İçeriğe geç

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 18 · 2 dk okuma

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 18

"Bazı bedenler kaybolur; geride yalnızca beklemeyi öğrenmiş insanlar kalır."

Önümdeki ekran çoktan kararmıştı ama ben hâlâ videonun son karesine bakıyormuş gibi hareketsizdim. "Sadece birini çıkarabiliriz." O cümle zihnimin içinde durmadan yankılanıyordu. Kazanın ardından olay yerine gelen biri vardı. Ne polis ne ambulans... Bizden önce oradaydı. Beni sudan çıkarabilecek kadar yakındı. Ama kimdi? Daha önemlisi, neden bugüne kadar kimse ondan bahsetmemişti? Başımı yavaşça Defne'ye çevirdim. O da aynı sorunun ağırlığını taşıyordu. Gözlerini kaçırdı. Bu sessizlik, vereceği cevaptan daha korkutucuydu.

"Tanıyorsun onu." dedim.

Defne uzun süre konuşmadı. Yağmurun cama vuruşunu dinledi. Sonra güçlükle başını salladı.

"Evet."

"Kim?"

"Dilersen bana bir daha hiç güvenme... Ama bunu senden saklamak zorundaydım."

"Sadece adını söyle."

Defne dudaklarını ısırdı.

"Onun adı Emir."

Bu isim zihnimde hiçbir yere oturmadı. Ne bir yüz, ne bir ses... Hiçbir şey.

"Kim bu?"

"Lâl'in ağabeyi."

İçimde görünmez bir şey koptu.

"Lâl'in... ağabeyi mi vardı?"

"Vardı."

"Ben neden bilmiyorum?"

"Çünkü seni hiçbir zaman istemedi."

Odanın içindeki hava ağırlaştı. Defne anlatmaya devam etti.

"Emir seni hiçbir zaman sevmedi Aras. Lâl'in seninle olmasının hata olduğunu düşünüyordu. Sürekli kavga ediyordunuz. Ama Lâl seni öyle seviyordu ki kimseyi dinlemiyordu."

Başımın içinde yeni görüntüler belirdi. Bir adam... Uzun boylu, koyu renk mont giymiş... Bana öfkeyle bağırıyordu. Yumruklar havada uçuşuyor, Lâl ikimizin arasına girmeye çalışıyordu.

"Onu üzersen seni mahvederim."

Bu cümleyi ilk kez hatırlıyordum.

Birden kapı zili çaldı.

Üçümüz de irkildik.

Saat gece üçü geçmişti.

Kimse konuşmadı.

Zil ikinci kez çaldı.

Sonra üçüncü...

Defne'nin yüzündeki ifade değişti.

"Hayır..." dedi kısık bir sesle.

"Bu kadar erken olamaz."

Kapıya doğru yürüdüm.

"Aras, açma."

Onu dinlemedim.

Kapıyı araladığım anda karşımda otuzlu yaşlarının sonunda, siyah sakallı, yağmurdan sırılsıklam olmuş bir adam duruyordu. Gözleri günlerdir uyumamış gibiydi. Beni görür görmez nefesi kesildi.

"Demek..." dedi.

"...gerçekten yaşıyorsun."

Arkasında siyah bir araba çalışır hâlde bekliyordu.

Adam cebinden eski bir kolye çıkardı.

İnce gümüş zincirin ucunda küçük bir karanfil kolyesi vardı.

Onu görür görmez kalbim hızlandı.

Çünkü boynumda yıllardır taşıdığım ama nereden geldiğini bilmediğim zincirin tam diğer yarısıydı.

Adam kolyeyi avucuma bıraktı.

"Lâl bunu ölmeden önce bana verdi." dedi.

"Eğer bir gün Aras dönerse..." diye devam etti titreyen bir sesle.

"...ona bunun diğer yarısının hâlâ sende olduğunu söyle."

Başımı kaldırıp adama baktım.

"Sen... Emir misin?"

Adam acı acı gülümsedi.

"Evet."

Bir an sustu.

Sonra hayatımı ikinci kez değiştirecek cümleyi kurdu.

"Lâl'in cesedi hiçbir zaman bulunamadı, Aras."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.