İçeriğe geç

Fileye değmeden

Bölüm 11 · 2 dk okuma

Fileye değmeden

Bölüm 11

Söylenenler ve söylenmeyenler

Bazı itiraflar özel yapılmaz. Çünkü bazı duygular, saklanınca değil, herkesin önünde söylendiğinde gerçek olur. Ama her gerçek, mutlu bitmez. O gün okul normal başlamıştı. Dersler, defterler, tahta gıcırtıları… Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey olacaktı. Ve ben bunu durduramayacaktım. Öğle arasında bahçeye çıktık. Elif, Merve ve ben. Bir süre sonra Deniz geldi. Arkasından Kerem. İkisi de birbirini görmezden gelmeye çalışıyordu. Ama bu, en gergin sessizlikti. Deniz bir anda durdu. Bana döndü. “Şevval,” dedi. “Sana bir şey söylemem lazım.” Kalbim hızlandı. Ama korkudan değil. Kontrol kaybından. Kerem hemen atıldı. “Şimdi mi?” dedi. “Burada mı?” Deniz gözlerini Kerem’e çevirdi. Sesi netti. “Evet,” dedi. “Burada. Çünkü saklayacak bir şeyim yok.” Bahçe sessizleşti. Konuşmalar durdu. Herkes bize bakıyordu. “Ben senden hoşlanıyorum, Şevval,” dedi. “Uzun zamandır. Ve bunu inkâr etmeyeceğim.” Bir adım daha attı. Ama bana değil, gerçeğe. “Sen güçlü birisin. Ne istediğini biliyorsun. Ve ben seni değiştirmek istemiyorum.” Kerem’in yüzü karardı. “Bu saçmalık,” dedi. “Daha çocuksunuz.” Deniz hiç geri çekilmedi. “Evet,” dedi. “Çocuğuz. Ama hissetmemek zorunda değiliz. Asıl çocukluk, hislerini bastırıp sahiplenmeye çalışmak.” Bu söz, ortama bomba gibi düştü. Kerem güldü. Ama sinirliydi. “Sen ne biliyorsun?” dedi. “Daha yeni geldin. Onun neler yaşadığını bilmiyorsun.” “Bilmek zorunda değilim,” dedi Deniz. “Saygı duymak yeterli.” Kerem bana döndü. “Şevval,” dedi. “Gerçekten buna mı izin veriyorsun?” Derin bir nefes aldım. “Kimse bana bir şey yapmıyor,” dedim. “Ve ben izin verilen biri değilim.” Bu cümle, ikisini de susturdu. Öğretmen sesi duyuldu. Kalabalık yavaş yavaş dağıldı. Ama gerilim, orada kaldı. Deniz bana baktı. “Sonra konuşabilir miyiz?” dedi. Başımı salladım. “Evet,” dedim. “Ama yalnız.” Kerem arkamızdan baktı. Gözlerinde öfke vardı. Ama bu kez, kontrol yoktu. Okuldan sonra, kütüphanenin arka bahçesinde oturduk. Sessizdi. Rüzgâr vardı. Deniz konuşmadı. Beni bekledi. “Bak,” dedim. “Sana dürüst olacağım.” Başını eğdi. “Dinliyorum.” “Hoşlandığını anlıyorum,” dedim. “Ve bunu küçümsemiyorum. Ama biz çok küçüğüz.” Gözleriyle kaçmadı. Bu hoşuma gitti. “Hayatımda yeni bir düzen kuruyorum,” dedim. “Dersler, voleybol, arkadaşlar… Kendimi yeni yeni tanıyorum.” Bir an durdum. “Ve şu an birine bağlanmak istemiyorum.” Sessizlik oldu. “Yani…?” dedi. “Yani arkadaş kalmak istiyorum,” dedim. “Gerçek arkadaş. Beklentisiz. Baskısız.” Deniz gülümsedi. Ama buruk. “Bunu duymak zor,” dedi. “Ama saygı duyuyorum.” Sonraki günler ilginçti. Kerem uzaklaştı. Ama bakışları hâlâ oradaydı. Deniz sözünde durdu. Yanımdaydı, ama bir adım geride. Ece derslerde sürekli laf sokuyordu. “Bazıları her şeyi aynı anda yapabileceğini sanıyor,” diyordu. Notlarımı gördükçe susuyordu. Merve bir gün yanıma geldi. “Bu kadar şeye nasıl dayanıyorsun?” dedi. Gülümsedim. “Dayanmayı seçiyorum,” dedim. “Kaçmayı değil.” O gün şunu anladım: Birinin seni sevmesi, senin ona ait olduğun anlamına gelmez. Duygular gerçek olabilir. Ama zaman, her şeyden daha gerçektir. Benim zamanım şu an kendime aitti. Ve bunu kimsenin elinden almasına izin vermeyecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.