeteler, kasetler, fotoğraf kutuları ve tozla kaplanmış klasörler... Odanın tam ortasında ise tek başına duran küçük bir masa vardı. Masanın üzerinde kırmızı kapaklı eski bir günlük duruyordu. Üzerindeki altın yaldızlı harfleri görünce nefesim kesildi.

ARAS

Günlüğe doğru istemsizce yürüdüm. Parmaklarım kapağa dokunduğu anda içimde tuhaf bir ürperti yükseldi. Bu defteri daha önce tutmuştum. Bunu biliyordum. Ama tek bir satırını bile hatırlamıyordum.

"Aç."

Emir'in sesi bu kez emretmiyordu. Rica ediyordu.

Yavaşça kapağı kaldırdım.

İlk sayfada yalnızca tek cümle vardı.

"Eğer bu satırları yeniden okuyorsam, plan başarısız olmuş demektir."

Kalbim hızlandı. Sayfayı çevirdim.

"Bu günlüğü kendim için değil, unutacak olan adam için yazıyorum. Çünkü birkaç gün sonra hafızam bana ait olmayacak."

Defne'nin hıçkırığı odanın sessizliğini böldü.

"Devam et."

Bir sonraki sayfaya geçtim.

"Lâl bütün gerçeği öğrendi. Ona yalan söyledim. Beni affetmeyeceğini biliyorum ama başka seçeneğim yoktu. Selim'in istediği şeyi kabul etmezsem yalnızca ben değil, sevdiğim herkes ölecekti."

Elim titremeye başladı.

"Ben... Ne yaptım?"

Emir başını eğdi.

"Bunu öğrenmek üzeresin."

Sayfaları hızla çevirmeye başladım. Her sayfada aynı korku, aynı telaş vardı. Yazılar sonlara doğru bozuluyor, cümleler yarım kalıyordu. Sonunda kırmızı mürekkeple yazılmış bir sayfaya geldim.

"Eğer hafızam silinirse, sakın Defne'yi suçlama. O yalnızca benden istediğimi yaptı. Asıl düşmanın hiçbir zaman o olmadı."

Boğazım düğümlendi.

"O zaman kim?"

Emir cevap vermedi.

Tam o anda yukarıdan ağır ayak sesleri duyuldu.

Tak...

Tak...

Tak...

Baston sesi...

Selim tüneli bulmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.