İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 42 · 16 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 42

🖤 36

AHSEN

Herkes başarısız olduğumda ne yapacağımı merak ediyor.. Bunu kimsenim bilmemesini sağlayacağım. Çünkü ben dünyanın zirvesinde lanet olası bir avcıyım. Kaybetmem, kazanırım.

Yüzüme nazikçe dokunan güneş ışığıyla gözlerimi açtım. Her zaman ki gibi sadece dört saat uyuyabilmiştim. Vücudumun büyük bir kısmı arıyordu ama en çok ağrıyan yerim kalçalarımdı. Bu acıyı dün gece pek fazla hissetmemiştim ama beni odada yalnız bırakıp gittikten sonra ağrısı giderek çoğalmıştı. Beni bırakıp gittiği tekrar aklımda canlanınca sinirlendim. Kesinlikle bir daha ona beni reddetme şansı vermeyecektim. Düşüncelerime dalmışken, odanın açık tonlarda ki ahşap kapısı iki kere tıklatıldı ve bende hızlıca yataktan çıkıp kapıya doğru ilerledim. Dün gece siyah elbisemle uyuduğum için vücudum da rahatsız edici bir his vardı. Kollarımı kısa bir an iki yana açıp esnettikten sonra odanın kapısını açtım.

Murat elinde tutuğu büyük bir kutuyla bana doğru baktı ve gözleri irileşirken arkaya doğru bir adım atıp kısa bir çığlık attı. Bu sırada bende arkama baktım ve neden korktuğunu anlamayıp tekrar irileşen gözleriyle bana bakan Muratta döndüm.

''Ne oldu ?'' dedim kapıya yaslanarak.

Murat yutkundu ve bir eliyle kalbine dokunurken konuşmaya başladı. ''Bu gün hiç aynaya bakmadın galiba, korku filmlerinde içine şeytan girmiş kadına benziyorsun.'' dedi sakinleşmeye çalışarak.

Dün Savaş'ı kurtarırken ve daha sonra yaşanan intikamla elbisem ve saçım biraz dağılmıştı ve kıyafetimle uyuduğum bu durumu daha da kötüleştirmişti ama yine de bunlar Murat'ı bağırtacak kadar korkunç olmazdı. Nede olsa ben her halimle muhteşem olacak kadar güzelim. ''Bence fazla abartıyorsun.'' Hızlıca bir kaşını havaya kaldırırken ''Fazla mı abartıyorum ?'' dediğinde gözlerimi devirdim ve benden kokmasını görmezden gelerek ''Neden geldin ?'' diye sordum.

Murat elinde ki kutuyu almam için bana doğru yakınlaştırdı ve ''Pars gönderdi'' dedi. Kutuyu Murattan aldım ve kapağını açıp içine baktım. Kırık beyaz tonlarında bir elbise ve aynı renkte bir ayakkabı vardı. Normal şartlarda kabul etmezdim ama bu gün çok işim vardı ve eve gidip üstümü deriştireceğim bir zamanım yoktu.

Bu yüzden Pars'a beni reddettiği için sinirli olsam da kıyafeti kabul etmeye karar verdim.

''Yüzünü kutsal bir suyla yıkaman lazım.'' dedi Murat tüm dikkatiyle suratıma bakarken ''Şuanda çirkin olduğumu mu ima ediyorsun ?'' dedim kaşlarımı çatarak.

Murat en son beni sinirlendirdiğinde bacak arasına atığım tekmeyi hatırlamış gibi arkaya doğru bir adım atıp ve ellerini istemsizce pantolonunun önünde birleştirdi.

''Normalde çok güzelsin de şuan çarpılmış gibisin.''

''Seni dün akşam ki gibi havuza mı atmamı istersin? Yoksa bacak arana tekme mi atayım ? Yada bunların dışında başka bir şey mi yapmamı istersin ? Belki de sana en son uçak pistinde söylediğim şeyi yapıp kesmeliyim. Ne dersin ?'' dediğimde ellerimle makas işareti yaparak bacak arasını gösterdim.

Murat yüzünü buruşturup arkaya doğru bir kaç adım daha attı. Muhtemelen Murat sunduğum seçeneklerin hiç birini istemiyordu bu yüzden cevap vermedi. Bende konuyu değiştirerek tekrar konuştum ''Parsa söyle ne kadar adamı varsa bahçede toplasın, annesini almaya gidiyoruz.'' Sözlerimle beraber Murat'ın yüzünde şaşkın bir ifade oluştu ve gözleri irileşti. ''Belen Alphan'ın yerini buldun mu? Nasıl?'' Böyle bir tepki alacağımı biliyordum ve bu yüzden keyfim yerine geldi. Başarı korkusu şimdiden her tarafımı sardı.

''Sonra anlatırım, şimdi hızlı olmamamız lazım.'' dedim ve daha fazla soru sormasın diye kapıyı yüzüne kapatıp odanın içinde yer alan banyoya doğru ilerledim. Dün gece Savaş'ı kurtarmam dışında pek iyi bir gün değildi ama bu gün harika bir gün alacak.

Odanın içinde biraz yürüdükten sonra banyo kapısının yanına geldim ve kapıyı açıp banyonun içine girdiğim an aynada ki yansımamı görmemle elimde ki kutu yere düştü ve kısa bir çığlık attım.

Siktir!

Dün akşam duş almadan uyuduğum için makyajım hala yüzümde duruyordu ve kirpiklerime sürdüğüm rimelim gözlerimin her tarafını kaplamıştı. Ayrıca dudağımda ki kırmızı rujum ise çenemi ve yanaklarıma dağılmıştı ve bu kesinlikle dikkatimi dağıtmak için beni öpen Pars'ın suçuydu. Berbat bir haldeydim ve Murattın neden korktuğunu daha iyi anlıyordum. Aynada ki kadın sanki ben değildim. Gördüğüm görüntüyü bir süre sindirdikten sonra kutuyu yerden alıp geniş lavabo tezgahının üzerine bıraktım. Duş almak istiyordum ama bunun için zamanım yoktu. Bu yüzden suyu açıp hızlıca yüzümü yıkadım ve iyice temizlendiğinden emin olduktan sonra ise üzerimde ki siyah elbisemi çıkartıp, Pars'ın giyinmem için gönderdiği elbiseyi kutudan çıkardım.

Elbise kırık beyaz tonlarında straplez, bel tarafı incilerle süslenmiş pahalı ve mini elbiseydi. Hemen yanında ise elbiseyle aynı renkte ve kumaşa sahip olan kısa Blazer bir ceket vardı. Kıyafetleri giyindikten sonra etrafımda bir tür döndüm. Benim için özel olarak dikilmişçesine bedenime tam oturmuştu ve uzun yapılı bacaklarım ile ince belimi gözler önüne seriyordu. Pars çok dikkatli bir insandı ve bu yüzdende beden ölçülerimi doğru tahmin etmesi beni pekte şaşırmamıştı. Kutunun yanına gidip bu seferde elbiseyle aynı renkte olan sivri burunlu, topuklu ayakkabıları elime alıp giyindim. Rahat ve bir o kadarda şıktılar. Dün akşam ki görüntümden oldukça uzaktım ve çoğunlukla tercih etmeyeceğim bir kıyafetti çünkü babam küçükken beni bir melek gibi gösterdiği için bütün kıyafetlerimi beyaz olacak şekilde alırdı, ancak yine de bunu beğenmiştim. Pars her şeyde iyi olduğu gibi yine iyi bir iş çıkarmıştı.

Lanet olası adam. Beni hala geri çevirdiğine inanamıyordum.

Şuanda hayalarına tekme atmak istiyordum.

Malikanenin kapısından çıktığımda siyah takım elbiseli korumalar tek sıra halinde bahçede dizilmişlerdi. Pars beni görünce hızlı adımlarla yanıma geldi.

''Annem nerede ?'' diye sorduğunda hala hayalarına tekme atma fikri aklımdaydı. Annesinin bulunduğu için hem heyecanlı hem de babamın oynadığı küçük oyundan sonra annesini tekrar kaybetme ihtimalini göz önüne aldığı içinde endişeli gibi görünüyordu. İçimde bir yerlerde uzun zamandır kaybettiğim bir duygu vardı ve bu yüzden Pars'ın şuanda ki hislerini anlıyordum. Annem hala yaşarken bende babam yüzünden onu kaybetme endişesini defalarca kez tatmıştım ve sonra endişem gerçeğe dönüştü. Ancak bu gün Pars'ın bu endişelerinin gerçeğe dönüşmesine asla izin vermeyecektim.

''Çok fazla zamanımız yok, arabadayken konuşalım ve adamlarında arkadan bizi takip etsin.'' dedim ve Pars bu isteğimi ikiletmeden son model zırhlı siyah arabaya doğru ilerledi ve bende onu takip ettim.

Biz arabanın arka koltuğuna binerken, Murat ve Ateş ise ön koltuğa oturdu ve bu sırada diğer korumalarda vakit kaybetmeden diğer arabalara bindiler. Ateş ve Murat'ın bizim arabamızda olması iyiydi, çünkü Pars onların hain olmadığını söylese de ben hala ikisinden de şüpheleniyordum ve bu yüzden gözümün önünde olmaları iyiydi. Gerçi ben odadan aşağıya inene kadar hainin babama zaten Belen Alphan'ı bulduğum haberini ilettiğini biliyordum ve bu da planımın bir parçasıydı ancak bu andan sonra yapacaklarımı iletemeyeceğini ve iletse bile bir işe yaramayacağını biliyordum.

Babamı da, haini de yaptığım planla köşeye sıkıştırmıştım ve onlar farkında bile olmadan bana yardım edeceklerdi. Şoför koltuğunda oturan Murat "Nere gidiyoruz ?" dedi.

Akrepten henüz bir mesaj gelmemişti ve bu yüzden "Dümdüz bir şekilde sür, ben sana haber vereceğim" dedim.

''Anlamadım ?'' dedi Murat bana doğru dikiz aynasından bakarken ve bu sırada arabanın içinde ki bütün gözler bana kilitlendi.

''Sadece sür'' dedim ve bu sefer Murat hiç bir şey söylemeden önüne geri dönüp arabayı çalıştırdı.

''Belen Alphan nerede ?'' diye sordu Ateş ve bu sırada Pars da tüm dikkatiyle bana doğru bakıyordu.

''Birazdan öğreneceğim.'' dedim kendimden emin bir şekilde ve bu sözlerimle üç erkekte bana tekrar hızlıca baktılar.

''Nasıl birazdan öğreneceksin ?'' dedi Pars sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. Arkama rahatça yaslanıp telefonumun ekranına baktım ve Akrepten hala bir mesaj gelmediğini görünce, Pars'a günlerdir düşündüğüm planı fazla acele etmeden anlatmaya başladım.

''Babam Belen Alphan'ı dünyanın her hangi bir yerinde saklıyor alabilirdi ama av zamanından sonra bize verdiği ipucu da, her ne kadar Belen Alphan'ı geri alamasak da İstanbul'da olduğu bilgisini farkında olmadan bize verdi. Babam bu durumu herkesten sakladığı için ve çoğunlukla kimse güvenmediği için Belen Alphan'ı kendine ait bir arazide sakladığını tahmin emek fazla zamanımı almadı. Üstelik onun tek varisi ben olduğum için babamın bütün mülklerinin nerde olduğunu biliyorum. Bu yüzden her mülkünün yakınlarına dün bir kaç adam yerleştirdim.''

Sessizce beni dinliyorlardı ve bense muhteşem planımı zevkle anlatıyordum.

''Şuanda hala içimizde bir hain var ve ben hainleri öldürmek yerine onları kullanmayı seviyorum.'' Murat'a doğru baktım.

Arada bir gözlerini yoldan ayırarak dikiz aynasından bana şaşkınlık ve hayranlıkla bakıyordu. Hain olanlar listemin en tepesinde oda yer alıyordu ama şuanda hiçte bir haine benzemiyordu. Yada sadece çok iyi rol yapıyordu.

''Sana bilerek Belen Alphan'ı bulduğumu söyledim çünkü sen bunun haberini duyurduğunda babam için çalışan adam bunun haberini babama ileteceğimden emindim.''

''Beni kullanarak ortaya bir yem attın.'' dedi Murat ve benim gülümsemem daha da genişledi.

''Evet, öyle yaptım. Babam bu haberi duyduğunda Belen Alphan'ı bulduğuma inanacak ve onun yerini değiştirmek için sakladığı yerden çıkartacak ve bu şekilde bana Belen Alphan'ın nerde olduğunu kendisi gösterecek.''

''Baban ya inanmazsa ?'' dedi Ateş bana doğru dönüp, gülümsemem daha da genişledi. Benim babamı tanıdığım gibi oda beni iyi tanıyordu ve her ne kadar gücümü küçümsüyormuş gibi yapsa da ne kadar güçlü ve zeki olduğumu biliyor ve bu yüzden de Belen Alphan'ı bulduğuma inanacağına emindim. Çünkü babam işini şansa bırakmaz.

''Bir yalana ne kadar çok inanırsan, o yalan doğru olur. Pars annesi için bütün adamlarına emir verdiği zaman bu yalan oldukça gerçekçiydi ve o haininde bu yalana inandığını biliyorum. Babamda onun sayesinde inanacak.'' dedim kendimden emin bir şekilde. Pars bana etkilenmiş gibi bakarken, düşünceli bir şekilde konuştu

''Babanın çok fazla mülkü var. Hepsine aynı anda nasıl kontrol edebiliyorsun?''

Bu plan avdan sonra aklıma gelmişti. Babam bize oyun oynayıp mezarın içinde ki bombaları patlatırken, ondan alacağım intikamı ve Belen Alphan'ın İstanbul'da olduğunu düşünüyordum. Birde Pars vardı tabi. O gün intikam planım için Akrep'in evine gittiğimde, ona verdiğim ilk iş babamdan alacağım intikamımdı. Verdiğim ikinci iş ise Belen Alphan'dı.

''Para karşılığı anlaştığım biri bana yardım ediyor.'' diyerek kısa bir cevap verdikten sonra, Ateş hızlıca aramıza girerek ''Kiminle çalışıyorsun ?'' diye sordu.

''Çalıştığım insanları kimliğini açıklamam.'' diyerek sorusunu geçiştirdim ve bu esnada telefonumun ekranı parladı.

Akrep mesaj atmıştı ve mesaj da Belenin şuanda nerde olduğu yazmıştı. İşte bu kadar !

Gururlu bir şekilde Pars'a doğru döndüm ''Annenin yerini buldular.'' dedim ve ardından Murat'a Belen Alphan'ın konumunu söyledim. Pars, Murat'a ''Hızlan.'' dedi ve ceketini çıkartıp koltuğun kenarına koydu, sonra da bana doğru dönüp sadece benim duyacağım bir ses tonuyla konuştu. ''Teşekkür ederim.'' dedi. Dün gece beni bıraktığı için ona sinirliydim. Üstelik teşekkür etmesini beklemiyordum, ne de olsa bunu karşılıksız yapmıyordum. Ancak yine de bana teşekkür etmesi hoşuma gitmişti. İlk başlarda Pars her ne kadar planlarımı kabul etmese de şuanda gözlerine bakınca annesini sorunsuz bir şekilde yaptığım planımla bulacağımıza emin bir şekilde bakıp, bana sonuna kadar güvendiğini hissettiriyordu.

''Anlaşmada kendi payına düşeni unutma yeter.'' diyerek kısa bir cevap verdim. Pars şuanda bana güveniyordu ama ben hala ona güvenmiyordum. Üstelik onu kendime aşık bile edememiştim. Bu yüzden Belen Alphan'ı bulma planımı da bir ara ertelemeyi düşündüm ancak Pars'ın bana verdiği iki hafta çok çabuk geçti ve bu yüzden Belen Alphan'ı en hızlı şekilde babamın elinden almam gerekiyordu. ''Unutmayacağım ve sende bana güvenmeyi öğreneceksin.'' dediğinde sesi gerçekçi ve kararlıydı.

Bir kaç saniye Pars'ın her gördüğümde beni ilk günkü gibi etkileyen gri gözlerine baktıktan sonra, kendimi toparladım ve önüme dönerek ''Fazla silahı olan var mı ?'' diye sordum ve Ateş hızlıca önünde ki torpidoyu açıp, içinden aldığı silahı bana doğru uzattı. Silahı aldım ve kucağımın üzerine koydum. Babamın adamları Belen Alphan'ı asla bize kolay bir şekilde vermeyecekti. Pars silahı aldığım için huzursuzlandı, muhtemelen yine çatışmaya girmemi istemiyordu ancak bir şey söylemedi. Şuanda babamın nasıl bir halde olduğunu düşünürken, keyfim katlanıp büyüyordu. Kazanmaya çok yaklaştım ve bu babamın kesinlikle beklemediği bir hamleydi.

O benimle daha fazla oynayıp içimdeki karanlığı çıkaracağını düşünüyordu ama ben buna izin vermeden her şeyi sonlandırdım. Belen Alphan'ı aldıktan sonra bir daha babamla hiç bir işim olmayacaktı ve özgür olacaktım. Az kaldı anne. Özgür olmama az kaldı. Bir saat sonra Akrep'in adamlarıyla yolda buluştuk. Babamın adamları hemen önümüzde son hızda yolda ilerlerken Akrep'in adamları da arada mesafe bırakarak onları takip ediyordu ve şimdiye kadar babamın adamlarına fark edilmemişlerdi ama bizim arkamızda koca bir araba konvoyu olduğundan fark edilmemiz fazla uzun sürmeyecekti. Neredeyse şehir dışına çıkmıştık. Akrep'in adamları bizi görünce takip etmeyi bıraktılar. Onların görevi bitmişti artık tüm iş bizdeydi.

Pars ''Daha hızlı sür.'' dedi. Kazanmayı oda en az benim kadar seviyordu. Eminim şuanda bile babam için harika ölüm senaryoları düşünmüştür. Eskiden olsaydı Pars'ı bu düşünceleri için öldüre bilirdim çünkü babama çok seviyordum..

Şuanda da seviyorum ancak artık gözerim gerçekleri görüyor. Bazı sevgiler ölmeyi hak eder. Murat gaz pedalını kırarcasına bastırdı ve bu sırada bedenim hızın etkisiyle arkamda ki deri koltuğa yapıştı. Pars bu halimi görünce hafifçe sırıttı ve beni tutarak yerime geri oturmamı sağladı.

''Dikkatli ol.''

Annesi hemen önündeydi ve bu yüzden de yol boyunca duygusuz olsa da şuanda rahatlamaya başlıyordu. Şuandan sonra hiç bir güç Belen Alphan'ı geri almamıza engel olamayacaktı. Murat öyle bir hızla arabayı sürüyordu ki bir kaç saniyede, önde ki beş arabanın yanına yaklaştık ve bu da babamın adamlarının bizi fark etmesine neden oldu.

Bir süre hızlarını artırıp kaçmaya çalıştılar ama kaçamayacaklarını anladıklarında, camlarını açıp ağır silahlarla arabamızı kurşun yağmuruna tuttular ama neyse ki içinde bulunduğumuz araba kurşun geçirmezdi. Arkamızdan bizi takip eden Pars'ın korumaları da aynı şekilde adamları kurşun yağmuruna tutunca adamlar kafalarını camdan bile çıkaramadı.

''Ara şunları ateş etmesinler !'' dedi Pars bağırarak ve ardından Ateş hızlıca bir kaç tuşa tıklayıp arkada ki korumalara haber verdi. Belen Alphan bu arabaların içindeydi ve bu yüzden de Pars onun zarar görmesini istemiyordu. Bir şey yapmadan oturmaktan sıkılmıştım. Murat son hızda sürmesine rağmen hala önlerine geçememiştik.

Bu duruma son vermek için bir süre düşündüm ve zihnimde bir çözüm canlanınca telefonumdan bulunduğumuz konuma baktım. Bu sıkıcı araba yolculuğunu bitirmenin tek yolu onların önünü kesmekti, fakat dakikalardır babamın adamları bizden öndeydiler ve böyle giderse asla onların önüne geçip durdurmazdık.

Bu yüzden önlerini kesmek için farklı bir yol izlemeliydik.

Bir kaç saniye telefonumdan bulunduğumuz konuma baktıktan sonra biraz ileride kestirme bir yol gördüm ve bunu Pars'a gösterdim. Ne yapmaya çalıştığımı anlayınca ikimizde önümüze döndük ve Pars Murat'a " Sağ tarafta ki yola sap." derken bense Ateşe "Arkada ki adamlara söyle sadece iki araba peşimizden gelsin diğerleri öndeki arabaları takip etsinler." dedim ve Ateş hızlıca adamları arayıp haber verirken, toprak yol gözüktüğünde ise Murat hızlıca o yola saptı.

Pars spor gömleğinin kol düğmelerini açıp katladı ve bende silahımın ehliyetini açtım. Pars annesini bulduğu için heyecanlıydı ama ben kazandığım için ondan daha çok heyecanlı ve mutluydum. Sonunda her şey bitecekti. Toprak yolu dakikalar içerisinde geçtik ve tekrar ana yola çıktık. Tahmin ettiğim gibi onların önüne geçmiştik ve Murat yolu kapatmak için arabaya yan bir şekilde yolun ortasında durdurdu ve bu sırada hemen arkamızdan gelen korumalarda tıpkı bizim gibi yaparak yolu kapattı.

Artık geçiş yoktu ve sıcak çatışma her an gerçekleşe bilirdi. Pars bir an bile düşünmeden arabadan aşağı indi ve bede onu takip ettim.

''Arkamda kal.'' dedi Pars ve belinde ki silahı çıkartıp önüme geçti. Bende ne zaman bunu söyler diyordum. Alayla sırıttım ve öne doğru bir kaç adım attım. Bütün eğlenceyi ona bırakmaya hiç niyetim yoktu. Hareketimle Pars bana yandan bir bakış attı ve bu hareketimden memnun olmadığı belliydi ancak silahı aldığım zaman zaten çalışmaya gireceğimi ve fikrimi değiştiremeyeceğini bildiğinden bu sefer üstelemedi. Yolda bir kaç tane sivil araç vardı. Yolu baştan sona kapattığımız için durmak zorunda kaldılar ama kimse arabadan inmedi. Muhtemelen polisi aramaya başlamışlardır. Bu işi hızlı halletmemiz gerekecek. Bir kaç saniye boyunca yolun üzerinde bekledikten sonra nihayet babamın adamları yolda gözüktü. Bizleri gördüklerine ani bir firen yapıp yolun ortasında durmak zorunda kaldılar.

Arabaları üzerimize sürseler bile yolu kapattığımız için asla geçemezdiler ve etrafta farkında olmadan bize iyilik yapıp yolu daha çok kapatan sivil araçlarda vardı. Birde hemen arkalarında Pars'ın diğer adamları da vardı. Şuanda onları ortada sıkıştırmıştık ve kaçacak yerleri yoktu. Pars öncen ilerlerken hemen akasında Ateş ve Muratta onu takip ettiler. Bense temkinli adımlarla yürüyüp arkadan onları korumaya karar verdim. Babamın adamları arabalarından inerek bedenlerini açık araba kapılarına gizlediler ve ateş etmeye başladılar. Hızlıca bir sivil aracın yanına geçip bende bedenimi gizledim ve ilk bahar güneşinin altında karşımda ki adamları ölmeyecekleri yerlerinden vurarak etkisiz hale getirmeye çalıştım. Şimdiye kadar üç adamı vurmuştum. Yaslandığım aracın içine baktığımda.

En ön koltukta bir kadın ve bir erkek oturuyordu. Arkada ise iki kız çocuğu vardı. Hepsi başını eğmiş kurşunlardan saklanmaya çalışıyordu. Çocuklar ikizdiler ve ikisinin de altın renginde saçları vardı. Onlarla göz göze geldiğimde genişçe gülümseyip göz kırptım. Çocuk oldukları için şuan ki durumu pek anlamıyorlardı ve onlarda bana bakarak gülümsediler.

Bir birlerine benzedikleri için korkutucular ama aynı zamanda sevimliydiler de.

Babamın adamları beni tanımadıkları için bulunduğum yere sıkıyorlardı ve arabada kurşun geçirmez almadığı için çocuklara zarar gelmesin diye arabanın yanından ayrılıp başka bir arabanın yanına geçtim. Normalde umurum da olmazlardı ama bana gülümsediler ve bu yüzden onları sevdim. Bu durum beni açık hedef yapsa da, hiç yaralanmadan tekrar saklanmayı başardım. Bir kaç dakika boyunca silah sesleri hiç susmadı ve buna sivil araçta ki insanların çığlıkları da eklenince ortalık savaş alanına dönüştü. Ancak sayıca üstündük ve Pars gördüğü her hedefi yok ediyordu.

Babamın adamları her şeye rağmen direndiler. Fakat hem arkadan hem de önden etraflarını sardığımız için daha fazla bize direnmediler ve bu yüzden de akıllıca davranarak teslim oldular.

Pars teslim olan kimseye vurmayıp hızlıca arabaların arasında dolaşıp annesini aramaya başladı ve bu sırada en ortada duran arabanın yanına gelince kapı bir anda açıldı ve beyaz yüzü morluklarla kaplanmış, dağınık siyah saçlı bir kadın arabadan kanla kaplı ve yırtılmış elbisesiyle dışarı çıktı. Daha önce kamera kaydından yüzünü gördüğüm için bunun Belen Alphan olduğunu anladım. İstemsizce nefesimi tuttum. Anneme çok benziyordu ve üzerinde ki kanlar bana annemin öldüğü günü hatırlattı.

Pars yerinde dururken, Belen Alphan çıplak ayakları ve ellilerinde ki kelepçelerle zorlukla Pars'a doğru gülümseyerek bir kaç adım attı fakat dengesini uzun süre koruyamadı ve tam yere düşecekken, Pars daha hızlı davranıp Belen Alphan'ı tutu ve kendine doğru çekti.

Etraf sessizleşti ve artık herkes benim baktığım tarafa bakıyordu. Belen Alphan boğazından çıkan hırıltılı bir sesle ağlıyordu. Pars ise annesinin omzunu yavaşça okşuyordu ve durmadan ''Sakin ol her şey geçti.'' diyordu. Bende annemle kavuştuğum zaman, tıpkı şuanda Pars'ın yaptığı gibi sıkıca sarılıp başardım diyecektim.

Başardım.

Gözlerimi bir an bile Belen Alphan'dan ayırmazken genişçe gülümsedim. Tamda bu esnada isteyip de yapamayacağım hiçbir şeyin olmadığını tekrar anladım. İşte bu benim zafer gülüşümdü. Anlaşmanın beni ilgilendiren kısmı son buldu.

Ben kazandım, her zaman kazanırım !

Belen Alphan ve Pars'a doğru bakıp yanaklarım ağrırcasına gülümserken, bu sırada bir korumanın hareketlenmesiyle dikkatim dağıldı. Her kes benim gibi onları izlerken sadece bir koruma yürüyerek Pars ve annesine doğru ilerlemeye başladı. İçimde tehlike alarmları çalmaya başladığında bende siyah saçlı koruma gibi Pars ve Belen Alphan'a doğru yürümeye başladım. Murat duyguyla dolup taşan gözlerini Pars ve annesinden ayırıp bana doğru döndü ve ne için tedirgin olduğumu anlamış gibi "Sakin ol bu bizim korumalarımız. Yıllardır yanımızda çalışıyor." dedi ancak bu sözleri beni rahatlatmadı. Bir terslik vardı. Buna emindim.

Bu yüzden Murat'ın ne dediğini umursamadan Pars'a doğru sakin adımlarla yürümeye devam ettim. Korumada garip bir şeyler vardı. Elinde ki silahı sıkı bir şekilde tutmalarına rağmen, elleri titriyordu ve gözlerinde ise korku vardı. Bu korkuyu defalarca kez gömüştüm.

Bu ölüm korkusuydu.

Pars ve annesine yeterince yaklaştığında yerinde durdu ve yüksek sesle konuşmaya başladı, bense silahımı daha sıkı kavrayıp adımlarımı hızlandırdım.

Siktir !

Bir şey olacak.

''Cem Ar'ın selamı var.'' dedi bir koruma ve ardından elinde ki silahı Pars'a ve annesine doğrulttu. Bense hiç düşünmeden Pars'ın önüne geçtim ve elimde ki silahla korumaya ateş ettim. Ancak etrafta duyulan tek silah sesi bana ait değildi. Karşımda ki adamda benimle aynı anda ateş etmişti ve ben onu bacağına sıkarken, o ise karnıma sıkmıştı ve durmadı. Bacağına sıktığım için acı içinde inlerken bir kere daha sıktı. Pars'ın ve Belen Alphan'ın önüne durduğum için ikinci kurşunda tekrar karnıma saplandı. Dizlerimin önüne çöktüm ve önce kanımın tadını aldım, sonra ise kan kusmaya başladım.

''Ahsen !''diye bağırdı Pars aydınlık gökyüzü delercesine. Boğazımı dolduran kanla zorlukla nefes alırken, kafam aşağı doğru indi ve o an beyaz elbisemin kanla kaplandığı gördüm. Ardından dengemi koruyamayıp kafam öne doğru biraz daha düşerken yanağımda sıcak bir el hissetim. Bu sırada Ateş'in yüzünü gördüm, öfkeli suratıyla biraz önce bana kurşun sıkan adama sıkarken şarjörünü boşaltı. Silahının içinde mermi kalmadığında ise bakışları beni buldu ve bu sefer öfkeli yüzü endişeyle kaplandı.

''Arabayı getirin !'' Pars sanki hemen yanımda değil de uzaklardan bağırıyormuş gibiydi ve acıyla yanan bedenimin taşındığını hissediyordum. Yüzümü zorlukla Pars'a doğru çevirdim ve hafifçe gülümsedim.

''Sakın ölme, duydun mu beni ? Ölme !''

Bölüm sonu

8 yorum

  • Abi sonu.. yani ahseninde bir b�l�m y�z� g�ls�n be

  • Yeni bölüm ne zaman gelecek ben bu merakla yaşayamam help meeeee

  • Bir bokluk olacağı belliydi ya annesini alamayacaklar dedim yaa hirdey olacak dedim tabi Ahsene bir şey olacağını düşünmemiştim ama kesin bir şey olacak dedim ahsende şansızlık var

  • Bir bokluk olacağı belliydi ya annesini alamayacaklar dedim yaa hirdey olacak dedim tabi Ahsene bir şey olacağını düşünmemiştim ama kesin bir şey olacak dedim ahsende şansızlık var