“Yaşanmamış sorulara sabır göster. Cevaplar, bir gün sessizce gelir.” — Rainer Maria Rilke, Genç Bir Şaire Mektuplar
Vera bir çizgiye ne zaman başlayacağını hiç bilmezdi.
Ama ne zaman duracağını hep sezgisel olarak anlardı.
Masasının üstü kalabalıktı ama düzensiz değildi. Defterler açık dururdu; sanki birazdan geri dönecekmiş gibi. Kurşun kalemler sivri değildi, özellikle öyle bırakırdı. Keskin uçlar, fazla iddialı gelirdi ona.
Pencere kenarında oturuyordu. Okuldan erken dönmüştü. Aslında dönmek değildi bu, daha çok kalmamak. Sınıfta bir şey olmamıştı; tam da bu yüzden çıkmıştı. Bazı günler hiçbir şey olmaması, fazlasıyla yorucuydu.
Kulaklığını taktı.
Podcast uygulaması açıktı.
Yeni bölüm yoktu.
Bu ona tuhaf bir rahatlama verdi. Dinleyecek bir şey aramak istemiyordu. Zaten Vera, sesleri seçmezdi; karşısına çıkanla kalırdı. Bugüne kadar Aras’ın sesini de öyle bulmuştu. Ararken değil, denk gelerek.
İlk dinlediği günü hatırladı. Aslında günü değil, o anki çizgiyi. Defterin sağ alt köşesinde yarım kalmış bir daire vardı. Tam kapatacakken sesi duymuştu:
“Bazı şeyler bitince değil, durunca anlaşılır.”
O cümle, daireyi açık bırakmasına neden olmuştu.
O günden beri her dinleyişinde, bir çizgi eksik kalırdı.
Vera kimseye anlatmamıştı bunu. Anlatılacak bir şey gibi durmuyordu çünkü. Sanki söylerse, yaptığı şey adını alacak, adı olunca da biraz sertleşecekti. Oysa onun sevdiği şey, adlandırılmamış hâllerdi.
Defterini önüne çekti.
Bugün bir figür çizmeye niyetlendi ama eli gitmedi. Figürler fazla açıktı. Ne oldukları belliydi. Vera, ne olduğunu bilen şeylere mesafeliydi.
Onun yerine çizgilerle başladı. Düz değil, ama eğri de değil. Bir yere gitmeyen çizgiler. Yan yana geldiklerinde bir şey çağrıştıran ama tek başlarına sadece “orada olan” çizgiler.
Bir noktada durdu.
Kalemi havada tuttu.
O anlarda kalemin ağırlığını fark ederdi. Sanki karar vermesi gerekiyormuş gibi. Tamam mı, devam mı?
Bıraktı.
Telefonuna baktı.
Yine yeni bölüm yoktu.
Vera, bekleyen biri değildi. Ama bazı boşlukları tanırdı. Bu boşluk, beklemek değildi. Daha çok, “henüz” hissiydi. Henüz gelmemiş bir şeyin alanı.
Kulaklığını çıkarmadı. Sessizlik de bir sestir diye düşünmüştü bir keresinde. Bunu Aras mı söylemişti, yoksa kendisi mi uydurmuştu, emin değildi. Zaten emin olmak istemiyordu.
Annesinin sesi mutfaktan geldi. Bir şey sordu ama Vera tam duymadı. Duymamak işine geldi. Cevap vermediğinde kimse alınmıyordu artık. Evde herkes onun biraz kendi içinde yaşadığını kabul etmişti. Sorular ona göre ayarlanıyordu.
Odasının kapısı yarı açıktı.
Bu da bilinçliydi.
Tam kapalı kapılar, fazla kesindi. Tam açık kapılar da. Arası iyiydi, tam da onun alanı.
Defterdeki çizgilerin arasına baktı. Aralıklar. Boşluklar. En çok oraları seviyordu. Çizgilerin değil, aralarındaki sessizliğin resmi gibiydi yaptığı şey.
Bir an, dinlediği sesin de böyle olduğunu düşündü. Kelimelerden çok, aralarındaki duraklar. Üç saniyelik sessizlikler. Cümlenin tam bitmeden bırakıldığı yerler.
“Bu bir podcast değil,” diye geçirdi içinden.
“Bu, biri düşünürken açık kalan bir mikrofon.”
Bu düşünce onu gülümsetti.
Ama bunu da kimseyle paylaşmazdı.
Telefonunu eline aldı. Mail uygulamasını açtı.
Aras’ın mail adresi hâlâ duruyordu. Taslaklarda yazılmamış bir mesaj yoktu. Zaten yazmamıştı hiç. Yazmayı düşünmekle yazmak arasındaki mesafeyi seviyordu. O mesafe güvenliydi.
Ekranı kapattı.
Bazı insanlara ulaşmak istemezdi Vera. Ama onların var olduğunu bilmek isterdi. Bir yerde, kendi hâlinde durduklarını. Müdahale etmeden, karışmadan.
Defterin köşesine küçük bir not düştü:
“Bir çizgi, sadece dokunmadığında bu kadar yakın.”
Altını çizmedi.
Altı çizilen şeyler, artık savunuluyordu.
Akşam olmaya yakındı. Işık yumuşadı. O saatlerde çizmek daha kolaydı. Gündüz her şey fazla görünürdü. Akşam, saklanmayı bilirdi.
Vera defteri kapattı.
Kalemi masada bıraktı.
Bugünlük bu kadardı.
Kulaklığını çıkardı. Odanın kendi sesleri geri geldi. Dışarıdan geçen bir arabanın uğultusu, evin içindeki küçük hareketler, kendi nefesinin farkına varışı.
Ve içinden şu cümle geçti:
Birileri şu an bir şey söylüyor olabilir.
Ama ben duymuyorum.
Bu onu rahatsız etmedi.
Hatta biraz iyi hissettirdi.
Çünkü bazı bağlar, kurulmadan önce de vardır.
Sadece kimse onlara henüz dokunmamıştır.
Vera ışığı kapattı.
Kapıyı tam kapatmadı.
Çizgi orada kaldı.
Biraz eksik.
Ama yeterince canlı.