“I don’t know what I’m doing, but I’m doing it anyway.” Phoebe Bridgers
Aras sabah evden geç çıktı. Bunun özel bir sebebi yoktu; sadece ayakkabısının tekini bulamamıştı ve bu, beklediğinden uzun sürmüştü. Evden çıkarken Emre arkasından seslendi:
“Abi mikrofonu buzdolabına koymamışsındır umarım.”
“Komik,” dedi Aras.
Kapıyı kapattı. Anahtarı içeride unuttuğunu fark etti. Geri döndü. Kapıyı çaldı.
Emre açtı.
“Yakınlaşma temalı performans mı bu?”
“Kes.”
Aras dışarı çıktığında geç kalmıştı ama acele etmiyordu. Acele etmek onun refleksi değildi. Kulaklığını taktı, ama bir şey açmadı. Şehir kendi sesini yapsın istedi.
Kafede durdu. Her zamanki yer değildi. Yan masada üç kişi yüksek sesle tartışıyordu; biri sürekli kalemini düşürüyordu. Aras normalde rahatsız olurdu ama bugün… idare etti. Kahvesini alırken bardak elinden kaydı. Bir damla pantolonuna geldi.
“Harika,” dedi kendi kendine.
Kasadaki kız güldü.
“Bugün öyle bir gün.”
“Belli,” dedi Aras.
Gülümsediğini sonradan fark etti. Masaya oturdu. Telefonu masanın kenarındaydı. Ekran açıldı. Bir bildirim.
Mail değil. Yorum değil.
Mesaj. Sadece bir cümle.
Zehra:
“Bugün yazmasam içimde kalacaktı.”
Aras ekrana baktı. Uzun uzun değil. Açıklama yok. Savunma yok.
Bu cümle…
Biraz sakardı. Ama gerçekti. Telefonu eline aldı. Bıraktı. Tekrar aldı. Yan masadaki kalem yine düştü.
Biri “pardon” dedi.
Biri güldü.
Aras yazdı. Sildi. Tekrar yazdı. Sonunda sadece şunu gönderdi:
Aras:
“İyi ki yazdın.”
Gönder tuşuna bastıktan sonra kalbi hızlanmadı. Dizleri titremedi. Dünya durmadı. Ama kahvesi tam o anda yine döküldü.
“Ciddi misin?” dedi.
Yan masadaki çocuk bu sefer yüksek sesle güldü.
“Abi sen bugünle barışamamışsın.”
“Fark ettim,” dedi Aras.
Telefon tekrar titreşti.
Zehra:
“Bu kısa cevap beni rahatlattı. Garip ama güzel.”
Aras ekrana baktı. Kısa cevaplar… Kısa cevaplar onun alanıydı. İlk kez biri oraya yanlışlıkla değil, bilerek girmişti. Telefonu cebine koydu. Kahvesini bu sefer dikkatle aldı. Bugün büyük bir şey olmamıştı. Ama küçük şeyler yerli yerindeydi.
Ve Aras, yürürken ilk kez şunu düşündü:
Belki de mesele yaklaşmak değildi. Yanlış zamanda bile, doğru cümleyi kaçırmamaktı.