İçeriğe geç

Deniz Kabuğu

Bölüm 5 · 12 dk okuma

Deniz Kabuğu

Bölüm 5

5. Bölüm Antep Fıstıklı Kurabiye

"Bu hayattaki en büyük şanssızlığımız, ailemizdi"

Yatağımda sıcak bir ortamın içindeyken annem beni çağırdı. Normalde çağırmaz beni kendi halime bırakır iş yapmayacağımı bildiği için bana işte vermezdi."Masal gelsene" annemin yanına gittiğimde ona "efendim" diye cevap verdim. "Senden birsey isteyeceğim" bunu biliyordum. Başka türlü niye çağırsın ki. "Evet dinliyorum" annem bana rica ederek bakıyordu. "Yapacağın şey çok basit." dedi ve çöp kutusundan bir poşet çöp uzatıp bana verdi. "Al şunu çöpe at" Sadece bakıyordum. Beni çöp atmam için mi yatağımdan kaldırtmıştı. Bunu nasıl bir adaletti. Ama yapmıştım. Eğer yapmasaydım geçenki gibi sürekli konuşacaktı.

Oflayacaktım ama yine vazgeçtim. Çünkü bununla ilgili de sürekli azarlardı.

Çöp atmak neden bu kadar kötü birşeydi. Bir kardeşim de yoktu herşeyi ben yapıyordum. Yine düşününce herşeyi yapmıyordum hatta hiçbir şey yapmıyordum. Ben ne kadar tembelmişim ya. Çöpü konteynera attıktan sonra eve dönerken bir köpek bana havladı. "Tamam sakin birşey yapmadım ben" diyerek onunla konuşuyordum. Koşarak eve gittim. Bu sefer kahvaltı yapacak halim olmadığı için formamı giydiğim gibi okula doğru gittim. Çok trafik vardı, ben hemen sıkılan biriydim. O yüzden kulaklığımı çıkardım ve telefondan bir şarkı açarak dinlemeye başladım. Şarkılar yüzünden birkaç dakika uyumuştum. Taksi şoförü uyanmam için bana seslendi. Korkarak uyandım parasını ödediğimde sınıfa doğru koştum. Bu sefer tanımadığım bir adama rezil olmuştum.

Sınıfa geçtiğimde Yasmin yine Bulut'a bağırıyordu. "Nazikçe söylüyorum canım arkadaşım. Lütfen bu sınıftan siktir olup gidermisin." diye bağırdığında baya nazikti. Bulut şaşkınlıkla

"Çok naziksin ya, böyle olmaz gel döv hatta. Allahtan kalemim ayağına düştü. Bir boğmadığın kaldı." diyip Yiğit'in yanına oturdu. Ben oturacaktım ama oraya. Ayakta kalmıyım diye sinirli görünen Yasmin'in yanına oturmak için izin aldım.

Gülerek "Niye soruyorsun Masal! Buraya sen oturmayacaksında kim oturacak?" Karşı sırada Burcu diye cadı bir kız bize bakıyordu. Alaycı gülümsemesini hiç üstünden çekmiyordu.

Burcu çok gıcık bir kızdı ve Yiğitten hoşlanıyordu. Sırf bunun için onu öldürebilirdim."Siz niye anlaşamıyorsunuz Yasminle" Yiğit mantıklı bir soru sormuştu. Bunu bende anlamıyordum. Yasmin çok sakin ve nazik bir kızdı, -bazen- onu ilk kez küfür ederken duyuyordum.

"Kız sorunlu abi. Tedavi edilmesi gerek. İlk kez bir kız bana saçma nedenlerden dolayı bağırıyor." Bulut'un sitemi komikti. Yakışıklı olunca kızların etkilenmesi kolaydı ama Yasmin farklıydı.

"Demek ki ben senin o tanıdığın kızlara benzemiyormuşum yarım akıllı. Bana bulaşma eğer tekrardan canımı yakarsan yemin ederim kafanı klozete sokarım." dediğinde yüzü kızardı ama sinirden değil utançtan. Berk öyle bir kahkaha attı ki hepimiz birlikte gülmeye başladık.

Bulut gerçekten 'acaba bunu yaparmı' diye korkuyla Yasmin'e bakıyordu. Berk gülme krizinden çıkınca "Yürü kız, kim tutar seni tam sana göre bir şarkı açacam bekle" diyip elini telefonuna götürdü. Nasıl bir şarkıdan bahsediyordu acaba. Hepimiz merakla Berk'i bekledik. Bulut hariç. Berk şarkıyı açtı ama en başından değilde ortalarına kadar getirdi. "İşte bu sözler tam sana göre Popcorn prenses" dedi ve şarkıyı başlattı.

Uymam ki hiçbir kurala

Sığmam asla dört duvara

Zaten şu hayat dediğin şey

Benzer hileli kumara

Bu gece benim heryerde patron

Ne klişe severim ne de şablon

Beni kimseyle karıştırma

Rahatsız ettiysek pardon

Bunları Bulut'a bakarak söylemişti. Özellikle de 'beni kimseyle karıştırma, rahatsız ettiysek pardon" kısımlarını üstüne basarak söylemişti. Bu çok saçmaydı. Hem Bulut serseri birine de benzemiyordu. Geçen ki tiyatro kulübünden sonra onunla ilgili biçbir kötü ön yargıya varmamıştım. İlk ders edebiyattı hoca tam sınıfa girecekken Ecrin ve Burçin koşarak sıralarına oturdular. "Gelmeseydiniz!" dedim bir anda. "Bir sürpriz hazırladık size teneffüste vericeğiz" Burçin bunu dediğinde saçını yolasım geldi. Çünkü ben meraktan ders dinleyemezdim, normalde de pek dinlediğim sayılmazdı. Keşke okulu bıraksam, avukat olma hayalimde yok artık. Ben bir aptallıkla eşit ağırlık seçmiş ve her dersi görmeye lanetlenmiştim. En kötü taraf ise bu okulda sayısal dersler daha yoğundu. Sayısal seçseydim acaba ne olurdu.

Adem hoca birşeyler anlattı ama benim anladığım tek şey konumuzun şiir olmasıydı. Çünkü Adem hoca şiir gibi birşey söylüyordu. Bu şiiri yazan kimse edebiyatı açıktan okumuş olmalıydı. Ne şiiriydi bunun adı he Tanzimat şiiri, çokta lazımdı. Eğer bunu öğrenmeseydik hayatımızın büyük bir alanı ziyan olurdu.

Yine hayatı söverken daha çok dersi söverken "Masal sen anlat hadi. Tanzimat şiirinin 3 özelliğini söyle bize" diye bana doğru seslenen Adem hocayı duydum ve hayatım yine karardı. Neden ben ya off.

"Eee şey Tanzimat şiirinin ö-özellikleri" diye düşünürken "toplum için sanat anlayışı benimsenmiştir, Aruz ölçüsü kullanılmış ve sade bir dil kullanılmıştır." kısık ve sadece benim duyabileceğim bir şekilde fısıldayan kişi benim, okyanus gözlü yakışıklı prensim olan Yiğitdi.

Benim sol tarafımdaki duvar kenarında oturduğu için çok şanslıydım. Daha fazla beklemeden aynısını tekrarladım "Toplum için sanat anlayışı benimsenmiştir. Aruz ölçüsü kullanılmıştır ve sade bir dil kullanılmıştır."diyerek azar işitmekten kurtulmuştum.

Burcu bunun farkına varmış olacaktı ki "Hocam Yiğit kopya verdi Masal'a kendi kulaklarım ile duydum" dediğinde onun o kulaklarını çekerek pencereden aşağıya bayrak gibi sallandırmak istedim.

"Bu doğru mu? Yiğit kopya verdin mi arkadaşına doğruyu söyle" Adem hoca bağırdığında hem üzülmüş hem de kendime kızmıştım.

"Hocam ben kendim okuyordum, Bulut sorduğu için. Fazla sesli söylemişim galiba kusura bakmayın. Bulut bir daha sende hoca birine soru sorarken bana herhangi birşey sorma" diyerek Bulut'u suçladı. Bu çocuk niye her olayda masum ama sürekli azarlanıyordu. Ters ters Yiğit'e bakan Bulut, dünyaya yeni doğmuş ve 'noluyor lan' diye etrafa bakan bakışları atıyordu.

Adem hoca yerine oturduğunda "ben ne yaptım lan! Bir delikanlı gibi dürüst olsana mal" durdu ve ağzını kapattı. Yiğit ona bakarak kafasını omzuna götürdü. "Küfür etmedim, eşya olan mal yani" diyerek sinirlenen Bulut küfür etmek istemiyordu. Zil çalınca Bulut, "Berko az sonra senin yanına geliyorum, iki yerdede rahat yok bana" Berk'e baktığımızda duvar kenarı en arka sırada uyuyordu.

Yiğit sanki bu ânı bekliyormuş gibi sırıtarak su şişesini eline aldı ve onun yanına gitti. Yiğit tüm şişeyi boşaltmak yerine kapağına birkaç damla boşalttı ve Berk'in açık duran ensesine döktü. Berk hızla "ananı si-" durdu.

"Küfür etmedim, vallahi etmedim. Öhöm öhöm! Benim sevgili, eşyaların diğer anlamında kullanılan ilerizekalının tam tersini bana vurgulayan arkadaşım. Neden yaptın bunu, bir insan gibi uyuyordum burada" Çok komiklerdi bunlar küfür etmemek için herşeyi yapıyorlardı.

Nihayet zil çaldı ve Burçin ile Ecrin'in yanına uçtum.

"Eee sürpriz ne? Ne getirdiniz?" merak içeren sorunun ardından Ecrin çantasını açtı ve bir kap çıkardı. Bu neydi şimdi "size kurabiye yaptık" dedi. Bu beni niye üzmüştü. Başka birşey bekliyordum ben, ama ne olduğunu da bilmiyorum.

"Aaa gerçekten mi?" Onları üzmek ve heveslerini kırmamak için tebessüm edince kabı açtılar. Mis gibi kokuyordu, bir tane alıp tadına baktım. Vayy canına tekrar düşündümde ihtiyacım olan birşeymiş cidden. Ecrin diğerlerini de çağırdı. Herkes bir tane aldı ve onlara "ellerinize sağlık kızlar mis gibi olmuş" diye yanıtlar verdiler. Bu onları sevindirmişti. Çünkü ikizler gastronomi okumak istiyorlardı.

"Çok güzel olmuş gerçekten" bunu söyleyen Yiğitti, Bulut da kafasıyla onayladı. "Bu neyli tam olarak" dedi Berk, nedense sesi kısık geliyordu ve terlemişti.

"Kakaolu ve antep fıstıklı" dediğinde Bulut ve Yiğit aynı anda "Siktir! Antep fıstıklı mı?" bakışlarını Berk'e çevirdiler. Eee küfür ettiler ama ne oldu ki.

Telaşla Berk'in yanına koştular. Berk'in eli titriyor ve daha çok terlemeye başlıyordu. "Ne oldu ki!?" Burçin korkmuştu ve hiçbir şeye anlam veremiyordu. "Berk'in antep fıstığına alerjisi var. Oğlum kalk revire gidiyoruz hızlı ol" Yiğit'in telaşla söylediği cümleler hepimizi korkuttu.

Bulut ve Yiğit, Berk'in kollarının altından geçerek onu revire götürdüler. Berk öksürüyordu onu ilk kez bu kadar zayıf ve halsiz görüyordum. Ecrin koşarak onların yanına gitti. Ağlıyordu, Berk'e birşey olmasını istemiyordu. Hiçbirimiz istemiyorduk. Hemşireler Berk'e muayene yaptı ama midesinin yıkanması gerektiğini söyleyip ambulansı aradılar. Bu süre içerisinde her birimiz çok korkmuştuk özellikle Yiğit ve Bulut.

Onların arasındaki bağ çok güçlüydü, bunu bize ve çevrelerine iyi belli ediyorlardı. Kardeş gibilerdi, aralarını bozacak herhangi birşey yapmıyorlardı. Kendi aralarında şakalaşıyorlar hatta Yiğit'in derste yaptığı gibi iftirada atıyorlardı.

Bir an için onların yerinde olmak istedim. Çünkü kızlarda böyle birşey yoktu. Biz ne kadar birbirimizi çok sevsekte bir sözümüzle hemen birinin kalbi kırılıyor ve bize küsüyordu. Bu yönden erkeklerin ilişkisi daha iyiydi. Biz kızlar yeni bir ortama gelince alışmakta zorlanır, arkadaş edilmekte ve tanımadığı ama çok sık görecek olduğu kişilerle tanışmakta zorlanırdık. Hemen bir ön yargımız olurdu. Daha tanışmadan onun davranışlarına hocalar gibi not verip beynimizde de öyle kodlardık. O kişinin hareketlerini sevmediğimiz için onu kabullenmek istemez uzak durmaya çalışırdık.

Ama erkekler arası dostluk böyle değildi. Birbirlerini oldukları gibi kabul ederlerdi. Farklı bir ortamda hiç utanma veya gerilme olmadan arkadaş edinmeye çalışırlardı. İşi hemen şakaya vururlar ve ağır küfürler etseler bile birkaç dk sonra hiçbir olay olmamış gibi sarmaş dolaş beraber dolaşırlardı. Nedense erkekler daha çok ilgimi çekmeye başladı. Yakışıklı veya tipsiz hiç farketmez, içi iyi olsun hiçbir kız ona hayır demezdi. Erkekler kızların peşinden dolanırlarken onlar hiç önemsemeden şakalar yapar ve farkında olmadan o kızın kalbini kırardı. Bir kıza mal, gerizekalı, aptal gibi argo kelimeler söylenince hele ki bunu bir erkek söylerse kızların onuru kırılırdı. Üzülürlerdi yanlış şeyler söylenirse eve gidip ağlarlardı. Yok sen çok çirkinsin, çok kilolusun, çok kısasın, sivilcelerin iğrenç duruyor, sesin çok kötü ve daha birçok şey bunları söylemeyin erkekler. Kızlar sizin kadar dayanıklı değil. Tek bir söz onları intihar etmeye kadar bile götürebilir.

Bazen oluyor içimden böyle güzel şeyler söylemeyi beceriyordum. Eğer bunu sesli bir şekilde söyleseydim kendime aşık olurdum cidden. Ama ne güzel düşündüm değil mi, aferin bana. Bulut ve Yiğit hastaneye gitmişti. Ben ve Ecrinde gitmiş çünkü bizde çok korkmuştuk. Yasmin ve Burçin ise gelmek istemişti ama diğer öğretmenlere açıklama vermeleri gerektiği için okulda kalmışlardı. Biz koridorda korkuyla beklerken dayanamadım ve sordum. "Siz ne zamandır tanışıyorsunuz?" gerçekten merak ediyordum. "6 yıldır beraberiz" bunu diyen Bulut'tu. Gerçekten de 6 yıldır beraberlermiydi. Yani orta birde tanışmışlardı. Bu çok güzeldi dostluklarının hiç bozulmamış olması güzel bir duygu uyandırıyordu. "Peki neden bu kadar yakınsınız ve aynı evde yaşamak gibi dostluğunuzu ilerlettiniz?" Bu ne kadar da aptalca bir soruydu. Kendimden utandım, resmen artık ayrılın demiştim. Yiğit beni baştan aşağıya süzdü. "Bunu gerçekten bilmek istiyor musun?" dedi. Başımı evet anlamında salladım. Bulut derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.

"Biz üçümüz tek bir yönden şansızdık. Aile konusunda, anne ve baba konusunda aynı duyguları besliyorduk. Benim annem yani eski annem Yıldız Güneş, babamla birlikte sürekli kavga ederlerdi. Annem iş gereği şeyde çalışıyordu" anlatmak istemiyor gibiydi. "Bir gazinoda çalışıyordu. Bir sürü erkeğin olduğu yerde şarkı söylüyordu. Babam annemin orada çalışmasını hiçbir zaman istememişti. Başka bir iş bul diyordu. Babam bunu dedi diye onu iyi biri sanmayın o da gece gündüz inşaatta çalışıyordu. Akşam eve gelince de sürekli içiyordu. İçkisi onda ne kadar kafa yapıyor bilmiyordum ama annemle beni sürekli dövecek kadar gözü dönüyordu." Bunları duymayı hiç beklemiyordum. Yiğit kolunu Bulut'un omzuna koymuştu. Babası şiddet mi gösteriyordu. Böyle babalar yaşamayı hak etmiyordu. Sonra anlatmaya devam etti. Gözleri dolmuştu.

"Annem, babamın sürekli bunu yapmasından nefret ediyordu. Sadece 10 yaşındaydım. Babam yine annemi dövüyordu. Annemin çığlıklarını odamda yatağımın altında kulaklarımı kapatmama rağmen duyuyordum. Dayanamadım mutfağa gittim ve elime meyve bıçağı aldım." Nefesimi tutmuştum umarım düşündüğüm şeyi yapmamıştır. Gözünden bir yaş düştüğünde koluyla sildi ve devam etti. "Babamdan nefret ediyordum. Annemi dövmesine daha fazla dayanamadım ve bıçağı tutarak onların yanına gittim. Annem ağlıyordu, babamın gözü dönmüştü. Annemin önüne geçtim ve babama tekme attım. Bana da vurmaya başlayınca bıçağı gösterdim ve ona doğru sallamaya başladım. Onu bıçaklamak gibi bir niyetim yoktu ama ellerine çizik attıp annemi vurmasını engelleyebilirdim. Annemi ondan korurken 10 yaşındaydım beni buna mecbur bırakmıştı. Bana sinirle bakıp elimde ki bıçağı alıp bana vurduğu gibi bıçağı sırtıma geçirmişti." Nee babası Bulut'u bıçaklamışmıydı. Bulut 10 yaşındayken hem annesini korumaya çalışmış hem de öz babası tarafından bıçaklanmışmıydı. Ecrin ile birlikte ağladığımızı fark ettim. Yiğit'in de yüzü kızarmıştı. Elini yumruk yapmış ve gözü dolmuştu.

"Annem bağırdığında Babam yaptığı şeyi yeni idrak etmişti. Sırtımda ki acı tarif edemeyeceğim kadar büyüktü. Beni hastaneye götürmüşler sonra da orada bırakıp gitmişlerdi. Keşke öldürselerdi beni. Bu kadar canım yanmazdı. Bir süre sonra annem yanıma geldi beni eve götürdü çünkü evde neşe saçacak birisi lazımdı. 10 yaşımda olmama rağmen herşeyi saniyesine saniyesine hatırlıyordum. Onlardan sürekli nefret ettim. Lise 1. Sınıfa geçince Babam beni evden attı. Çünkü bir kardeşim olmuştu ama bana hiç göstermediler. Eve bir bebek gelince fazlalık olan beni çöpe atar gibi dışarı attılar. Annem bana kıyamayıp bir ev aldı. Bir süre sonra beni acıdığı için değilde komşuların dedikodusu olmak istemedikleri için yaptığını öğrendim. Babamdan da annemden de nefret ediyordum. Ama en çok galiba annemden. Ben o gece onun için ölüme gidecektim. O herşeyi unutmuş gibi o şerefsiz adamı affetmiş ve beni sokağa atmıştı. Yiğit ve Berk'in de hikayesi buna benziyor biz bu yüzden birbirimizi asla yalnız bırakmadık bu hayatta ki en büyük şanssızlığımız ailemizdi" dediğinde ona sarılmamak için zor durdum.

O yüzden Yasmin ile birlikte "gökyüzünü sahiplenmişsin resmen bir yıldızın eksik kalmış" dediğimizde morali bozulmuştu. Keşke Yasmin de gelseydi kesin Bulut'a sarılırdı. Hiç birimizden ses çıkmıyordu. Çıkan tek ses verdiğimiz nefeslerdi. Şimdi Yiğit derin bir nefes alarak konuşmaya başlayacaktı ki muayene kapısı açıldı ve bir hemşire geldi. Ayağa kalktığımızda "Berk'in durumu nasıl, o iyi mi?" Bunu diyen kişi Ecrin'di. Artık emindim Berk'e karşı boş değildi. "Korkacak bir durum yok. Arkadaşınızın durumu stabil. Alerjisi sonucu besin kana geçmeden midesini yıkadık tekrardan geçmiş olsun" dedi ve yanımızdan ayrıldı. Yiğit ve Bulut'un rahatlama sesini duyunca bende rahatladım. Birbirlerine sarılmışlardı. Muayeneden bir doktor daha çıktı. "Az sonra odaya alacaz. Görmek istiyorsanız 15 dk bekleyin lütfen" dedi ve o da gitti.

Bir süre bekledikten sonra Yiğit ve Bulut uçarak içeriye daldı. "Yuhh, yavaş kapıyı kırsaydınız!" Berk bu halde bile bunları söyleyince güldüm. Kolunda bir tane serum vardı ve hemşiresi serum bitene kadar buradan çıkmaması gerektiğini söylemişti. "İyi misin? Özür dilerim ben gerçekten bilmiyordum." Ecrin'in sesi çok üzgün çıkıyordu. Berk güldü. "Eğer benim gibi etkileyici bir erkekten kurtulmak istiyorsan hiç elini kana bulama, ben senin için intihar ederim Antep fıstığı" Ecrin'in yüzü kızardı. Berk ona güzel birşey mi, yoksa kötü birşey mi söyledi anlamadım. Ama o da Ecrinden hoşlanıyordu kesin. Ben niye hemen bir kanıya varıp kesin hoşlanıyordur diyorum ki bazen gerçektende gerizekalı olabiliyordum. Kendimi aşk perisi olarak ilan ediyorum bu işlerden bir şekilde anlıyordum.

"Burti ağladın mı sen lan? Bak işte şimdi ölebilirim." dediğinde Bulut'un kendisi için ağladığını sanıyordu o da vardı ama Bulut geçmişine ağlıyordu. "O olayı anlattım kızlara" diye yanıtladı Bulut. Berk'in yüzü soldu o da bu duruma çok üzülmüştü. Acaba onların hikayesi neydi. "Yani ölmeyeceğim, Allah cezanı vermesin Bulut" yine güldüğümüzde "Popcorn prenses ve kızıl ötesi nerde onlar gelmedi mi?" Kızıl ötesi Burçin oluyordu galiba. Çünkü sadece ona lakap koymamıştı. Bir olaydan sonra bize lakap takıyordu. Bana sahildeki olaydan sonra "Deniz kızı", Yasmin'e o sinema günü olan olaydan sonra "Popcorn prenses", Ecrin'e ise bu olaydan sonra "antep fıstığı" diyordu. Bu Berk harbiden garipti.

Yiğit çıkış işlemlerini hallettikten sonra tekrardan okula gittik. Doktorlar birgün daha kalması gerektiğini söylediler ama Berk gayet iyi olduğunu söylediği için pek üstünde durmadılar. Yine olaylı birgün yaşamıştık bu kadar adrenalin bana fazlaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.