İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 41 · 25 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 41

🖤 35

AHSEN

Alphan malikanesinin, arka bahçesine bakan terasında otururken elimle omzumu tutup sert hareketlerle okşadım. Omzum ve sırtım sızlıyordu. Hava da hafif bir soğukluk vardı ve dış mekan aplikler koça bahçeyi hafifçe aydınlatırken, fıskiyeler ise çimenleri ıslatılıyordu. Güzel bir evi ve aynı şekilde güzel büyük bir bahçesi vardı.

Duyduğum ayak sesiyle yüzümü terasın kapısına doğru çevirdim ve Parsı gördüm. Dövüşürken kan içerisinde kalmış ve buruşmuş gri takım elbisesini değiştirmişti ve onun yerine siyah bir takım elbise giyinmişti. Benim ise üzerimde hala dövüşürken yıpranmış siyah elbisem vardı ve hala seksi gözüküyordum. Ayrıca kıyafeti yüzünden yarasını göremesem de, bir kaç dakikadır beni burada beklettiği için omzunda kurşun yarasını iyileştirdiğini biliyordum.

Ona yarasını dikmeyi teklif etmiştim ama o yorulduğumu söyleyerek bu teklifimi nazikçe reddetmişti. Aslında sormayacaktım ama bu gün bana çok yardım etmişti ve bir yanım yarasını merak ediyordu. Bu yüzden ''Omuzun nasıl ?'' diye sordum umursamaz bir şekilde.

Bu sırada Pars varla yok arasında gülümsedi.

''En son minnettar kalmayacağını ve üzülmeyeceğini söylemiştin. Fikrini mi değiştirdin ?''

''Sadece sordum. Buna derin anlamlar yükleme.'' dediğimde Pars'ın gülümsemesi genişledi. Bana inanmıyormuş gibi bakıyordu ve bu sinir bozucuydu. Ancak gülümsemesi o kadar güzeldi ki dikkatimi dağıttığından yeterince öfkelenemiyordum.

''Kurşun sıyırıp geçmiş, iyiyim.'' dediğinde hiçbir şey söylemedim ve sözlerini umursamıyormuş gibi davrandım. Ancak içten içe verdiği cevaptan tatmin olmuştum. Ben cevap vermeyince de, Pars konuyu değiştirip "Sana dövüşmeyi ve silah kullanmayı kim öğretti ?" diye sordu ve elinde ki siyah şalı bana doğru uzattı.

"Babam ve isimlerini unuttuğum bir çok insan." diyerek cevap verdim ve elinde ki şalı alıp önce sırtımdan doladım ve daha sonra da göğsümü örttüm. Ardından koltuğa biraz daha yerleştim. Vücudumun rahatlamaya ihtiyacı vardı.

Bende aynı şekilde Pars'a ''Sana kim öğretti ?'' diye sordum.

Bu akşam Murattan sonra ilgimi çeken bir diğer kişide Parstı. Hareketleri profesyoneldi ve insanların zayıf noktasını saniyeler içerisinde bularak nereye vuracağını iyi biliyordu.

''Babam ve ismini unuttuğum bir çok insan.'' diyerek benimle aynı cevabı verdi ve bu sıra da aramızda kısa bir sessizlik oluştu.

Koltukta oturduğum için Pars'ın yanında daha çok küçülmüştüm ve boyum 1.75 olmasına rağmen, kendimi onun karşısında bir an karınca gibi hissetim. Gözlerimi Pars'ın etkileyici gözlerinden ayırmadan, yanıma oturması için koltuğun kenarına kaydım ve tekrar konuşmaya başladım.

"Ateş ve Murat onları babama teslim etti mi ?"

Elimden geldiğince umursamaz bir tavırla sormuştum. Pars tepeden beni izlemeye bir son verip, yavaşça yanıma oturdu. Oturduğum koltuk iki kişilik ve oldukça geniş olmasına rağmen, Pars geniş omuzları ve iri vücuduyla koltuğun her tarafını kapladı. Hemen karşımda da bir koltuk vardı ama muhtemelen ben kenara kaydığım için Pars yanıma oturmasını istediğimi anlayarak hemen yanıma oturmuştu. Normalde insanları tehdit etmediğim sürece yakın durmayı sevmezdim ama Pars'ın şuanda bana fazlasıyla yakın oturması rahatsızlık vermiyordu.

"Evet, bir kaç dakika önce Cem Ar'ın malikanesinin önüne bırakmışlar"

Ağır ağır kafamı ileri geri salladım. Savaş benim tarafımda olmayı seçtiğinde onu ilk başta istememiştim çünkü ona zarar gelmesini istemiyorum ama o çok inatçıydı ve sonunda istediğini almaya da başarmıştı. Bu gün ise onu kaybetmeye çok yakındım ve onu kaybetmeyi düşünmekten bile nefret ediyordum.

"Handeyle aramızda ki ilişki, sadece bir anlaşmadan ibaret."

Pars'ın sesini duyunca düşüncelerimden sıyrılıp ona doğru döndüm ve neden böyle bir şey söylediğini anlamadım. Pars'ın ilk defa sert bakmıyordu, gözlerinde bir sıcaklık vardı. Ayrıca Handeyle aralarında ki ilişki beni ilgilendirmese de, yine de biraz merak etmiştim.

Bu yüzden daha önce ki seferlerde sözünü kesin onu durdursam da bu sefer konuşmasına izin verdim.

"Hande'nin babası Rıfat Alsak bundan bir yıl önce Handeyle evlenmemi istedi. Güç evliliği olacaktı."

İki güçlü aile çocuklarını evlendirerek güçlerini birleştirip daha çok güçleniyorlardı. Bu bizim dünyamızda sıkça görünen bir olaydı.

"Bu teklifi hiç umurumda olmadı çünkü ben yeterince güçlüyüm ve onun gücüne ihtiyacım yoktu. Ancak bir gün Hande karşıma çıktı ve zor durumda olduğunu, eğer onunla beraber olmayı kabul etmezsem babasının ona neler yapacağını anlattı. Çaresizdi ve benden medet umuyordu. Bende onunla bir anlaşma yaptım ve sonra da onunla sevgili olmayı kabul ettim."

Pars'ın hareketlerine bakınca Handeye karşı bir şey hissetmediğini anlayabiliyordum ama Hande kesinlikle Pars'ı seviyordu ve onu gerçek sevgilisiymiş gibi sahipleniyordu.

Pars cebinden sigara paketini çıkartıp, bir sigara yaktı ve ardından bana doğru uzattı. Bende paketin içinden bir tane alıp yaktım.

Bu sıralar bu olay çok fazla yaşandığından sigarayı alırken hafifçe gülümsedim. Anlaşma yaptığımız günden sonra sürekli ondan sigara almaya başlamıştım.

"Yani benle Hande'nin arasında ki tek şey, karşılıklı bir çıkar ilişkisi. Hande benim sayemde zarar görmüyor ve bende Rıfat Alsaktan bazı bilgiler alıyorum." dedi ve sustu. Tepkimi ölçmeye çalışıyordu. Anlattığı gerçekler hoşuma gitse de ona umursamaz bir şekilde baktım. Pars Hande'nin nasıl zarar göreceğini söylemedi ve açıkçası Handeden hiç hoşlanmadım ama Pars'ın yerinde olsaydım, kızını güçsüzleştiren ve onu güç için satan babasını öldürürdüm.

Pars yine zihnimi okuyormuş gibi ''Bir kadının böyle bir duruma düşürülmesinden bende hiç hoşlanmıyorum ve Alsak ailesini tek bir sözümle yer yüzünden yok edebilirim. Ancak Hande bunu istemedi.'' Zihnimi okuması hem sinir bozucu, hem de korkunç bir hal almaya başladı. Normalde ben duygularımı çok iyi gizliye bilen bir insanım ama Pars bir şekilde ne düşündüğümü yüzüme bakarak anlayabiliyordu. Bu durum gerçekten korkutucuydu. Kendimi çıplak gibi hissediyordum.

Düşüncelerimden sıyrılarak, merak ettiğim şeyi sordum.

"Bunu bana neden anlatıyorsun? Yoksa Handeyle aramızda hiç bir ilişki yok diyerek bana aşkını mı ilan edeceksin ?''

Pars sözlerimi duyduğunda bir an duraksasa da, hemen ardından hafifçe sırıtıp kafasını iki yana 'Hayır' şeklinde salladı.

Verdiği cevap hiç hoşuma gitmedi.

"Senin de değin gibi 'Her şey karşılıklıdır' Ben sana bir şey anlatım ve sende bunun karşılığında bana bir şey anlatacaksın." Kaşlarımı çattım. Bana tehlikeli diyor ama onunda benden aşağı kalır yanı yok.

Üstelik de kurnaz.

"Bu bilgi benim hiç bir işime yaramaz." dedim itiraz ederek.

"Benimde senden öğrenmek istediğim bilgi hiç bir işime yaramayacak." diyerek omuz silkti. Gözlerimi Parstan ayırmadan, sigaradan derin bir nefes aldım. Pars'ın işine yaramayacağı bir bilgiyi öğrenmek istemesi kulağıma pekte gerçekçi gelmiyordu ama neyi soracağını da merak ediyordum.

Bu yüzden de "Tamam sor." dedim.

Pars duruşunu düzelti. Ne soracağını biliyordu fakat nasıl soracağından emin değil gibiydi "Annen.." deyip sustu. Pars'ın ağzından çıkan kelimeyle bir anda tüylerim ürperdi ve yutkundum. Pars ise kısa bir an durduktan sonra devam etti sözlerine "Annen nasıl öldü?" Elimde ki sigara parmaklarımın arasından düşmesin diye daha sıkı tuttum ve bir süre Pars'ın suratına boş gözlerle bakarken, ağzından çıkan kelimeleri anlamaya çalıştım. Bu sırada o tekrar konuştu.

"Hangarda baban hakkında bilgi verirken, anneni onun öldürdüğünü söylemiştim. O an yüzünü görmesem de sesin de ki acıyı hissetmiştim ve canını yakan şeyin ne olduğunu merak ettim."

Pars'a bakmayı bırakıp, önüme döndüm ve sigaradan tekrar derin bir nefes aldım. Normalde annemin konusu açıldığında sinirlenirdim ama bu sefer içimde bir burukluk vardı. Çünkü daha önce hiç kimse bana annemin neden öldüğünü sormamıştı. Genelde onun beni öldürmeye çalıştığını söyleyip, bildiğim bir gerçeği bana anlatmaya çalışırlardı. Pars sessiz kaldı. Bu konuda beni zorlamak istemediği belliydi ama yine de sesinde ki meraklı tondan öğrenmek istediğinin de farkındaydım.

Bu konu hakkında kendimle bile konuşmayalı çok uzun zaman olmuştu. Derin bir nefes aldım. Pars'a anlatmak zorunda değildim. Fakat bir yanımın kazanmaya bu kadar çok yaklaşmışken, bu konuyu sesli bir şekilde konuşma zamanımın geldiğini söylüyordu. Ayrıca Pars hayatımda tanıdığım en tehlikeli adamlardan biriydi ama onunla konuşurken kendimi rahat hissediyordum. Sanki saatlerce koşmuşum gibi kalp atışım hızlanırken, gözlerim yeşil çimenlerde takılı kaldı ve kelimeler birer birer ağzımdan dökülmeye başladı.

"Bir keresinde babam beni çalıştığı adamların yanına götürdüğünde, arabayla bir okulun bahçesinden geçmiştik. Çocuklar oyun oynuyordu ve kahkahaları her tarafı sarmıştı. O gün onları gördüğümde, bende onlar gibi eğitimimi evde değil de okulda almak istedim."

Duyduğum içten kahkahaları çok kıskanmıştım ve bu benim hayatta ilk defa kıskançlık duygusunu hissettiğim andı.

"Eve geldiğimizde babamın karşısına geçtim ve okula gitmek istediğimi söyledim. Babam ilk başta karşı geldi ve beni dışarıya çıkarmamakta kararlıydı. Fakat sonra üzüldüğümü görünce, sadece iki aylığına okula gidebileceğimi söyledi."

Babam benim haricimde herkese bencildi, fakat beni taparcasına sevdiği içinde üzülmeme katlanamayıp, bu isteğimi kabul etmişti. Okula gideceğimi öğrendiğim gün heyecandan hiç uyuyamamıştım.

Psikopat olduğum için dünyadan o kadar çok soyutlanmıştım ki, nihayet beni soyutladıkları dünyaya girmek kendimi insan gibi hissetmeme neden olmuştu. Bıçaklar yerine kalemle eğitim görecektim. Bir canavar gibi değil, bir çocuk gibi muamele görecektim.

"Tabi babamın üç tane şartı vardı. Birincisi babamın adamları gelene kadar okuldan çıkmam yasaktı. İkincisi, ismim ile kimliğim sahteydi ve gerçek kimliğimi yada ailem kim olduğu hakkında kimseye bilgi vermeyecektim. Üçüncüsü ise arkadaş edinmeyip, hiç bir yaşıtımla konuşmayacaktım. Okula gitmeyi çok istiyordum ve bu yüzden de bütün şartlarını kabul ettim."

Anlatırken cümlelerim birer görüntü haline geliyordu ve ben sanki o günü tekrar yaşıyor gibiydim. Babamın sesi zihninde yankılandı.

'Her hatanın bir bedeli vardır'

"İlk başlarda her şey sorunsuz ilerliyordu. Fakat bir ayın sonuna geldiğimde babamın benden istediği son şartına uymayıp sınıfımda ki bir kaç öğrenciyle arkadaşlık kurdum."

Okula gittiğim günler annem benden daha mutluydu, çünkü nihayet normal bir çocuk olma yolunda ilk adımı mı atığımı düşünüyordu. Her sabah beni öperek uyandır ve saçlarımı özenle tarayıp örerdi.

O zamanlar hayatımın en güzel günleriydi.

O zaman annemin beni sevdiği tek anlardı.

Bana canavar olduğumu söylemediği tek anlardı. Ancak sonra o gün geldi ve bu güzel şeylerin hepsi bir anda sona erdi.

"Okuldayken babamın beni görebileceği ihtimalini düşünüp, dışarı hiç çıkmazdım ve okul çıkışlarında ise hiç bir arkadaşımın yanıma gelmesine izin vermeden, hızlı adımlarla okuldan çıkıp giderdim."

Pars annem hakkında soru sormasına rağmen, neden okul hayatım hakkında konuştuğumu sorgulamadan sessizce beni dinliyordu ama zaten birazdan neden anlatmaya bu şekilde başladığımı anlayacaktı. "Ancak tekrar okuldan çıktığım bir gün, sınıf arkadaşlarım bir anda önümü kestiler ve beni sinemaya davet ettiler. Gülümseyerek suratıma bakarlarken onları yanımdan kovamadım ve bende aynı gülümsemeyle onlara gelmeyeceğimi söyleyip hızlı adımlarla okulun kapısında beni bekleyen arabaya doğru ilerledim."

Arabaya doğru attığım her adım kalbimi biraz daha hızlanmasına neden olmuştu. Sürekli kendi kendime şöyle demiştim; Şoför babama bir şey söyler mi ? Şoför beni gördü mü ?

Keşke sadece şoför görseydi, belki o zaman bu işten kurtulma payım olurdu.

"Arabanın kapısını açtığımda, babamın bana gülümseyerek bakan suratıyla karşılaştım. Kendi gözleriyle kurallarına uymadığımı görmüştü."

''Baban neden onlarla konuşmanı istemiyordu ?'' dedi Pars.

''Babam beni taparcasına sevdiği için, herkesten kıskanırdı ve hatta bazen annemden bile. Bilirsin bencil bir insan değerli bir şey bulursa, onu kimseyle paylaşmak istemez ve ben babam için çok değerliydim.'' dedim. Pars bu seferde "Baban kuralına uymadığını görünce ne yaptı ?" diye sordu ve bu sorusuyla beraber zihnimde bir kaç duygu canlandı.

Bir insan zamanla yüzleri, isimleri, sesleri ve hatta olayları bile unutabilir. Fakat bunların ona ne hissettiğini asla unutamaz.

O gün babam gülümseyerek suratıma bakarken. Korku, endişe, mutluluk, öfke, pişmanlık, panik, üzüntü ve zevki aynı anda iliklerime kadar hissetmiştim.

"Arabanın içine girecekken beni durdurdu ve elime bir levye tutuşturdu."

Pars kaşlarını çattı "Levye mi ? Neden?"

Sigara paketinin içinden, bir sigara daha aldım ve yaktım.

"Levyeyle onlara vurmamı istedi ve bende dediğini yaptım." dedim sakin bir ses tonuyla ve bu sakinlik midemi bulandırdı.

Bu sırada Pars ağzımdan çıkan kelimeleri anlamamış gibi suratıma bakarken, bense o anı tekrar yaşıyor ve sanki elimde bir levye tutuyormuşçasına parmaklarımı avucuma sıkıca bastırdım. Babamın bana yaptırdığı şeylerde, her zaman bir şeyimi kaybederdim ve bu olayda ise normal bir insan gibi yaşama umudumu kaybetmiştim.

Elimde ki demir levyeyle beraber ağır adımlarla okulun bahçesine geri gittiğimde ve bana gülümseyerek bakan yüzlere vurmaya başladığımda, benimde canım onlar kadar acımıştı.

Fakat aynı zamanda bundan zevk de almıştım.

Evet, ben böyle biriyim işte. Ruhumun bir tarafı aydınlıkta, diğer bir tarafı ise hep karanlıkta. O gün havada uçuşan çığlıklar bir ok gibi kalbimi delerken, vurmuştum. İçimde ki karanlık kahkaha atarken, ben acı içinde kahkaha atarak vurmuştum. Annemin özenle ördüğü saçlarım bozulmuştu, çocukluğum ve geriye kalan her şey onlara her vuruşunda biraz daha silinip gitmişti ve geriye sadece yere dökülen kanlar ve içimde ki canavarın kahkahaları kalmıştı. Birde babamın memnun bakışları.

"Neden itiraz etmedin ?"

Çocukların korku içinde ki çığlıkları zihnimi doldururken, acı bir şekilde gülümsedim.

"Eğer itiraz etseydim, daha kötüsü olurdu. Babam kendi hallederdi ve benim gibi onları yaralamaz, hepsini öldürürdü. Ancak sadece onlarla da yetinemez daha sonrasında bana ve anneme de zarar verirdi." diyebildim sadece.

"Peki sonra ne oldu ?" Pars'ın buz gibi sesi tenimi dondurdu.

"Kimse onları elimden alamadı ve beni durdurmak için gelen herkeste onlarla aynı kaderi paylaştı. Oradan ayrıldığım da ise geriye kalan tek şey havada uçuşan çığlıklar ve yerde ki kan birikintisiydi. Babam da yaratığım kaostan mutluydu ve tatmin olmuştu. Böylece arabaya bindim ve olanlar hiç yaşanmamış gibi eve gittik."

"Eve vardığımızda ise annem kana bulanmış kıyafetlerimi görünce, önce bana bir şey olduğunu zannedip korktu.'' Hafifçe gülümsedim. Oysa annem her zaman sadece benden korkardı ama o gece ilk defa bana bir şey oldu diye korkmuştu.

''Fakat bu fazla uzun sürmedi. Babam yaratığım vahşeti büyük bir zevkle anlatmaya başlayınca, annemin korku dolu bakışları daha da büyüdü ve bu seferki korkusu tamamıyla banaydı."

Cümlemin sonlarına doğru boğazım kasıldı ve nefesim hafifçe kesilirken zorlukla yutkundum. Önce beni tutan elleri titremişti, sonra ayağa kalkıp arkaya doğru bir kaç adım atmıştı ve kafasını 'hayır' şeklinde sağa ve sola salamaya başlamıştı. Annem bana her zaman canavar söylerdi ama çoğu zaman bunu içten bir şekilde söylemezdi. Yani en azından ben öyle hissederdim. Fakat o gün ilk defa canavar olduğumu tüm benliğiyle kabul etmişti ve bana da aynı şekilde o gün kabul ettirmişti canavar olduğumu.

Pars büyük bir sakinlikle yüzüme bakarken, boğazımda ki rahatsız edici acının biraz olsun geçmesini bekledim ve tekrar konuşmaya başladım. "Sonra annemin bu korkusu nefrete dönüştü ve babamın belinde ki silahı alıp önce babamı bacağından vurdu ve ardından da silahı bana doğrultu. O an babam acı içinde koltuğun üzerine devrilirken yada annem silahı bana doğrulturken hiç bir şey yapmadım ve sadece sessizce annemin bana öfkeyle bakan suratına baktım." Pars buz gibi bakarken ben her zaman gülümserdim, fakat şuanda ikimizin de yüzü aynıydı ve ben ne kadar çabalasam da gülümseyemiyordum. Çünkü babam bana fiziksel işkence çekerken gülümsemeyi öğretmişti ama duygusal işkence karşısında nasıl güleceğimi öğretmemişti.

"Annem gözlerimin içine baktı ve şöyle dedi; 'Canavar' sonra da bir an bile düşünmeden tetiği çekti, fakat babam son anda ayağa kalkıp silahın yönünü değiştirdi. Böylece kurşun yanımdan geçip gitti ve annem beni ıskaladı."

Titreyen ellerimi şalın içine koyup gizledim. Canım acıyordu ama sanki sesli bir şekilde anlatınca aynı zamanda da rahatlıyor gibiydim. Bu yüzden de durmadım ve anlatmaya devam ettim.

"Bir süre annem ve babam boğuştular ve ardından babam annemin elinde ki silahı aldı ve bu seferde o ateş etti. Kurşun annemin göğüslerinin tam ortasına geldi ve ayaklarımın dibine düşüp öldü."

Annem kafasını sert zemine çarpıp, bir an olsun gözlerimden ayırmadığı gözlerine bakarken, gövdesinden akan kanlar ayaklarımın önüne bir kırmızı halı gibi serilmişti.

O an ağlamak istemiştim ama ağlayamadım, bağırmak istemiştim ama ağzım açılmamıştı. Ruhumun bir parçasını kaybetmiştim ama hiç kimse görmemişti.

O günden sonra bütün günler aynıydı.

Annem o gerçekten ölmüştü, bense yaşarken ölmüştüm.

"Yani annen seni öldürürken mi öldü ?" dedi Pars yargılayıcı bir tonla.

"Neden her kez annemi yargılıyor ? Anlamıyor musunuz ? Her şey benim suçumdu. O sadece korkmuştu ve bu yüzden de doğru düşünemiyordu." dedim sinirli bir ses tonuyla. Pars kısılmış gözleriyle bana bakarken hiçbir şey söylemedi.

"Neden böyle bakıyorsun ?" dedim kaşlarımı çatıp.

"Seninle tanıştığımızdan bu yana ben ne zaman duygularımla hareket etsem çoğu zaman dile getirmesen de bana yargılayan gözlerle baktın ama şimdi sende mantığınla değil de duygularınla hareket ediyorsun.''

"Saçma. Bu konuya duygusal yaklaşmıyorum." dedim hızlıca.

Duygulardan nefret etsem de bir psikopat olamama rağmen onlara sahip olduğumu biliyordum ve ben zekamla mı yoksa duygularınla mı karar verdiğimi anlayacak bir insandım. Fakat Pars'ın bakışlarından verdiğim cevaba inanmadığını görebiliyordum. Yüzümü buruşturdum ve önüme geri döndüm.

Bu sırada Pars tekrar konuştu. "Annenin ismi ne ?" Zorda olsa da ağzımı araladım ve "Banu" dedim.

"Soy ismi ne ?"

"Ar."

"Hayır, babanla evlenmeden önce ki soy ismini soruyorum." "Bilmiyorum, annemin ailesi hakkında pek fazla konuşmazdık." dedim ve Pars sessizce kafasını sağlamakla yetindi. Ardından düşüncelerimi sesli bir şekilde dile getirmeye başladım.

"Annem ailesinin sadece çok güçlü olduğunu anlatırdı ama isimlerini söylemezdi ve bende bu konunun üzerine pek gitmezdim. Fakat annem öldükten sonra ailesinin gelip babamdan hesap sormasını bekledim ama kimse gelmedi. Galiba annemi pek sevmiyorlardı yada onlarda diğer herkes gibi babamdan korkuyordu."

Alışıktım aslında insanların beni ve annemi görmezden gelmesine ama yine de bir umutla mezarı bile olmayan annemin intikamını almaları için yıllarca bekledim, fakat kimse gelemedi. Sonra bende beklemeyi bıraktım. Çimenleri ıslatan fıskiyeler etrafa güzel bir toprak kokusu yaymaya başlamıştı. Derin bir nefes aldım.

Bu koku beni sakinleştiriyordu.

Bu sırada Pars'ın sıradan ama ona çok yakışan odun ve deri kokusu da burnumu doldurdu. Yıllar olmuştu annemin ölümü hakkında konuşmayalı ve hatta bazen kendimle bile konuşmazdım bu konuyu ama bu günlerde çok fazla duymaya başlamıştım ve her ne kadar annemin ölümünü sesli bir şekilde dile getirmem beni zorlasa da, amacımı bir kere daha hatırlatıp içimde ki kazanma isteğini körüklemişti. Annem hakkında yeterince bilgi verdiğimi düşünüp, Pars'a yandan bir bakış attım ve "Neden işine yaramayacak bir bilgiyi öğrenmek istedin ?" diye sordum.

Pars konuşmak için acele etmedi ve bu sırada annemin ölümünü anlatırken buzlaşan suratı yavaşça kaybolmaya başladı. Yerini ise tekrar samimi ve sıcak bir ifade aldı. Yüzüme öyle bir bakıyordu ki bir an bana acıyıp üzüldüğünü hissetim ve bu da sinirlenmeme neden oldu, ama sonra gözerinde taktir edercesine bir parlama gördüm. Muhtemelen küçükken yaşadıklarım hakkında artık az da olsa tahmin yürüte biliyordu ve yaşadığım şeylere rağmen güçlü duruşum onu etkilemişti. Bu surat ifadesini nedensizce ezberlemek istedim ve yüzünün her santimine dikkatlice bakıp aklıma kazıdım.

Güzel bakıyordu, çok güzel.

"Tanıştığımızdan beri bir birimize bir düşman gibi mesafeliyiz ve artık bunun bitmesi lazım çünkü biz aynı taraftayız. Bu yüzden de annen hakkında soru sordum, çünkü bu konuda hassas olduğunu biliyordum" dedi. İnsanlar özel anılarını paylaştıkları kişilere daha çok güvenir ve şeffaf olurlar. Pars da bu yüzden annemin ölümünü sormuştu. Bu adam gerçekten de çok kurnaz.

"Sinir bozucusun" Sözlerim karşısında hafifçe gülümsedi ve "Sinirlerinin yatışması için içki içmek iste misin?" diye sordu.

"İçerim ama beni sarhoş edip annen için hazırladığım planlar hakkında bilgi almayı düşünüyorsan eğer, baştan söyleyeyim ben kolay kolay sarhoş olmam."

''O zaman bir kaç şişe getirmem gerekecek.'' dedi ve ardından ayağa kalkıp terasın cam kapısından içeri girdi. Bense o gidene kadar onu sessizce seyrettim.

Pars'ın annem hakkında daha fazla soru sorup, yorum yapmamasından memnundum ve aynı zamanda da Pars'ın bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemediğimi düşünüp, merak etse de konuyu üstelemediğinin de farkındaydım. İyi bir dinleyiciydi.

Ah bu adamın her şeyi mükemmel olmak zorunda mı?

Kafamı oturduğum koltuğa yasaldım ve gökyüzünde ki yıldızlara baktım. Bu gün oldukça yorucu bir gündü ve yarında daha yorucu olacaktı.

Kurduğum planlar aklıma gelince hafifçe sırıttım. Yıllarca çok ağır bedeller ödemiştim ve yarından sonra vermem gereken tek bedel kalmıştı. Sonunda kazanacaktım. Bana doğru yaklaşan iki ayak sesi duyunca düşüncelerim yarıda kaldı ve kafamı kaldırıp sesin geldiği yöne baktım. İki çift öfkeli gözle karşılaştım.

Bunlar Hande ve Alevdi.

''Pars'ın başına bir sorun getireceğini biliyordum !'' diye bağırdı Hande. Hemen karşıma gelip durduklarında, onlara küçümseyici bir bakış atarak ''Kızlar sizi görmek ne hoş.'' diye büyük bir muziplikle konuştum.

Hande narin ellerini ince beline yerleştirdikten sonra elini havaya kaldırarak bağırmaya başladı.

''Sen hala hangi yüzle buradasın?''

''Neden burada olmayayım ki ?''

''Pars senin yüzünden ölebilirdi !''

''Abartma, kimse kolunu sıyıran bir kurşundan ölmez. Bu çok düşük bir ihtimal.'' dediğimde bu sefer Alev konuşarak ''Eğer Ateşe bir şey olsaydı seni yaşatmazdım.'' diyerek bağırdığında gözlerimi devirdim.

Ne kadarda dramatikler.

''Bakın yorucu bir gündü ve bu yüzden sizinle uğraşamayacak kadar yorgunum. Ne istiyorsanız söyleyin ve ardından yanımdan defolup gidin.'' Alev sakinlikle söylediğim sözler karşısında yumruklarını sıkarak bana doğru bir adım attı ''Ateş ve Pars'ın peşini bırakıp hayatımızdan defolup gitmeni istiyoruz.''

''Öncelikle bir konuyu netleştirelim, ben Ateşin beşinde değilim Pars'ın peşindeyim. Ayrıca ne zaman gideceğime ben karar veririm. Bu sizi ilgilendirmez.''

''Başına çok büyük bir bela alıyorsun.''

Beni tahdit eden Handeye doğru küçümseyici bir bakış attım.

''Bahsettiğin bela sen misin?'' Handeyi baştan aşağı süzdükten sonra hafifçe gülümsedim ''Hadi ama abartma benim içim çokta büyük değilsin.''

''Seni küçük..''

Oturduğum yerden ayağa kalktığımda Hande susarak arkaya doğru bir kaç adım attı.

''Kendinize ve sevdiğiniz adamlara duyduğunuz güvensizlikten dolayı yaptığınız saçma hareketlere katlanmak zorunda değilim. Beni şuanda sinirlendirmeye başlıyorsunuz ve beni sinirlendirmek ikiniz içinde hiç iyi olmaz. Beni anladınız mı ?''

''Anlamadım.'' Alev cesurca bana doğru bir adım atarak omzuma eliyle vurdu. Az önce lanet eliyle bana vurdu! İçimde ki karanlık uyandı.

''Seni ilk gördüğümde uyarmıştım ama belki ki kalın bir kafan var ve uyarıları anlamıyorsun ama sorun değil. Eğer sen gitmiyorsan ben seni saçından tutup sürükleyerek buradan götürmesini iyi bilirim.'' dedikten sonra kırmızı ojeli tırnaklarını koluma sapladı ve beni kendisiyle beraber sürüklemeye çalıştı.

Öfkeyle yüzüne bakarken yerimden hiç kıpırdamadım.

İçimde ki karanlık birazdan ne yapacağımı bildiğinden neşeyle gülümsemeye başladı.

''Seni ilk ve son kez uyarıyorum, bırak beni!'' Alev sözlerimi görmezden gelerek ''Hande yardım et bana.'' dediğinde ve Hande de tıpkı onun gibi diğer kolumu tutarak çekmeye başladı.

Tırnaklarıma derime her geçen saniye saplanırken acı büyüyordu ama ben hissettiğim acıyla yüzümü buruşturmak yerine gülümseyerek onlara bakıyordum. Sonra bir anda Alev saçımdan serçe tuttu ve çekti. İşte o an yüzümde ki gülümseme silindi.

''Bize direnme yürü !''

Tamam, anlaşılan onlara iyi bir ders vermemin zamanı gelmiş. Hande'nin tutuğu kolumu serçe çektiğimde, Hande gücüme karşı koyamayarak kolumu bıraktı ve bende bu sırada beni saçımdan tutan Alev'in boğazına sert bir yumruk attım.

Alev'in suratı saniyeler içinde kızarırken, boğazından garip sesler çıkartarak kolumu ve saçımı bıraktı.

''Ne yapıyorsun sen ?''

Dehşet içinde bana ve Alev'e bakan Handeye doğru baktım.

''En başından beri yapmam gereken şeyi yapıyorum, kime bulaşmaya çalıştığınızı gösteriyorum.'' dedikten sonra Hande'nin karnına sert bir tekme atıp onu da nefessiz bıraktım.

''Kavga mı etmek istiyorsunuz? Hadi edelim !''

Aleve doğru saçlarından tutum ve yüzünü kaldırdıktan sonra üst üste üç kere sıratına yumruk atıp kanattım. Alev acı içinde kıvranıyordu ancak kısa bir an gülümsediğini gördüm. Bu sırada hemen arkamda ki Hande'nin kaçacağını hissetimde ona doğru dönüp sert bir tokat attım. Bir süre olduğu yerde sallandıktan sonra dengesini koruyamayıp koltuğun üzerine düştüğünde, önce Alev'in saçını tuttum ve ardından sonrada koltuğa düşen Hande'nin saçını tutup kendime beraber sürüklemeye başladım.

''Bırak beni!''

''Bırakmak mı ? Hayır, önce sizinle biraz eğleneceğim.''

''Bak bana bir şey olursa babam asla seni yaşatmaz !''

''Tehditlerin hakkında çalışman gerek Hande. Hiç korkutucu değiller.''

Çırpınsalar da gücüme karşı gelemiyorlardı. Havuzun kenarına geldiğimde dizlerimin üzerine çöktüm ve aynı anda ikisinin de kafasını suya gömdüm. Elleriyle kollarımı tırmalamaya başlasalar da onları bırakmadım ve boğmaya devam ettim.

Baloncuklar yukarı doğru çıkarken yüksek sesle kahkaha attım. Yaptığım şeyden oldukça zevk alıyordum. Ayrıca onların aksine ben bütün bunları bir erkek için değil de bana dokunacak kadar beni hafife aldıkları için yapıyordum. Beli ki onlara haddinden fazla iyi davranmışım ancak artık iyi davranmayacaktım ve onlara gerçek yüzümü gösterecektim.

''Size ilk karşılaşmada da söylemiştim. Huyunu bilmediğiniz insanların suyunda yüzmeye kalkarsan boğulursun.''

Hareketleri yavaşlayınca kafalarını sudan çıkardım. Vücutları titrerken derin derin nefes almaya başladılar. Oksijene o kadar çok muhtaçtılar ki artık tiz sesleriyle kulaklarımı saçma tehditler ve uyarılarla kanatamıyorlardı.

''Beni iyi dinleyin kızlar. Bir daha karşıma çıkıp sakın beni tehdit etmeye yada dokunmaya kalkışmayın. Çünkü her defasında zarar gören siz olursunuz ve inanın bir daha ki sefere sizi boğacak kadar merhametli olmam.''

''Sen psikopatsın !'' Handenin hakaret etmek için söylediği sözlere gülümsedim.

''Doğru tahmin ! Evet, ben bir psikopatım.'' dedikten sonra ikisinin kafasını tekrar suya gömdüm.

''Ahsen?''

Sesin geldiği yöne baktığımda Parsı gördüm ve hemen arkasında ise bana doğru koşan Ateş ve Murat vardı ''İşte ordalar!'' Murat eliyle beni gösterdikten sonra daha hızlı koşmaya başladılar, bu sırada Pars elinde ki içkileri bırakıp hızlıca yanıma geldi.

''Bırak onları.'' dedi otoriter bir sesle ''Asla! İşim henüz bitmedi.'' diyerek karşılık verdim ve kafalarını suya biraz daha batırdım.

Murat ''Geç kaldık.'' diye mırıldanırken Ateş direk yanıma geldi ve beni belimden tutarak çekmeye başladı.

''Ahsen bırak onları.''

''Asıl sen beni bırak yoksa senide boğarım.'' diye bağırdığımda Pars benle Ateş'in arasına girip ''Bırak Ahseni.'' diyerek emir verdiğinde Ateş yüzünü buruşturarak geri çekildi ve bu sefer Pars dizleriniz üzerine çöktü.

''Ahsen bir kaç saniye ölecekler, bırak onları.''

Kısa bir an kafalarını sudan çıkartıp tekrar soktum ve Pars'a gülümseyerek bakarken ''Artık bir kaç saniyeleri daha var.'' dediğimde Pars sıkıntılı bir nefes aldı ve sonra oda tıpkı Ateş gibi beni belimden yakalayarak çekmeye başladı. Pars beni çekince Hande ve Alev'in kafaları sudan çıktı ve hıçkırıklar arasında derin nefes almaya başladılar ama ben onların saçlarını yine de bırakmadım.

Pars beni ne kadar çekerse çeksin ellerim öyle bir kilitlenmişti ki saçlarına, asla onları bırakmıyordum.

''Ateş, Murat kızları alın.'' diye emir verdiğinde Murat ve Ateş parmaklarımı çekiştirmeye başladılar.

Bu sırada bende Pars'ın ellerinden kurtulmak için çırpınıyordum.

Pars ''Hızlı olun.'' dediğinde Murat ''Kene gibi kavramış. Bunları ayırabilmek için saçlarını yada kolunu kesmemiz lazım.'' dediğinde Hande bağırarak ''Kolunu kesin !'' diye bağırdı.

Böyle söylediği için saçını daha sert çektiğimde Hande çığlık atmaya başladı. Alev yüzünün her yerine bulaşmış kan ve siyah rimeliyle ''Aşkım kurtar beni bu psikopattan.'' diye bağırırken, Ateş güven veren sesiyle ''Tamam kurtaracağım, sakin ol.'' dedi.

Konu bensem bu kadarda güven dolu bir sesle konuşmaması gerekiyordu. Bir kaç saniye aynı pozisyonda onlar kurtulmaya çalıştı bense asla bırakmadım.

Murat ter içinde kalmış anlını silerken ''Ahsen yorulmadın mı ?'' diye sordu umutsuzca. Bu sırada Ateşte kızarak ''Bırak artık !'' diye bağırdı. Hayır, asla!

Onlar engelledikçe öfkem daha çok katlanıp büyüyordu ve kızların saçını daha sert çekiyordum. Hatta öyle sert çekiyordum ki saçlarının büyük bir kısmının koptuğunu hissedebiliyordum.

Kafalarının kan topladığına da emindim. Boğazımda sıcak bir nefes hissettiğimde Pars'ın bana fazlasıyla yaklaştığını hissetim ve kafamı ona doğru çevirdiğimde ise gafil yakalandım.

Pars serçe dudaklarımdan öptü.

Kalbim bir anda zaman durmuş gibi yavaş atmaya başladı. Vücudumda ki her nokta ise bu öpücükle uyarılırken, kanımın kaynadığını hissetim ve sonra bir erkek sesi duydum.

''Kurtarmayı başardım !''

İşte bu erkek sesi zamanı tekrar hızlandırdı. Pars'ın ne yapmaya çalıştığını anladığımda hızla ondan ayrıldım. Pars beni öperek aklımı başından aldığı için ellerim gevşemişti ve bu şekilde kızları kurtarmışlardı. Öfkeyle önüme doğru döndüm ve Handenin sırtına sert bir tekme attım, bu vuruşumla Hande ileri doğru savruldu ve arından hemen önünde ki Murat'a çarptı ve ardından her ikisi de havuzun içinde düştü.

''Bu kız deli, sadece konuşuyorduk ve sonra bir anda saldırdı.'' Alev ağlayarak Ateşe durumu anlatıyordu. Gözlerimi kıstım ve ona saldırmak için tam bir hamle yapacakken Pars beni kolaylıkla kaldırdı ve ardından Mert Sarlas'ın evinde yaptığı gibi beni kolaylıkla omzunun üzerine alarak beni onların yanından uzaklaştırmaya başladı.

''Bu kadar yaramazlık yeter.''

''Yaramazlık mı ? Ben çocuk değilim! Bırak beni.''

''Sence şuanda bir yetişkin gibimi davranıyorsun ?''

''Evet ! Sen hiç hayatında intikam alan bir çocuk gördün mü ?''

Kabul ediyorum küçükken çok intikam aldım ama her çocuk benim gibi değil ve intikam yetişkinlere ait bir eylem.

Bu yazılı olmayan kuralları ben koymadım ama gerçek bu ve bence biraz önce oldukça yetişkince intikam alıyordum.

Pars beni evin içine girdirdi ve merdivenlerden çıkmaya başladık. Kızların yanından uzaklaştıkça, öfkemde uzaklaşmaya başlıyordu.

''İlk önce onlar başlattı.'' diye mırıldandım ve sonra Pars'ın sırtını sıkmayı bırakarak beni kolaylıkla taşımasına izin verdim.

Fakat sonra Pars'ın beni bu şekilde etkisiz hale getirmesine sinirlendim ve tekrar çırpınmaya devam ederek sırtına vurmaya başladım.

''Bırak beni hemen !''

Merdivenlerin sonuna geldiğimizde bir ses duydum ve ardından popom yanmaya başladı. Bir kaç saniye ne olduğunu anlayamadım bile ama sonra şaşkınlıkla ''Sen az önce bana şaplak mı attın ?'' diye sorduğum.

''Evet attım ve yaramaz bir çocuk gibi davranmaya devam ettiğim sürece atmaya devam edeceğim.''

Yüzümün ve vücudumda ki her kısmının kırmızılaştığını hissede biliyordum. Sanki sıcak bir suyu bedenimden aşağı dökmüşler gibiydi. Bir yandan bu şaplaktan hoşlanmıştım -çok hoşlanmıştım- ama diğer bir yanım öfkelenmiştim. ''Seni mahvedeceğim !'' diye bağırdıktan sonra Pars'ın omzunu ısırdım ve sırtına yumruk atmaya devam ettim.

Yaralı omzunu ısırmama rağmen Pars canının acıdığına dair hiç tepki vermedi ve kalçama sert şaplaklar atmaya devam etti. O kadar sert vuruyordu ki her vuruşuma daha öncesinden kalçamda hissetmediğim yerleri uyandırıyordu. Ayrıca acıya aşık bir kadın olduğumdan istemsem de fena halde vuruşları ıslanmama neden oluyordu. Öfkeliydim ve bu öfkem sadece üzerimde kurduğu hakimiyet yüzündendi yoksa vuruşları kabul etmeliyim ki muazzamdı. Bir odanın önüne geldiğimiz de Pars beşinci kez kalçama vurdu ve ardından beni kolaylıkla omzunun üzerinden kaldırarak, yüzümü yatağa gömdü ve arkamdan kollarımı tutarken, ayağa kalkmama için ağırlığının bir kısmını vücuduma yasladı.

''Uslu bir kız olacak mısın?''

''Siktir git!''

Bir şaplak daha.

''Tekrar soruyorum, uslu bir kız olacak mısın ?''

''Kulaklarını iyi aç Alphan, siktir git !''

Bir şaplak daha. Lanet olsun, bedenim alışması gerekirken Pars'ın her vuruşunda daha da ağrıyordu. Kalçamın moraracağına emindim. ''Bana direnme Ahsen, bunu sabaha kadar yapabilirim.''

Kendimi aileme benzetmeyi sevmiyordum ama Pars'a bir itirafta bulundum.

''Durma yap. Canım acıyor ama ailem gibi bende de biraz sadistlik var bu yüzden vuruşların oldukça hoşuma gidiyor.''

Sözlerim bittiğinde Pars'ın tekrar vuracağını düşündüm ama vurmadı ve sadece ''Neden onlara saldırdın?'' diye sordu.

Sıkıntılı bir nefes aldım. Açıklama yapmak zorunda değildim ama bir yanım Parsla anlaşmazsam serbest kalamayacağımı söylüyordu ve açıkçası ben bundan şikayetçi değildim ama zorla tutularak birde üstüne şaplak yemek içimde ki karanlığın gururunu bir hayli kırmıştı ve o bu durumdan kurtulmak istiyordu.

''Senin ve Ateşin hayatından çıkmamı isteyerek bana dokunmaya cüret ettiler. Bende onlara kime bulaştıklarını gösterdim.'' dediğimde Pars beni serbest bıraktı. O an vücudumda bir soğukluk oluştu. İçten içe beni bırakmayarak bir kere daha vurmasını istedim.

Galiba Pars'ın da dediği gibi yaramaz bir kızdım.

''Bu konu için onlarla konuşacağım.'' dediğimde gözlerimi devirdim. Bana attığı ilk şaplaktan beridir kızları düşünmüyordum. Artık umurumda değildirler.

''Boş ver onları. Arkadan bana sahip olurken popoma şaplak atmaya ne dersin ?'' dediğimde Pars'ın o duygusuz suratında kısa bir şaşkınlık ifadesi geçti. Sonra ise bir kadın bağırışı duyuldu. Bu handenin sesiydi. Pars sanki ona önerdiğim pozisyonu düşünüyormuş gibi bana baktı ama yükselen bağırışlar içerisin de bu pek fazla uzun sürmedi. Pars sıkıntılı bir nefes aldıktan sonra ''Odanın içinde kal.'' dedi emir vererek ve arından kapıya doğru ilerledi.

''Beni yine reddettin Alphan. Sinirlenmeye başlıyorum.'' dediğimde Pars bana yüzünü dönmeden ''Eğer bir kere daha bu şekilde bir teklifte bulunursan, seni geri çevirmeyeceğime ve yorgunluktan bayılana kadar bir kaç farklı pozisyonda becereceğimden emin olabilirsin.''

Pars'ın açık sözleri karısında tüm bedenim ısındı.

''Ahh o günü merakla bekliyorum yakışıklı.''

Pars hiç bir şey söylemeden gitti ve bende kafamı yatağa yaslayarak alt dudağımı yaladım. Başka bir adam intikam aldığım sırada beni öpseydi, dudağını ısırıp koparırdım. Yada her hangi bir popoma şaplak atma cüretinde bulunsaydı, ellerini koparıp timsahlara atıştırmalık olarak sunardım. Fakat bunları yapan Pars'tı ve oldukça hoşuma gitmişti. Sanki o sert biçimli ve sıcak dudakları benim için yaratılmış gibiydi ve bir zamanlar beni cehenneme ulaştıracağını düşündüğüm elleri bana her dokunduğunda dünyada ki cennete sahip olmuşum gibi hissettiriyordu.

Ah tanrım bana ne oluyordu böyle ?

Bölüm sonu

12 yorum