İçeriğe geç

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 21 · 2 dk okuma

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 21

"Bazı gerçekler insanı özgür bırakmaz; yalnızca kaçacak yeri kalmadığını gösterir."

Başımın içindeki uğultu yavaş yavaş dinerken gözlerimi açtım. Tavandaki sararmış boyaya birkaç saniye boş boş baktım. Defne yanımda diz çökmüş, endişeyle yüzümü izliyordu. Emir ise pencerenin önünde durmuş, yağmurun karanlığın içine karışmasını seyrediyordu. Ayağa kalkmaya çalıştım. Bacaklarım hâlâ titriyordu ama bu kez korkudan değil, hafızamın bana geri vermeye başladığı parçaların ağırlığındandı. Boynumdaki kolyeyi avucumun içine aldım. Karanfil ve pusula... Aynı sembolü daha önce görmüştüm. Üstelik yalnızca bir kez değil.

"Hatırlıyorum." dedim.

Defne bana umutla baktı.

"Neyi?"

"Onu."

"Kimi?"

"Selim'i."

Emir hızla bana döndü.

"Nereden tanıyorsun?"

Gözlerimi kapattım. Zihnimde eski bir bina belirdi. Ahşap merdivenler, ağır kitap kokusu, duvarları kaplayan tablolar... Selim büyük masasının arkasında oturuyordu. Ben karşısındaki sandalyede sessizce onu dinliyordum.

"Bana bir teklif yapmıştı."

"Nasıl bir teklif?" diye sordu Emir.

"Hatırlamıyorum... Ama reddetmiştim."

Defne'nin yüzü bembeyaz kesildi.

"Hayır..."

"Neden?"

"Çünkü reddetmedin Aras."

Odanın içindeki sessizlik yeniden ağırlaştı.

"Ne demek istiyorsun?"

Defne gözlerini yere indirdi.

"Teklifi kabul ettin."

Kalbim hızlandı.

"Ben... Ne teklifini kabul ettim?"

Defne konuşmak istemiyordu. Dudakları titriyordu.

"Defne." dedim.

"Bak yüzüme."

Yavaşça başını kaldırdı.

"Lâl bunu öğrenince seninle kavga etti."

Sanki biri göğsümün tam ortasına yumruk atmıştı.

"Hayır."

"Etti."

"Biz hiç kavga etmezdik."

"Ederdiniz."

"İmkânsız."

"Çünkü o gün ilk kez birbirinize yalan söylediniz."

Emir sert bir sesle araya girdi.

"Yeter."

Defne sustu.

Emir birkaç adım bana yaklaştı.

"Aras."

"Efendim."

"Lâl'in günlüğünün son sayfasını sana göstermedim."

"Neden?"

"Çünkü önce bunu kendin hatırlamanı istedim."

Ceketinin iç cebinden katlanmış küçük bir kâğıt çıkardı. Günlükten koparılmış eski bir sayfaydı. Kâğıdın kenarlarında kurumuş kan lekeleri vardı. Titreyen ellerimle aldım. Lâl'in el yazısını tanımakta zorlanmadım.

"Aras bugün bana ilk kez yalan söyledi. Gözlerimin içine bakarak iyi olduğunu söyledi. Oysa ikimiz de biliyorduk; korkuyordu. Benden değil... Selim'den."

Bir satır daha aşağı indim.

"Eğer ona bir şey olursa, bunun sebebi kaza olmayacak."

Nefesim daraldı.

"Devamını oku." dedi Emir.

Sayfayı çevirdim.

Son cümle yarım kalmıştı.

"Selim'in istediği şey..."

Gerisi yırtılmıştı.

Tam o anda dışarıdan bir motor sesi duyuldu. Üçümüz aynı anda pencereye koştuk. Evin önünde siyah bir araç durmuştu. Farlarını kapatmadı. İçerisi seçilmiyordu. Şoför kapısı yavaşça açıldı. Takım elbiseli yaşlı bir adam arabadan indi. Elinde siyah bir baston vardı. Başını kaldırıp doğrudan evin penceresine baktı. Göz göze geldik. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Çok beklettiniz beni..." dedi.

Sesini duymam mümkün değildi.

Ama dudaklarını okuyabiliyordum.

Ve ilk kez gerçekten korktum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.