“Hayatımın hiçbir döneminde ‘her şey yerli yerinde’ demedim. Zaten sorun da bu değil.”
— Didem Madak, bir söyleşiden
Vera yağmura yakalandığında bunu önce ciddiye almadı. Bir iki damla sandı. Kaldırımdaki koyu lekeleri görünce yanıldığını anladı. Kapüşonunu geçirdi ama işe yaramadı. Saçının önleri hemen yapıştı. Sinir bozucuydu.
“Bugün de böyle,” dedi kendi kendine.
Atölyenin kapısına doğru koştu. İçeride zaten herkes geç kalmıştı. Islak montlar sandalyelere asılmış, çantalar yerlere bırakılmıştı. Kimse kusura bakmıyordu. Yağmur bahaneydi ama herkes memnundu.
Zehra da oradaydı. Saçı sırılsıklamdı.
“Romantik misin, plansız mı?” dedi Vera.
“İkisi de değil,” dedi Zehra. “Sadece şemsiyem yok.”
Güldüler. Bu, aralarındaki en kolay şeydi.
Vera yerine geçti. Defterini açtı ama çizim hemen gelmedi. Aklı biraz dağınıktı. Son günlerde hep öyleydi. Sesler, mesajlar, yarım düşünceler… Hepsi sanki aynı masaya oturmuştu.
Telefonu titreşti. Bu sefer beklemişti. Ekranda Aras’ın adı vardı.
Aras:
“Yağmur var mı orada da?”
Vera kaşlarını kaldırdı.
Basit bir soru.
Ama yerinde.
Vera:
“Hem de plansızından.”
Gönderdi. Kalemi eline aldı. Bu sefer çizgi düz gitti. Sonra durdu. Tekrar telefonuna baktı.
Aras:
“Bugün her şey plansız ilerliyor gibi.”
Vera bunu okurken Zehra omzuna yaslandı.
“Kimle yazışıyorsun sen?”
“Kimseyle,” dedi Vera.
“Bu ‘kimse’ yeni mi?”
“Yeni sayılır.”
Zehra sırıtıp geri çekildi.
“Kolay gelsin.”
Vera gülümsedi ama cevap vermedi. Bazı şeyleri anlatmak istemiyordu. Henüz.
Atölyede hoca konuşmaya başladı ama kimse tam dinlemiyordu. Kalem sesleri, sandalyelerin gıcırtısı, biri düşen silgisini arıyordu. Vera bir an her şeyin fazla olduğunu düşündü. Sonra bu düşünce geçti.
Telefon yine titreşti.
Aras:
“Ben kahvemi döktüm. İki kere. Rekor.”
Vera bu kez güldü. Sessiz değil. Bildiğin güldü.
Zehra tekrar baktı.
“Tamam,” dedi. “Bu kimse eğlenceli.”
Vera:
“Ben de çizgiyi yamuk çizdim. Beraber batıyoruz.”
Bir süre cevap gelmedi. Vera telefonu masaya bıraktı. Çizdi. Bu kez gerçekten çizdi. Hızlandı. Çizgiler birbirine girdi ama kötü değildi. Hatta canlıydı.
Dersten sonra yağmur hâlâ yağıyordu. Zehra başka tarafa gitti. Vera durakta tek başına kaldı. Ayakkabıları ıslanmıştı ama umursamadı.
Telefonuna baktı.
Aras:
“Yağmurdan kaçmak mı, altında kalmak mı?”
Vera biraz düşündü. Durakta yanındaki çocuk sürekli burnunu çekiyordu. Otobüs gecikmişti.
Vera:
“Altında kalmak. Ama bilerek.”
Bu sefer kalbi biraz hızlandı. Çok değil. Yeterince.
Otobüs geldi. Vera cam kenarına oturdu. Yağmur damlaları camda yarışıyordu. Bir tanesini seçti, gözleriyle takip etti. Kayboldu.
Aras cevap yazmadı.
Bu Vera’yı rahatsız etmedi.
Çünkü bazı cümleler cevap istemezdi. Sadece yerine otururdu.
Eve vardığında montunu astı. Defterini çıkardı. Bir çizgi daha ekledi. Bu çizgi, öncekilere benzemiyordu. Daha rahattı. Sanki acele etmiyordu.
Aynı saatlerde, başka bir evde, Aras telefonu masaya bıraktı. Cevap yazmadı çünkü gerek yoktu. Cümle tamamlanmıştı.
İkisi de bunu bilmiyordu ama o gün, ikisi de biraz daha az yalnızdı. Büyük bir şey olmamıştı. Kimse itiraf etmemişti. Kimse “önemli” bir karar almamıştı.
Ama gençlik zaten böyle ilerlerdi. Küçük mesajlar, ıslak ayakkabılar ve yanlış zamanda gelen doğru cümlelerle.