İçeriğe geç

Fileye değmeden

Bölüm 10 · 2 dk okuma

Fileye değmeden

Bölüm 10

Bakışların Çarpıştığı Yer

Bazı şeyler sessiz başlar. Ama sessizliği uzun sürmez. Deniz’in bana bakışı değiştiği an, bunu hissettim. Sınıfta, bahçede, koridorda… Hep bir şekilde yakınımdaydı. Ama rahatsız edici değildi. Israrcıydı. Ve bu, fark ediliyordu. Teneffüste çantamı alıp sınıftan çıkarken seslendi. “Şevval.” Döndüm. Gülümsüyordu. “Bahçeye iner misin?” dedi. “Bir şey soracağım.” Elif’e baktım. Omzunu silkti. “Git,” der gibiydi. Bahçeye indik. “Sen hep böyle misin?” dedi Deniz. “Nasıl?” dedim. “Sakin ama güçlü.” Bir an durdum. Bu cümle, öylesine söylenmiş değildi. “Beni tanımıyorsun,” dedim. “Tanımaya çalışıyorum,” dedi. “Bu kötü mü?” Başımı salladım. “Hayır,” dedim. “Ama kolay da değil.” Gülümsedi. “Kolay şeyleri sevmem.” Kerem. Bahçe kapısında duruyordu. Kolları göğsünde birleşmişti. Bakışı sabitlenmişti. Deniz bunu fark etti. Ama geri adım atmadı. “Onunla aranızda bir şey mi var?” dedi alçak sesle. “Yok,” dedim net bir şekilde. “Ve olmayacak.” Bu cevap hoşuna gitti. Ama asıl hoşuna giden, netliğimdi. Sonraki günler… Deniz hep vardı. Kantinde yanımda, voleybol salonunun kapısında, bahçede… Ama sınırı geçmiyordu. Bu, onu farklı yapıyordu. Bir gün antrenman çıkışı seslendi. “Şevval, bekler misin?” Kerem de oradaydı. “Geliyorum,” dedim. Kerem kaşlarını çattı. Deniz bana döndü. “Yürüyelim mi?” “Yürüyelim,” dedim. Kerem arkamızdan geldi. “Bir dakika,” dedi Kerem. Durduk. Deniz sakin kaldı. Ama gözleri sertti. “Bir sorun mu var?” dedi. “Var,” dedi Kerem. “Onunla bu kadar yakın olman.” Deniz güldü. Ama alaycı değildi. “Bu senin kararın değil,” dedi. “Ve onun da.” Ben araya girdim. “Durun,” dedim. “Ben buradayım. Ve kimsenin benim adıma konuşmasına gerek yok.” Kerem bana döndü. “Bu çocuk seni kullanıyor,” dedi. “Daha yeni geldi.” Deniz’in yüzü gerildi. “Sen onu tanımıyorsun,” dedi Deniz. “Ama ben saygı duyuyorum.” “Saygı mı?” dedi Kerem. “Peşinden dolaşıyorsun.” Deniz bir adım attı. Kerem de. Ama ben araya girdim. “Yeter,” dedim. Sesim sertti. Kararsız değildi. İkisi de sustu. “Ben kimsenin peşinde değilim,” dedim. “Ve kimse de benim peşimde olmak zorunda değil. Eğer biri yanımda duruyorsa, bu benim istediğim için.” Kerem’in yüzü kızardı. Deniz başını eğdi. Bu, saygıydı. Kerem gittikten sonra Deniz bana baktı. “Beni yanlış anlama,” dedi. “Ben seni kazanmak istemiyorum.” “Peki ne istiyorsun?” dedim. “Yanında yürümek,” dedi. “Gerisi olursa olur, olmazsa da saygı duyarım.” Bu söz, her şeyden daha ağırdı. Ama güzel anlamda. O gün şunu fark ettim: İlgi, kontrol etmek değildir. Yakınlık, sahiplenmek değildir. Biri seni gerçekten istiyorsa, önce sınırlarına saygı duyar. Kerem bunu hiç öğrenemedi. Deniz ise daha en başta biliyordu. Ve ben… İlk kez, ne hissettiğimi değil, neye izin verdiğimi önemsiyordum. Bu, yeni bir dönemdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.