İçeriğe geç

BİR ÇİZGİ KADAR YAKIN

Bölüm 9 · 3 dk okuma

BİR ÇİZGİ KADAR YAKIN

Bölüm 9

BÖLÜM 9 – EKRANI PAYLAŞMAK GİBİ BİR HATA

“Gençken her şey ya çok önemli ya da hiç umurumda değil. Ortası yok.”

— Oğuz Atay, bir söyleşiden

Vera o gün telefona daha az bakmaya karar vermişti. Bu karar sabah alınmıştı ve öğlene kadar üç kez bozulmuştu. Yine de kendini ciddiye alıyormuş gibi yaptı. Telefonu çantasının en alt gözüne attı, üstüne defteri koydu, defterin üstüne de kalemi. Bu sıralama, zihninde bir tür önlem gibi duruyordu.

Okula vardığında herkes bir şey anlatıyordu. Kim kime kırılmış, kim dersi asmış, kim birine mesaj atmış ama cevap alamamış… Konuşmaların çoğu yarımdı. Tam Vera’nın seveceği türden, tamamlanmış hikâyeler onu sıkardı.

Atölyede yerini aldı. Bugün çizim daha kolay geldi. Elinin hızına şaşırdı. Çizgiler ilk defa onu beklemiyordu. Sanki o yetişmeye çalışıyordu. Arada durdu, baktı. Fena değildi. Hatta biraz dağınıktı ama canlıydı. Bu da yeni bir şeydi.

Telefon titreşti. Bakmamaya çalıştı. İki dakika dayandı.

Aras’tı.

Kısa bir mesajdı. Bir şey anlatmaya çalışmıyordu, dikkat çekmeye de. Sadece oradaydı. Vera’nın hoşuna giden de buydu zaten. Mesajlar bir şey “başlatmıyordu”. Sadece günün içine sızıyordu.

Zehra yanına oturdu. Çantasını sandalyeye çarparak bıraktı. Bu onun gelişi sayılırdı.

“Bakma,” dedi. “Bakıyorsun.”

“Bakmıyorum.”

“Bakıyorsun.”

Vera telefonu ters çevirdi.

“Artık bakmıyorum.”

Zehra sırıtıp sustu ama susarken bile dahil oldu. Vera bunu kabullenmişti. Bazı insanlar mesafeyi anlamazdı; bazılarıysa hiç umursamazdı. Zehra ikincisiydi.

Ders bittiğinde kalabalık bir anda dağıldı. Vera eşyalarını yavaş yavaş topladı. Acele etmiyordu. Dışarıda yağmur yoktu ama hava hâlâ nemliydi. Şehir sanki tam kurumamıştı.

Yürürken telefonu yine titreşti. Bu sefer cevap yazdı. Çok düşünmeden. Düşünmediği zamanlar daha doğruydu. Bunu yeni fark ediyordu.

Zehra mesajı gördü.

“Bu sefer ben karışmıyorum,” dedi.

Bir saniye durdu.

“En fazla bakarım.”

“Bakmak da karışmak,” dedi Vera.

“Hayır,” dedi Zehra. “Bakmak merak.”

Kafeye girdiler. Gürültülüydü ama rahatsız edici değildi. Masalar doluydu, herkes bir şey anlatıyordu ama kimse kimseyi tam dinlemiyordu. Vera bu ortamı severdi. Kimsenin merkez olmadığı hâller.

Oturduklarında mesajlaşma devam etti ama hızlanmadı. Bir şey anlatılmıyordu. Daha çok küçük kazalar paylaşılıyordu: yanlış yere bırakılan anahtar, geç kalınan otobüs, unutulan bir şarkı adı. Bunlar büyük şeyler değildi ama tanıdıktı.

Zehra dayanamadı.

“Bir şey soracağım,” dedi.

“Sakın dürüst olma.”

“Bu nasıl bir rica?”

“Bu yazışma… seni geriyor mu?”

Vera düşündü.

“Hayır,” dedi.

“Bu kısmı rahat.”

“İyi,” dedi Zehra. “Çünkü sen gerilince ben de geriliyorum.”

Bu cümle Vera’yı güldürdü. Zehra her zaman biraz fazla ama gerçekti, filtreye gerek duymayan insanlardandı.

Telefon masadaydı. Yeni bir mesaj geldiğinde ikisi de gördü. Zehra bu kez okumadı. Bilerek.

Vera okudu. Gülümsedi. Ama bu gülümseme önceki gibi değildi. Daha sakindi. Abartısızdı. Sanki bir şey yerine oturmuştu.

Akşam eve döndüğünde yorgundu ama tükenmiş değildi. Bu fark önemliydi. Ayakkabılarını çıkarıp kenara itti. Defteri açtı. Gün içinde çizdiği sayfaya baktı. Bir çizgi fazla geldi. Sildi. Yerine daha kısa bir çizgi koydu. Bu yeterliydi.

Telefonunu eline aldı. Son bir mesaj yazdı. Uzun değildi. Açıklayıcı hiç değildi. Ama kendisine aitti.

Gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktı.

Bu sefer ters çevirmedi.

Çünkü artık bakmakla bakmamak arasında bir fark vardı.

Ve Vera ilk kez bu farkın içinde rahattı.

Konuya dahil olmaması gereken insanlar hâlâ vardı. Zehra hâlâ oradaydı. Dünya hâlâ gürültülüydü. Ama yazışma, tam olması gerektiği yerdeydi.

Ne fazla yakında.

Ne gereksiz uzakta.

Bir çizgi kadar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.