İçeriğe geç

Deniz Kabuğu

Bölüm 4 · 17 dk okuma

Deniz Kabuğu

Bölüm 4

4. Bölüm Kavga

Yiğit'in anlatımıyla

3 gün önce

Sıralarımızda oturmuş dersler ne zaman bitecekte tatile gireceğiz diye bekliyordum. Bulut benim yanımda en köşede, Berk'te bizim önümüzde oturuyordu. Dersimiz coğrafyaydı. Basit ama zor bir ders. Aynen bu şekilde. Özellikle Bulut için, kendisi benim gibi sayısalcı hatta sürekli seksen beş üstü not alıyor. Üzülerek itiraf ediyorum ki bende sayısalcı olmama rağmen, üç dersten kaldım.

Ama Bulut hiçbir zor dersten kalmadı ve aramızdaki en zeki kişi. Fakat sayısalcı diye diğer derslerden kalmayacak diye bir kanun yok, çünkü Bulut'un iki yıldır kaldığı tek ders coğrafya. Hiçbir halt anlamıyor. Sorular ona, o sorulara bakıyor. Sözlü notu olarak girilecek coğrafya sınavından sonra hayatı söverek yaşamaya devam etmişti. Bu derste de coğrafya sınavı açıklanacaktı. Bulut kafasını sıraya gömmüş oturuyordu.

Berk ise yeşil uçlu kalemini eline almış, sıraya birşeyler çiziyordu. Şengül hoca birkaç dakika sonra gelecekti ve notları okuyacaktı. Gerildiğim ve havanın sıcaklığı yüzünden beyaz okul formasının üstünde hediye paketlemek için duran lacivert kravatımı açtım. Üstümde de siyah bir okul ceketi vardı. Pişmiştim bari camları açsalardı. Ceketi çıkarıp Bulut'a uzattım. "As sana şunu" can sıkıntısı ile aldı ve astı.

Şengül hocanın içeriye girmesi ile Bulut'un oflaması bir oldu. Ayakta durarak öğretmenler masasının önüne geçmesini bekledikten sonra bize bakarak "Oturabilirsiniz" dedi. Şengül hoca siyah saçlı ve kahverengi gözlü bir kadındı. Boyu biraz kısaydı ve kırmızı gözlükleri ile bize bakıyordu.

"Sonuçlar gayet güzel, fazla düşük alan yok" dediğinde Bulut yine kafasını sıraya gömdü. "Zaman kaybetmeden sonuçları açıklayacağım ve konu anlatımı yapacağım" dedi ve elindeki kahverengi çantanın içinden bir dosya çıkardı.

Sırayla okumaya başladı.

"Zeynep Deniz , 90"

"Selin Solmaz , 85"

"Kaan Çetinkaya, 76"

"Yiğit Yıldırım, 88" coğrafyamın iyi olduğunu söylemişmiydim?

"Birtan İnanmaz, 60"

"Berk Karakurt, 75" Berk arkasını dönüp "bence gayet iyi bir not" dedi.

"Beyzanur Kurtar, 96"

Bir sürü kişinin notlarını da okuduktan sonra gözleri direkt olarak Bulut'u buldu.

"Bulutcuğum, tebrik ederim gelişmelerin var. Bu aldığın sonuç diğer sonuçlarına göre daha iyi." Dedi. Bulut, kafasını kaldırıp "Nasıl yani?" Diye sorunca Şengül hoca aldığı notu okudu.

"Bulut Güneş, 43" dedi. Berk bize doğru dönüp gülmeye başlayınca "Oğlum sen farklı gezegende falan yaşamıyorsun değil mi? Dünyanın özellikleri bu kadar zor değil" dedi.

"En azından gelişme var, önceki daha düşüktü." Diye kendisini savununca bende gülmeye başladım.

"Berko, öyle deme Oğlum önceki sonucu kırk ikiydi. 1 puan gelişmesi var, tebrik edelim bence" dediğimde Bulut hariç herkes gülmeye başladı.

Bulut oturduğu yerden "Hocam Allah aşkına 7 puan verin, lütfen. Ben sadece bu lanet dersten kaldım. Geçirin beni yaa"

"Çalışırsan yaparsın Bulutcuğum"

"Hocam ben çalıştığım için sadece bu dersten kaldım, hem diğer notlarım yüksek" dediğinde Şengül hoca olmaz anlamında kafasını salladı ve kollarını birleştirdi.

"Bu ders basit. Kimya, fizik, matematik bunları yapan coğrafyayı yalayıp yutar."

"Hocam gerçekten kalbimi kırıyorsunuz ama. Belki ben ilerde bu saydığınız derslerden sonra doktor, mühendis, polis, profesör olacam. Ve bu coğrafya benim hiç işime yaramayacak, ilerde beni gördüğünüzde çok pişman olacaksınız 'keşke Bulut'a, o yedi puanı verseydim' diyeceksiniz." Şengül hoca gülerek kabul etti.

"Sadece bir kerelik bir istisna yapacam. O da derslerinde başarılı olduğun için ve başka olmayacak" dedikten sonra kağıdın üstündeki 43 yazısını silip 51 yazdı, fazladan bir puan daha. Bulut ilk kez coğrafyada şanslıydı.

Beden dersinde futbol maçı yapıyorduk. Biz üçümüz ve kaleci olması için Cem vardı. Karşı takımda da Kaan, Ekin ve Taylan vardı, kaleci olarak da Çağlar'ı seçmişlerdi.

Çok seri oynadığımız için 5-3 öndeydik, ayrıca hızlıda koşuyorduk. Sınıftaki bazı kızlar bizi izliyor ve tezahürat yapıyordu. Berk'in bana havadan attığı topu göğsümde tuttum ve yeri indirdim. Hızlı bir şekilde koşuyordum, arkamda Kaan vardı ve topu almak için her yolu deniyordu. Bulut kalenin orada durmuş benim pasımı bekliyordu. Ona doğru pas atacağım sırada Ekin araya girdi ve hızlı bir çelme taktı. Yere sert bir şekilde düştüm, futbol sahası beton olduğu için bir-beş metre sürtündüm.

Berk ve Bulut benim yanıma doğru koştu ve kaldırmaya çalıştılar. Onların yardım etmelerini istemediğim için, daha doğrusu erkeklik gururu yüzünden sol ayağım kanasada kendim kalktım. Karşı taraf gülüyordu. Biz üçümüz birbirimize baya bir bağlı olduğumuz için Berk hiç tereddüt etmeden Ekin'in yüzüne yumruğu geçirdi. "Oyun lan bu, mal!" Dedi.

Küfür falan bekliyordum ama çocuk fazla imanlıydı. Taylan da sinirle Berk'in yüzüne geçirdiğinde onun ağzına sıçmak için acıyan ayağımı umursamadan hızla adım attım. Karın boşluğuna sertçe vurup yere düşürdüğümde yumruklarımla yüzünü deşiyordum. Kaan oradan ayrılmış bir korkak gibi dayak yemekten kaçmıştı.

Bulut ise hiç oralı değil, bizi kendi halimize bırakıp sahanın ortasında oturmuş arada su içerek bizi izliyordu. Kavga olduğunda hiç karışmaz ve herşeyi bizim yapmamızı isterdi. Çünkü Bulut onu tanıdım tanıyalı sakin,rahat ve izleyici taraftarı biriydi. Ama eğer olay düşündüğünden daha ağırsa müdahale ederdi.

Berk ise onun aksine daha sert, birisi birimize dokunduğunda bile yüzünü şişirecek biriydi. Ama herkes Berk'i komik, eğlenceli ve esprili biri olduğunu sanıyordu, öyleydi de. Arada sinirlenince veya kıskanınca çıldırıyordu sadece.

Kaan, müdürle gelmiş ve birkaç öğrenciyle bizi ayırmıştı. Biz kavga ederken ana okul öğrencisi gibi şikayet etmişti. Bulut bizim yanımıza doğru gelip "Acaba bu sefer, ne kadar ağır bir ceza alacaksınız" dedi. Berk'in sağ yanağı morarmıştı. Yürürken karnını tutuyordu ama o gülmesini yüzünden düşürmüyordu.

Bulut'a bakıp "Sen anca izle zaten, yardım etseydin yaa" dedi.

"Oğlum, sadece çelme taktı. Tamam acımıştır biliyorum. Eğer siz böyleyseniz gerçekten futbol oynayan ve yere daha sert düşen futbolcular ne yapacak. Çelme takan o hayırsızlar öldü o zaman" mantıklıydı. Biz biraz fazla abartmıştık.

Müdür, karşımızda dikilmiş hepimizin yüzüne bakıyordu. Saçlarında beyazlıklar vardı ve arkaya doğru taramıştı. Kahverengi gözleri her birimizi inceliyordu ve hep olduğu gibi yine derin bir nefes aldı. Bu bilmem kaçıncı kavgamızdı. Mavi bir gömlek giymişti. Baştan dört tane düğmesini açmış, siyah kravatını çekiştirerek bize 'artık bıktım' bakışları atıyordu. Sonra sürekli söylediği ve bu sefer bastırarak dile getirdiği o cümleyi söyledi. "Derhal çıkın yukarı, hepinizi odama bekliyorum" dedi.

Bulut kollarını birbirine dolamış hem müdüre hem bize bakıyordu.

"Yiğit bu sefer cidden ağır bir ceza verecek, kolay gelsin kardeşim" diyeceğim birşey yoktu. Çünkü müdür öyle sinirli bakıyorduki her an bizi öldürebilirdi. Olsun zaten bahçeyi ve okulu temizlemeye hem alışmıştım hem de bu okulda çalışan görevlileri yardım ettiğim için mutluydum.

♧♧♧

"Ben ne alaka yaa, benim ne suçum var" Bulut sinirle koridorda bağırıyordu.

Hepimiz birlikte çok ağır bir ceza almıştık. Her dönem kavga ediyorduk ve okulu temizleme görevi alıyorduk ama Bulut almıyordu. Çünkü o bizim kavgalarımıza karışmıyor, izleyici kitlesine giriyordu. Ama bizim sevgili Müdürümüz ve çok sevgili Sınıf hocamız Mesut hoca, ona da bizi ayırmadığı için ceza vermiş ve hepimizi birden bir önceki sınıfa yani 11A sınıfına göndermişti.

Diğer gerizekalılar ise 11C sınıfına gidecekti. O kadar yılı en baştan okuyacaktık. Biz ilkokul çocuğu değildik ama bize verdikleri ceza tam olarak buydu.

"Ben sizin edeceğiniz kavgaya! Berko sen niye atlıyorsun o gerizekalının üstüne, tanımıyor musunuz o şerefsizleri. O kadar yılı o kadar konuyu ben en baştan çalışamam onu söyleyeyim de" yine diyecek birşey bulamıyordum. Bizim suçumuzdu ama hepimiz ceza almıştık. Aslında sadece ben ve Berk ceza alsaydı, Bulut yalnız kalmamak için bizimle gelirdi ama şuan haklı bir nedenle abartıyordu.

"Burti, tamam oğlum! Haklısın ama sadece biz ceza alsaydık sanki sende bizimle gelmezdin. Tek başına mı liseyi bitirip üniversiteye geçmek istiyorsun" dediğimde elini çenesine götürüp bir süre tavanı izledi.

"Aslında böyle düşününce mantıklı geliyor ama ben bıktım okuldanda, derslerden de, ödevlerden de!" Kollarımı arkada bağlayarak sert adımlarla yürüyordum. Bir an olsun yüzümüz gülmeyecek mi be!

♧♧♧

Hafta sonu olduğu için yapacak birşeyler arıyordum. Yapacak hiçbir şey yoktu. Bulut ve Berk koltuklarda oturmuş telefonları ile uğraşıyorlardı. Bende sadece pencereden dışarıya bakıyor ve bize yakın olan denizi seyrediyordum. Şimdi deniz çok serindir kesin. Daha fazla dayanamayıp konuşmaya başladım.

"Sahile gidelim mi? Hava çok sıcak, gerçekten bunaldım burada" dediğimde ilk konuşan Berk oldu.

"Çok üşeniyorum ayağa kalkmaya, daha sonra gidelim" dediğinde kaşlarımı çatarak ondan gözümü ayırıp Bulut'a baktım.

"Hadi o zaman pazar gününü burada koltukta geçireceğimize denizde donarak geçirelim daha iyi" dedi. Bulut dost gibi dosttu.

Sahile varınca yüksek kayalıklara çıktık. Biz sürekli denize oradan dalardık. Kayalıklara çıkınca güneş tam bizim kafamızın üstündeydi. Sözde havalar soğuk olacaktı.

"Oğlum sonbahar ayındayız, neden gökyüzünde bir tane bile bulut yok. Kafam yandı. Az sonra kavrulmuş bir beyin hazırlayacağım size. Bulut Allah rızası için çıksana tepeme, valla başıma güneş geçti." Berk yine Bulut ile uğraşınca güldüm. Nasıl böyle aptalca espriler buluyor ve onu Bulut'un lehine kullanıyordu. "Berko!" diyip Bulut'ta gülünce yüzmek için hazırlanmaya başladık.

Berk, Bulut'a göz kırptı ve boğazını temizleyip beni işaret etti. Bunlar ne yapıyorlardı yine... Bir anda ikiside beni tutup kayalıklardan aşağıya denize attılar "lann" şuan denizdeydim.

Denize daldığımda ayağım birşeye deydi. Balık sandım önce sonra bakınca bir kız olduğunu anladım. Ona doğru yüzdüm, boğuluyor gibi gözüküyordu. Galiba korkudan su yutmuştu. Gözlerim tuzlu su yüzünden yanıyordu ama umursamadım. Ona doğru yüzdüm ve elimi ona uzattım benim yüzümden boğulmasını istemiyordum. Elinde bir poşet vardı. Denizin ortasına poşet mi getirmişti, içi doluydu çünkü kız korkudan düşürdüğü için akıntıya kapılmamıştı.

Daha hızı yüzerek ona baktım. Suyun üstüne çıkamıyordu ve çırpınıyordu. Benim elimi tuttuğunda onun belini nazikçe kavradım ve suyun üstüne çıkardım. Öksürmeye başladı. Nefes almaya ve yuttuğu sular yüzünden daha kasvetli öksürüyordu. Onu karaya doğru çıkardım.

"iyi misin hastaneye gidelim mi?" diye sordum.

Bulut ve Berk bizi gördüklerinde buraya doğru koştular.

"Oğlum kızın üstüne mi düştün lan" diyen Bulut'a baktım. Sanki ben kendim atlamıştım bunlar harbi şerefsizdi.

"Deniz kızı mübarek" Berk yine ne saçmalıyordu, ama ben onun bu haline alıştığım için birşey söylemedim. Kız bizim yüzümüze öylece bakıyordu. Sanki dilini yutmuş gibiydi. Bulut da benim gibi onun bu halini farkedip "Kızın üstüne nasıl düştüysen, konuşmayı unutmuş"dediğinde kız hemen ayağa firladı.

"İyiyim sağolun" dedi. Arkasına doğru dönüp gidecekken onun kolundan tuttum, "Bana adını söyler misin?" dedim. Kızın adını merak ediyordum. Neden bilmiyordum ama sanki onun hakkında birşeyler öğrenmek istiyordum.

"Çok beklersin" diyerek beni tersledi. Bu nedense hoşuma gitmişti. Çünkü ilk kez konuştuğum bir kız beni terslemişti. Alışık olmadığım bir durumdu.

Kız üstünü değiştirmek için kabine girdiğinde "Oğlum siz mal mısınız! Beni niye kızın üstüne attınız lan! Ya birşey olsaydı. Yemin ederim sizi tahtalı köye göndermek için önceden rezervasyon yapıp mezarlarınızı hazırlatırdım." dediğimde sinirliydim. Çünkü kıza birşey olma riski beni korkutmuştu.

"Sakin ol şampiyon. Tamam biliyorum çok aptalca birşeydi. Zaten sen suyun üstüne Deniz kızı ile birlikte çıktığında Bulutla benim kalbimize iniyordu. Özür dileriz bu bir, Deniz kızı şuan gayet iyi bu iki" Berk'in korkmuşmuydu yoksa yine işi alaya alarak boş mu yapıyordu.

"Neyse şimdi özür dilemeniz lazım bir yolunu bulun ve kızdan özür dileyin" dediğimde Berk şaşkınca bana baktı.

"Özür dileyin derken biz mi? İyide sen düştün Deniz kızının üstüne. Biz atmış olabiliriz ama sende düzgün bir yere düşseydin."

Berk bunları söylerken ciddimiydi.

"Kendime düşeyim diye bir koordinat vermedim Berk" Birden aklıma kızın elindeki poşet geldi. Eğer onu yanına almışsa bir sebebi olmalıydı. Merak ettim ve poşeti bulmak için tekrar denize dalmaya gittim.

"Nereye lan? Başka bir kız daha bulmaya gitmiyorsun değil mi?" diyen Bulut'a bakarak göz devirdim. "Ne saçmalıyorsun oğlum, kızın elinde bir poşet vardı. Ben daldığımda o korkudan düşürmüştü galiba. Ona bakacam" dedim ve denize daldım.

Dalmadan önce Berk'in "Merak edecek başka birşeyi yok, Allah'ın fakiri!" dediğini duyunca az kalsın gülecektim ve su yutacaktım.

Poşet suyun altındaydı içinde bir ağırlık olması gerekiyordu. Aksi takdirde akıntıya kapılıp giderdi. Poşeti tutup suyun üstüne çıktım. İçine bakmadan sahile doğru yüzdüm. Karaya gelince içine baktım. Bir sürü deniz kabuğu vardı içinde. Ne yani o kız kabuk toplamak için mi dalmıştı denize. Gerçekten diğerlerinden farklı biriydi. Berk'e poşeti uzattım. Kızın bizi affetmesi için yapacağımız planı anlattım.

Kızı kabinden çıktığında Berk ona seslendi ama net duyamadım. Ben kayalıklardan onları izliyordum.

Bulut da arkada taksi çağırıyordu. Bulut yüksek sesle bağırdı. Bana Berk ve Deniz kızı daha yakındı ama Bulut'un sesini daha net duydum.

"Deniz kızı taksin hazır hadi gel bekletme" diye bağırdı. Kız gülerek onun yanına gitti. Bulut onun elini tutup taksiye bindirdi.

Sanki bir boşluk hissettim ama kızın adını bilmediğim için olduğunu düşününce umursamadım.

Hâla ıslak olduğum için eve gidecektim. Kendimize yedekte üst getirmemiştik. Çünkü normalde üstümüzü çıkarıp dalacaktık. Ama bütün planın içine ettiler. Bizde yeni bir plan olarak tekrardan Bulut'un evine gitmek için yol aldık.

Bulut tek başına yaşıyordu. Ailesi biraz sıkıntılıydı. Bulut'un yaşadığı sorunlar yüzünden kendisine özel bir evi vardı. O evde 3 oda, 1 lavabo ,1 salon ve 1 mutfak vardı. Bulut orayı öğrenci evi olarak kullanıyordu. Sadece üçümüze özel bir öğrenci evi. Üçümüzün eviymiş gibi ben ve Berk'e de evin anahtarını çıkartmıştı. Sıkıldığımız zaman yada kafamız estiği zaman orada takılıyorduk. Aslında Berk ve benimde gidecek bir evimiz yoktu. O yüzden hergün burada kalıyorduk. Ben ve Berk'in de aile sorunları vardı ama baya büyük sorunlar. Üçümüzde aile konusunda oldukça şanssızdık. Özellikle baba konusunda.

"Burtii! Ben acıktım cidden. Ne yiyeceğiz midem bana küfür ediyormuş gibi sinyaller gönderiyor" diyen Berk herşeyi Buluttan bekliyordu. Oysaki Bulut 'bu ev sizinde eviniz kafanız ne istiyorsa yapın' demesine rağmen Berk anlamıyordu. "3 büyük boy Pizza sipariş edeyim mi?" dediğinde Berk onun yanına gidip, alnından öptü. "Birde, daha soruyor musun?" diye karşılık verdiğinde gülmeye başladık. Bulut'un yanaklarını sıktı ve "Aferin sana" dedi. Berk harbi psikopattı. Arada bir bana veya Bulut'a yavşıyordu ama Allahtan gerçek anlamda değildi.

Bir 10 dakika sonra pizzalarımız ve içeceklerimiz geldi. Yemek yerken bir sinema açtım. Komedi filmiydi böyle komik şeyler bizim hoşumuza gidiyordu. Birçok kişi bu filmi biliyordur. "Yol arkadaşım" adlı komedi filmi. Çok hoşuma gittiği için izlemeye doyamıyordum.

'Pardon Şeref siz misiniz? -Evet benim' bu sahnede sürekli gülüyordum. Özellikle de Berk "adam şerefsiz olduğunu kabul etti lan" diyince iş yine komikleşiyordu.

Film bittiğinde bizde tıka basa doyduğumuzda Bulut futbol oynamak için kumandaları getirdi. "İlk önce kim ile ki-" daha sözünü bitirmeden Berk "ben ve Yiğit, araya da bir iddia koyarız tabii eğer Yiğit abimiz korkmuyorsa" Berk iyi gaza getiriyordu.

Oynayacağım demek yerine "Neyine lan?" diye girdim konuya. Berk düşündü, bir süre sonra ampul parlamış gibi "Buldum. Kim kaybederse yarına sinema bileti alacak" dediğinde işi hemen sinemaya atmıştı ama sinemaya gitmeyi sevdiğimiz için ayda bir veya iki kere giderdik.

"Tamam kabul ama sadece sinema değil mısır, yemek ve içeceklerde dahil" dediğimde kafasını tamam anlamında salladı. Bulut oradan gülüyordu.

"Valla benim keyfim rahat siz ne isterseniz yapın" dedi.

Sonuçta para ondan gitmiyecekti tabii. 5 gol atan kazanırdı. Saat geç olduğu için yatacaktık. Bir kaç el oynadık. Berk çok enerjikti, fazlasıyla adrenalin patlaması geçiriyordu.

Şuan skor 4 - 3 ben yeniliyordum. Berk ne ara böyle oynamaya başlamıştı. Aslında sadece 1 puan vardı aramızda ama eğer bir gol daha atarsa biletleri bana kilitleyecekti. Berk arada yaptığı çalımları Bulut'a anlatıyordu ama Bulut bir kanepede uyuyakalmıştı. Saate baktığımda 1:23'tü. Oha biz ne zamandır oyun oynuyorduk. Berk'in gözleri hâla açıktı ve gram uykusu yoktu. Benimkiler ise yavaş yavaş kapanıyordu.

"Evet sayın seyirciler! Berk efsane bir çalım atarak Yiğitten topu kaçırmayı başardı. Yiğit ağlıyor, korkuyor. Çünkü yarın herşey ona patlayacak. Berk muhteşem performanslarıyla şuan kaleye doğru ilerliyor ve ve ve gooolllll!" Berk öyle bir bağırdı ki Bulut kanepeden düşecekti az daha. "Oğlum sevincini kısık sesle yaşa" dediğinde yastığa kafasını koyup yine uyumaya çalıştı. Bende esniyordum. "Biletler senden Yiğit" dedi.

"Tamam ama eğer şimdi uyumazsam yemin ederim hiçbir şey yapmam." Dedim ve tekrar esnedim. Ayağa kalktım ve Bulut'un kolundan çekiştirip "Burti kalk lan odana yat uyu, Bulut!" Bulut uyurken çok sinir bozucu oluyordu. 'Efendim' diyordu, '5 dk daha' diyordu ama eylem yoktu.

"Off bağırma lan kulağımın dibinde, tamam. Kim yendi bari Berk mi? Cidden ona mı yeni-" cümlesini bitiremeden esnedi. Ve tekrar ederek düzeltti. "Cidden Berk'e mi yenildin" dedi. Gözlerinden uyku akıyordu. "He ya ne oldu anlamadım" yarın ki biletleri bana kilitlemişti mal. Şimdi 3 kere 40 diyelim 120 TL mısırlar, yemek ve içecek etti sana en fazla 200 veya 300 TL. İşin en kötü yanı mısır, yemek ve içecekleri ben ortaya katmıştım.

'Tamam kabul ama sadece sinema değil mısır, yemek ve içeceklerde dahil'

"Allah benim belamı versin, seninde cezanı versin Berko" diye arkama bakınca Berk koltukta uyuyakalmıştı. Bu komik bir görüntüydü. Çünkü gerizekalı bütün enerjisini para kendisinden gitmesin diye maça vermişti. Bulut kollarından ben ayaklarından tutarak bu sığırı yatağına götürdük. Yatağa bıraktığımızda -zorla taşıyıp yatağa attığımızda- hemen yastığını sarıp uyumuştu.

Eee tabi yarın para onlardan değil benden gidecekti. Bende böyle olsa bende rahat bir şekilde uyurdum. Bulut'a baktığımda hemen yere düşüp bayılabilirmiş gibi duruyordu. Onu da odasına postaladım ve kendi yatağıma geçtiğim gibi gözümü kapattım. Yarın zor bir gün olacaktı.

♧♧♧

Erken bir saatte kalktım. Tabii erken bir saat 12:23 ise. Bana göre erkendi. Özellikle bir hafta sonuna göre. Bulut içerde kahvaltı hazırlıyordu. Bir şarkı açmış bütün evi inletiyordu.

Gecelerin de tadı yok, bu bir lanet

Hatırlatır bana seni bu virane

Kalır anılarım olur efsane

Başrolü benim ama yok sahne

Gece beni daralıyor bir esaret

Aramaya gerekiyor cesaret

Olmasın ama sonumuzda felaket

Yazıldıysa bozulsun bu kehanet

Bu şarkıyı dinlerken kahvaltıyı nasıl hazırlıyordu. Dün gece uykusuzluktan ölecekti az daha. Ayağa kalktım ve mutfağa gittim. İçerisini menemen kokutmuştu.

"Hiç uyanmayacağını düşünmüştüm. Ya da ölü numarası yapmanı falan" dediğinde, benim hemen beri vites atıp ölme numarası yapmamı istemişti. Berk koltukta telefon ile oynuyordu.

"Yiğit bilet işini hallettin mi?" Berk'in aklına gelen ilk soru bu olmuştu.

"Bir bekle lan. Tamam az sonra AVM'ye gideriz orada ki sinema bölümünde hallederim. Bir sabır" sırıtarak önüne döndü.

"Oh bee beleş bir gün!" Dediğinde sinirlerim ile oynuyordu.

"Bok beleş! Sen görürsün ben sana neler yapacağım" beni hiç ciddiye almamış bir şekilde önündeki zeytinleri ağzına atıyordu.

"Yapacak birşey yok, kabul et senden çok daha yetenekliyim"

"Berko gece yarısına kadar oynadınız, sende oyun biter bitmez ayakta öldün zaten" Bulut'u avukatım yapacaktım. Eğer avukat olmak isteseydi tabi.

"Seninlede atalım bir el, ama eğer korkuyorsan korkacak hiçbir şey yok. Bulutcuğum" Allahtan bir kere yenilmiştim. Artık hep ağzıma ve gözüme sokacaktı bunu.

Kahvaltı yapınca, hazırlandık ve sinemaya doğru yola çıktık. Şık gözükmek için hepimiz siyah giyindik. Bence oldukça havalı ve yakışıklıydık. Ama malesef gerçek bir hisle sevecek hır kız bulamıyorduk.

Sinema gişesinin önünde sıranın gelmesini bekledim. Ben biletleri ödedikten sonra mısır ve içecek işini de hallettim. Tam olarak 280 liram gitmişti. 3. Salonda G sırasında oturuyorduk. Ben 8. Koltuktaydım. Bulut benim yanımda Berk'de onun yanında oturuyordu.

Yanımıza 4 tane kız oturdu. Filmimiz komaya giren ve farklı bir boyuta düşen bir adamı anlatıyordu. Berk bir anda "bu adam nasıl ölmedi lan, şuan çoktan ölmesi gerekiyordu. Normal bir insan şuan ölmüştü" dediğinde yanımda oturan kız biraz gerildi. Bu sahnede korkmuş olamazdı değil mi? Film reklam arası verdiğinde yanımda oturan kızlardan ikisi lavaboya ikiside mısır almaya falan gitmişti. Kulak misafiri olduğum için yanlışlıkla duymuştum.

Bende sıkıldığım ve uykum geldiği için elimi yüzümü yıkamaya gittim. Bulut ve Berk salonda kaldı. Film başlamadan hızlı adımlarla, lavaboya gidip işimi hallettim. Saate baktığımda filmin başlamasına iki dakika olduğunu gördüm.

Kapıyı açıp arkamı döndüğüm an, bir kız üstüme düştü. Elleri göğsümün üstünde duruyordu. Ellerini hemen çekti ve "özür dil- " bana baktığında şaşırmıştı. Sözünü yarıda kesecek kadar. Bende şaşırmıştım. Çünkü üstüme düşen kız sahildeki kızdı. Berk'in deyişle namı diğer Deniz kızı.

"Deniz kızı bu sen misin?" dediğimde "Aaa ne tesadüf Deniz erkeği" diye cevap verince hafifçe güldüm.

"Deniz erkeği mi? Sana adımı söylediğimi sanıyordum? Eğer söylemediysem en baştan alabiliriz" dedim ve elimi ona uzattım.

"Yiğit ben, memnun oldum deniz kızı" diye cevap verdiğimde yüzü kızardı. Arkasındaki arkadaşı ne olup bittiğinden habersizdi. Deniz kızı onu kolundan tuttu. Koşarak kaçmaya başladılar. Bu komikti özellikle koşmaları.

Bende salona doğru giderken Bulut'un bağıran sesi geliyordu. Oraya vardığımda baştan aşağıya mısır olmuştu. Deniz kızı, yanında Bulut'a öfkeyle bakan arkadaşının yanındaydı. Deniz kızı bana, onun bir diğer arkadaşı da Bulut'a çarpmıştı.

Bulut "güleni gebertirim" dediğinde Berkle birlikte daha çok gülmeye başladık. Kızlar salona geçmişti. Nasıl yani onlarda mı bu filme gelmişti? Bulut kafasındaki mısırları yiyordu. Bu ikisi gerçek anlamda beleşçiydi.

"Kız harbi arıza kendisi bana çarpıyor, benden özür bekliyor." diyip kızınca Berk "Kızın adını Popcorn prenses koyuyorum. Vatana millete ve Burti'ye hayırlı uğurlu olsun." Duraksadı, Bulut'un omzundaki bir mısırı alıp ağzına attı.

"Oğlum çok komik görünüyorsun lan" Bulut sinir ve şaşkınlıkla içeri girdi. Bizde onun peşinden yürüyorduk. G sırasına baktığımızda Bulut bir küfür savurdu. Çünkü kızlar bizim yanımızda oturuyorlardı. Bulut kendi yerine oturmak için o kızın önünden geçecekti. Kız ona çelme takınca yeri boyladı. Berk ve ben yine gülmeye başladık. Normalde bu kadar gülen bir kişiliğim yoktu. Arada Berk'in esprilerine falan gülüyordum. Ama bugün birşeyler olmuştu. Koltuklara Filmden hiçbir şey anlamadığım için tam kalkacakken kızlar da ayağa kalktı.

Onlar bizden uzaklaştığında eve gitmek için otoparka giderken Berk kolumdan tuttu. "Nereye?" dedi. "Otoparka, eve gitmeyecekmiyiz?" diye sorunca bana baktı. "Daha cezanı çekmedin lan gel yemek ısmarlayacaksın bize" dediğinde kaynar sular başıma döküldü. Şimdi bunlar en pahalı şeyleri alacaktı ve ben ödeyecektim. Off cidden gireceğim iddiayı. Yemekleri seçmişlerdi fiyatları görünce çıldıracaktım. Tamam Berk'i anladım ama bari Bulut biraz insaflı davransaydı. İkiside hayırsızdı. 355 lira ödemiştim. -kendimde dahil- Umarım büyük bir iddia kazanırım ve ikisinide zor bir duruma sokarım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.