İçeriğe geç

Deniz Kabuğu

Bölüm 3 · 14 dk okuma

Deniz Kabuğu

Bölüm 3

3. Bölüm Rekabet

'Ah benim okyanus gözlüm keşke o gözlerinin içinde sonsuza kadar yüzebilsem'

Her yer kapkaranlık bir yokuş,önümü bile göremiyorum. Ne tuhaf ki tekrardan alarmım çaldı. Nedense bu son iki günde sadece onu düşünür oldum. Bugün saat 10 da okula gidecektim tiyatro kulübü seçimleri olacakmış. Ben tiyatroyu çok sevdiğim için kulübe katıldım ve bugün seçimler yapılacaktı. En rahat eşofmanlarımı giydim, saçımı arkadan at kuyruğu yaptım ve okula gitmek için bir taksi çağırdım.

Okula geldiğimde gerilmiştim. Çünkü yirmiden fazla kişi vardı. Bu daha çok gerilmeme sebep oluyordu. Umarım kara talihim biraz yüzüme gülerdi. Konferans salonuna toplandık tiyatro hocası Sema hoca isimlerimizi yazdırdığımız bir kağıdı yoklama listesi yapmış sırayla okuyordu.

"Eylül Seçkin" 'burada'

"Mete Işık" 'burada'

"Aysun Şaşkın" 'burada'

"Bulut Güneş" 'burada'

Bir dk bu ses çok tanıdık ama. Hemen sesin olduğu yere baktım ve Bulut'u gördüm. 'Bulut Güneş' az kalsın gülecektim. Çünkü çocuk bildiğin gökyüzü olmuştu. Sadece ay ve yıldızı eksikti. Neyse konuya odaklanalım o şuan buradaydı bu demek oluyor ki bu okulda okuyordu.

"Masal Hilal Durmuş"

Eğer Bulut buradaysa diğerleride buradaydı. Bu okulda mı okuyorlardı?

"Masal Hilal Durmuş"

Eğer onlarda bu okuldaysa yine karşılaşabilirdik. Onları tekrar görmek istemediğim halde neden heryerde karşıma çıkmak zorundalardı ki.

"Masal! Hoca deminden beri sana sesleniyor" yanımda oturan eski sınıf arkadaşım beni dürttüğünde gerçek dünyaya dönmüş ve "özür dilerim dalmışım" diye cevap vermiştim. İlk gün rezil olmayı ihmal etmemiştim. Vicdansız herşey senin yüzünden. Yiğit bana göre suçluydu. Ben istemediğim halde benim zihnime girmeye ve kalp atışımı hızlandırmaya hakkı yoktu.

Hoca yoklamayı aldığında birisi sol tarafımda ki koltuğa oturdu. Bu kişinin Bulut olduğunu görünce gerildim. Artık adımı biliyordu oh ne güzel. "Masal Hilal Durmuş, adın çok güzel sen hangisini kullanıyorsun peki sana nasıl hitap etmeliyim" diye sorunca gülümsedim.

"Masal'ı kullanıyorum. Bana öyle seslen lütfen." tamam anlamında kafasını salladı. Bir anda gülmeye başladım. Ne olduğunu anlamamış gibi bana baktı.

"Ne oldu, niye gülüyorsun?" diye sorunca "Bulut Güneş, gökyüzünü sahiplenmişsin cidden ay ve yıldızın eksik onlar nerde?" diyince bir anda morali bozuldu.

"Haklısın sadece onlar eksik kalmış." Sema hoca bize doğru bakıp konuşmayın der gibi işaret parmağını dudağına götürdü. Bulut elini dudaklarına götürüp fermuar çekti.

"Evet gençler, şimdi sıraya göre sizi çağıracam. Sırasıyla gelip, söyleyeceğim davranışları sergileyeceksiniz. Öncelikle Eylül Seçkin" kız sahneye çıktı ve hocanın söylediği davranışı sergilemeye çalıştı.

Sema hoca ona "şimdi okuldan eve gelmişsin ve okulda çok yorulmuşsun. Acıktığın için mutfağa gidip bir dolabı açacaksın. Boyun yetişmediği için bir sandalye alacaksın. Onun üstüne çıkıp mısır gevreği alıp, bir kaseye doldurup yiyeceksin." bunun tiyatro ile ne ilgisi vardı. Çok komik gelmişti bana. Kızdan sonra 2 kişi daha kalktı ve sıra Bulut'a geldi.

Bulut okuldan eve gelmiş ve bir kapı hayal ederek anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. Çantası ağır olduğu için öylesine yere attı ve ayakkabısını çıkartıp bir terlik giydi. Sonra mutfak yoluna girdi. Sandalye çekmeyi unuttu galiba çünkü dolaptan direk gevreği çıkardı. Sema hoca bu hatasını farkettiği için "sandalye çekmen gerekiyordu onu baştan alır mısın?" dediğinde Bulut gülerek "hocam maşallah bir boyum var yani, sandalyeye ihtiyacım yok ki" dediğinde bende dahil salonda ki herkes gülmeye başladı.

Çocuk haklıydı neden sandalye çeksin ki boyu yetişiyordu. Sema hoca gülerek kafasını salladı ve Bulut'u yerine oturttu. Çok komikti ya. Bulut yerine otururken bir kaç kızın onu kestiğini gördüm. Ama yani Bulut da maşallah yakışıklı çocuktu.

Sıra bana gelince çok gerildim. Bulut bana destek olup "yaparsın sen" dedi. Teşekkür edip sahneye çıktım. Sadece o dolap işini yapamadım galiba ama hoca güldü ve beni yerime oturttu. Benden sonra birkaç kişi daha kalktı sonra hoca teşekkür edip bir açıklama yaptı.

"Tamam arkadaşlar ben şimdi sizi bir değerlendirmeye alacam ona göre kulüp üyelerini belirleyeceğiz." dediğinde karnıma stres ağrısı girdi.

Bulut gayet rahat görünüyordu.

"Sence seçilecek miyim? Ben tiyatroya katılmayı çok istiyorum" dediğimde kulağıma eğilerek konuşmaya başladı.

"Seçiliceğine eminsen seçilirsin. Sen emin misin?" dediğinde ürperdim. "Emin değilim, çok korkuyorum ya seçilemezsem " gerçekten de korkuyordum.

"Seçilemezsem değil, seçileceğim diye olumlu düşün bu hayatta olumlu düşünmezsen hiç zevk alamazsın Deniz kızı" diye moral vermişti.

Hoşuma da gitmişti aslında "bunu benim neyim olurak söylüyorsun?" diye boş bir atar yaptım. Neden böyle birşey sormuştun ki benim moralimi düzeltmeye çalışıyordu sadece.

"Senin bir dostun olarak" dediğinde şaşırmıştım. Dost mu olmak istiyordu? "Hadi en baştan başlayalım. Ben Bulut Güneş, memnun oldum" dediğinde elini uzattı. Elini tutarak salladım "Ben de Masal Durmuş, memnun oldum Bulut Güneş" dediğimde elini göğsüne iki kere vurdu.

Bulut'a bakınca gerçektende diğerleri gibi çok yakışıklıydı.

Ela gözleri ve ona çok yakışan dağınık, dalgalı kahverengi saçları vardı. Sağ kulağında gümüş, daire bir küpe vardı. Ona çok yakışmıştı.

Sema hoca tiyatro kulüp seçiminde 8 kişi seçmişti ve ben ile beraber Bulut da seçimleri kazanmıştı. Çok mutluydum. Tiyatro yapacaktım. Harika bir duyguydu. Herkes çok kalabalık bir ortamda asla seçilemeyeceğini düşünür yani o kadar insan var ben mi kazanacam diye kendisini hırpalar. Ama Bulut'un dediği gibi 'olumlu düşün bu hayatta olumlu düşünmezsen hiç zevk alamazsın'

Haklıydı da.

Kulüpten sonra Bulut ile beraber koridorda yürüyorduk. Aslında sempatik biriydi. Birden "Masal!" diye seslenen bir ses duydum. Arkama baktığımda bu gelen Yasmin idi. Siyah dalgalı saçlarını açık bırakmış ve ona çok yakışan çillerini belirtecek hafif bir makyaj yapmıştı. Yanımda duran Bulut'u görmemiş bir şekilde konuşmaya başladı.

"Az önce müzik salonunda ben ile beraber senin sürekli bahsettiğin lacivert gözlü o çocukta vardı. Hatta hani dün bana çarpan bir gerizekalı vardıya, he işte onun arkadaşı olan, Yiğit'in soyadını da öğrendim hatta belki bu bilgi seni sevindirir." dediğinde kıpkırmızı kalmıştım ve nefes almayı unutmuştum.

Yasmin, Allah senin cezanı vermesin, Bulut hemen arkasındaydı ve herşeyi duymuştu. Şimdi olanları Yiğit'e anlatacaktı. Daha da kötüsü Bulut hakkında da konuşmuştu.

"Eğer merak ettiğini bilseydim bende soyadını söylerdim ve ayrıca suçum yokken niye ben özür diliyim." dediğinde Yasmin arkasına jet hızıyla dönüp Bulut'u görünce kaşlarını çatmıştı. Çocuk benim iki katımdı onu görmemesi imkansızdı. Ama Yasmin bir imkansızı başarmıştı.

"Senin ne işin var burda? Beni mi takip ediyorsun sen! Önce sinemada şimdi burda! Ne istiyorsun yine? Bu sefer de kafandan aşağıya su dökmemi falan mı?" şimdi neden bu kadar abartmıştı ki bu kız.

"Şey ben burada okuyorum yani okuyacağım 11A sınıfında" diyince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yasmin benden önce davranıp "uydurma be 11A sınıfında ben ve Masal okuyoruz başka bir yalan at, bunu yemedim" diyince bu sefer Bulut şaşırmıştı.

"Ne! 11A sizin sınıfınız mı? Koskoca okulda sizin sınıfınıza mı düştük biz." dediğinde anlamadım "biz derken yalan söylemiyor muydun sen?" dediğimde hayır anlamında kafasını salladı.

"Ben, Berk ve Yiğit normalde 12. Sınıfız ama kendi sınıfımızda bir kavga çıkardık diye sınıf hocamız Mesut hoca bizi 11.sınıfa gönderdi. Bence yaptığı şey çok saçmaydı. Özellikle hiç suçum yokken bana da ceza vermesi tam bir muamele. Disiplini tercih ederdim ama sanki çocukmuşuz gibi yaptığı bu şey berbat. Koskoca bir dönemi en baştan mı okuyacağız?" diye sitem ettiğinde beynim zongluyordu. Nasıl ya ciddi olamazdı değil mi! Yoksa bu bir oyun mu? Hani, kamerayı göremiyorum, off yaa.

"Bulut!" diye seslenen biri geldi yanımıza, aslında iki kişi bunlar kim mi? Tabiki Yiğit ve Berk.

"Cidden Mesut Hocanın bizi bu duruma düşürdüğüne inanamıyorum."

Yiğit sanki hiç pişman değil aynı zamanda da buraya gelmekten mutlu değilmiş gibi görünüyordu.

"11A sınıfında kimler var biliyor musun Yiğit!" son kısmı uzatmıştı.

"Ben ne biliyim oğlum. Görünce anlayacağız" diyince Bulut, beni ve Yasmin'i işaret etti.

Berk ve Yiğit bize doğru bakınca gözleri açıldı. "Hadi canım deniz kızı ve Popcorn prenses mi?" Berk şaşırınca neden böyle tepkiler veriyordu ki. "Popcorn prenses mi? Bu nasıl bir lakap!" şuan ki konumuz bu mu Yasmin. Berk ordan yine gülmeye başladı. "Sana bakınca patlamış mısır aklıma geliyor neden bilmiyorum" dedikten 1 saniye sonra Bulut, Berk'in omzuna vurdu.

Dersin başlamasına 5 dakika kala Burçin ve Ecrin gelmişti. Evleri yakındı ama gecikiyorlardı. Onlar daha herşeyden habersizlerdi. Edebiyat hocası Merve hoca derse girdiğinde çocukları yanına çağırdı. Sırayla içeri girdiler. Onları işaret ederek konuşmaya başladı.

"Gençler, yeni sınıf arkadaşlarınız. Çocuklar kendinizi tanıtır mısınız?" önce Berk başladı konuşmaya "Ben, Berk Karakurt 18 yaşındayım, Eee bu kadar yeterli bence" dediğinde beni yine güldürmüştü.

Sıra Bulutundu "Ben, Bulut Güneş 18 yaşındayım ve Berkten daha fazla tanıtayım diye de en sevdiğim renk mavi bu kadar" diye kendisini tanıtınca Yasmin de dahil herkesi güldürmüştü.

"Sen bildiğin gökyüzüne dönüşmüşsün bulut, güneş ve mavi, yıldızın eksik" dediğinde aynısını bende söylediğimi hatırlayınca güldüm ama Bulut'un yine morali bozulmuş gibiydi. Sanki onu üzecek birşeyler söylemiş gibiydik. Yiğit kolunu onun omzuna doladı ve "Ben de Yiğit Yıldırım 18 yaşındayım" dedi. O lacivert gözleriyle direkt olarak bana bakıyordu. Ah benim okyanus gözlüm, keşke o gözlerinin içinde sonsuza kadar yüzebilsem.

Bazı kızlar çok değişik bakıyorlardı. Örnek verirsem meselaa.. Örneğe gerek yok bildiğiniz onlardan etkilenmiş gibi bakıyorlardı.

"İstediğiniz yere otura bilirsiniz" Merve hocanın bu sözünden sonra bir hareketlenme oldu sanki. Bazı kızlar yanında oturan erkekleri kaldırdı "buraya oturabilirsin" diye Yiğit'e bakarak konuştuğunda kıza ayar oldum. Sinirlerim bozuldu. "Yanım boş istersen gel otur" ah bu kızlar neden böyle şimdide başka biri Bulut'a bakarak konuştu.

"Emre! Kalk sana burdan ya" diye bağıran Hatice cadısı bildiğin çocuğu yere doğru itiyordu.

Kesinlikle birkaç tane erkek, geldikleri ilk an onlara sinir olmuştu.

"Yanın boş galiba, otura bilirmiyim deniz kızı?" yanıma oturmak isteyen Yiğit'e bakarken kalbim yerinden çıkacaktı. "Tabi gel otur"

dediğimde teşekkür edip yanıma oturdu. Şuan aklıma geldi, benim yanım niye boştu.

Yasmin, karşı sırada tek başına oturmuş kalemiyle oynuyordu. Yalnız kalmak mı istiyordu.

Bulut onun yanına gidip "Oturabilir miyim acaba? Tabii bu seferde kafamdan aşağıya yanında duran kalemliğin içindeki bütün kalemlerini boşaltıp, beynimi deşmeyeceksen." bu soru Yasmin'i güldürecekti. Hatta gülmemek için zor duruyordu.

"Oturamazsın tabi ki! Bu da soru mu? Eğer oturursan, yemin ederim kafandan aşağıya çantamda ne kadar kitap varsa fırlatırım" bunlar beni neden sürekli güldürüyordu.

Berk bıyık altından yine Bulut'a gülerken o da hiç izin almadan Ecrin'in yanına oturmuştu. Ecrin hiçbir şey söylememiş ama yüzündeki kızarıklık ve parıldayan gözleri herşeyi gösteriyordu. Burçin onlara doğru bakıyordu. "Orada ben varım yalnız, git başka kapıya" dediğinde Berk ikisine hızlı hızlı bakıp gözlerini ovaladı. "İkiz misiniz? Bir de kızıl, mükemmel" dedi. Sonra ayağa kalkıp boş bir sıraya oturdu. Sınıf mevcudumuz azdı. Çünkü kolej gibi bir okulda okuyorduk. Ama dizilerdeki gibi değil, keşke öyle olsa.

Bulut ayakta etrafa bakarken, Müge diye dedikodu uzmanı gıcık bir kız onu yanına oturması için çağırdı.

"Yanım boş Bulut, gelmek istersen eğer" dedi. Yapacak birşey olmadığı için Müge'nin yanına ilerlerken, Yasmin "off tamam gel otur buraya" Bulut arkasına dönüp emin misin der gibi Yasmin'e bakıyordu.

Yasmin anlamış gibi gülerek "merak etme yemem seni çantamda ki kitaplarımı da senin için yıpratamam." dedi ve Bulut'un oturması için sıradaki çantasını çekti. Bulut, Yasmin'e canavar görmüş gibi bakıyordu. Ama en sonunda onun yanına oturdu.

Merve hoca ders işlerken Yasmin sürekli şikayetçi oluyor ve Bulut'un omzuna veya koluna sertçe vuruyordu. Yasmin'in hareketleri çok güzeldi, tabi ki durduk yere yaptığında değildi. Ama çok güçlü ve asi bir kızdı.

Bulut artık dakika başı kolunu kaşımaya başlamıştı. Fazla kızartmıştı anlaşılan. Yasmin son birkez daha vurunca "sallama şu masayı!" Diye bağırdı. Bulut neye uğradığını şaşırmış gibi Yasmin'e bakıyordu.

"Çattık yaa, deminden beri bu kızdan şiddet görüyorum" kolunu kaşımaya devam ederken ben gülüyordum.

"Berko çek çantanı, küçük bir kavimler göçü yapacağım" dedikten sonra Merve hocadan izin alıp Berk'in yanına gitti. Yasmin'in yanında çok bile dayanmıştı.

Zil çaldı. Şimdi beden dersimiz vardı. Sınıfta ki erkekler bizimkilerin yanına geldiler ve Baran "basketbol maçına varmısınız? Üçe üç Vs atalım. Ne dersiniz" diyerek Yiğitlere baktı. Yiğit, Berk ve Bulut kendi aralarında gülünce Yiğit ayağa kalktı ve "Neyine deriz" diye karşılık verdi. Çocuktaki öz güvene bak ya. Ama nedense bu haraketi beni daha çok etkilemişti. Acaba onların basketbol kulübünde kurs almış lisanslı öğrenciler olduğunu bilse yine böyle davranırmıydı? "Sadece rezil olacaksınız, bence bu iyi bir iddia seçimi" daha sınıfa yeni gelmişlerdi ama anlaşılan hemen rakip edinmişlerdi."Hadi o zaman" diye Berk de araya girince ortalık tamamen kurt sürüsü olmuştu. Bu maçı asla kaçıramazdım. Asla asla asla. Yasmin, Ecrin ve Burçin ile beraber bahçeye indik ve bir banka oturduk. Bu bank tam basketbol sahasının önünde olduğu için her şeyi saniyesine saniyesine izliyebilirdik. Karşı takımda Baran, Emre ve Çetin vardı. Bizim tuttuğumuz takımda da Yiğit, Bulut ve Berk vardı. İçerden buraya doğru gelen beden öğretmeni, aynı zamanda basketbol antrenörü olan Ufuk hoca geliyordu.

Bizimkiler maça başladı, gerçekten süper oynuyorlardı. Berk topu alınca Bulut'a atarmış gibi yapıp yanından geçen Yiğit'e attı. Bu şekilde Çetin'in kafası karıştı ve topu alamadı. Yiğit basketbol topunu elinde yere sektire sektire potaya doğru giderken, Baran onun önüne geçti ve topu almaya çalıştı. Yiğit aktif ve çevik bir hareketle topu bacak arasından geçirip Bulut'a attı. Baran'ın kafası karışmıştı ve daha öfkeli bakıyordu. Bulut topu aldığı gibi potaya basket atacakken durdu. Emre tam önünden blok için geçmişti ve eğer topu basket atmaya kalkışsaydı Emre ona blok yapacaktı. Ama Bulut durduğu için Emre blok yapamadı ve yere düştü. Bulut gülerek Emre'ye baktı ve hiç ayağını bile kıpırdatmadan elinde ki topu potaya basket geçirdi. Sınıf arkadaşlarımız da sahanın etrafına dizilmişlerdi. Bazı gerizekalı tipler önümüze geçtiği için ayağa kalktık ve yine izlemeye başladık. Şuan durum 2-0 bizimkiler öndeydi. Herkesten tezahürat sesi geliyordu diye bizde tezahürat yapmaya başladık.

Maç başlayalı 10dk olmuştu. Şuanki maç skoru 13-2 bizimkiler öndeydi. Topu ellerinden kaybetmemeye çalışıyorlardı. Ama az önce Çetin, Berk'in kafasını karıştırıp onu yere düşürdüğü gibi topu alıp hemen 2 puanlık basket atmıştı. Karşı takımın amacı kazanmakken, bizimkilerin amacı eğlenmek gibi gözüküyordu. Çünkü karşı taraf öfkeliyken, bizimkiler gülüyordu. Hangi takımım skor puanı 15 olursa maç bitecekti ve bizim takım daha önde olduğu için kesin onlar kazanacaktı. Maç çok heyecanlı gidiyordu. Her hareketi beni etkiliyordu ve kalp atışımı hızlandırıyordu. Sanırım Yasmin de öyleydi. Çünkü ne zaman Bulut'a baksa gözleri parlıyor ,yaptığı her hareketinde elleri birbirine giriyordu. Az önce Emre'nin attığı bir çelme yüzünden yere düşmüştü. Yasmin onun yanına gitmemek için zor durmuş gibi gözüküyordu. Yiğit onun yanına gidip yerden kaldırdığında "Hadi bitirelim şu işi artık. Fazla uzadı" ne yani fazla uzadı derken, bunlar bilerek mi böyle oynuyorlardı. İyi de gerçek oynamadıkları halleri böyleyse oynadıkları halleri nasıldı.

Bir anda daha seri koşmaya başladılar. Berk, Baran'ın kafasını karıştırarak iki yana doğru hamle yapıp topu aldığı gibi Yiğit'e attı. Yiğit'in önünde Çetin vardı. Topu almak için her yolu denedi. Yiğit önce arkasından sonra bacak arasından topu geçirerek sanki onlarla eğleniyormuş gibi hareketler yapıyordu. Bayada etkileyici hareketler. Çetin'in yorulduğunu anlayınca topu Bulut'a attı. "Burti uç kanka" Bulut bir anda gülmeye başladı. Ben anlamadım ne demekti bu şimdi. Bulut topu almaya çalışan Emre'yi görünce bilerekten sanki koşuşunu yavaşlattı. Emre onu yetişsin diye mi.

Emre topu almaya çalışırken her defasında başarısız oldu. Yorulunca Bulut önce geriye doğru hamleler yaptı. Sonra Berk'e pas verdi. "Berko seri ol oğlum, hızlı" bunlar sanki herşeye şifre koymuşlardı. Berk çok hızlı hamleler yaparak dikkatleri üstüne çekmişti. Baran ve Emre onun yanına doğru koşarken Çetin, bir an olsun Yiğit'in yanından ayrılmıyordu. Berk aldığı topu boşta kalan Bulut'a atmak için zıpladı. Baran ve Emrede topu almak için zıpladıklarında Berk onların kafasını karıştırarak topu yukardan atmak yerine havada yere sektirerek karşıdaki Bulut'a gönderdi. Herşey birkaç saniyede gelişti. Rakipleri ona baktığı için Bulut boşta kalmıştı. Topu Bulut'a attığı gibi, Bulut koşarak topu smaç attı. Oha uçtu resmen top kıracaktı az daha potayı. Öyle bir ses geldi ki korktum. Yasmin o kadar etkilenmiş gibi bakıyordu ki sanırım herkes anlardı.

"Ahh elim acıdı haa" Bulut söylenirken diğerleri yanına gitti. "Oğlum bana da öğret lan. Herşeyi yapıyorum, bir smaç gelince kalıyorum put gibi." Yiğit smaç atmayı bilmiyormuydu. "Hakkatten lan bizede öğret bak karizman sarsılmaz merak etme." Bulut gülmeye başladı. "Havada Bulut, sen bu işi unut" dedi. Yiğit ve Berk ona bakıp karın boşluğuna vurdular. Karşı takım hiç onları tebrik etmeden sınıfa çıktılar. Gözlerinde öfke vardı. Sınıftaki kızlar onların yanına gitti ve tebrik ettiler. "Çok iyiydiniz" tabi ki iyilerdi. "Harika oynadınız." bunları bence onlarda biliyorlardı. Yasmin hiçbir şey söylemedi. Bankta oturdu ve ellerini birbirine doladı. Bu hali çok tatlıydı. Ben de Yiğit'in yanına gittim. "Bu kızlar fazla itici değiller mi! Neden böyle sülük gibi yapışırlar ki." ben neden şimdi böyle bir şey söyledim. Sanki onlar çok sinir şeyler sen gel benle ilgilen dermişçesine. "Neden kıskandın mı?" tabiki kıskandım bu da sorumu. Ama konumuz o değil. "Ne kıskanması be sana yardım eden de kabahat" yine çok boş atarlandım.

Ufuk hoca yanlarına geldi. Elleriyle onları alkışlıyordu. "Aferin size süper oynadınız. Sizi basketbol kulübüne alıyorum." dediğinde bizimkiler önce birbirlerine sonra Ufuk hocaya baktı. "Nasıl?!" bu soru Berk'ten geldi. "Deminden beri sizi izliyorum. Mükemmel oynadınız. Hele ki son hamle çok iyiydi." diyerek Bulut'a baktı. Yiğit yüzünü buruşturdu. "Bize smaç atmayı öğretirseniz neden olmasın! Bulut biliyor zaten. Kendisinin gökyüzü ile alıp veremediği birşey var. Uçmayı da biliyor yani" dedi ve elini onun omzuna koydu. Bulut eyvallah der gibi elini göğsüne vurdu. Artık basketbol kulübünde mi olacaklardı? Bu bence çok havalıydı. Artık sadece ben değil herkes onlardan etkilenmeye başlay- bir dk ya eğer hayır onlardan etkinlenmelerini istemiyordum. Yani onlar derken Yiğit'ten.

Ona kimse bakmasın, ilgilenmesin, ondan bahsetmesinler istiyordum. Ama gerizekalı şerefsiz, fazla yakışıklı ve etkileyiciydi. Kahretsin ki ona bakan tekrar bakıyordu. O gözleri bir sürü kızı esir alabilirdi ama Yiğit bunu istemiyordu. Ama umarım bana bir istisna verir. Çünkü ben onu çok istiyordum.

Beni herkesten kıskansın gece gündüz benimle konuşsun istiyordum. Hayaller Yiğit, gerçekler hiç kimse... Ama gerçekler de elbet birgün Yiğit olur. Annem ve babam bana sürekli "hayallerinin peşinden git" diyorlardı. Tabii ki benim hayalim Yiğit. Ama sanırım onlar bunu anlatmak istememişlerdi. Ben anlamak istediğim gibi anlamıştım.

Yiğit Yıldırım, ismi bile etkileyiciydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.