Ertesi gün sınıfa girdiğimde Ege yerindeydi.
Ama bu kez bana bakmıyordu.
Defterine bir şeyler yazıyordu.
Yanına geçip oturdum.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Sesi biraz dalgındı.
“Bir sorun mu var?”
“Yok.”
Defterini kapattı.
“Dün söylediğin şeyi düşündüm.”
“Neyi?”
“Çocukken yazları gittiğin yeri.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Evet?”
“Deniz kenarında mıydı?”
“Evet.”
Bir süre sustu.
“Hatırlıyor musun?”
“Neyi?”
“Çocukluğunu.”
Güldüm.
“Bazı şeyleri.”
“Mesela?”
Omuzlarımı silktim.
“Çok hatırlamıyorum. Küçükken bir çocuk vardı mesela.”
Ege’nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne çocuğu?”
“Bilmiyorum. Yazlıktan falan sanırım.”
“Adı neydi?”
Başımı iki yana salladım.
“Hatırlamıyorum.”
Ege gözlerini masaya indirdi.
“Peki ne hatırlıyorsun?”
Bir an düşündüm.
“Bir deniz kabuğu vardı.”
Ege’nin eli kaleminin üzerinde durdu.
“Deniz kabuğu mu?”
“Evet. Mavi bir şeydi sanırım.”
Ege cevap vermedi.
Neden bu kadar garip davrandığını anlayamıyordum.
“Niye?”
“Hiç.”
“Ege.”
“Gerçekten bir şey yok.”
Tam o sırada zil çaldı.
Öğretmen sınıfa girdi ve konuşmamız yarım kaldı.
Ama Ege’nin aklı artık derste değildi.
Teneffüste Ege tek başına koridora çıktı.
Telefonundan eski fotoğraflarına bakıyordu.
Bir fotoğrafta iki küçük çocuk vardı.
Biri kendisiydi.
Diğeri ise yıllardır görmediği kız.
Küçük kızın elinde mavi bir deniz kabuğu vardı.
Ege fotoğrafı büyüttü.
Sonra Kumsal’ın dün söylediği cümleyi hatırladı.
“Bir deniz kabuğu vardı.”
İçinde bir şeyler yerine oturmaya başladı.
Ama hâlâ emin değildi.
Ta ki Kumsal yanından geçerken saçlarını kulağının arkasına atana kadar.
Ege donup kaldı.
Çünkü yıllar önce küçük kız da aynısını yapardı.
Sonra çocukken ona söylediği bir cümle geldi aklına.
“Bir gün büyüyünce beni tanımazsan bile ben seni tanırım.”
Ege’nin gözleri fotoğraftan ayrılmadı.
Kumsal birkaç adım ilerlemişti.
“Ege?”
Ege başını kaldırdı.
“Efendim?”
“Niye öyle bakıyorsun?”
Ege birkaç saniye cevap veremedi.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Birini hatırlamaya çalışıyorum.”
“Kim?”
“Çocukken tanıdığım birini.”
Kumsal merakla ona baktı.
“Bulabildin mi?”
Ege gözlerini ondan ayırmadı.
“Sanırım.”
Kumsal hiçbir şey anlamadan yanından uzaklaştı.
Ege ise olduğu yerde kaldı.
Fotoğrafa tekrar baktı.
Küçük kızın yüzüne…
Sonra karşısında yürüyen Kumsal’a.
Artık parçalar tek tek birleşiyordu.
Mavi deniz kabuğu.
12 Temmuz.
Deniz kenarı.
Ve o küçük kızın gülüşü.
Ege onu hatırlamıştı…
Çocukluk aşkı Kumsal’ı nasıl unutabilirdi ki?
Ama Kumsal hâlâ hiçbir şey bilmiyordu.
Ve Ege, yıllar sonra bulduğu kızın aslında her gün yanında oturduğunu artık biliyordu.