İçeriğe geç

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 15 · 2 dk okuma

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 15

"İnsan bazen bir anıyı izlerken, aslında kaybettiği geleceği seyreder."

Ekrandaki dosya adını uzun süre izledim. Parmaklarım fareye dokunuyordu ama tıklamaya cesaret edemiyordum. "Düğünümüzden Bir Gün Önce." O cümle, bütün bildiklerimi yerle bir etmeye yetmişti. Bana anlatılan hikâyede nişanlıydık. Fakat bu dosya başka bir şey söylüyordu. Ya düğün gerçekten olacaktı ya da birileri bana yıllardır eksik bir hayat anlatmıştı.

Videoyu açtım.

Görüntü önce karardı, ardından güneşli bir öğleden sonra belirdi. Kamerayı yine ben tutuyordum. Balkon demirlerine beyaz çiçekler asılmış, hafif bir rüzgâr tülleri dalgalandırıyordu. Birkaç saniye sonra Lâl kadraja girdi. Üzerinde sade, beyaz bir elbise vardı. Gelinlik değildi ama ona öylesine yakışıyordu ki başka hiçbir kıyafete ihtiyacı yokmuş gibi görünüyordu. Elinde her zamanki gibi kırmızı bir karanfil vardı.

"Yine mi çekiyorsun?" diye gülerek sordu.

"Kapatayım mı?"

"Hayır."

"Niye?"

"Çünkü yıllar sonra bunu izlerken ne kadar genç olduğumuzu konuşacağız."

Kameranın arkasından benim kahkaham duyuldu.

"Ben yaşlansam bile sen hep bugünkü gibi kalacaksın."

"Bu kadar romantik olma Aras."

"Neden?"

"Sonra beklentim yükseliyor."

Bir süre ikimiz de güldük. O gülüşü duyunca içimde yıllardır kapalı duran bir kapı aralandı. Hatırlamaya başlamıyordum belki ama özlemeyi öğreniyordum. Lâl bir anda ciddileşti. Kameraya yaklaşıp objektife baktı.

"Biliyor musun?" dedi.

"En çok neden korkuyorum?"

"Neden?"

"Bir gün birbirimizi kaybetmekten değil."

"Ee?"

"Bir gün birbirimizi tanıyamamaktan."

O an kalbim sıkıştı.

Kameranın arkasındaki ben, hiç düşünmeden cevap vermiştim.

"Öyle bir şey olursa sana yeniden âşık olurum."

Lâl gözlerini kaçırıp utangaçça gülümsedi.

"Peki ya ben seni tanıyamazsam?"

"O zaman her sabah kapını çalarım."

"Sonra?"

"Kendimi yeniden tanıtırım."

"Her gün mü?"

"Her gün."

"Ya yıllarca sürerse?"

"Kabul."

"Neden?"

"Çünkü seni sevmek, beklemekten daha kolay."

Video burada kesildi.

Ekran karardı.

Ben ise hareket edemiyordum.

İnsan bir videoya bakarak bu kadar özlem duyabilir miydi?

Üstelik hatırlamadığı bir kadına...

Tam bilgisayarı kapatacakken videonun sonunda fark edilmeyecek kadar kısa bir görüntü belirdi. Geri sardım. Son iki saniyede Lâl kameraya yaklaşmış, objektifi eliyle kapatacağını sanırken fısıldayarak bir şey söylemişti.

Kulaklığı taktım.

Sesi güçlükle seçiliyordu.

"Aras..."

Bir duraksama oldu.

"Olur da bana bir şey olursa, sakın hayatını benim öldüğüm yerde bırakma."

Gözlerim doldu.

Cümle bitmemişti.

Çünkü o sırada ben kameranın arkasından itiraz ediyordum.

"Saçmalama."

Lâl gülüyordu.

"Dinle ama."

"Seni hiçbir yere bırakmam."

"Kader bırakırsa?"

"O zaman kaderle kavga ederim."

Lâl başını eğdi.

"İşte en çok bundan korkuyorum."

Video tamamen sona erdi.

Bilgisayar ekranı yeniden masaüstüne döndü.

Sessizliğin içinde yalnızca fanın uğultusu vardı.

O sırada telefon çaldı.

Numara kayıtlı değildi.

Normalde açmazdım.

Bu kez açtım.

Karşı taraftan birkaç saniye boyunca yalnızca nefes sesi geldi.

Sonra tanıdık, yumuşak bir kadın sesi duyuldu.

"Merhaba Aras..."

Elimdeki telefon titremeye başladı.

"Ben Lâl."

Dünya o anda yeniden durdu. Çünkü bir insan, öldüğünü öğrendiği kadının sesini duyduğunda ya delirmeye başlar... ya da gerçeğe ilk kez yaklaşır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.