AHSEN
Saatlerdir gözlerim kapalı bir şekilde uzanıyordum. Uyumayı denemiştim ama zaten normal zamanlarda da neredeyse hiç uyuyamadığım için, şimdide uyuyamamıştım. Ayrıca uzun süren bir kaç inlemeden sonra vücudum da ki acı azaldı yada vücudum her zaman ki gibi alıştı. Kafamın üzerinde ki tahtanın kaldırdığını hissettiğimde, kimin geldiğine bakmak için gözlerimi açacaktım ki yüzüme dökülen soğuk suyla bir anda burnum ile ağzım suyla doldu ve nefesim kesildi. Kafamı sağa doğru yatırıp yüzüme dökülen sudan kaçmaya çalıştım ve ağzımda ki suyu tükürüp derin bir nefes aldım. Su kesildiğinde, hemen yüzümün önüme çiğ bir et parçası düştü.
''Yemeğini güzelce ye. Baban açlıktan ölmemen için emir verdi.''
Tepemde ki korumaya baktım, etraf karanlık olduğu için yüzü pek anlaşılmıyordu fakat sesinden oldukça keyifli olduğunu hissediyordum. Babamın adamları beni hiç sevmiyorlar ve hislerimiz kesinlikle karşılıklı.
''Beni fazla sinirlendirme, yoksa sana öyle şeyler yaparım ki hiç doğmamış olmayı dilersin.'' Kelimler zorlukla ağzımdan çıkmıştı ama korumanın tahtayı kapatıp sessizce uzaklaşmasından anladığım kadarıyla, bu cılız sesimle bile onu korkutmuştum. Nede olsa oda şuanda boktan bir durumda olsam da kaçacağımı ve ayrıca kindar ve intikama aşık bir psikopat olduğumu biliyordu. Eğer konuşmaya devam etseydi yakalanacağımı bilsem de onu mahvetmeden buradan gitmezdim. Bu daha önce yaşanmış bir senaryoydu. Yüzüme yapışan saçlarımı tutup arakaya attım. Sırtım uzanmaktan uyuştuğu için yavaş hareketlerle uzandığım yerden kalkıp sırtımı toprak duvara yasladım.
Bu sırada gözlerim çamurlu suyun içinde ki çiğ et parçasında takılı kaldı ve karnım guruldadı. Eğer açlıktan ölüyor olsaydım gururumu bir kenara bırakıp yiyebilirdim ama ölecek kadar aç değildim ve buradan hızlı bir şekilde kaçıp gitmeyi planlıyordum. Bu yüzden karım yemek diye bağırsa da çiğ ete bakmayı bıraktım. Sinir bozucu olsa da aslında yüzümün soğuk suyla yıkanması bana iyi gelmişti ve saatlerce uzanıp vücudumu yeterince dinlendirmiştim. Artık kaçmam için bir çıkış yolu bulmam gerekiyordu. Bu yüzden de ayağa kalktım.
İçinde bulunduğum mezar yanlardan dar ve dikine uzundu.
Toprak duvara tutunup tırmanmayı denedim ama toprak çok yumuşaktı ve tuttuğum yerler parçalanıp yukarı çıkmamı zorlaştırıyordu.
Pes etmeyip bir kaç kere daha tırmanmayı denedim ve hepsinde de başarısız olunca da sinirlenip toprak duvara bir kaç kere yumruk attım. Yaralı ellerim bu vuruşumla sızladı ve daha fazla kan akmaya başladı. Siktir! Daha fazla kendime zarar vermemek için durdum ve derin bir nefes aldım. Sinirlenmenin böyle anlarda hata yaptırdığını bildiğimden, hızlı bir şekilde kendimi toparlamaya çalıştım ve başka bir çıkış yolu aramaya başladım. Bir süre sabit bir şekilde olduğum yerde durup etrafa baktım ve ardından mezarın dar olduğu defalarca kez zihnimde yankılandıktan sonra buradan nasıl kaçacağımı buldum. Önce sırtımı toprak duvara yasladım ve daha sonra da bacaklarımı da karşımda ki toprak duvara yaslamaya çalıştım. Atın arkasında sürüklendiğim için bacağım hala ağrıyordu ve uzun boylu olduğum için bu dar alanda vücudumu bükmem gerekiyordu ve bu da bedenimi fazlasıyla acıtıyordu. Fakat pes etmedim ve bir kaç kere yere düştükten sonra nihayet iki duvarın arasında havada asılı kalmayı başardım.
Dikkatli ve yavaş hareket etmeye özen gösterdim. Sabır genelde bende olmayan bir şeydi ama şuanda fazlasıyla kullanıyordum. İlk başta tüm gücü omuzlarıma yüklerken önce sol ve daha sonra da sağ çıplak ayağımı yukarı kaldırdım. Ardından ellerimden, omuzlarımdan ve hatta başımdan da destek alarak sırtımı ayaklarımla aynı hizaya getirene kadar yukarı süründüm. Bu hareketleri sabırla bir kaç kere tekrarladım ve sonunda mezar deliğini kapatan tahtaya ulaşmayı başardım. Elimden hiç durmadan kan akıyordu, vücudum terle kaplıydı, karnım ağrıyordu ve bacağımı ise artık hissetmiyordum ancak her şeye rağmen hedefime ulaşmıştım ve kazanma duygusu bunca acının içerisinde beni ayakta tutan tek şeydi.
Avcılar pes etmez !
Ellerimi yavaşça toprak duvarın üzerinden çektim ve ardından kafamın üzerinde ki açık renkteki tahtayı son gücümle kaldırıp ittim. Temiz hava yüzüme çarparken, etraf karanlık olmasına rağmen birinin beni görebilme ihtimalini düşünerek hızlı bir hareketle ters dönüp çimenle kaplı yeri serçe tuttum ve ardından vücudumu yukarı çekmeye başladım. Bu sırada vücudum büyük bir acı içerisindeydi ve inlememek için dişlerimi alt dudağıma sapladım ve kanamasına neden alacak şekilde sıkıca ısırdım. Göğsüme kadar dışarı çıktığında bir an durdum ve nefesimle berber küçük toprak parçaları uçuşurken, babamın bana doğru geldiğini gördüğümde sesli bir şekilde "Siktir !" dedim ve canım acısa da kollarıma daha fazla yüklenip bacaklarımı da mezarın içinde ki toprak duvara sürterek yukarı çıkmaya çalıştım.
Fakat ben çukurdan tüm vücudumu çıkaramadan, babam yanıma ulaştı ve anlımın tam ortasına sert bir tekme attı. Bedenim çukurun içine geri düşerken, kafamı mezarın iç duvarına çarptım ve ardından kalçalarım serçe yerle buluştu. Yumruk şekline sıktığım ellerimi sinirle bir kez yere vurdum ve vücudum acıdan yansa da bir kere inlemedim yada kıvranmadım.
"Meleğim, beni hayal kırıklığına uğratıyorsun. Kaçmak için çok fazla bekledin. Yıllar geçtikçe zayıflıyor gibisin."
Kafam şiddetli bir şekilde dönerken, babamın kulağıma gelen bulanık sözlerine cevap vermedim ve gözlerimi kapattım, ancak bacaklarımın önüne düşen iple beraber gözlerimi hızlıca geri açtım.
''Ayağa kalk ve yanıma gel.'' dedi babam emir verircesine.
Bir süre gecenin karanlığıyla örtülenmiş suratına baktım ve ardından sinirle mezarın içine sarkıttığı ipi tutup tırmanmaya başladım. Yüzüme attığı tekmeyi ona ağır bir şekilde ödetecektim ve bu mezardan beni çıkardığı için çok pişman olacaktı.
İçimi büyük bir öfke kaplarken, artık acımı tamamıyla görmezden geliyordum. İçimde ki karanlık serbest kalmak için yalvarıyordu. Serbest kalıp babamın kafasını parçalamak istiyordu.
Başım dönüp, vücudum ağrısa da iple sadece bir kaç saniye sonra tekrar mezarın tepesine ulaşmıştım ve ipi bırakıp elimle vücudumu yukarı doğru çekerken, babam göğsüme tekme attı ve ben tekrar çukurun içine düştüm. Böyle bir hamle beklemiyordum ama bu sefer daha hızlı bir şekilde düştüğüm yerden kalkıp babamın suratına öfkeyle baktım. Beni sinirlendirmeye çalışıyordu ve bunu da başarmıştı. Şuanda gözlerimden alev fışkırdığına emindim.
"Hadi ama meleğim yanıma gel." dedi keyifli sesiyle.
Hiç bir şey demeden büyük bir öfkeyle hızlıca tekrar tırmanmaya başladım ve tepeye ulaştığım da ise babam bana tekrar tekme atacakken, buna izin vermeyip bacağını hızlı bir şekilde yakalayıp sıkıca tutum ve ardından babamın bacağından güç alarak bedenimin tamamını mezardan çıkartıp, kollarımla babamın geniş karnını iki yandan sardım ve arkaya doğru itmeye başladım.
Bir süre arakaya doğru geriledi ama ben bacağıma çelme takınca istediğim gibi yere düştü ve bende üstüne oturup, yüzünü yumruklamaya başladım. Gözüne, burnuna, anlına, dudaklarına ve geriye kalan her sikik noktaya acımadan serçe vuruyordum.
Babam ise bu sırada kollarıyla yüzünü kapatmaya çalıştı, fakat vuruşlarımdan kaçamadı. Bir süre böyle devam ettikten sonra babam beni ince belimden tutup, rahat bir şekilde tüm vücudumu havaya kaldırıp ayaklarımı yerden kesti ve ardından bedenimi kafasının üzerinden arkaya doğru fırlattı. Çimenlerin üzerine yumuşak bir takla atıktan sonra hızlıca ayağa kalkıp babama döndüm. Çoktan ayağa kalkmıştı ve ben yere düşerken kolayca bana saldıra bilirdi.
Fakat o ceketini çıkartıp yere attı ve ardından pırlanta kol düğmelerini açıp, gömleğin kollarını yukarı doğru kıvırdı. Dövüşe hazırlanıyordu. Onu mahvedeceğim! Etrafta ki korumalar bizi izliyordu ama babamdan her hangi bir emir almadıkları için kenarda durup sadece seyrediyorlardı.
Bu görüntüye alışıktılar ve benle babamın dövüşmesini genelde zevkle izlerlerdi. Hatta aralarında ideaya girdiklerine bile emindim ve korumaların büyük bir çoğunluğunun beni tuttuğunu biliyordum. Sonuçta kazanan hep ben oluyordum.
"Benim asi kızım. Aferin sana öğrettiğim gibi kimseye boyun eğmemen güzel ama yine bazı şeyleri unuttuğunu görüyorum. Sana, koşulsuz şartsız bana boyun eğmen gerektiğini öğretmiştim."
Muhtemelen yüzümde ki hayvanı bakışı gördüğü için beni ikinci kez mezarın içine tekme atarak düşürmüştü. Çünkü bu bakış itaat eden bir insana ait bakışlar değildi. Bana yaptığı onca şeyden sonra ona nasıl bakmamı bekliyordu ki ?
"Bir gün eğer sana boyun eğersem, bana bir iyilik yap ve o boynumu yerinden söküp kopar." dedim ve babama doğru koştum.
Konuşmak yerine vurmak istiyordum.
Acı içinde kıvranırken bağırmasını istiyordum.
Benim işkence çekerken atamadığım her çığlığı, onun atmasını istiyordum. Babam benden daha iriydi ama ben ondan daha hızlıydım ve bu yüzden de onunla her dövüştüğümde hızımı kullanırdım. Yanına yaklaştığımda ona vurmam için bir hamle yapmamı bekliyordu ama ben beklemediği bir hareket yapıp yere yan bir şekilde uzandım ve hızın etkisiyle vücudum yerde kısa bir an süründü. Çimenlerin arasında ki toprak havalanırken, bense iki elimle babamın sağ ayak bileğini tutup, arkaya doğru tüm gücümle çektim. Bu hareketle babamın sağ bacağı havaya kalktı ve dengesini kaybetti. Ağzımda ki kanı tükürürken aynı hızla ayak bileğini bırakıp bu seferde baldırını sıkıca tuttum ve esnek bir hareketle ayaklarımı havaya kaldırıp, babamın geniş sırtına sert bir tekme atım. Vücudum ağrı içinde kasıldı.
Babam ise öne doğru yüz üstü düştü. Acı çekiyordum ama pes etmeyecektim ve ona bana yaşattığı her şeyin bedelini ona ödetecektim. Dizlerinin üstüne düşüp hızlıca ayağa kalkmaya çalışan babama yaklaştım ve sol ayağını tutup kırmaya hazırlandım, ancak babam yerden aldığı toprağı yüzüme fırlatınca, toprak gözlerimin içine girdi ve kısa bir an etraf bulanıklaştı. Babam ise bu durumumdan faydalanıp ayağa kalktı ve çeneme sert bir yumruk attı. Kafam arkaya doğru gerilerken, babam hastane önlüğümün yuvarlak yakasını tutup beni kendine doğru çekti ve ardından yüzüme hiç durmadan yumruklar savurmaya başladı. Sert vuruşlardan dolayı sersemleştiğim için ilk bir kaç saniye bir şey yapamadım ama sonra hala etraf dönerken aklıma gelen ilk şeyi yapıp havada asılı duran ayaklarımı hızlı bir hareketle babamın boynuna sıkı bir şekilde sardım. Bedenlerimiz bir birinden hafifçe uzaklaşırken, bacağımla babamın boğazını daha sıkı sardım.
Bu hareketimle babamın dikkati dağıldı ve yakamı bırakıp ayağımı kırarcasına tutmaya başladı, bu sırada etraf hala dönüyordu ve ben etrafı biraz daha döndürmek için ilk başta vücudumun üst tarafını yere yakınlaştırıp bacaklarımı daha çok sıktım. Saçlarım toprağa değiyordu. Kısa bir an böyle bekledikten sonra bacaklarımdan güç alarak üst vücudumu havaya kaldırıp babamın omuzlarında oturdum. Ardından babamın havada asılı duran elini gördüğümde hiç düşünmeden hızlı bir hareketle elini tutup, vücudumu babamın önüne doğru savurdum ve iki saniye sonra benim vücudum yere çarpıp küçük bir ön takla atarken, aynı zamanda bacaklarım hala babamın boğazını sardığı için onunda ayakları yerden kesildi ve oda havada takla atıktan sonra tam önüme serçe sırtı üstü düştü. Yerdeki toprak havalanırken, babamın canı çok acıdığını görebiliyordum ama sırtımdan gelen acı çıtırtıyla bu hareketin benim içinde pekte iyi bir tercih olmadığını anladım. Fakat dinlenmek yada nefes almak için bile beklemeden, karşımda dizlerinin üzerinde ayağa kalkmaya çalışan babama baktım. Yaşlanıyordu.
Arkaya doğru bir kaç adım attım ve ardından hala dizlerinin üzerinde oturan babama doğru koşup kafasının tam ortasına ayak dirseğimle sert bir şekilde vurdum. Babamın kafası sertçe yüz üstü yere düştü ve oda benim gibi kan kustu. Korumalardan bir kaçı ani refleksle öne doğru bir adım attı ama babamın hareket ettiğini görünce geri çekildiler. Vücudumda ki acıya henüz yaklaşmamıştı ama canının yandığı biliyordum. Babam ellinden destek alarak kafasını kaldırıp gülümseyerek bana baktı. Ağzının kenarından ve burnundan kan akıyordu ve anlının ortasında büyük bir morluk vardı. Bende onun gülümsemesine karşılık verip yeni hamlem için ona doğru yaklaştım, ancak babam yere atığı ceketini hızla eline aldı ve ceketin bir tarafını sıkıca tutarken, diğer tarafını küçük bir hamleyle bacağımın arkasından doladı ve ardından o tarafı da tutup kendine doğru çekti. Bu hareketiyle ben yere düştüm ve babam ise ayağa kalktı. Sonrada vakit kaybetmeden beni bacağımdan tutup önce havaya kaldırdı ve ardından da bacağımı bırakmadan bedenimin üst tarafını sertçe yere vurdu.
Sırtımda ki acıdan dolayı anı bir refleksle kafamı yerden kaldırıp öne doğru eğildim ve bu sırada babam bedenimi tekrar havaya kaldırıp, kendine doğru çekti ve ardından kolay bir şekilde boğazımı tutup sıkmaya başladı. Bir süre tüm algılarımı kaybettim ve kendime geldiğimde ise nefes alamıyordum. Gözlerimi sinirle kıstım ve dişlerimi kırarcasına sıkarken, babamın arkasında ki mezarı görmemle aklıma güzel bir plan geldi ve ellerimi gevşettikten sonra gözlerimi kapatıp kafamı öne eğdim. Nefesinin kesildiğini düşünmesini istiyordum ve istediğimde oldu. Babam bir saniye bile beklemeden boğazımı saran elini gevşetti ''Ahsen.'' dedi kısık bir sesle.
Babam bana karşı vahşi olabilir ama asla ölmemi istemez. Babamın tüm gardını indirdiğinden emin olunca, bir anda gözlerimi açtım ve önce yüzüne kafa attım, ardından da karnına sert bir tekme attım. Babam arkaya doğru hızla gerilerken hesapladığım gibi mezarın içine düştü. Mezar doğru yaklaşıp tepeden ona baktım. Babamın bedeni iriydi ve mezar da dar olduğu için yan bir şekilde içine düşmüştü ''Sevgi zayıflıktır.'' diye fısıldadım.
Bu sırada korumalar hızla yanıma yaklaştılar ve bense mezarın içinde ki babama bakım yüksek sesle kahkaha atmaya başladım. Canım çok acıyordu ama babamı mezarın içinde ki görüntüsü acımı gölgeliyordu. ''Ben kazandım.'' Korumalar beni kollarımdan tutarken, babamda uzandığı yerden sinirle ayağa kalktı. Ben kahkaha atarken bütün korumalar babama korku dolu gözlerle bakıyordu. Bir yanları babama yardım edip onu mezardan çıkarmak istiyorlardı ama diğer bir yandan da babamın bunu zayıflık olarak görürse diye yardım ederken ölmek istemiyorlardı. Babam korumaları az da olsa rahatlatarak, yakınlarda ki bir ağaca bağlı olan mezarın içinde ki ipi tuttu ve kendi başına kolay bir şekilde çıktı. Yüzüne tekme atmaya çalışıp onu mezara düşürmeye çalıştım ama korumalar beni durdurup mezarın yanından uzaklaştırdılar. Lanet olası pislikler! Pahalı beyaz gömleği toprakla ve kanla kirlenmişti. Sokak köşelerinde yaşayan bir evsiz gibiydi.
İçimde ki karanlık bu görüntüsünü sevdi ve azda olsa intikamla yanıt tutuşmayı bıraktı. "Yaşlanmak sana yaramamış. Bir kaç hamlede seni etkisiz hale getirdim." dedim büyük bir alaycılıkla. Aslında babam yaşına göre oldukça genç ve güçlü görünüyordu ve eğer onu kandırmasaydım canımı daha çok yakacağını da biliyordum ama yine de sinirini bozmak istiyordum ki zaten korumalarının yanında onu yendiğim için hiç hoşlanmadığını, öfkeyle bakan suratından net bir şekilde görebiliyordum.
"Seni ben eğitim. Bu gün beni yenebiliyorsam, bu benim başarımdır."
Narsist pislik!
''Yapmamı istemediğin bir çok şeyi de yaptım ve bu da galiba senin başarısızlığın oluyor. Demek ki beni iyi eğitememişsin.'' diye cevap verdiğimde babam biraz daha sinirlendi. Kendini o kadar mükemmel görüyordu ki, bu kelimelerim onun canını yakmıştı.
''Götürün !'' diye bağırdı ve kolumu tutan korumalar beni çekiştirerek yürütmeye başladılar. Öfkelendiğim için vücudumda ki acıyı görmezden gelip unutmuştum ama şuanda acımı tekrar tüm iliklerime kadar hissediyordum ve kafam azda olsa hala dönüyordu.
Bir kaç saniye yer altında ki mağarayı andıran karanlık odaya geri getirilmiştim.
Korumalardan biri beni tutarken diğeri ise ayağımı zincirledi. İşleri bittiğinde korumalar odayı terk etmeyip ayakta beklemeye başladılar ve bu hareketleri bana işkence yapacaklarını söylüyordu. Ayaklarım bedenimi taşıyamayacak seviyeye geldiğinde yere bağdaş kurup oturdum ve sırtımı duvara yaslayıp çekeceğim işkencenin getirilmesini sessizce bekledim. Bir kaç saniye sonra üzerine yeni bir beyaz gömlek giyinmiş babam ve bir kaç koruma içeriye girdi. Canım acısa da omuzlarımı dikleştirip, öne doğru düşen kafamı kaldırdım ve sessizce siyah sandalyeye oturan babamı izledim. Bu sırada yanıma dört koruma geldi ve bedenimi düz bir şekilde babamın önünde yere yatırdılar. Babamın bana yapılan işkenceleri, en ön sırada izlemek gibi büyük bir hobisi vardı. Bu sırada Cam gözü görememek beni şaşırttı. Oda babam gibi bana yapılan işkenceleri en ön sırada izlemeyi severdi. Bir koruma bacaklarımı tutarken, diğer iki koruma kolumu ve başımı tutuyordu. Dördüncü koruma ise elinde bir kova su ve beyaz bir bezle ayakta bekliyordu. "Başlayın." dedi babam ve ayakta bekleyen koruma dizlerinin üzerine çöküp beyaz bezle burnunu ve ağzımı kapattıktan sonra bezin üstüne bolca su dökmeye başladı.
Aynı anda da başka bir koruma yüzümde ki bezi sıkıca tutuyordu. Bir süre nefesimi tutum fakat fazla dayanamayıp nefes almaya başladığımda su burnumdan ve ağzımdan içeri girip nefes almamı zorlaştırırken, her bir hücrem yüzümde ki bezi çekmek için çırpınmaya başladı ama vücudumu tutan korumalar zorlansalar da vücudumu bırakmıyorlardı. Boğazımda ki damarların çırpınışlarını hissedebiliyordum ve genzimi keskin bir acı kaplıyordu.
Bir kaç saniye sonra bezi yüzümden çekildi ve derin bir nefes alırken kafam istemsizce havaya kalktı ama arkamda ki koruma sert bir şekilde kafamı tekrar toprak zemine bastırdı. İlk defa nefes alan bir insan gibi oda da ki toprak kokusunu içime çekiyordum.
"Çocukken bir karar aldın ve yıllardır bu kararın yolundan hiç sapmadan ilerledin ama artık çocuk değilsin ve büyüdün. Bence artık bu saçma karardan geri dönmelisin." dedi babam sakince konuşarak. Bir kaç dakika önce sanki hiç dövüşmemişiz gibi davranıyordu.
Bu davranışlarına alışıktım. Ağzımı aralayıp kahkaha atmak istedim ama yapamayınca kısık bir sesle "Siktir git" diye bildim.
Babam sessizce bir süre gözlerime bakarken, yüzü yumuşadı ve ardından konuşmaya başladı. ''Annen hamile olduğunu söylediğinde, içimde daha önce hiç kimseye hissetmediğim bir duygu belirdi ve seni görmeden, ellerimin arasına bile almadan sevmeye başladım. Dokuz ay sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu ve ben saatlerimin çoğunu annenin karnına dokunup seni hissederek geçiriyordum."
Anne kelimesini duyunca, kaşlarımı çattım ve sinirle babamın yüzüne baktım. O ise sakin bir yüz ifadesiyle konuşmaya devam etti.
"İlk tekme atığın anı hiç unutmuyorum. Sana bir şey olduğunu düşünüp çok korkutmuştum ve ben hayatım boyunca hiç o kadar korkmamıştım. Sonra sen annenin karnında büyüdün ve ben senin bir kız olduğunu öğrendiğim an, aklıma bir anda Ahsen ismi geldi. Çünkü sen benim başıma gelen en güzel şeysin."
Ve sende benim başıma gelen en iğrenç şeysin.
"Doğum odasında annenin çığlıklarını dinlerken, kalbim yerinden çıkacakmış gibi hızla atıyordu. Doktor seni eline aldığında, odada büyük bir sessizlik oluştu. Kulaklarım sesini duymak için büyük bir istekle beklerken, sen sessiz kaldın, ağlamadın ve hatta doktorlar senin bir an öldüğünü düşündü ama sen yaşıyordun. Benim küçük meleğim yaşıyordu."
Babam gözlerimin içine bakıyordu, fakat sanki bana değil de anlattıklarını görüyor gibiydi. Yüzünü sıcak ve gerçekçi bir gülümseme kapladı. "Seni kucağıma aldığım o ilk an, dünyam durdu ve etrafta ki sesler kesildi. Eşsiz kokunu içime çekerken, büyük bir özlemle sana sarıldım." Önümde ki koruma babamın sevgi dolu sözleriyle beraber elinde ki beze kısa bir an bakıp tekrar babama odaklandı. Bu korumayı daha önce görmemiştim. Yeni olmalıydı. Bu yüzden de diğer tüm korumalar hiç şaşırmadan babamı dinlerken, o ise oldukça şaşırmıştı. Bende normal bir insan değildim, fakat babamın gözlerinde ki sevginin hastalıklı olduğunun görebiliyordum. Bu öyle bir hastalıktı ki, yavaş ve acıta acıta öldürüyordu.
"İlk emeklediğin, yürüdüğün ve konuştuğun anlar hala aklımda ve biliyor musun? ilk konuştuğunda 'Baba' demiştin ve o an ben kendimi cennetin sahibi gibi hissetmiştim." Bedenimi büyük bir acı kaplarken, babamın bu lanet olası sevgi dolu sözleri acımı artırıyordu. Bu yüzden de kısılmış sesimle araya girdim "Beni manipüle edemezsin." dedim duygusuz bir tonla. Bu sırada babam arkasına yaslanıp kafasını iki yana salladı.
"Sen doğduğun zaman, ben büyük bir heyecanla hastanenin kapısından içeri girmiştim. Fakat iki hafta önce vurulduğunda ve ben yatırıldığın hastaneye geldiğimde, yıllar önce hissettiğim korkuyu tekrar hissetim." Sözleri doğruydu, çünkü bir şekilde gerçekten de korktuğunu hissedebiliyordum.
"Seni hafife aldım. Belen Alphan'ı bu kadar erken bulacağını düşünmemiştim ama sorun değil. İşte yine yanımdasın ve senin kazanmana asla izin vermeyeceğim. Narin ve küçük bedenini büyük bir mutlulukla aldığım hastaneden, hiç bir zaman cansız bedenini almaya gitmeyeceğim." dedi.
Yüzü artık pekte sıcak bakmıyordu. Dudaklarımı hafifçe yukarı doğru kıvırdım "Bütün duygularımı çaldıktan sonra, bu duygusal sözlerine kapılıp pes etmemi mi bekliyorsun ? Bu savaşı sen başlatın ve çok iyi biliyorsun ki her şeyin bir bedeli vardır ve sende hak etiğin bedeli ödeyeceksin." dedim.
Biraz önce boğulduğum için sesim her zaman ki gibi pürüzlüydü ve kısıktı. Sözlerimle babamın kaşları çatılırken sağ elini havaya kaldırdı ve yanımda ki koruma tekrar yüzüme beyaz havluyu bastırıp suladı. Sevgi sözcükleri bitmişti ve işkence tekrar başlıyordu ve açıkçası ben bu işkenceyi daha öncede denemiştim. Koca bir denizin içinde boğuluyor gibiydim ve ne kadar çırpınırsam çırpınayım, dibe batıp boğulmaya devam ediyordum. İşkence esnasında acıya daha fazla dayanamayıp bayıldım.
Uyandığımda ise tek başıma çamurlu yerde uzanıyordum. Vücudumda ağrıyan yerlere boğazın ve burnumda eklenmişti. Bazen hayata olduğuma şaşırıyordum ama galiba ölmememin nedeni alışık olmamdan kaynaklı. O kadar eski bir tarihe dayanıyordu ki bu işkenceler, vücudum zamanla bağışıklık kazanmıştı.
Yalnızlık kokusunu ciğerlerime çekerken, boş gözlerle etrafa baktım ve kollarımdan destek alarak kafamı yerden kaldırdım. Ardından da sırtımı taş duvara yasladım. Bu sırada aklıma Pars geldi.
Bir yandan Pars'ın bana ihanet etmediğini ve babamın bir yolunu bulup beni Pars'ın elinden aldığını düşünüyordum. Fakat diğer bir yandan ise Pars'ın zeki ve güçlü olduğunu bildiğimden, babamın beni kolay bir şekilde alamayacağını düşünüp duruyordum ve bu da Pars'ın bana ihanet ettiğini gösteriyordu. Gerçi her iki ihtimalde de onun canını fena halde yakacaktım. Ondan sadece tek bir şey istedim ve oda beni babamdan korumasıydı ama o bunu yapamadı ve ben de şuanda yer altında bir sonra ki işkencem için sessizce bekliyordum.
Sinirlenip elime toprak alıp ileriye doğru fırlattım ve bu esnada demir kapı hızla açılırken içeriye Ateş girdi. Etrafına baktım. Gözlerim Pars'ı arıyordu ama ondan başka kimse yoktu. Benimle göz göze gelince hafifçe gülümsedi. Ağzım hafif bir şekilde açılırken, kaşlarımı çattım ve arkamda ki duvara tutunup yavaşça ayağa kalktım. Yüzünde ki gülümseme hiç hoşuma gitmedi. Eğer yanında Pars yada başka biri yoksa, bu tek bir anlama geliyordu. "Demek hain sendin." dedim ve bu sırada Ateş elinde tuttuğu silahla bana doğru yavaşça yaklaşıp tam karşımda durdu.


