İçeriğe geç

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 14 · 2 dk okuma

Hiçliğin Güncesi

Bölüm 14

"Bazı aşklar ölmez; yalnızca iki insanın arasında söylenememiş cümlelere dönüşür."

Aynadaki yazı, gözlerimin önünde ağır ağır silinmeye başladı. Parmaklarımı cama uzattım ama dokunduğum an yalnızca kendi yansımam kaldı. Ne Lâl vardı ne de arkasındaki karanlık siluet. Odanın içine yeniden ağır bir sessizlik çöktü. Babam ve diğerleri çoktan evden ayrılmıştı. Defne de tek kelime etmeden üst kata çıkmış, beni düşüncelerimle baş başa bırakmıştı. Eski ev ilk kez gerçekten boş görünüyordu. Oysa birkaç saat önce burası geçmişin hayaletleriyle doluydu. Demek ki insanın en büyük kalabalığı, zihninin içindeydi.

Elimdeki pusulayı uzun süre çevirdim. Kapağını açınca ince bir tıkırtıyla ibre dönmeye başladı ama kuzeyi göstermiyordu. Sürekli aynı yöne sapıyor, sonra tekrar titriyordu. İç kapağına küçük harflerle kazınmış bir cümle fark ettim.

"Yolunu kaybedersen gökyüzüne değil, bana bak."

Altında Lâl'in küçücük bir imzası vardı.

İçimde, tarif edemediğim kadar sıcak bir sızı yükseldi.

Onu hatırladıkça acım artmıyordu.

Aksine...

İlk kez nefes alabildiğimi hissediyordum.

Merdivenlerden çıkıp eski odama girdim. Dolabın alt çekmecesi sıkışıyordu. Güçlükle açtığımda eski kutuların arasında siyah bir fotoğraf makinesi buldum. Hafıza kartı hâlâ içindeydi. Alt kattaki eski dizüstü bilgisayarı çalıştırmak neredeyse on dakika sürdü. Ekran açıldığında kartın içindeki klasör kendiliğinden belirdi.

"12 MAYIS."

Titreyen elimle klasörü açtım.

Yüzlerce fotoğraf vardı.

İlk karede ben vardım.

Lâl tam karşıma geçmiş, bana kahve uzatıyordu.

İkinci fotoğrafta ikimiz de kahkahalarla gülüyorduk.

Üçüncüde saçlarımı bozmuştu.

Dördüncüde ben onun burnuna dokunuyordum.

Beşincide...

Ekrana biraz daha yaklaştım.

Lâl bana bakmıyordu.

Objektife bakıyordu.

Fotoğrafın altına tarih atılmıştı.

Ve küçük bir not...

"Bir gün unutursa, ona yeniden âşık olurum."

Boğazım düğümlendi.

Fotoğrafı büyüttüm.

Lâl'in yüzünde öyle huzurlu bir gülümseme vardı ki insan o ifadeye bakınca dünyanın kötü bir yer olduğuna inanamazdı.

Bir sonraki videoyu açtım.

Görüntü titreyerek başladı.

Kamerayı ben tutuyordum.

"Yine çekiyorsun." diye gülüyordu Lâl.

"Çünkü ileride yaşlanacağız."

"Ee?"

"O zaman seni bugünkü hâlinle özlemek istemiyorum."

Lâl kahkaha attı.

"Kırışınca sevmeyecek misin yani?"

"Kırışınca daha çok seveceğim."

"Neden?"

"Çünkü o kırışıklıkların hepsinde benimle güldüğün günler olacak."

Video birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Lâl kameraya doğru eğildi.

"Kayıt oluyor mu?"

"Evet."

"Eğer bir gün beni unutursan..."

Kalbim hızlandı.

"...sana tekrar kendimi tanıtırım."

Kameranın arkasından benim sesim duyuldu.

"Ben seni ikinci kez de ilk günkü gibi severim."

Video tam burada bitti.

Bilgisayar ekranına öylece bakakaldım.

Gözlerim dolmuştu ama ağlamıyordum.

Çünkü ilk kez acının yanında umut da vardı.

Belki Lâl gerçekten ölmüştü.

Belki değildi.

Ama kesin olan bir şey vardı.

Ben onu yalnızca geçmişte sevmiş biri değildim.

Onu, unuttuktan sonra bile sevmeye devam etmiştim.

Tam bilgisayarı kapatacakken ekranın sağ alt köşesinde daha önce fark etmediğim gizli bir klasör belirdi.

Adı yalnızca tek bir harften oluşuyordu.

"L."

Fareyi üzerine götürdüğüm anda klasör kendi kendine açıldı.

İçinde tek bir video vardı.

Dosyanın adı ise kalbimi yerinden sökecek kadar tanıdıktı.

"Düğünümüzden Bir Gün Önce."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.