Gözlerimi açtığımda her şey hâlâ sallanıyordu. Tavandaki ışıklar net değildi. Sesler üst üste biniyordu ama kelimeler seçilmiyordu. Birinin adımı söylediğini duydum. Sonra bir başkasının daha sert bir sesle konuştuğunu. Gözlerimi biraz daha araladım.Kerem yanımdaydı. Sandalyenin ucuna çömelmişti. Yüzü solgundu. Elimi tuttuğunu hissettim ama sıkı değildi, sanki kaçmamdan korkuyordu. Bir şey söylemek istedi ama yutkundu. “İyisin,” dedi. Bu bir soru değildi. Kendini ikna etmeye çalışıyordu.Kapı sertçe açıldı. Deniz içeri girdi. Nefes nefeseydi. Gözleri direkt Kerem’e takıldı. Bir an durdu. Sonra bakışları elimizde birleşti. Yüzü gerildi.“Ne oluyor burada?” dedi Deniz. Sesi sakin değildi. Kerem başını kaldırdı. “Doktor birazdan gelecek,” dedi. “Çık istersen.” Deniz güldü ama o gülüşte hiç mizah yoktu. “Sen mi söylüyorsun bunu?” dedi. “Sanki senin alanınmış gibi.”Kerem ayağa kalktı. “Burası sahne değil,” dedi. “Şevval kendine gelsin, sonra konuşuruz.” Deniz bir adım attı. “Zaten hep sen konuşuyorsun,” dedi. “Hep sen varsın. Sahada, kenarda, kafasında.” O an odamın içindeki hava değişti. Elif kapının önünde kaldı, araya girmedi.“Kes,” dedi Kerem. “Bunu seninle konuşmak zorunda değilim.” Deniz omuz silkti. “Zorundasın,” dedi. “Çünkü senin yüzünden herkes yanlış anlıyor.” Kerem bir an sustu. Sonra ileri çıktı. “Benim yüzümden mi bayıldı?” dedi. “Sabah kahvaltı etmediğini sen mi biliyordun? Günlerdir halsiz olduğunu sen mi fark ettin?”Deniz’in yüzü kızardı. “En azından ben onu izliyordum,” dedi. “Sen onu kontrol ediyordun.” Kerem’in eli yumruk oldu. Bir an gerçekten vuracak sandım. Kalbim hızlandı. “Yeter,” demek istedim ama sesim çıkmadı.Kerem bir adım daha attı. Deniz geri çekilmedi. Omuzları birbirine değdi. Elif araya girdi. “Yapmayın,” dedi. “Burada değil.” Deniz gözlerini Kerem’den ayırmadan konuştu. “Onu kendine bağlamaya çalışıyorsun,” dedi. “Herkesi uzaklaştırıyorsun.”Kerem dişlerini sıktı. “Senin derdin Şevval değil,” dedi. “Senin derdin benim.” Deniz başını salladı. “Hayır,” dedi. “Benim derdim onun yanında kimin durduğu.”O an bir şey koptu içimde. Elimi zorla çekip doğrulmaya çalıştım. Başım döndü ama konuşmak zorundaydım. “Yeter,” dedim. Sesim zayıftı ama duyuldu. İkisi de bana döndü. “Ben buradayım,” dedim. “Ve siz benim üstümden hesaplaşamazsınız.”Deniz bir şey söyleyecek gibi oldu. Sonra sustu. Kerem bana baktı. Gözlerinde korku vardı. İlk defa. “Ben sadece—” dedi. Sözünü kestim. “Beni korumak kavga etmek değil,” dedim. “Beni dinlemek.”Oda sessizleşti. Deniz başını eğdi. Kerem geri çekildi. Aralarındaki gerilim hâlâ oradaydı ama artık ben vardım.
Odadaki sessizlik, önceki gürültüden daha ağırdı. Nefesimi düzenlemeye çalıştım. Göğsüm hâlâ sıkışıktı ama bu sefer panikten değil, karardan. Elimi yatağın kenarına koydum. Parmaklarım titremiyordu artık. Bu küçük farkı fark ettim. Ve tutundum. Kerem bir adım geri çekildi. Deniz başını yana çevirdi. İkisi de konuşmuyordu. Ben konuşmak zorundaydım. “Beni böyle görmeniz hoşunuza gitmiyor,” dedim. “Ama ben böyleyken de buradayım.” Sesim çatlamadı. Bu da yeniydi. Elif yanıma geldi. Omzuma elini koydu. “Su ister misin?” dedi. Başımı salladım. Bir yudum aldım. Midem kabul etti. Küçük bir zaferdi ama bana yetti. Kapıdan bir görevli geçti. “Birazdan kontrol var,” dedi. Gitti. Kerem konuşacak gibi oldu, vazgeçti. Deniz derin bir nefes aldı. “Ben—” dedi. Sözünü kestim. “Hayır,” dedim. “Şimdi değil.” İlk kez durduruyordum. İkisini de. Yatağın kenarına oturdum. Ayaklarımı yere bastım. Dünya sabitti. “Benim yanımda olmak,” dedim, “kavga etmek değil. Benimle yürümek.” Kerem gözlerini kaçırdı. Deniz dişlerini sıktı. Ama ikisi de dinliyordu. “Bugün bayıldım,” dedim. “Ama bu beni zayıf yapmıyor. Zayıf olsaydım, susardım.” Bir an durdum. “Artık susmayacağım.” Kerem bana baktı. “Korktum,” dedi. Kısaydı. Dürüsttü. Başımı salladım. “Ben de,” dedim. “Ama korku yüzünden beni daraltamazsın.” Deniz araya girdi. “Ben sadece—” Yine durdurdum. “Benimle ilgili kararları ben alırım.” Sonra ayağa kalktım. Dizlerim hâlâ biraz zayıftı ama ben değildim. Elif hemen koluma girdi. İhtiyacım vardı, saklamadım. “Yarın idmana gelmeyeceğim,” dedim. “Ama geri döneceğim.” Kerem itiraz edecek gibi oldu. Elimi kaldırdım. “Bu benim planım.” Koridora çıktığımızda fısıltılar vardı. Bakışlar vardı. Eskiden içime çekerdim. Şimdi omuzlarımı geriye aldım. Yürüdüm. İnsanlar konuşabilir. Ben ilerleyecektim. Telefonum titreşti. *Deniz: “Konuşmak istiyorum.”* Görmezden geldim. Bir mesaj daha. *Kerem: “Haklısın.”* Okudum. Cevap yazmadım. Cevap vermemek de bir güçtü. Eve geldiğimde çantamı bıraktım. Aynaya baktım. Solgundum. Ama gözlerim netti. Defterimi açtım. Bir sayfa ayırdım. Üstüne yazdım: “Önce sağlık. Sonra ben. Sonra her şey.” Ertesi gün okula gittiğimde herkes dün olanları biliyordu. Ama ben farklıydım. Derste not aldım. Teneffüste Elif’le güldüm. Öğle arasında Merve’yle yan yana oturdum. Kimseye açıklama yapmadım. Açıklama borç değildi. Sahaya bakınca içim sızladı. Ama sızının içinde umut vardı. Geri dönecektim. Daha bilinçli. Daha güçlü. Kimsenin gölgesinde değil. O gün şunu öğrendim: Güç, bağırmak değildir. Güç, sınır çizmektir. Ve ben, ilk kez sınır çizdim.