Kapının kırılmasıyla yükselen gürültü bütün evi titretti. Tavandan kopan ince sıva parçaları omuzlarıma dökülürken merdiven boşluğundan içeri dolan soğuk hava nefesimi kesti. Aşağıdan gelen ayak sesleri ağır, düzenli ve kendinden emindi. Bu insanlar bu eve ilk kez girmiyordu. Koridorları biliyor, hangi basamağın gıcırdadığını ezbere hatırlıyorlardı. Defne koluma yapıştı. Parmakları buz gibiydi. "Gitme." dedi kısık bir sesle. "Lütfen bu kez beni dinle." Gözlerinin içine baktım. Orada yalnızca korku yoktu; yıllardır taşınmış bir pişmanlık da vardı. "Neden?" diye sordum. "Çünkü aşağıda seni bekleyen insanlar, senden çok senin geçmişini tanıyor."
Kolumu yavaşça çektim. "Ben artık geçmişimden kaçmak istemiyorum." dedim ve merdivenlere yöneldim. Her basamakta kalbim biraz daha hızlandı. Aşağı indiğimde salonun ortasında üç kişi duruyordu. En öndeki adam ellili yaşlarının sonlarındaydı. Gri saçları dağılmış, gözlerinin altı çökmüştü. Beni görür görmez dudakları titredi. Sanki yıllardır beklediği bir mucize karşısında duruyor ama ona dokunmaya cesaret edemiyordu. Yanındaki kadın sessizce ağlıyor, genç adam ise gözlerini benden ayırmıyordu. Aramızdaki sessizliği yaşlı adam bozdu. "Aras..." dedi boğuk bir sesle. "Gerçekten sensin." Ne cevap verebildim ne de hareket edebildim. Adam cebinden eski bir deri cüzdan çıkardı. İçinden sararmış bir fotoğraf uzattı. Fotoğrafta on iki yaşlarında bir çocuk, elinde tuttuğu balıkla gülümsüyordu. Yanındaki adam ise aynı adamdı. Fotoğrafın arkasında titrek bir yazıyla şu cümle vardı: 'İlk balığımız. Oğlumla unutulmayacak bir gün.' Parmaklarım titremeye başladı. "Baba..." kelimesi istemsizce dudaklarımdan döküldü. Adam gözlerini kapattı. Yüzünden süzülen yaşları saklamaya çalışmadı. "Evet oğlum..." dedi. "Ben babanım."
Başımın içinde uğuldayan sesler giderek büyüyordu. "Bu... mümkün değil." dedim. "Siz bana neden yabancı geliyorsunuz?" Babam derin bir nefes aldı. "Çünkü seni bizden hafızan çaldı." Ceketinin iç cebinden katlanmış bir gazete kupürü çıkarıp bana uzattı. Kâğıt yılların etkisiyle sararmıştı. Büyük puntolarla yazılmış başlık gözlerimin önünde bulanıklaştı. '17 Ekim Faciası: Genç Kadın Hayatını Kaybetti, Nişanlısı Kayıp.' Haberin altında parçalanmış bir otomobilin fotoğrafı vardı. Direksiyonun üzerindeki anahtarlığı tanıdım. O benim arabamdı. Kupürü okumaya devam ettikçe dizlerim titremeye başladı. Haberde Lâl Yıldırım'ın olay yerinde yaşamını yitirdiği, benim ise nehre sürüklenen araçla birlikte kaybolduğum yazıyordu. Günler süren aramalara rağmen cesedime ulaşılamamıştı. Resmî kayıtlarda hâlâ "kayıp" görünüyordum.
"Hayır..." diye fısıldadım. "Ben yaşıyorum." Babam acıyla gülümsedi. "Evet. Ama seni bulduğumuzda artık eski Aras değildin." Ne demek istediğini soracakken başımın içinde şimşek gibi görüntüler çakmaya başladı. Islak asfalt... Fren sesleri... Direksiyonu çaresizce çevirmeye çalışan ellerim... Yan koltukta korkuyla bana bakan Lâl... Sonra göz kamaştıran farlar... Metalin parçalanma sesi... Buz gibi su... Nefes alamamak... Ve en son, Lâl'in elini yakalamaya çalışırken parmaklarımızın birbirinden yavaşça ayrılması...
Çığlık atarak dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerimi kulaklarıma bastırdım ama görüntüler durmuyordu. "Ben onu bırakamazdım..." diye sayıkladım. "Bırakmadım... Bırakmadım..." O sırada üst kattan sert bir kapı çarpma sesi duyuldu. Hepimiz aynı anda başımızı kaldırdık. Defne merdivenlerin başında durmuştu. Yüzü bembeyazdı. "Buradan gitmeliyiz." dedi telaşla. "Çok geç olmadan." Babam şaşkınlıkla ona baktı. "Sen..." diye mırıldandı. "Bu imkânsız." Defne cevap vermedi. Sadece bana baktı. Gözlerinde ilk kez korkudan daha güçlü bir duygu vardı: suçluluk. Tam o anda evin içini keskin bir karanfil kokusu kapladı. Koku öylesine yoğundu ki nefes almak güçleşti. Salonun duvarındaki eski aile fotoğrafı büyük bir gürültüyle yere düştü. Camı paramparça olurken çerçevenin içinden katlanmış eski bir mektup dışarı kaydı. Mektubun üzerinde yalnızca tek cümle yazıyordu.
"Eğer Aras hatırlarsa, ona gerçeğin yalnızca yarısını anlatın. Çünkü tamamını öğrenirse, o gece gerçekten kimin öldüğünü de hatırlayacak."