İçeriğe geç

Deniz Kabuğu

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Deniz Kabuğu

Bölüm 2

2. Bölüm Karşılaşma

Seni rüyalarımda hapsetmeler' ahh hadi ama herşey bana onu hatırlatıyor.

Şarkılar

Seni dert etmeler

Yüreğim davacı

Dün olanlar hiç aklımdan çıkmadı, uzun süre düşündüm. Bir daha görmeyeceğim insanlar hayatıma bir kere girdiler. Daha nerede yaşadıklarını bile bilmezken daha da önemlisi isimleri dışında hiçbirşey bilmezken abartmam çok mantıksız. Dün olanlar dün de kaldı, geçmişe odaklanmak çok yersiz bir çaba.

Hem dün tanışmış olmamız bir tesadüf ve gayet normal. Ahh kimi kandırıyorum ki dün geceden beri aklım hep Yiğitte idi. O lacivert gözler artık beni nasıl büyülediyse gözümü kapatınca onu görüyorum.

Saçmalama Masal sevgilisi olabilir, sadece yüzmek için başka bir şehirden gelmiş olabilir. Bunları düşünürken saate odaklandım. Daha 7.24 mü, şaka mı bu. Benim bu saatte uyanık olmam imkansız birşey. "Ahh vicdansız Allah senin belanı versin. Şuan sen beni gram düşünmez iken ben niye her salise seni düşünüyorum." sonra gözlerim yavaş yavaş kapandı rüyamda tekrardan onu görmek istiyordum.

Uyandığımda hemen saate baktım yok artık sadece 2 saat uyuyabilmiştim. Bu çocuk benim ayarlarımı bozmuştu. Normalde beni salsalar 3 gün aralıksız uyuyabilirdim, denemişliğim de vardı, ama tabi annem varken bu biraz zor. Daha fazla dayanamadım ve yatağımdan çıktım ve kitaplığımdan bir kitap aldım. 11. Sınıfta olduğum için malesef bize felsefe konulu kitaplar okutuyorlardı. Bana aksiyonlu ve maceralı kitaplar verin. Tamam kabul aşk ve romantik kitabı da olur.

Benim kitap okumamın amacı olay örgüsü veya bilgi edinip, zevk almak değil. Tamamen içindeki o yakışıklı, karizmatik, kaslı ve yapılı erkeklerdi. Off Masal sen niye böylesin kızım ya. Ama siz de kabul edin illaki sadece erkek karakter için okuduğunuz bir kitap vardır değil mi. Bazen düşünürüm neden sadece kitaplarda düşünceli ve yakışıklı erkekler olur ki. Şuan tamamen Ecrin'e bağlamıştım, çünkü kendisi tam bir kitap delisiydi. Özellikle konu erkek karakterlere gelince kızın beyni yanardı. Düşünüyorum da eğer kitap karakterleri erkekse bizim sınıftaki o tipler ne.

Elime aldığım felsefe kitabını okumaya başladım, neydi bunun adı 'Sofie'nin Dünyası' normalde bu kitabı orta birde okumuştum ama zerre hatırlamıyordum. Bildiğim tek şey Sofie diye bir kız bilim ile uğraşmayı seviyordu bu kadar. Kitap 600 sayfa ve üstü ben bunu okumaya üşendim diye sanırım 100. Sayfadan sonra okumadım. Ahh yine üşendim. Üşenmek bir hastalık olsa doktorlar bunun tedavisini bulamazlar bence. Sitem edip kitabı yine kitaplığa koydum. Bu düşüncelerden sonra saate baktım yarım saat geçmişti. İyide hiçbirşey yapmadan zaman niye hızlı geçti ki.

Elime bir kareli defter aldım ve birşeyler çizmeye başladım. Ben şu kareli defterleri çok kullanıyordum. Onlara resim çizmek sanırım benim hobim. Uzun bir süre resim çizdim ve tekrar saate baktım, kahretsin şuan kahvaltı yapmak istiyordum o duruma kadar gelmiştim. Yapacak tek birşey kaldı o da müzik dinlemek. Ben İngilizce veya bazı kişilerin dinlediği K-pop şarkıları dinlemezdim. Bana göre türkçe şarkılar daha güzeldi, o yüzden şarkı listemde sadece Türkçe şarkılar vardı. Kulaklığımı taktım ve telefonumda herhangi bir şarkı açıp dinlemeye başladım. Bu şarkıyı sanırım herkes bilirdi.

Bazen bana gelir gider

Seni dert etmeler

Seni rüyalarımda hapsetmeler

Yıldızların hırsızları mı var

Tutamam, tutamam

Hep yeni bir gün doğar

Başka bir evrende

En güzel halinle

Sen hayata karış

Ben daha da biteceğim

Kırgınım kendime

Üşüyorum gölgende

Henüz bilmesen de

Belki bir gün gideceğim

Bu şarkıyı dinlerken bir an sanki bana yazılmış gibi düşündüm. 'Seni rüyalarımda hapsetmeler' ahh hadi ama herşey bana onu hatırlatıyor. Dayanamayıp başka bir şarkı açtım.

Senle başka bir yolda

Karşılaştık sonunda

Haline dert yanarsın

Hayaller ortasında

Bence aşka bulaşma

Mağlup oldum bu yaşta

Sonra zaten anlarsın

Kaybeden hep hayatta

Oha ama yeter artık, dinlemiyorum hiçbir şey. "Vicdansızın oğlu umarım su içerken birazı burnuna kaçar." bu bedduaya güldüm. Beni ne hallere sokmuştu böyle. Bir süre daha aptalca şeylerle uğraştım ta ki annemin uyandığını anlayıncaya kadar. Saate baktım. Nihayet saat 11.30 olmuştu. Çok şükür ilk kez buna şükrediyordum. Annemin yanına gittim beni görünce şaşırdı ve öylece bana doğru baktı. Annem bile şaşırmışsa ben artık ne diyeyim.

"Masal kızım iyi misin? Hasta falan mısın? Kabus filan mı gördün? " bu soruların karşısında güldüm.

"Yok anne bir şeyim. Sadece uyku tutmadı işte" annem tekrardan şok olarak bana baktı. Bu kadar şaşırması normaldi. Çünkü ben özellike hafta sonları kıyamet kopsa bile yatağımdan ayrılmayacak biriydim. Ama malesef kahvaltı için bu durum değişebiliyordu. Bazen kapıyı kilitlediğim de oluyordu ama cuma günü okuldan gelince direkten uyuduğum için kapıyı kilitlemeyi unutmuştum.

"Masal, seni nasıl uyku tutmadı kızım. Sen teyzenin düğününde yanında davullar çalınıp şarkı söylenirken uykuya dalmıştın." evet ama çok uykum vardı bu benim suçum mu.

"Neyse madem hiç uykun yok. Gel kahvaltıyı hazırlamama yar-" annem sözünü bitirmeden koşarak odama geçtim. Sonra esneme rolü yaparak "annecim biliyor musun şuan o kadar çok uykum geldi ki hemen yatabilirim, sana kolay gelsin şimdiden de ellerine sağlık" biliyorum yaptığım ayıp birşeydi. Ama hiçbir zorluk bana iş yaptıramazdı.

Sadece odam dışında hiçbir yerin temizliğini yapmam.

"Seni doğuracağıma taş doğursaydım keşke. En azından taşın hiçbir şey yapmaması normal bir de kız evlat olacaksın. Yazık çok yazık, ilerde ben bakacam zaten senin kocana." annem her anne gibi mutfağa geçip oradan beni azarlarken yüzümü buruşturdum.

Annem hâla bana bağırmaya devam ediyordu.

"Herşeyi ben yapayım zaten, ben kimim ki beni dinleyesin. Ben anne miyim hizmetçi miyim." neden sürekli bunu yapmak zorunda ki. "Eşek kadar olmuşsun seneye 18'ine gireceksin ama yaptığın hiçbir şey yok" tamam artık yetmez mi.

"Seni direk kocaya verecem. Ama seni alacak kocanın aptal olması lazım" gerçekten ağlayacağım. Kapıyı açtım oflayarak annemin yanına gittim.

"Ne yapmam gerek" annem sinirlenerek

"geç odana ben yaparım herşeyi. Yapmadığım iş sanki,odana geç hemen" deminden beri gelmem için beni çağırmıyormuydu ama gerçekten bu anneleri hiç anlayamıyordum.

Dedikleri şeyler ile yaptıkları şeyler birbirine uyuşmuyordu. Kahvaltı hazırlanınca az birşeyler yedim ve hemen kalktım. Babam bugün sabahçıydı saat beşte işe gitmişti. O işe giderken ben uyanıktım ama eğer babama kolay gelsin demek için yatağımdan kalksaydım galiba beni de hastaneye götürür veya kafamı bir yere vurduğumu falan düşünürdü.

Annemle olan kavganın üzerinden tam 15 dk geçti. Sanki az önce hiçbir olay yaşamamışız gibi gülerek iş yapıyordu. Her annemi böyle yoksa sadece benim ki mi? Birkaç saat sonra Yasmin beni aradı kızlarla birlikte sinemaya gidecekmişiz galiba. Annemin izin vermeyeceğini bildiğim halde gidip izin almaya çalıştım. Salona gidip toz alan anneme bakarken sanki ne diyeceğimi anlamış gibi hemen "hayır" dedi.

"Ne hayır?" sanki bilmiyorum neye hayır dediğini.

"Ne isteyeceksen cevabım ha-yır" üzülerek baktım ve yinede sordum.

"Anne şey az önce Yasmin aradı. Sinemaya gitmek için bilet almış kızlar ile hep birlikte gideceklermiş beni de çağırdı. Diyorum da acaba ben de onlarla gi-" annem bir saniye bile düşünmeden "hayır" dedi.

"Anne lütfen!" gerçekten bunu söyledim mi? Eğer annem hayır dediyse bunu hiçbir şekilde evete çevirmezdi.

Oflayarak odama doğru giderken bir anda bir fikir buldum. Hani olur ya çizgi filmlerde ki karakterler bir fikir bulduğunda ampul yanar işte şuan bir ampul yandı. Bu zamana kadar annem bana çok şeye hayır dedi. Ama onu sadece tek bir şey ikna eder. Arkadaşlarım.

Yasmin'i arayıp durumu anlattım.

"Tamam merak etme ben o işi hallederim" Yasmin canım ya. Yarım saat sonra kızlar geldi. Yasmin o güzel kıvırcık siyah saçlarını açık bırakmış, üstüne mavi bir sweatshirt, altına biraz yırtık kot ve boynuna astığı siyah kulaklık ile çok şık duruyordu.

Bu kızın neden hiç sevgilisi olmamıştı ki taş gibi kızdı mübarek. Burçin ise kırmızı bir sweatshirt altına da siyah bir tayt giymiş o güzelim kızıl saçlarını da yukardan at kuyruğu yapmıştı. Ecrin de mor bir sweatshirt, altına siyah ispanyol paçalı bir tayt giymiş o kızıl saçlarını da ikiz örgü yapıp gelmişti. Hepsi muazzam görünüyordu. Ben onların yanında çok sönük kalıyordum.

Yasmin içeri girip annemle konuştu. Onu ikna edeceğini bildiğimden bende hazırlanmak için odama geçtim. Siyah bir sweatshirt giydim her zaman ki gibi. Altıma bir kot giyip çıkacak iken Burçin odaya girdi. Beni yukardan aşağıya doğru süzdü ve çok sıradanmışım gibi bana baktı.

"Bir seferde siyah giyinmesen olmaz mı?" başımı hayır anlamında salladım. Burçin dolabımı açtı ve bana bir şeyler bulmaya başladı.

Bir tane yeşil sweatshirt çıkardı başımı hayır anlamında salladım. Pembe renkli olan bir sweatshirt çıkardı. Ben ise onu ne zaman aldığımı düşünüyordum.

Çünkü pembe renginden nefret ediyordum. Ben daha çok siyah tercih ederdim. En sonunda vazgeçip 'ne halin varsa gör' der gibi odamdan çıktı. Ben şıklığa değil rahatlığa önem veren bir kişiydim.

Annem izin verdiği için birlikte taksiye binip AVM'ye gittik. Sinema izledikten sonra alışveriş yapacakları için AVM'deki sinemaya gidecektik. Bundan bana bahsetmemişlerdi. Eğer bahsetselerdi gelmeyeceğimi biliyorlardı. Alışveriş yapmaktan da nefret ediyordum.

AVM'ye geldiğimiz de önce Starbucks aldık. Sevdiğim şeyler arasında bu da vardı. Biraz daha ucuz olsaydı tam olurdu. Fiyatlar uçmuş gidiyor, bizim kanatımız yok ki fiyatların peşinden gidelim. Biraz dolaşınca sinema salonuna geçtik. 'Koma' diye bir sinemaya girdik. Keşke bende komaya girseydim. Evet yine saçmalamaya başlamıştım.

"Salon kaçtaydı?" diyen Ecrin'e tebessüm ederek "salon 3 galiba" dedim. Yasmin evet anlamında mırıldandı. Salona geçtik ve G sırasında 4,5,6,7 koltuklarına oturduk. Ben 7. Koltuktaydım benim yanımda sırasıyla Yasmin, Burçin ve Ecrin vardı. 5 dk sonra başlayacaktı.

Film başladıktan birkaç dakika sonra yanıma 3 kişi oturdu. Gerçekten o kadar boş yer varken neden benim yanıma oturuyorlardı. Ben çok rahatsız olurdum. Yanıma tanımadığım insanlar oturunca, hele ki erkek olunca.

Bir adama araba çarpmış ama baya şiddetli çarpmış o da komaya başka bir boyuta geçmiş. Acaba ben de komaya girsem başka bir boyutta ne görürdüm. Neyse filme konsatre olayım.

"Oğlum cidden o araba çarptığında adamın ölmesi lazımdı, normal bir insan ölürdü bu nasıl komaya girdi" diyen kişisin sesi çok tanıdıktı. Hayır lütfen lütfen lütfen şuan yanımda oturan o üç kişi lütfen onlar olmasın.

"Ben ne biliyim oğlum ben mi yönetmenim" diyen kişinin sesi de çok tanıdıktı. Aman Allah'ım bunlar Berk ve Bulut'tu.

"Bir kapatın çenenizi" diyen kişi benim kalp atışımı hızlandırmıştı. Yiğit'te buradaydı.

Şuan bütün duyguları aynı anda hissediyordum. Film ara verince Burçin "lavaboya gidelim mi?" der demez evet der gibi mırıldandım. Konuşmadım çünkü eğer ben onları tanıdıysam onlar da beni tanıyabilirlerdi.

"Siz lavaboya gidin ben ve Ecrin 4 paket mısır alacağız" diyen Yasmin'e kafamı salladım.

Koşar adımlarla Burçin ile beraber lavaboya gittim. Aynaya bakınca kızaran yanaklarımı gördüm. Burçin elini yüzünü yıkayıp

"hadi gidelim film başlamadan, yetişelim" dedi.

"Şey Burçin yer değiştirelim mi? Yani ben ile birlikte koltuk değiştirebilir misin?" Burçin anlamaz gözlerle "neden ki?" diye sordu. Çünkü beni görmemeleri lazım. Onlar bu kadar önem vermezlerken ben neden veriyordum ki.

"Yaa şey yanımda ki çocukları hiç sevmedim de o yüzden" diye karşılık verdim. "Tamam nasıl istersen" dedi. Ohh be! "Teşekkürler" dedim ve lavabodan dışarı çıkar çıkmaz erkekler tuvaletinden biriyle çarpıştım. Şuan ellerim birinin meme kaslarındaydı. Çok utanç verici bir durumdu. Hemen ellerimi çekip "özür dil-" adamın yüzüne bakınca nutkum tutuldu. Hayır ya, neden ki neden? Şuan karşımdaki kişi Yiğit'ti. Aynı yerde oturduğumuz yetmezmiş gibi şimdi de b-ben ben ne yaptım. İşte şimdi ağlayabilirdim.

Yiğit gülerek bana bakıyordu. "Deniz kızı bu sen misin?" adımı bilmediği için o da bana böyle seslenmeye başlamıştı. "Deniz kızı mı? " bunu söyleyen kişi Burçin idi. Herşey daha kötüye ilerliyordu. "Aaa ne büyük tesadüf deniz erkeği" dedim mi ben böyle birşey dememiş oluyum. Kahretsin böyle bir şey dedim mi ben! Yiğit bana gülerek "Deniz erkeği mi? Sana adımı söylemiştim galiba, ama hoşuma gitmedi değil" diyip güldü. Rezil olmuştum şimdi de. Burçin hâla anlamaz gözlerle bir bana bir Yiğit'e bakıyordu. Onu kolundan tuttum ve salona doğru koşmaya başladım. Nereye koşuyordum ki onlar da aynı salonda hem de benim yanımda oturuyorlardı.

Burçin "O çocuk kimdi? Sana neden deniz kızı dedi? Seni nereden tanıyor? Neden şuan koşuyoruz? Bana ne olduğunu anlatacak mısın?" bir sürü soru sordu bende tek kelime etmedim. İlerde kızlar ellerinde mısırlar ve içeceklerle bize bakıyorlardı. "Ne oldu?" diyen Ecrin'e cevap vermedim. Bu ikizler neden bu kadar meraklıydı. Yasmin'in elindeki bir paket mısırı ve fantayı aldım. Çok susadığım için fantayı hemen içmeye başladım, çok gerilmiştim.

Salona geçiyorduk ki Bulut ve Berk hızlı hızlı salondan çıkarlarken bu seferde Yasmin, Bulut'a çarptı. O haline gülebilirdim ama az önce benim başıma geldiği için gülemedim. "Yavaşş" diye söylendi Bulut.

"Peşinden kovalayan mı var?" çocuğun her yeri mısır olmuştu kahverengi saçında bile vardı.

"Ben mi yavaş olacam be bana diyene bak, asıl senin peşinden mi kovalayan var gerizekalı" diye Yasmin bağırınca Berk, Bulut'a bakıp gülmeye başladı. "Oğlum bu halin ne lan mısır gevreği olmuşsun aç ağzını bari" diyip paketteki bir mısırı Bulut'un ağzına sıkıştırdı.

Yasmin sinirle ellerini birbirine dolayıp "Özür dileme tamam mı, karizman bozulur yoksa!" dediğinde dayanamayıp gülmeye başladım.

"Şuan mağlup olan kişi benim, niye ben özür diliyorum" diyen Bulut gerçekten de çok masum ve şirin geldi gözüme

"Bende mağlup oldum senin yüzünden kıymetli zamanımı harcıyorum" diyen Yasmin gerçekten öfkeli görünüyordu.

"Ne oluyor Bulut? Bu üstün başının hali ne?" diyen kişiye odaklandım. Yiğit de gelmişti, kadro tamamdı. Berk bıyık altından gülüyordu. Bulut'u gören Yiğit de gülmeye başladı. "Adın Bulut demek. Bak şimdi tam bir bulut oldun bence teşekkür et" diyip arkasına bile bakmadan hızlı adımlarla yürüyordu. Bulut hayatının şokunu yaşamış gibi ona laf sokan kıza bakıyordu. "Güleni yaşatmam" dediğinde Berk ve Yiğit kahkaha ata ata gülüyorlardı. Şimdi farkediyordum, gülmek onlara çok yakışıyordu. Bulut kafasındaki mısırları yere atmak yerine görgülü bir şekilde onları temizlemek için lavaboya doğru gidiyordu, demek isterdim ama hayır kafasındaki mısırları bildiğin yiyordu. Bu hareketi çok komikti.

Yiğit gülmekten nefes nefese kalarak "Az önce şu sahilde gördüğümüz ve yanlışlıkla boğduğum kız varya o da bana çarptı" dediğinde yüzüm kızardı. Bir dakika biz niye hâla burada onları dinliyorduk diye düşünürken Ecrin ve Burçin'in koluna girdim ve salona doğru girdik. Film çoktan başlamıştı. Zaten hiçbir şey anlamamıştım. Koltukta kollarını birbirine dolayan Yasmin'i görünce tekrar gülecektim ama attığı keskin bakışlar yüzünden vazgeçtim. Çocuklarda buraya doğru geliyordu. Ben Burçin ile yer değiştirecektim ama artık çok geçti. Sırayla yanıma otururlarken ki benden habersizler Yasmin, Bulut'u görünce ona çelme taktı. Çocuk bir saniyede yerdeydi. Oradan da Yasmin'e bakıyordu. "Pardon!" diyen Yasmin, Bulut'u delirtmişti. Berk yine gülüyordu bu çocuk şizofren galiba her halta gülüyor. Ama yani komik olduğu için gülmesi normal tabi.

Yiğit tam yanıma oturmuştu ve benden habersizdi ya da ben öyle düşünüyordum. Berk sessiz bir şekilde konuşmaya başladı "Eee deniz kızı da sana mısır ile mi daldı" diyince Bulut çıldırdı ve merdivenlere doğru giderken Berk "Burti! tamam lan gel buraya şaka yaptım" diye bağırsada Bulut çıkmıştı. "Berk ben senin yapacağın şakaya" diye söylenen Yiğit çevresine baktı ve beni gördü. İşte şimdi sıçtım.

"Deniz kızı!? Ohaa tesadüfün böylesi" diyince bende ona doğru baktım. "Yaaa tabi ne tesadüf ama" diye konuşunca, Yasmin "kızlar ben çok sıkıldım o aptal yüzünden de geciktik filme hiçbir şey anlamadım çıkmak ister misiniz sizde?" diyince başımı hızla evet anlamında salladım, güzel zamanlamaydı. Derken Yiğit ve Berk de bizim peşimizden geliyordu.

Aşağı indiğimizde Bulut saçlarıyla oynuyor onları dağıtmaya çalışıyordu. Yasmin'i bir anda onu izlerken ve küçük bir tebessüm ederken gördüm. Bize doğru bakınca bakışları bende takıldı. "Deniz kızı! Senin ne işin var burada?" diyince yine utandım.

"Ya niye bu üç aptal sana deniz kız diye hitap ediyor?" diye soran Burçin'e takıldı yüzüm. "Ben anlatacam az sonra, hadi çıkalım ben bunaldım biraz" diyince birisi kolumu tuttu. Arkamı döndüğümde bu kişinin Yiğit olduğunu anladım.

"Daha sonra tekrardan görüşmek dileğiyle Deniz Kızı" son kısmı üstüne basarak söylemişti. "Mümkünse bir daha görüşmeyelim lütfen" dediğimde bu sefer Bulut gülerek "Eee şey en son bunu söylediğinde sahildeydik ve şimdi buradayız. Başka bir sefere nerde karşılaşacağımız meçul" dedi. Ne demeye çalıştığını anladım ve dil uzatarak kızlarla kol kola yürümeye başladım. Arkadan "dil uzattı lan" diyen Berk'in sesini duydum. Kahretsin küçük çocuklar gibi dil mi uzatmıştım. Hayatımda hiç bu kadar fazla utandığım ve rezil olduğum bir gün olmamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.