Ege, Kumsal’ın arkasından birkaç saniye boyunca öylece baktı.
Koridor kalabalıktı. İnsanlar yanlarından geçiyor, arkadaşları birbirlerine sesleniyor, sınıfların kapıları birer birer kapanıyordu.
Ama Ege hiçbirini duymuyordu.
Aklında sadece tek bir şey vardı.
Kumsal.
Daha doğrusu, yıllar önceki Kumsal.
Bahçede birlikte koştukları o yaz günü… Kumsal’ın saçlarına taktığı küçük beyaz toka… Ege’nin ona verdiği kırmızı kalem…
Ve ayrılmadan önce söyledikleri o cümle.
“Beni unutma.”
Ege gözlerini kapattı.
O an her şey bir anda yerine oturmuştu.
Ege onu hatırlamıştı… çocukluk aşkı Kumsal’ı nasıl unutabilirdi ki?
Ama Kumsal hiçbir şey bilmiyordu.
Ya da Ege öyle sanıyordu.
“Kanka?”
Ege irkilerek arkasını döndü.
Mert ona bakıyordu.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Değilsin.”
Ege cevap vermedi.
Mert birkaç saniye onu süzdü.
“Az önce Kumsal’a niye öyle baktın?”
Ege’nin yüzü bir anda ciddileşti.
“Nasıl baktım?”
“Bilmiyorum. Sanki yıllardır tanıyormuşsun gibi.”
Ege’nin kalbi hızlandı.
“Saçmalama.”
Mert kaşlarını kaldırdı.
“Ege, sen bu kıza bir şey mi biliyorsun?”
Ege tam cevap verecekken zil çaldı.
“Sonra konuşuruz.”
Ve sınıfa girdi.
Ama aklı hâlâ koridordaydı.
Kumsal’ın gözlerindeydi.
Ders boyunca Ege tek kelime bile dinlemedi.
Öğretmenin anlattıkları bir yana, defterine bile doğru düzgün bakmıyordu.
Kalemini parmaklarının arasında çevirirken aklına sürekli aynı soru geliyordu.
Kumsal onu hatırlıyor muydu?
Belki de hatırlamıştı.
Belki de bu yüzden son günlerde ona öyle bakıyordu.
Ama ya hatırlamıyorsa?
Ya o günleri sadece Ege hatırlıyorsa?
Ege başını kaldırdı.
Tam o sırada Kumsal da ona bakıyordu.
Göz göze geldiler.
Kumsal hemen gözlerini kaçırdı.
Ege’nin içinde garip bir his oluştu.
Bu bakış…
Sanki bir şey saklıyordu.
Teneffüste Ege sınıftan çıktığında koridorun sonunda Kumsal’ı gördü.
Yanında kimse yoktu.
Ege birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra ona doğru yürüdü.
“Kumsal.”
Kumsal döndü.
“Efendim?”
Ege ne söyleyeceğini bir anda unuttu.
“Şey…”
Kumsal hafifçe gülümsedi.
“Bir şey mi diyecektin?”
Ege gözlerini onun gözlerinden ayırmadan sordu.
“Sen… daha önce hiç burada bulunmuş muydun?”
Kumsal’ın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bilmiyorum. Sanki seni daha önce görmüşüm gibi geliyor.”
Kumsal birkaç saniye sustu.
Sonra başını hafifçe yana eğdi.
“Belki görmüşsündür.”
“Hayır.”
Ege’nin sesi bu kez daha kararlıydı.
“Bence daha önce tanışmışız.”
Kumsal’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Çok kısa bir anlığına.
Ama Ege bunu fark etmişti.
Kumsal gözlerini kaçırdı.
“Yanılıyorsun.”
Ve arkasını dönüp yürümeye başladı.
Ege olduğu yerde kaldı.
Ama bu kez emindi.
Kumsal bir şey saklıyordu.
Tam arkasından seslenecekken Kumsal durdu.
Dönmeden konuştu.
“Ege…”
Ege’nin nefesi kesildi.
Kumsal yavaşça arkasını döndü.
“Çocukken hiç kırmızı bir kalemin var mıydı?”
Ege donup kaldı.
Kumsal ise hiçbir şey olmamış gibi ona baktı.
“Ne?”
Kumsal hafifçe gülümsedi.
“Boş ver.”
Sonra yürüyüp gitti.
Ege ise olduğu yerde kaldı.
Çünkü o kırmızı kalemi…
Yıllardır kimseye anlatmamıştı.