İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 53 · 19 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 53

🖤 46

AHSEN

Malikanenin büyük bahçesinde uzun bir yürüyüşten sonra nihayet malikanenin sınırlarını belirleyen duvarların önüne geldim. Etrafta çok fazla koruma vardı ve hepsi bana bakıyordu ama onları görmezden geldim. Beni durduramazlardı, tabi bu durum şimdilik geçerli olan bir şeydi. Babamla konuşurken beni tekrar hapsedeceğini söylememişti ancak artık Parsla anlaşmamız olmadığından, davet bittikten sonra korumalarıyla beni yakalaya bilir ve tekrar hapsede bilirdi. Sıkıntıya nefes verdim. Uzun bir zamandır akıl hastanesine gitmemiştim ve gitmemek içinde elimden gelen her şeyi yapacaktım. Ayağımda ki topuklu ayakkabıyı çıkartıp, kıyafetime zarar vermeden duvara tırmandım ve hemen ardından duvarın diğer tarafına yumuşak bir iniş yaptım.

Çayırlık hiç değişmemişti, her şey hala aynı gözüküyordu. Uzun otların arasında bir süre yürüdükten sonra ayakkabılarımı çimenlerin üzerine bırakıp yere uzandım. Güneş tepede olduğu için gözlerimi kapatmak zorunda kaldım ve ellerimi kafamın arkasına koyup, güneşin tenime nazikçe dokunmasının tadını -işkencesini- çıkarmaya başladım.

Hayatım boyunca bir esir gibi yaşadığım için, bedenim pek fazla güneş görmemişti ve bu yüzdende bembeyazdı. Küçükken av zamanları buraya geldiğimizde, bazen hemen eve dönmez ve Ar malikanesinde bir kaç gün kalırdık. O zamanlarda gizlice duvardan atlayıp buraya gelirdim ama güneş tepedeyken asla çimenlerin üzerinde uzanamazdım ve hemen ileride ki ağacın gölgesinde oturur, saatlerce güneşin altında uzanmanın nasıl bir his olduğunu düşünüp dururdum. Çünkü babam çok dikkatli bir insandı ve eğer güneş beyaz tenimi çok az bile esmerleştirseydi, malikaneden gizlice dışarı çıktığımı anlar ve beni cezalandırdı. Şimdi ise hayal etiğim noktadayım ve güneşin altında uzanıyordum. Güneşin tatlı dokunuşunu hissediyordum, üzerimdeki elbise her geçen saniye ısınıyordu ve terliyordum. Küçükken hayal ederken bunun daha güzel bir şey olduğunu düşünürdüm. O kadarda güzel değildi, güneş cildimi yakıyordu ve uzandığım çimenler vücudumu kaşındırıyordu. Bu durum sinir bozucuydu.

‘’Güneşlenmek için güzel bir yer.’’

Duyduğum tanıdık sesle gözlerimi hızlıca açtım. Pars tam karşımda duruyordu. Onu gördüğüm için şaşkındım ve bu yüzden gerçekliğini sorgulayarak bir süre sessizce gözlerine baktım. Kendimi toparladığım anda ise ‘’Senin burada ne işin var ?’’ diye kaba ve yargılayıcı bir ses tonuyla sordum.

‘’Güneşlenmeye ve dinlenmeye geldim.’’ dedi ve rahat tavırlarla hemen yanıma gelip önce oturdu ve sonra da tıpkı benim gibi yere uzandı. Üzerinde bej renginde pantolon ve aynı renkte spor bir gömlek vardı. Kıyafetleri gerilip kaslı vücudunu gözler önüne sererken, Pars gözlerini kapattı. Sanki bir gün önce yaşananlar olmamış gibi davranıyordu. Bense hala ona şaşkınlıkla bakıyordum.

Bu bir hayal miydi ?

Zihnimin içinde yine aynı soru dönüp dolaşırken işaret parmağımı yanağına doğru yavaşça yaklaştırdım ve dokundum. Gerçekti. Pars gözlerini açıp bana baktı ve ardından hafifçe gülümseyip gözlerini tekrar kapattı. Bense daha fazla kaşlarımı çattım. Pars Bolu’daydı ve üstelik Bolu’dayken gelmeyi sevdiğim yerdeydi. Aklıma bir keresinde Pars’ın bana Bolu’ya gittiğimde en sevdiğim yeri sorduğunu hatırladım. Ona bu çayırlığı söylemiştim. Ancak bu çayırlık fazlasıyla büyük bir yerdi, bu yüzden beni burada bulması bir hayli zordu.

‘’Ne işin var burada. Benimi takip ediyorsun ?’’

Pars duruşunu bozmadan, gözleri kapalı bir şekilde ‘’Ailemin malikanesi buraya fazlasıyla yakın. Buraya, tıpkı senin gibi dinlenmeye geldim.’’ dedi. Rahatlığı sinirimi bozuyordu ve ayrıca sözleri yalan kokuyordu. Tamda Bolu’ya geleceğim günde Pars’ta kendi ailesini görmeye gelmişti ve ne tesadüf ki benim dinlenmek için buraya geldiğim anda oda gelmişti.

‘’Ben tesadüflere inanmam, bana hemen geçeği anlat. Neden buradasın ?’’ diye sordum sert bir ses tonuyla. Pars sıkıntılı bir nefes aldı ve gözlerini hafifçe aralayıp bana doğru baktı. Gri gözleri onları bıraktığım gün gibi hala muhteşemdi.

‘’Sana bir hikaye anlatmamı ister misin ?’’ dedi. Hikaye mi ? Kaşlarım biraz daha çatıldı. Aslında meraklı yanım anlatmasını istiyordu çünkü Pars’ın öylesine bir hikaye anlatmayacağını biliyordu ancak başka bir yanım ise bir an önce yanımdan siktirip gitmesini istiyordu. Bende uzandım ve gözlerimi kapattım. Parsla o kadar yakındık ki kollarımız bir birine değiyordu. Küçük bir dokunuş olsa da vücudumu güneşten daha çok ısıtıyordu. Vücudumun ona karşı bu şekilde bir tepki vermesinden nefret ettim, ancak kendimi yine de ondan uzaklaştırmadım.

‘’Hikayelerinle ilgilenmiyorum, burası benim yerim. Başka bir yere gidip dinlen.’’ dedim. Ona hala bir Alphan olduğu için sinirliydim.

‘’Gerçekten yer kavgası mı yapmak istiyorsun ? Biliyor musun, şuanda bir çocuk gibi davranıyorsun.’’ Bir gözümü açıp yandan Pars’a baktım. Gözleri kapalıydı. Yüzümü buruşturup bende gözümü kapattım.

‘’Buraya dinlenmeye geldim ve varlığın sinirimi bozarken dinlenemiyorum.’’ dedim ama Pars cevap vermedi. Tekrar gözlerimi açıp sinirle güneşin altında, bir elmas gibi parlayan yüzüne baktım ve önüme geri döndüm. İnatlaşmak istiyorsa öyle olsun. Sıcaktan bayılsam bile buradan kalkıp gitmeyecektim. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes alıp, Pars’ın varlığını unutmaya çalıştım ama Pars’ın kokusu tüm ciğerlerimi doldururken bu zor oluyordu.

Lanet olası adam !

İkimizde bir kaç dakika hiç konuşmadan sessizce uzandık. Pars’a sinirliydim ve aynı zamanda da değildim. Alphan olduğu için onunla konuşmak, anlaşma yapmak, suratına bakmak ve hatta yanında bile oturmak istemiyordum. Ancak gerçek şuydu ki başka bir Alphan olsaydı asla bu şekilde sessiz kalmazdım. Bu hareketlerim sadece Pars’a özeldi. Bu adam benim ayarlarımla oynuyordu.

‘’Çocukken şans eseri bu koca çayırlığı buldum ve ne zaman ailemin malikanesine gelsem, fırsat bulduğum ilk anda buraya gelerek güneşin altında uzanmaya başladım. Sessizlik beni sakinleştiriyordu.’’

‘’Anlatacağın hikayeyi duymak istemiyorum.’’ desem de Pars beni duymuyormuş gibi anlatmaya devam etti. Gözlerimi açıp ona doğru döndüm, bu sefer oda bana bakıyordu.

‘’Uzunca bir süre buraya kimsenin gelmediğini düşünmüştüm ama sonra güneşin sıcaklığının çok fazla hissedildiği bir gün, serinlemek için bir ağacın gölgesinde oturduğumda ağacın üzerinde bir kaç tane uzun ve derin çizgiler halinde bıçak izi gördüm. İşte o an burada yalnız olmadığımı fark ettim.’’ Pars hangi ağaç olduğunu söylemese de ben hangi ağaç olduğunu biliyordum ve bu yüzden vücudumun verdiği ani refleksle ilerde ki ağaca doğru baktım.

Çayırda ki bir kaç ağaçtan bir tanesiydi ve o ağaç küçükken benim güneşten saklandığım ağaçtı. Güneşin altında uzanmanın nasıl bir şey olduğunu hayal ederken, bazen sıkılır ve bazen de sinirlenirdim. Bu yüzdende babamın bana hediye ettiği bıçakla ağacın gövdesine uzun ve derin çizikler atardım. Bu beni rahatlatırdı. Tekrar Pars’a doğru baktım. Yüzü genelde olduğu gibi duygusuz değildi. Gözleri fazla anlamlı bakıyordu ve ben bunu bir kaç kere görmüştüm. O zamanlar beni birine benzettiğini düşündüğüm için böyle baktığını sanmıştım, galiba yanılmışım. Kalp atışlarım hızlanırken, nefsimi istemsizce tutarak Pars’ın hikayesine odaklandım. İlk başta dinlemek istemesem de şuanda duymak istediğim tek şey Pars’ın sözleriydi.

‘’O günden sonra ailemin malikanesine her gelişimde koşarak buraya geldim ve saatlerce bir köşede saklanıp, ağaca çizikler atan kişinin gelmesini bekledim. Aylarca hiç kimse gelmedi ama ben inatçı bir çocuktum ve pes etmeyip sessizce oturarak gelmesini beklemeye devam ettim.’’

Pars anlattıkça anılar gözlerimde canlanıyordu ve Pars’ın gözlerine bakınca, yıllar önce burada karşılaştığım çocuğun gözlerine benzediğini yeni fark ediyordum. O zamanlarda bakışları daha da serti. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Pars en başından beri biliyordu bense anlaşmaya ve babamdan alacağım intikama o kadar çok odaklanmıştım ki, görsel hafızam güçlü olsa bile Pars’ı tanıyamamıştım.

‘’Sonra bir gün koşarak ağacın altına koşan bir kız gördüm. Açık kumral saçları beline kadar uzanıyordu. Teni, üzerinde ki beyaz kıyafetler gibi bembeyaz ve pürüzsüzdü. Ağacın dibine oturdu ve dakikalarca karşısında ki güneşe bakıp durdu. Onu izlerken çok güzel olduğunu ve hatta bir melek olduğunu düşündüm.’’ Evet genelde insanlar benimle konuşmadan önce, dış görünüşüme bakıp benim bir melek olduğumu düşünürlerdi.

‘’Bir süre daha onu izledikten sonra, hemen yanımda ki papatyalardan bir kaç tanesini kopardım ve tanışmak için yanına gittim. Öne doğru attığım tek bir adımımda beni fark eti ve önce korku dolu gözlerle bana doğru baktı ama sonra bakışları sertleşti ve arkasında ki ağaç gövdesine yaslanıp beni izlemeye başladı.’’

Birinin varlığını hissettiğimde bunun babam olduğunu düşünüp korkuştum ama sonra Pars’ı görünce ‘Bu da kim ?’ diyerek Pars’a göre sert, ama aslında meraklı bakışlarla onu incelemiştim. Genelde gördüğüm insan yüzlerinin hepsi aynıydı ama Pars yeni bir yüz ve yeni bir insandı. Bu yüzdende o gün ilgimi fazlasıyla çekmişti.

‘’Kızın yanına gittiğimde bir süre sessiz kaldım ve yeşil gözlerinin içine baktım. Kızda sessizce bir süre bana baktı ve ardından şöyle söyledi.’’ Pars sustu. İlk başta neden sustuğunu anlamadım ve koyu gri gözlerine sessizce baktım. Ancak sonra yıllar önce burada tanıştığımız ilk gün, ona söylediğim cümleyi tekrar söylememi beklediğini anladım. Dudaklarımda oluşan sırıtışı zorlukla saklayarak umursamaz bir yüz ifadesiyle ‘’Buraya seninle bakışmaya gelmedim. Kimsin sen ? Ne işin var burada ?’’ dedim ve Pars hafifçe sırıttı. Onu ilk gördüğümde konuşmayı çok istemiştim ama genelde korumalar ve ailem dışında kimseyle konuşmadığım için, yeni bir insanla karşılaşınca nasıl konuşulacağını bilmiyordum. Biraz yabaniydim.

‘’Melek gibi görünen bu kızın sert konuşması ve sinirli bakması beni şaşırttı. Aynı zamanda da beni kendinden üstün görmesi sinirlenmeme neden oldu. Daha önce hiç kimse bana bu şekilde davranmamıştı.‘’ Papatyaları yere attı. ‘’Papatyaları yere attım ve ona ‘Benimle bu şekilde konuşamazsın. Sen benim kim olduğumu biliyor musun ?’’ diye sordum sinirle. Sözlerimle kızda sinirlendi ve hızla ayağa kalkıp, arkasına gizlediği bıçağı boğazıma dayadı ve beni ağacın kalın gövdesine yasladı.’’

Pars’ın gözlerine bakarken bu sefer kendimi tutamadım ve hafifçe sırıttım. O gün annem olmasaydı kesinlikle Pars’ı öldürürdüm. Küçükken de sinir bozucu bir yapısı vardı.

‘’Kim olduğun umurumda değil çocuk. Defol git buradan yoksa seni öldürürüm.’’ dedim. Pars’ı ağaca yasladıktan sonra bu cümleleri kurmuştum. Ailem tarafından çok fazla ezildiğim için, kendini benden üstün gören herkesten nefret ederdim ve onun sözleri beni çok sinirlendirmişti. Yani Parsla aynı şeye sinirlenmiştik. Sözlerimle Pars’ta hafifçe sırıttı. Tanrım bu sıradan bir gülümseme değil, bu başka bir şeydi.

‘’Bıçağı kızın elinden tek bir hareketle aldım ve-‘’

‘’Gözlerin dikkatimi dağıtmıştı, hayatımda daha önce hiç gri bir göz görmemiştim.’’ diye Pars’ın sözünü kestim ve neden bıçağı elimden kolay bir şekilde aldığını açıkladım. Sözlerim Pars’ın hoşuna giderken konuşmaya devam etti.

‘’Gözlerim kızın dikkatini dağıtırken, bende bunu fırsata çevirip elinde ki bıçağı aldım ve onu ağaca yaslayıp bıçağı boğazına dayadım. Kızı melek olarak gömüştüm ama içinden büyük bir şeytan çıkmıştı.’’ Pars’ın koluna dirseğimle sertçe vurdum. Umursamadan anlatmaya devam etti.

‘’İçinden şeytan çıksa da ona zarar vermek istememiştim. Bu yüzden bıçağı çimenlerin üzerine fırlatıp kızı bıraktım ama o durmamakta kararlıydı ve yüzüme sert bir yumruk atıp beni dövmeye başladı. Bende onun uzun dalgalı saçlarından tutup arkaya doğru çektim ve kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Bir saat boyunca bir birimizi dövdük. Kız hiç yorulmuyordu.’’

‘’Bir saat on dakika.’’ diye düzeltim. Her ne kadar o çocuğun Pars olduğunu yeni öğrensem de, o gün Parsla kavga etiğim için mutluydum. Ben ona acımasızca yumruklar savururken, o ise sadece saçımı tutup beni geriye çekmeye çalışıyordu. Gerçi bazı yerlerde bir kaç kere karnıma yumruk atmıştı. Ancak bir kız olduğum için beni dövmek istemediğini göre biliyordum ve bu da daha fazla onu dövmeme neden olmuştu. Kimse beni güçsüz göremezdi.

‘’İkimizde yorulduğumuzda kız ağacın gövdesine yaslandı ve bende tam onun yanına oturdum. Bir kaç dakika önce bir birimizi hiç dövmemişiz gibi sakindik. Ama sonra kız bir anda ayağa kalktı ve koşmaya başladı. Gidişini sessizce izlerken, ismini bile bilmediğim o kızı bir kere daha görmeyi diledim. Ama o bir daha hiç gelmedi ve bu onu ilk ve son görüşüm oldu. Ta ki bir gece tekrar benimle, Anlaşmak için karşıma çıkana kadar.’’ diyerek sustu.

Parsla kavga ederken zaman çok hızlı geçmişti ve babamın benim yokluğumu fark etiğini düşünüp korkmuştum. Bu yüzden hızla malikaneye doğru koşmuştum. Sonra annemin ölümü araya girdi ve ben bir daha ava katılmadım. Bu yüzdende buraya bir daha hiç gelmedim. Hala Parsla küçükken tanışmış olmama inanmıyordum. Bu.. Bu çok.. Bilmiyorum. Garipti. Bir kaç dakika önce tesadüflere inanmadığımı söylemiştim, şuanda tüm fikirlerim bu hikayeyle değişti. ‘Bir kere daha görmeyi diledim’ Pars’ın bu sözü zihnimde canlanıyordu. O gün bende ismini bilmediğim o çocuğu tekrar görmeyi dilemiştim. Tabi bunu asla Pars’a söylemeye niyetim yoktu.

‘’Sana bir kere hayata gerçekleşmesini istediğim tek hayalimden bahsetmiştim. Hatırlıyor musun?’’

‘’Evet, birini görmek istediğini ve gördüğünü söylemiştin. Ama bunun konumuzla ne ilgisi var ?’’ Bu soruyu sorarken aslında cevabı biliyordum ancak cevabı Pars’tan duymak istediğim için bilmiyormuşum gibi yaptım.

‘’Çünkü tekrar görmeyi hayal etiğim kişi küçükken bu çayırlıkta karşılaştığım kızdı. Yani sendin, Ahsen.’’ dediğinde gülmemek için dudaklarımı bir birine bastırdım. Hoş bir karşılaşma olmamasına rağmen beni görmek istemişti. Daha önce hiç kimsenin –Babam dışında- beni görmeyi dilediğini sanmıyordum.

Pars’ın bakışları daha fazla ağırlaşmaya başladı. Hiç olmadığı kadar yüzüme büyük bir anlamla bakıyordu. İçimden bir ses falcıda sonra Pars’ı kendime aşık etmek için boşuna çabaladığımı söylüyordu, çünkü yüzüme öyle bir bakıyordu ki bu bakışa aşk diyebilirdim.

Ah nasıl olurda anlamam ?

Pars çiftlik evinde karşılaştığımız günden beri bana hep böyle bakıyordu. Daha önce bu bakışların nedenini beni başka birine benzettiğinden olduğunu düşünmüştüm. Ne kadarda körmüşüm.

‘’Hayalin gerçekleştiği için memnun musun ?’’ diye sordum. Sesim yumuşak ve kısık çıkmıştı. Hala duyduklarıma inanamıyordum ama her şey gerçekti.

‘’Çoğu zaman beni sinirlendirsen de, memnunum.’’ dedi ve bu sırada dudaklarımda oluşan gülümsemeyi durduramadım. Kalbimin Pars’ın verdiği cevapla biraz daha eridi, normalde bu sinirimi bozardı ama şuanda hiçte umurumda değildi. Sonra aklıma takılan o soruyu sordum.

‘’O kızın ben olduğumu ne zaman anladın ?’’

‘’Akıl hastanesinde seni gördüğüm ilk gün, burada çayırlıkta gördüğüm kıza fazlasıyla benzettim. İkinizde melek yüzü şeytan kadınlardınız. Sonrasında ise Anlaşma yapmak için evime gelip, ‘Seninle buraya bakışmak için gelmedim.’ dediğin anda bu anı aklımda canlandı. Yıllar önce burada ilk karşılaştığımızda da bu cümleyi kurmuştun ve söyleyiş tarzın ile yüzünde ki mimikler aynıydı. Gözlerin, saçların ve beyaz teninde bunun ispatıydı. Ayrıca bu çayırlıktan gittikten sonra seni araştırmaya başladım ve çayırlığa yakın tüm evlere baksam da seni bulamadım. Nedeni babanın seni herkesten saklamasıydı. Yani bütün oklar seni gösteriyordu. Tabi birde Ar’ların aile fotoğraflarına düşkün olduklarını ve evin her yerinde sergilediklerini duymuştum bu yüzden Ar malikanesine bir adamımı gizlice sokarak çocukluk fotoğrafını bulmasını istedim.’’ Pars fazla dikkatli oluşu beni daha önce sinirlendirmişti ancak şuanda etkiliyordu.

‘’Ailemin evine yerleştirdiğin adam küçükken neye benzediğimi nerden biliyordu ki ?’’ diye sordum merakla. Pars bir an tereddüt etse de cebinden bir fotoğraf çıkartıp bana gösterdi. Bu bendim. Bu fotoğrafta on bir yada on iki yaşlarındaydım.

‘’Sen çayırlıktan gittikten çok kısa bir süre sonra seni unutmamak için resmini çizdirdim. Benim için çalışan adamda çizdirdiğim resmine bakarak fotoğrafını buldu.’’ Pars’ın elinde ki fotoğrafı almak istedim ancak Pars hızlıca benden uzaklaştırarak cebine geri koydu. Kaşlarımı çatarak ona doğru baktım.

‘’Bu fotoğraf bana ait.’’ dedi tartışmaya açık bir konu olmadığını ses tonundan anlaya biliyordum. Kalbimin atışı hızlandı. Şaşkındım fazlasıyla ve durum hoşuma da gidiyordu. Pars şuanda küçüklük fotoğrafımı cebinde taşıyordu ve küçükken fotoğrafımı bile çizdirmişti . Şuanda karımda ki adam kimdi ve benim tanıdığım, beni sevecek bir kalbi olmadığını söyleyen Pars’a ne yapmıştı ?

‘’Bana gizliden aşık bir sapık mısın ?’’

‘’Ne ?’’ bu sefer şaşıran Pars oldu. Omuz silktim.

‘’Görsel hafızam güçlüdür ama ben bu anımı unutmuştum ve seni hatırlamadım.’’ Annemin ölümüyle beraber esaret altında gecen yıllar, her güzel anımı unutturduğu gibi bunu da unutturmuştu. ‘’Oysa sen bir kere görmene rağmen hiç unutmamışsın. Fotoğrafımı çizdirmişsin ve beni her yerde araştırmışsın. Şuanda da cebinde küçüklük fotoğrafımla dolaşıyorsun.’’

‘’Etrafımda ki kızlar genelde beni etkilemeye çalışırken kedi karakterlerinden vaz geçerler ve gerçek yüzlerini asla göstermezler. Ama sen içinde ki şeytanı göstermekten çekinmedin ve bu dürüstlüğün beni etkiledi. Ayrıca canım yansa da şeytani tarafını sevdim. Bu yüzden de melek yüzlü şeytan ruhunu hiç unutmadım. Üstelik sen benim ilk kez yumruk yumruğa kavga etiğim bir kızdın ve birde ilk kez, bir kız tarafından dayak yemiştim. İlkler zor unutulur. Yani sapığın falan değilim, sadece değişik vahşi tarafın fazlasıyla ilgimi çekti, çünkü aynı taraf bende de vardı.’’ Beni şeytani tarafımla sadece babam severdi ve Pars beni gerçek kimliğimle babamdan sonra seven tek kişiydi. Ancak ben bunu şimdi öğreniyordum.

‘’Yani beni ilk gördüğün anda kötü bir canavar olduğumu anladın.’’

‘’Vahşi, dizginlenemez asi bir karakterin var ama bir canavar değilsin.’’ Yanaklarımın kızardığını hissetim ve bunun nedeni kesinlikle güneş değildi. Pars inatla kötü tarafımı hem kabullenip hem de reddediyordu. Bana öyle bir bakıyordu ki, sanki benim görmediğim farklı bir tarafımı görüyordu. Onun kaşısın da kendimi çıplak hissediyordum. Bu.. Bu sinir bozucuydu.

‘’Bütün bunları daha önce anlata bilecek fazlasıyla zamanın varken neden şimdi anlatıyorsun ?’’

‘’Aslında sana bunu söylemeyi düşünmüyordum ama seni burada görünce fikrim değişti ve anlatmak istedim. Ahsen, bana ve aileme sinirli oluğunu biliyorum ama eğer yaşayacağın şeyleri bilseydim, o gün kalkarak koşup gittiğinde seni tutup asla bırakmazdım. Seni herkesten ve hatta kendimden bile korurdum. Ayrıca şunu bilmeni istiyorum, anlaşmayı bitirmiş olabilirsin ama ben seni korumaya devam edeceğim ve yıllar önce bu çayırlıkta aylarca geri gelmeni beklediğim gibi, şimdide bana geri gelmeni bekleyeceğim.’’

Bana geri gelmeni bekleyeceğim. Pars’ın son kelimesini defalarca kez tekrar ettim. Bahsettiği şey anlaşma değildi, ona gitmemi istiyordu. Ne yazık ki söylediği sözler kulağa hoş geliyordu ama geçmişi değiştiremezdi.

‘’Bekleme, çünkü gelmeyeceğim. Artık senden yardım alamam.’’ dedim ve önüme geri dönüp gözlerimi kapattım. Yanımda bir hareketlilik hissedince Pars’ın kalkıp gittiğini düşündüm ama nefesini yanağımda hissedince hızla gözlerimi açıp ona doğru döndüm. Hala uzanıyordu. Sadece sol tarafına dönmüş ve yüzüme bakıyordu.

‘’Neden bu kadar inatçısın ? Benden giderek sadece babanın istediğini yapıyorsun.’’ demek Pars da babamın küçük oyununu anlamıştı. Gözlerimi kapatıp cevap vermedim çünkü ne söyleyeceğimi zaten oda biliyordu. Yüzüme bu şekilde masumca bakarak beni manipüle edemezdi. Ben cevap vermeyince Pars’ta sustu ve bu sırada yüzüme bakmaya devam etti. Ancak bu sessizlik fazla uzun sürmedi ve Pars tekrar konuşup.

‘’Annenle babanın bu çayırlıkta tanıştığını biliyor musun ?‘’ diye sordu. Anne ismini duyunca bir an afallasam da, sakince cevap verip ‘’Biliyorum, sen nerden biliyorsun ?’’ diye sordum.

‘’Annem söyledi.’’

Gözlerimi açıp kısa bir an ona baktıktan sonra tekrar önüme döndüm ve gözlerimi kapattım. Annem buraya lanetli çayırlık derdi. Hayatını mahfeden yer burasıydı.

‘’Annenle babanın sadece burada tanıştığını biliyorum ama nasıl tanıştıklarını yada sonra ne olduğunu bilmiyorum.‘’ dedi. Açık bir şekilde söylemese de, ona anlatmamı istiyordu. Neden bilmiyorum ama bende anlatmak istiyordum. Belki de nedeni iyi bir dinleyici olmasıydı. Ona bir şey anlatırken, kendimi rahatlamış hissediyordum. Tıpkı annemin ölümünü anlatırken rahatladığım gibi. Bu hikayeyi pek fazla kişi bilmezdi. Bende çok sonradan öğrenmiştim. Pars annemin ailesinden biriydi ve belki de ona şuanda defolup gitmesini istemem gerekiyordu ancak Pars’ın bakışlarını yüzümde hissederken ona öfkelenmek zor oluyordu. Üstelik bir kaç dakika önce öğrendiğim bilgiler duygularımı tetikleyerek akıllıca düşünmemi engelliyordu. Tanrı aşkına daha öğrenmediğim başka ne tür sır vardı ?

Derin bir nefes alarak kafamı toparlamaya çalıştım ama hiçbir şey toparlanacak gibi değildi bu yüzden boş verdim. Her şey bu çayırlıkta başlamıştı. Ne garip, ben Pars’ı yani umudumla bir zamanlar ilk burada tanışmıştım, annem ise hayatının katiliyle tanışmıştı. Kelimeler bir anda ağzımdan dökülmeye başladı.

‘’Babamla annem şans eseri bir gün bu çayırlıkta karşılaşmışlar. Annem babamın yeşil gözlerine, babam ise annemin koyu gözlerine ilk görüşte aşık olmuş. Annemin bir Alphan olduğunu bilmiyordum ama Bolulu olduğunu ve annemin ailesinin Ar’larla düşman olduğunu biliyordum. Ve iki aile bir birine düşman olduğu için annem ilk başta babamdan uzak dursa da, babamın kıvrak zekası ve çekiciliğine karşı koyamamış. Önce babamla konuşup sohbet etmeye başlamış ve zamanla içinde durdurmadığı ve hızla büyüyen bir sevgi oluşmuş. Babamda onu sevmiş ama onu sevmek dışında başka bir niyeti daha varmış. Babam, tahtını üslenecek bir varis istiyormuş ve bu yüzden de annemin güzelliği ve onun zekasıyla çok güzel bir çocuğu olacağını düşünüp, annemi tatlı sözlerle kandırmış ve onu kendisiyle evlenmeye ikna etmiş.‘’

Bu iki hikayeyi hem annemin, hem de babamın ağzından dinlemiştim. İkisi de Alphan soy ismini hiç söylememişlerdi ama ailelerinin düşman olduğunu söylemişlerdi. Ayrıca babam büyük bir mutlulukla tanıştıkları ilk günü anlatırken, annem ise nefret kusarken zorlanarak anlatırdı.

‘’Tabi annem babamın psikopat bir sadist olduğunu bilmiyordu. Babam zeki olduğundan annemin bunu öğrendiğinde ondan ayrılacağını yada bebeğe zarar verip doğurmayacağını bildiği için, ben doğana kadar ailesinin ve kendisinin gerçek kimliğini saklamış. Ben doğduktan sonra ise babam istediği varisi aldığı için, artık gerçek kimliğini gizlemesine gerek kalmamış. Annem, hayatına bir canavar gibi girip mahvettiğimi düşünürdü. Bu yüzden bana hep canavar derdi, tabi içimde ki karanlığında bunda büyük bir payı vardı.‘’

‘’Annem babamın kötü tarafını görünce kaçmak istemiş, kaçıp ailesinin yanına gitmek istemiş. Ama babam buna izin vermemiş, çünkü onu gerçekten seviyormuş ve bu yüzden de ben hala bir bebekken, annemi de beni de kaybetmemek için malikânenin içine tutsak etmiş. Gerçi ben büyüdükçe bazen av yada iş toplantıları gibi yerlere babamla beraber gider ve malikaneden az da olsa dışarı çıkardım. Ama annem asla çıkamazdı. Onun istediği tek şey özgür olmaktı. Ama ölürken bile hapsedildiği evin içinde öldü. Babam annemi severdi ama beni ondan daha çok severdi ve ikimizin arasında bir tercih yaptı. Beni seçti. Onu öldürdü.’’

Gözlerimi geri açtığımda hızlıca ayağa kalktım ve üzerimi toparladım. Bu sefer Pars’a geçmişi anlatırken rahatlamamış, aksine sinirlenmiştim.

‘’Annemin mezarı nerde yada bir mezarı var mı bile bilmiyorum. Ayrıca seninle tanışmadan öncede soy isminizi bir kaç yerde duyuyordum. Genellikle çok güçlü ve yenilmez bir aile olduğunuzu söylüyorlardı. Ama biliyor musun ? Siz bir hiçsiniz. Kendinizden birini bile koruyamadınız ve onu kaderine terk ettiniz. Düşman olduğunuz Ar’lar mükemmel değil ama aile konusunda sizden daha iyiler.’’

Pars kafasını yerden kaldırarak oturma pozisyonuna geçti ve yüzüme baktı. Elinde olmayan bir mahcupluğu vardı. Biliyorum onun hatası yoktu ama yine de o bir Alphandı. Annemin ailesinden biriydi. Ve her ne kadar biraz önce anlattığı hikayeyle kalbimi ettirip heyecandan hızlı atmasını sağlasa da, bu gerçekleri değiştirmeyecekti. Parsla başka bir evrende ve başka bir zamanda karşılaşmalıydık, belki o zaman her şey farklı olurdu.

‘’Bir daha karşıma çıkma ve sadece sen değil, hiçbir Alphan çıkmasın. Yoksa sevdiğin o şeytan yüzümle senide aileni de mahvederim.’’ dedim ve yerdeki ayakkabılarımı aldım. Ancak yürümeden önce, aklıma bir şey geldi ve hızlı bir şekilde Pars’a doğru eğilip yüzüne sert bir yumruk attım. Pars ona böyle bir şey yapacağımı tahmin etmediği için, sadece şaşkınca suratıma bakmakla yetindi.

‘’İlk karşılaşmamızda da benden yumruk yemiştim ve artık seninle bir işim olmadığı için bu son karşılaşmamız olacak. Bu yüzden son karşılaşmamızda, ilk karşılaşmamız gibi bitsin istedim. Sana hayatında başarılar.’’ Dedim ve yürümeye başladım. Aslında ona sadece yumruk atmak istemiştim. Bir Alphan olduğu için sinirimi bozuyordu. Ayrıca normal bir insana yumruk atmak hiç zevkli değildi ama her kesin korktuğu dünyanın en güçlü liderine yumruk atmak eğlenceliydi. Muhteşem erkeksi suratına zarar vermek istemesem de, bunu her gün yapabilirdim.

‘’Canın istediği için vurdun değil mi ?’’ Pars arkamdan seslendiğinde, bir an yerimde durup arkamı dönüp ona baktım. Garip bir şekilde sinirli gözükmüyordu hata bundan zevk aldığını bile söyleye bilirim. Penisine yumruk attığımda bu kadar sakin olmuyordu. Omuz silktim. Yalan söylesem bile bir şekilde anlıyordu ve bu yüzden kaçamak bir cevap vererek. ‘’Belki.’’ dedim ve ardından konuşmaya devam ettim. ‘’Her neyse, söylediklerimi unutma. Sen ve ailen asla karşıma çıkmayın.’’ dedim ve Ar malikanesine doğru yürümeye devam ettim.

Bu sırada Pars tekrar konuştu. ‘’Çok geç. Ailenin diğer üyeleri annemin kaçırılmasını ve seni öğrendiler. Ve seni görmeden durmayacaklar. Yakında karşına çıkarlar.’’ Bu sefer durup Pars’a bakmadım ve yürümeye devam ettim.

‘’Söyle onlara karşıma çıkmaya cüret ederlerse, onlara neden karşıma çıkmamaları gerektiğini zevkle gösteririm. Alphanlar benim ailem değil, hiçbir zaman olmadı ve olmayacakta.’’ dedim bağırarak.

‘’Bana bir şey yapmadın.’’ Yüzüne bakmam gerek yoktu, bunu söylerken ses tonundan zevk aldığını duya biliyordum.

‘’Yüce gönüllü bir insan olduğum için seni bu seferlik görmezden geliyorum.’’ diyerek cevap verdim. Yalan söylediğimi anlayacağını biliyordum. Ancak yalan söylemek doğruları söylemekten daha kolaydı. Onu gördüğüm ilk anda buradan gitmeliydim, ama bunu yerine kaldım. Sorun şu ki neden kaldığımı bilmiyorum. Pars ayarlarımı bozuyor.

‘’Ahsen sende bir Alphan’sın.’’

‘’Hayır değilim !’’

‘’Hikayeye sadece kendi gözünden bakıyorsun, bizim gözümüzden hiç bakmadın.’’

Kahkaha atmak ile bağırmak arasında gidip geldikten sonra, seçeneğimi bağırmaktan yana kullandım. Kelimeler ağzımdan dökülerek, bir bıçak gibi kalbime saplandı.

‘’Benim annem öldü !’’ diye bağırdım. Bu onların hikayeleriyle ilgilenmediğim anlamına geliyordu.

Bölüm sonu

387 yorum