“Hepimiz birbirimizi eve kadar bırakıyoruz.” Ram Dass
Vera için çizmek bir yetenek meselesi değildi. Kimseye bunu kanıtlamaya çalışmadı. Çizgi, onun için gösterilecek bir şey olmaktan çok, saklanacak bir yerdi. Kalemi eline aldığında omuzları gevşer, düşünceleri yavaşlar, dünya olması gerektiği hızda akardı.
O sabah okuldan döndüğünde ilk yaptığı şey defterini açmak oldu. Üniformasını bile tam çıkarmadan, yatağın kenarına oturdu. Çizimi yeniden görmek istemiyordu aslında; onu orada bırakmak niyetindeydi. Ama çizgiler onu çağırıyordu.
Bank hâlâ oradaydı.
Figür de.
Yüz hâlâ yoktu.
Vera bir süre deftere baktı. Kalemi eline aldı ama hemen dokundurmadı. Çizgiye dokunmak, bir karar vermek gibiydi ve o kararın ne olduğunu bilmiyordu.
İlk çizgiyi attığında hafifçe irkildi. Sanki defter değil de kendi tenine değmişti kalem.
Bankın arkasına bir ağaç ekledi. Dallarını bilerek düzensiz çizdi. Hayatta hiçbir şey simetrik değildi; çizgileri de olmak zorunda değildi.
Sonra durdu.
Yüz eklemedi.
Çünkü yüz eklemek demek, hikâyeyi tek bir yere sabitlemekti. Vera, hikâyelerin açık kalmasını severdi. Ucu kaçmış bir ip gibi, nereye bağlanacağı belirsiz.
Çizerken zamanı unuttu. Annesi kapıyı araladığında irkildi.
“Yemek hazır,” dedi annesi.
“Geliyorum,” dedi Vera ama gelmedi.
Bir çizgi daha ekledi. Sonra bir tane daha.
Yemek soğudu. Ev sessizleşti. Vera bunu fark ettiğinde saat ilerlemişti.
Defterini kapattı. Bir an, defteri saklaması gerektiğini düşündü. Sanki biri görürse çizgiler yer değiştirecekmiş gibi.
Telefonu masadaydı. Bildirim yoktu. Bu, onu rahatlattı mı yoksa tuhaf bir hayal kırıklığı mı yarattı, emin olamadı.
Kulaklıklarını taktı. Müzik açmadı.
Sessizlik çizgiye daha çok yakışıyordu.
Bir süre sonra defteri yeniden açtı. Bu kez yeni bir sayfa.
Tek bir çizgi çizdi.
Düz değildi. Hafif titriyordu. Vera bunu bilerek yapmadı. Elinin o anki hâli neyse, çizgi de öyle olmuştu.
Çizgiye baktı.
Bir çizgi neyi anlatabilirdi?
Bir sınırı. Bir mesafeyi. Bir başlangıcı.
Belki de hepsini aynı anda.
Altına küçük harflerle bir cümle yazdı:
“Bu çizgi benim çizgim ve geçilmek için değil, durmak için var.”
Bu cümleyle gurur duymadı. Sadece doğru yerde durduğunu hissetti.
Gece yatağına uzandığında parmak uçları hâlâ kalem tutuyormuş gibi gergindi. Gözlerini kapattığında bankı gördü. Boş değildi ama dolu da sayılmazdı.
Aras’ı düşünmedi.
Daha doğrusu, onu bir insan olarak düşünmedi. Bir ses gibi, bir boşluk gibi, bir ihtimal gibi duruyordu zihninin bir köşesinde.
Vera için bu yeterliydi.
Yakınlaşmak istemiyordu.
Çizgi, şimdilik onu koruyordu.