AHSEN
Alphan malikanesinin gösterişli dış kapısının önünde bir süre bekledim ve ardından kapı sonuna kadar açıldı. Bahçeye hızlı bir giriş yapıp, malikanenin önüne gelince arabayı ani bir frenle durdurdum ve arabadan aşağıya indim. Murat ve Ateşte bahçedeydiler ve yanıma doğru yaklaştılar. İkisi de vücuduma ve yüzüme bakıyorlardı.
Ateş beni baştan aşağı süzmeye devam ederken
"Hızlı toparlanmışsın." dedi. Bunun benim için pekte zor bir şey olmadığını göstererek omuzumu silktim. Ancak sadece görünüşümü toparlaya bilmiştim. Topuklu ayakkabı giyindiğim için bacağım sızlıyordu ve anlımda ki yarayı plastik makyajla kapatsam da hala ağrıyordu. Birde vücudumun bazı kısımları özelliklede karnım bana işkence yapmaya devam ediyordu. Yani evet, hızlı toparlanmıştım ve her zaman ki gibi mükemmel görünüyordum ama canım hala acıyordu.
Murat heyecanla "Pars'ın yerini buldun mu ?" diye sordu.
"Henüz değil ama bulacağım. Şimdilik adamları hazırla, bahçede beni beklesinler. Belen Alphan'la konuşup geri geleceğim."
Ateş "Nereye gideceğiz ?" dedi. Hala hesap vermeye alışamadığım için nereye gideceğimiz kısmını söylemeyi unutmuştum.
"Pars'ın lider olduğu Shawor da bir toplantı yapılacakmış. Orayı basmaya gidiyoruz." Murat ve Ateş bir birine bakış kaşlarını çattılar.
Murat sinirlerle "Pars yokken toplanmaları büyük bir ihanet." dedi. Rahat ve kendimden emin bir şekilde "Ve bu ihanetin bedelini ağır ödeyecekler." dedim ama aslında ihanet etmeleri benim problemim değildi. Ben sadece Pars'ın yerini bulmayı hedefliyordum.
"Nasıl yapacaksın ? O adamlar çok güçlü. Toplantıyı kafana estiği gibi basamazsın. Seni orada yaşatmazlar." dedi Ateş.
Gücümün ve zekamın sorgulanmasından gerçekten çok sıkıldım.
"Merak etme onlar beni öldüremez, ama ben onları ayaklarımın dibinde ölmek için yalvartacağım." dedim tekrar kendimden emin bir şekilde ve bu sırada Ateş ''Peki ihanet tikleri için onları cezalandırmak bize Pars'ı nasıl kazandıracak?'' diye sordu. Güzel bir soruydu.
''Çünkü Pars'ı babamda dahil olmak üzere o toplantıda bulunan bir kaç kişi kaçırdı.'' dediğimde yüzlerinde derin bir öfke oluştu. Neden böyle düşündüğümü sorgulamadıklarına göre onlarda bu durumdan şüpheleniyor olmalıydılar. Daha fazla zaman kaybetmeden Murat'a bakıp. "Adamları hazırla, Belen Alphan'la konuşmam uzun sürmez." dedim ve malikânenin içine doğru yürümeye başladım. Arkamda beni takip eden bir ayak sesi duyunca kısa bir an arkamı döndüm ve Ateş'in peşinden geldiğini gördüm.
"Bence şuanda Belenin yanına gitmemelisin" Belen Alphan'ın nerde olduğunu da bilmiyordum, ama kapıdan içeri girip dümdüz yürüyerek gösterişli solana doğru durmadan ilerledim.
"Neden ?"
"Pars'ın kaçırıldığını biliyorlar ve şuanda Hande Belen Alphan'ın yanında."
"Hande beni neden ilgilendirsin ki ? Ben sadece Belen Alphan'la konuşacağım. Ayrıca Pars'ın kaçırılmasını biliyorlar derken ne söylemeye çalışıyorsun ?"
"Hande Pars'ın kaçırılmasından seni sorumlu tutuyor ve çok sinirli." Ateş'in Handeyle ilgili söylediği şeyi fazla umursamadım ve göz devirdim. Bu kız benimle savaşamayacağını anlamamış olmalı.
"Belen Alphan benim hakkımda ne kadarını biliyor ?" diye sordum.
"Belen haftalardır pek konuşmuyor ve hiç soru sormuyor. En son sadece Pars'la bir kaç saat konuşmuşlardı, fakat Parsla ne konuştuklarını bilmiyorum." Kafamı ağır ağır salladım ve salonun içine girdim.
Belen Alphan ve Hande dörtlü koltuğun üzerinde oturuyordu. İkisinin de suratı asıktı ve sessizdiler. Belen Alphan'ın suratına bakarken bir an yerimde durdum ve ardından derin bir nefes alıp gözlerimi ondan ayırmadan yürümeye devam ettim. İçimden bir ses yine aynı şeyleri tekrarlıyordu. Annene benziyor. Topuklu ayakkabının çıkardığı ses saniyeler içerisinde tüm dikkatleri üzerinde toplarken, Belen Alphan'la göz göze geldim ve ben heyecanlandığımı yüzümde beli etmemeye çalışırken yutkundum. Bu sırada Hande'nin suratına bakmasam da, sinirli bir şekilde ayağa kalkıp bana doğru yaklaştığını farkındaydım.
"Sen hangi yüzle buraya geldin ! Hayatımıza girdiğin ilk andan itibaren zaten bir şeyler olacağını biliyordum. Yeşil gözlü şeytan !"
Hande tam önümde durup nefret ve kin kusuyordu, fakat ben hala Belen Alphan'ın bana bakan siyaha çalan, koyu kahverengi gözlerine bakıyordum. Sadece saçları ve boyu değil, gözlerinin rengi ve bakışları da anneme çok benziyordu. Bir an nefes almayı unuttum ve bacaklarım titremeye başlayınca, gözlerimi Belen Alphan'ın yüzünden çekip, karşımda bana öfkeyle bakan Handeye döndüm.
"Defol git buradan, defol !" Bağırırken yüzüme ağzında ki tükürükler gelmişti. Elimle tersiyle umursamazca yüzümü sildim. Belen Alphan'ın varlığını unutmaya çalışarak kendimi toparladım ve Handeye sert bir bakış attım.
"Pars kendi yaptıklarıyla kaçırıldı, benimle hiç bir alakası yok." dedim rahat bir şekilde ve bu konuda da haklıydım. Babamın da bu işte bir parmağı olsa da, onun dışında beş kişi daha vardı ve içimden bir ses, Pars'ın onların canını çok yaktığını söylüyordu. Yani bu konunun dışındaydım.
Hande tekrar bağırıp "Ateş çıkar şu kadını bu evden hemen !" dediğinde sağ elimle kulağıma dokunup, yüzümü buruşturdum. Handenin çok güçlü bir sesi vardı. Ateş hiçbir şey yapmayınca Hande sakinliğimden cesaret alıp, beni çıkarmak için omzumdan tutup arkaya doğru çekiştirmeye çalıştı, fakat ben bir adım bile gerilemedim ve gözlerimi tehditkâr bir şekilde kısıp "Elini çek, yoksa yemin ederim omzumu tutan kolunu kökünden koparırım." Sesim o kadar sert çıkmıştı ki Hande'nin gözleri korkuyla örtülenirken, güç almak için Ateş'e ve Belen Alphan'a baktı fakat ikisi de sessiz kalınca, omzumu tutan elini çekip arkaya doğru geriledi. Ona haddinden fazla sakin davranmıştım ama artık davranmayacaktım. Ateş'e bakmadan "Handeyi dışarı çıkar." dedim ve ardından Belen Alphan'ın hemen önünde ki üç kişilik koltuğa rahatça oturup bacak bacak üstüne attım. Belen Alphan'la tekrar göz göze gelince kalbim yine hızlandı. Bu sırada Ateş Hande'nin yanına ilerleyip kapıyı işaret etti.
"Hande zorluk çıkarma."
Hande ağzını açıp kaşlarını çattı ve bana kötü bir bakış attıktan sonra "İnanmıyorum, ben Pars'ın sevgilisiyim ve sen bu kız için beni dışarı çıkartıyorsun!" diyerek topuklu ayakkabının yere vura vura sinirle salonu terk etti. Hemen arkasından da Ateş'te gitti ve benle Belen Alphan yalnız kaldık.
Belen Alphan'ın üzerinde koyu mavi renginde vücuduna yapışan bir elbise vardı ve vücudu ilk gördüğümden bu yana neredeyse iyileşmişti. Sadece biçimli bacağında gözle görülür bir kaç morluk vardı. Önce kendisi kaçırıldı ve ardından da çocuğu kaçırıldı. Muhtemelen bu yüzden depresyondaydı ve konuşmuyordu. Başka bir insan yüzünde ki makyaj ve içinde saklandığı gösterişti pahalı kıyafetiyle yas tutmadığını söylerdi. Neyse ki ben ön yargılı bir insan değildim -genellikle değildimBelen Alpha'nın anneme benzediği düşüncesini kafamdan atıp, samimi ve sıcak bir tavırla konuşmaya başladım.
"Merhaba ben Ahsen."
"Kim olduğun umurumda değil. Neden şuanda karşımda oturduğundan bahset ?" dedi ve aldığım cevap bir kaç saniye sessiz kalmama neden olsa da, kendimi hızlıca toparladım ve tekrar konuştum. Ses tonum yine samimi ve sıcaktı.
"Canını kurtardığım kadının bana karşı daha nazik olmasını bekliyordum. Fazlasıyla yanıltıcısınız." Belen Alphan'ın duygusuz yüzünde yapmacık bir gülümseme oluştu.
"Benden bir teşekkür mü bekliyorsun ?" Saldırgan davranıyordu ve belki de Pars, Belen Alphan'a Cem Ar'ın kızı olduğumu söylemişti, yada Hande'nin sözlerinden sonra oda Pars'ın kaçırılmasında bir payım olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden de bu şekilde davranıyordu. Yada belki de sadece büyük bir depresyondaydı. İnsanlar depresyondayken çok kaba olabiliyorlar.
''Minnettarlığınızı göstermek için ayağıma kapanıp teşekkür etmenizi beklemiyorum, sadece biraz nazik olmayı deneyin." dedim rahat bir şekilde ve bu sırada yüzünde tehlikeli bir gülümseme oluştu.
"Belli ki sen Pars'ın yanında gezdirdiği yeni kadınlardan birisin ve evet seni hatırlıyorum. Arabadan dışarı çıkınca yüzünü net bir şekilde görmüştüm. Birde bizi korumak için kurşunların önüne atlamıştın. Ancak karşıma bu şekilde çıkıp benden bir teşekkür beklemeni anlayamıyorum. Pars yaptığın şeyin karşılığında seni mükâfatlandırmış olmalı. Yoksa aldıkların yetmedi mi ?"
Hafifçe sırıttım. Belki de ön yargılı bir insan olmaya başlamalıydım. Çünkü karşımda ki kadın depresyonda yalan değildi ve hala bir şey söylemediğine göre de Cem Ar'ın kızı olduğumu da bilmiyordu. Bu kadının dış görünümü anneme benzese de içi asla benzemiyordu. Resmen beni Pars'ın koluna takıp gezdirdiği ve yatığı -bunu çok isterdim- kadınlardan biri olarak görüyor. Ayrıca o küçümseyici bakışları sinirimi bozmaya başladı. İçinde ki karanlığın kokusunu almaya başlamıştım.
''Sizden teşekkür etmenizi hiçbir zaman istemedim.''
Pahalı mücevherlerle süslü, küçük ve narin ellerini havaya kaldırıp beni durdurdu. Yüzüklerinde ki parıltı gözlerimi kamaştırdı. Gösterişi seviyor olmalıydı.
"Belli ki korumaların üzerinde etkin var, fakat bu beni ilgilendirmez. Tek bir sözümle seni öldürtürüm. Şimdi, beni anladığını var sayarak sorularıma düzgün cevap vermeni bekliyorum. Az önce Hande'nin de dediği gibi Pars senin yüzünden mi kaçırıldı?"
Belen Alphan'ı ilk gördüğümde hissettiğim heyecan ve geriye kalan her şey birer birer kayboldu. Tavırları asla masum yüzüyle uyuşmuyordu ve bakıyorum da hızlı toparlanmıştı. Gözlerimi alayla döndürdüm ve parlak beyaz dişlerimi göstererek genişçe gülümsedim. Çirkince konuşmak istiyorsa, öyle olsun. Ben çirkinliğin vücut bulmuş haliydim.
"Biliyor musunuz, kendimi büyük bir dejavunun içindeymişim gibi hissediyorum. Buraya ilk gelişimde sizin gibi hadsiz insanlarla karşılaşmıştım ve onlara küçük bir tavsiye vermiştim. Aynısını tavsiyeyi size de vereceğim. Tanımadığınız insanların denizinde yüzmeye kalkarsanız boğulursunuz. Şimdi, beni anladığınızı var sayarak size bir kaç soru soracağım ve sizden düzgün cevaplar vermenizi bekliyorum. Yoksa size kimin kimi öldürebileceğini zevkle gösteririm" Belen Alphan da benim gibi yapmacık bir şekilde sırıttı ve çekik gözleriyle de bana meydan okurcasına baktı.
"Asıl hadsizlik yapan sensin. Benim evime gelip benimle bu şekilde konuşma hakkını sana kim veriyor ?" dedi sinirli bir sesle. Uuu.. Sinirlendi. Çok korkuyorum ne yapacağım ben şimdi !
Bu kadını anneme benzettiğim için kendime kızmaya başlıyordum.
"Konuşmam için kimseden izin almama gerek yok."
Sözümü bitirmeden Belen Alphan ayağa kalkıp konuşmaya hazırlandı, ancak ben duruşumu bozmadan sesimi biraz yükselterek konuşmaya devam ettim.
"Ve buraya sizinle sohbet etmeye gelmedim. Bana Cem Ar'la aranızda ne olduğunu söyleyin ?"
Belen Alphan kaşlarını çatı ve bana doğru bir adım attı. Fakat hemen önünde duran kahve tonlu cam sehpadan dolayı bana doğru daha fazla yaklaşmadı. Daha çok sinirlenmişti ve strese girdiğini gözlerine bakınca görebiliyordum. Beyin stres altındayken sempatik sinir sistemini etkinleştirir ki bu da 'Savaş ya da Kaç' tepkisi diye bilinir. Şuanda kendisine 'Savaş yada Kaç' sorusunu sorduğuna emindim.
"Neden bu konuyla ilgileniyorsun ?"
"İlgileniyorum çünkü her gün gizli bir şekilde görüştüğün kişi benim babam." dedim ve bu sırada Belen Alphan'ın beyaz teni daha da beyazlaştı ve gözleri titrerken, ilk başta ne dediğimi anlamamış gibi kaşlarını biraz çatıp kafasını iki yana hafifçe salladı ve ardından bacakları da titremeye başlayınca, arkasında ki koltuğa oturmak zorunda kaldı. Bense hala rahat bir şekilde yüzüne bakıyordum.
"Sen o Ahsen misin ? Gözlerinden anlamalıydım, tıpkı Cem'e benziyorlar." Gözlerimi sinirle kıstım. Ağzından çıkan her söz bir küfür gibi yüzüme çarptı. Babama benziyor olma düşüncesinden nefret ediyordum. Ama maalesef ki gözlerimi gören her insanın bana söylediği ilk şey babamınkilere benziyor oluşuydu.
"Şaşırman bittiyse eğer konuşmaya başla. Babamla aranızda ki şey ne ? Sevgilimizsiniz yoksa arkadaş mı ? yada kırmızı odada sıkça görüşmeyi tercih ettiğinize göre, belki de sende katilsin ve öldürmekten zevk alıyorsun. Söyle bana bunlardan hangisi sensin ?" Evet babam bana hiçbir şey söylememişti ve Pars ailesinden yardım almadığı içinde her hangi bir bilgi edinememiştik. Fakat ben düşünmeyi hiç bırakmamıştım ve Belen Alphan'ın babamla arasında ki ilişkinin az önce saydıklarımdan biri olduğunu düşünüyordum.
Belen Alphan cevap vermedi. Sanki vücudumu ve yüzü ezberlemeye çalışıyormuş gibi bakıyordu. Ayrıca ilk başlarda yüzüne büyük bir şok dalgası yayılsa da şuanda oldukça sıcak bakıyordu, ama bu sıcaklığın yapmacık olduğunun farkındaydım.
"Hala bir şey söylemedin." dedim ve kollarımı karnımın üzerinde birleştirip, işaret parmağımla ritmik hareketlerle koluma vurmaya başladım. Sabrım tükeniyordu.
"Ben oraya -"
"Ahsen toplantı bir saat sonra olacak ve hemen yola çıkmalıyız yoksa geç kalırız." Murat'ın sesiyle Belen Alphan susmuştu ve bende sıkıntılı bir nefes alıp ayağa kalktım. Murat'ın zamanlaması kötüydü ama Pars şuanda önceliğimdi. Bu yüzden Belen Alphan ve babamın arasında ki ilişkiyi daha sonrada öğrenebilirdim.
"Bu konuşmayı daha sonra tekrarlayacağız." dedim sert bir şekilde ve ardından arkamı dönüp Murat'a doğru yürümeye başladım. Yanına ulaştığında ise "Malikanenin güvenliğini sağladınız mı ?" diye sordum. Belen Alphan'dan öğrenmek istediğim sorular vardı ve biz Pars'ı kurtarırken, Belen Alphan'ın tekrar kaçırılmasını istemiyordum.
"Haberimiz olmadan bir kuş bile havada uçamaz."
"Güzel."
Muratla Belen Alphan'ı arkamızda bırakırken malikânenin kapısından dışarı çıktık. Korumalar güneşin altında dizilmiş bize bakıyorlardı. Ateş benle Murat'ı görünce yanımıza doğru geldi ve bu sırada Murat konuşmaya başladı.
"Pars, Belen Hanım için sana güvenip anlaşma yaptı ve bu günde senin sözünü dinliyorsak bunu Pars için yapıyoruz. Kafanda neler planlıyorsun bilmiyorum ve akıl sağlığımı korumak için duymak da istemiyorum, ama eğer sen istediğin şeyi yapamazsan o toplantıda hepimiz ölürüz."
"İçin rahatlayacaksa eğer, bu gün planlarım arasında ölmek yok." dedim kısaca. Ateş büyük bir muziplikle
"İçim çok rahatladı. Peki bizde bu planına dahil miyiz ?" diye karşılık verdi. Bir süre sessiz kalıp düşünüyormuşum gibi yaptım. Bu sırada Ateş'in yüzünde ki alaylı ifade silindi bense hafifçe sırıttım ve geniş omzuna yavaşça dokundum.
''Korkma sizi de bu plana dahil ediyorum.'' diyerek göz kırptım ve arkamda üç sıra halinde dizilmiş korumalara kısa bir bakış attıktan sonra tekrar Ateş ve Murat'a doğru bakıp.
"Beyler izninizle bu sefer işimi sağlama almak istiyorum." dedim ve üç sıra halinde dizilmiş korumakta doğru yürüdüm.
Ellerini arkalarında birleştirerek omuzlarını dikleştirmişlerdi ve hepsi karşıya bakıyordu. Bana en yakın olan korumaya doğru yaklaştım ve gevşeyen siyah kravatını tutup boğulana kadar yukarı doğru çektim. Koruma kokuyla yutkundu fakat hiç bir şey yapamadı.
"Eğer aklınızın küçük bir köşesinde bile bana ihanet etmek geçiyorsa, geçmesin ! Beyler, sizinle açık konuşacağım. Bana hainlik yaparsanız penisinizi kopartıp elinize veririm." Korumalar bir anda dönüp bana baktılar ve ciddiyetle örtülü sert suratımı görünce önlerine geri döndüler. Ancak aralarından biri bana bakmaya devam etti ve bende yavaş adımlarla ona doğru ilerleyip tam karşısında durdum. Bu sırada gözlerini benden çoktan ayırmıştı, fakat dikkatlimi çoktan çekmişti.
"Bana inanmıyor musun ?" dedim ve koruma derin bir nefes aldıktan sonra "İnanıyorum.'' dedi. Kafamı iki yana hayır şeklinde salladım. "Hayır bana inanmıyorsun, ama sorun değil. Kimsenin kafasında bir soru işareti kalmasın diye senin üzerinde deneme yaparak bunu her kese yapabileceğimi göstere bilirim." dedim ve belinde ki silahı bir hızlıca alıp pensinin üzerine tuttum ''Ucundan mı almamı istersin ?'' Silahı biraz yukarı kaldırdım ''Yoksa kökten mi ?''
Koruma anı bir refleksle ellerini pantolonunun önünde birleştirirken arkaya doğru geriledi ve bu sırada hemen arkasında ki korumaya çarptı, kahverengi gözlerinde korku vardı. Murat "Korumalarımı korkutmayı bırak." dedi ve ona doğru döndüm. Murat korkuyla yüzüme bakan korumalara gülmemek için zor duruyor gibiydi ve Ateş'in de Murattan aşağı kalır bir yanı yoktu. Fakat ben şaka yapmıyordum ve eğer beni durdurmasaydı gerçekten de kopartacaktım. Hem de silahla. Kalınlığına göre değişir ama üç kurşunla bunu yapabilirdim.
"Bu silah bende kalacak. Sen kendime başka bir silah bul."
Koruma rahat bir nefes alırken, bense arabalara doğru ilerledim.

