Defne'nin gözlerinden kaçmaya çalışan bakışları, telefondaki kadının bıraktığı sorudan daha yüksek sesle konuşuyordu. Odanın içinde yalnızca bilgisayarın fan sesi vardı. Yağmur camlara usul usul vuruyor, sanki dışarıdaki dünya da bu cevabı bekliyordu. Birkaç adım ona doğru yaklaştım. "Arabayı kim kullanıyordu?" diye sordum. Sesim beklediğimden sakindi. Belki de insan en büyük gerçeğe yaklaşınca bağırmayı bırakıyordu.
Defne dudaklarını araladı, sonra yeniden kapattı. Parmaklarını birbirine kenetlemişti. "Ben..." dedi sonunda. Tek kelimeydi ama bütün odanın ağırlığını değiştirmeye yetti. Gözlerimi ondan ayırmadan bekledim. "O gece direksiyonda bendim." diye devam etti. "Lâl yol boyunca kendini iyi hissetmiyordu. Sen ısrarla benim kullanmamı istedin. Yağmur çok şiddetliydi. Virajı gördüm ama... geç gördüm." Sesi çatladı. "Frene bastım. Araba kaydı. Gerisini biliyorsun."
"Hayır." dedim usulca. "Hiçbir şey bilmiyorum."
Defne gözlerini kapattı. "Keşke ben de bilmeseydim."
İçimde öfke yükselmesini bekliyordum ama gelmedi. Yalnızca derin bir boşluk vardı. Çünkü artık kime kızacağımı bilmiyordum. Kendime mi? Defne'ye mi? Kadere mi? İnsan, suçluyu bulamadığında acı daha da ağırlaşıyordu.
Bilgisayar ekranı bir anda karardı.
Ardından kendi kendine yeniden açıldı.
İkimiz de ekrana döndük.
Hiç dokunmadığımız hâlde daha önce görmediğim bir klasör belirmişti.
"SON KEZ."
Defne'nin yüzü bembeyaz kesildi.
"Hayır..."
dedi fısıltıyla.
"Bu dosya..."
"Ne?"
"Silinmişti."
Fareyi yavaşça hareket ettirdim.
Klasörün üzerine geldiğim anda Defne kolumu tuttu.
"Lütfen açma."
"Neden?"
"Çünkü o videoyu ikimiz de bir daha görmek istememiştik."
"Ben istiyorum."
Kolumu kurtarıp dosyayı açtım.
İçinde tek bir video vardı.
Tarih...
17 Ekim - 22.41
Kazadan yalnızca dakikalar önce.
Görüntü başladı.
Araba ilerliyordu.
Kamerayı ön cama sabitlemiş olmalıydık.
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu.
Direksiyonda gerçekten Defne vardı.
Yan koltukta Lâl oturuyordu.
Ben ise arkadaydım.
Üçümüz de gülüyorduk.
Sanki biraz sonra hayatımız değişmeyecekmiş gibi...
Bir süre sonra Lâl arkasını dönüp bana baktı.
"Aras."
"Efendim?"
"Sana bir şey söyleyeceğim."
"Söyle."
"Bir gün olur da birbirimizi kaybedersek..."
"Kaybetmeyeceğiz."
"Gülme, dinle."
Sessizce onu dinledim.
"Eğer ben senden önce gidersem..."
Defne hemen araya girdi.
"Saçmalama Lâl."
Lâl gülümsedi.
"İzin ver bitireyim."
Sonra yeniden bana baktı.
"Eğer ben senden önce gidersem..."
"...beni bekleme."
Boğazım düğümlendi.
Videodaki ben kahkaha atıyordu.
"Ben senden sonra bile seni severim."
Lâl başını iki yana salladı.
"İşte en çok bundan korkuyorum."
Tam o anda görüntü sarsıldı.
Karşıdan gelen farlar kamerayı bembeyaz yaptı.
Defne'nin çığlığı duyuldu.
Benim "Defne dikkat!" diye bağırışım...
Lâl'in korkuyla adımı söyleyişi...
Ve ardından...
Kulakları sağır eden metal sesi.
Video burada bitmedi.
Kamera yere düşmüş olmalıydı.
Görüntü bulanıktı.
Su sesi geliyordu.
Birileri nefes almaya çalışıyordu.
Sonra çok kısık bir ses duyuldu.
Lâl'in sesi.
"Aras..."
Ardından başka bir ses.
Erkek sesi.
Tanımadığım biri.
"Sadece birini çıkarabiliriz!"
Kalbim duracak gibi oldu.
Video tam o anda kesildi.
Odadaki sessizlik boğucu hâle geldi.
Birbirimize baktık.
Çünkü artık tek bir soru kalmıştı.
Kazadan sonra olay yerine gelen o adam kimdi?