İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 32 · 12 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 32

🖤 27

AHSEN

Bir kaç dakika sonra güneş yavaşça doğarken, ormandan uzaklaşıp bir süre daha yolda ilerledim. Bu sırada ikimizde hiç konuşmamıştık. Pars dikiz aynasından tıpkı benim gibi yol boyunca hiç durmadan kan kaybeden Elif'e bakıyordu. Ilgaz'ın ona saldıracağını ön görmesem de, arabanın içine önceden bir yardım çantası koydurtmuştum. Fakat Pars buradayken Elif'in yaralarına bakamıyordum. Bu yüzden ondan bir an önce kurtulmalıydım. Karşıma bir benzin istasyonu çıkınca arabayı kenara çekip yüzümü Pars'a doğru döndürdüm. Ona bakmamı umursamadan Elife bakmaya devam etti. Babam bir anda belirdiğinde Pars'a dair hissettiğim öfkeyi kısa bir an unutmuştum ama şimdi onunla yalnızken öfkem yine oluşuyordu. Resmen ona muhtaç olduğumu söylemişti ! Sert bir sesle ''İn aşağıya.'' dedim.

Pars beni duymamış gibi dikiz aynasından Elife bakmaya devam etti. Sıkıntılı bir nefes aldım. Neden ona bakıp duruyordu ki ? yoksa anlamış mıydı ?

''Pars arabadan aşağı in!'' diyerek sözlerimi tekrarladığımda, bu sefer sesim daha yüksek çıkmıştı. Pars kısa bir an bana baktıktan sonra, hiç bir şey söylemeden arabanın anahtarını yerinden çıkartı ve aynı anda dikiz aynasını tek bir hamleyle yerinden söktü.

''Ne yapıyorsun ?'' diyerek kaşlarımı çattım. Fakat Pars beni duymuyor gibiydi. Arabadan aşağıya indi ve arabanın arka kapısını açıp elinde ki dikiz aynasını Elif'in ağız ve burnunun arasında tuttu. Ahh Siktir. Elif'in ölmediğini anlamıştı ama nasıl ?

Lanet olsun koca ormanın içinde yüzden fazla kişiyi kandırmıştım ama ona yakalanmıştım. Bu adamın anlayamayacağı bir yalan var mı ?

Ah.. Bu adamın zekası gerçekten sinirimi bozuyordu.

Artık yapabileceğim bir şey de yoktu, bu yüzden önüme geri döndüm ve kafamı oturduğum koltuğa yaslayıp gözlerimi kapattım. Konuşmaktan, düşünmekten ve hatta tartışmaktan bile yorulmuştum. Vücudumdan hiç durmadan akan kanlarında, bu yorgunluğumun büyük bir sebebiydi.

''Yaşıyor'' dedi Pars sessizce. Gözlerim kapalı olsa da bana baktığını hissedebiliyordum. Cevap vermedim. Bu sırada Parsın arabanın arka kapısını kapattığını duydum ve bir kaç saniye sonra da benim kapımı açtı. Gözerimi istemesem de açtım. Tam karşımda duruyordu ve benden bir cevap beklerken oldukça sinirli gözüküyordu. Ancak sinirli olsa da bir kaç dakika öncesinden daha rahat görünüyordu.

''Neden yalan söyledin?''

''Canım öyle istedi. Şimdi arabanın anahtarını ver.'' dedim umursamaz bir tavırla ve araba anahtarını vermesi için elimi uzattım. Fakat tabi ki Pars bu sözlerimle yetinmedi.

''Ahsen !'' Pars öyle bir bağırdı ki, benzin istasyonunun da ki insanlar bize bakmaya başladılar. Bende tıpkı onun gibi bağırarak konuştum ''Sana güvenmiyorum ve anlatmak istemiyorum. Bu yüzden anahtarı ver ve işime karışmayı bırak!''

Yapması gereken tek şey lanet olası telefonu cebinden çıkarmak ve birinin onu alması için emir vermekti ama hayır yapmıyordu !

Bunun yerine sınırlarımı zorlamaya devam ediyordu.

Pars sıkıntılı bir nefes aldı ve eliyle boğazını tutup kafasını sol tarafa doğru çevirdi, ardından bana doğru biraz daha yaklaştı ve sakin tutmaya çalıştığı sesiyle ''Bu güvensizlik nereye kadar devam edecek. Bir birimize güvenmeye başlamalıyız, bu şekilde ilerleyemeyiz.'' dedi.

''Daha öncede söylemiştim, ben kendimden başka kimseye güvenmem. Ayrıca sende bana güvenmiyorsun. O yüzden bana güvenden bahsetme.'' Pars anahtarı vermesi için uzattığım elimin, kanayan avuç içine baktıktan sonra tekrar yüzüme bana baktı. Ona karşı gelmemden hoşlanmıyordu ve ben bunu her yaptığımda yüzünde ölümcül bir ifade oluşuyordu.

''Biliyor musun ? Bazı yönlerimiz bir birine çok benziyor, bende bir şey istediğimde onu ne olursa olsun alırım. Yan koltuğa geç. Hemen !'' Sıkıntılı bir nefes aldım ''Pars, sabrım tükenmek üzere ve-'' Sözümü bitmeden Pars hızlı bir hareketle arabanın içine binip, beni kolaylıkla kucağına aldı ve arkasında kapıyı kapattı. Nefesi yanaklarımı okşarken ''Tabi istersen kucağımda da oturabilirsin. Direksiyona dokunmana izin veririm'' dedi. Benim sözlerimi bana karşı kullanıyordu. Bu durum hem sinirimi bozup, hep de hoşuma gitmişti. Konuşmak için hızla kafamı Pars'a doğru döndürdüm ama o benim konuşmamı beklemeden tekrar konuşmaya başladı.

''Sır almadan sır vermem demiştin, istediğin gibi olsun. Ben sana bir sırımı vereceğim ve sende bana bu kızı nereye götüreceğini göstereceksin.'' Beni ikna etmesine izin vermemeliydim ama beni iyi yerden vurdu. İçimde Pars'a karşı bir şeyler öğrenmek isteyen meraklı bir taraf vardı.

Kısa bir an düşündükten sonra ''Elmaya alerjin olduğu gibi bir sır vereceksen eğer. Hayır almayayım'' diyerek cevap verdim. Bu sefer işimi sağlama alacaktım. Pars biraz olsun yumuşadığımı görünce yüzünde ki yırtıcı bakış silindi. Ancak kalçamı tutan elleri hala derime batıyordu. ''Bu sefer gerçekten bana zarar verebilecek bir sır vereceğim'' Gri gözlerinin içine bakıp yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalıştım. Söylemiyordu. Omuzlarım kabullenir gibi öne doğru çöktü. Pars'ı oraya götürmek istemiyordum, ama ben ne dersem diyeyim kendi istediğini yapacağını da biliyordum, çünkü o gerçekten de bana çok benziyordu ve madem Pars'ta bana bir sırını verecekti, o zaman ikimizin de bir birimize karşı bir silahı olurdu.

Adil bir anlaşmaydı. Ve bunu kabul etmem çok tehlikeliydi ama onunla daha fazla inatlaşıp kendimi yormak istemiyordum. Zaten kan kaybından başım dönmeye başlamıştı ve her an bayılabilirdim.

Gözlerimi kısarak Pars'a baktım ''Bunu beni kucağına almadan öncede söyle bilirdin'' diye onu yargıladığımda -aslında halimden oldukça memnunum- duygusuz suratıyla sadece ''Biliyorum'' diyerek cevap verdi.

Neydi bu şimdi ?

Benimle flört etmeye mi karar vermişti ?

Bu hoşuma gitti.

Yüzümü Pars'ın yüzüne yaklaştırarak, koyu gri gözlerine baktım. Ona yaklaştığımda göz bebeği büyümüştü. Gözlerinin her yakınlaşmamızda yada konuşmamızda bu şekilde bir tepki vermesini sevmeye başlıyordum ''Teklifini kabul ediyorum ama seni götüreceğim yeri birine anlatırsan, seni öldürürüm. Ateş ve Murat'a da anlatmayacaksın'' dedim ciddi bir tavırla. Bu sefer işimi sağlama alıyordum.

''Sırın benimle güvende kalacak'' dedi yemin edercesine. Sanki ölümle tehdit edilen o değilmiş gibi gözlerinde çok belirgin bir rahatlama gördüm. İkimizde baskın karakterlerdik ve bu yüzdende onun beni yorduğu gibi bende onu yoruyordum. Üzerinden hemen kalkmadım ve bir süre daha Pars'ın büyük bir kara deliğe benzeyen ve insanı içine çeken gözlerine baktım.

''Üzerimde oturmayı sevdin galiba ?'' Pars'ın sessizce söylediği sorudan sonra gözlerine bakmayı kestim, sonra yan koltuğa geçmek için hafifçe kalktığımda ''Evet, sevdim. Bir daha ki sefere bu pozisyonu yatakta deneyelim. Altımda kıvranmanı görmek güzel olur.'' dedim ve Pars’ın göz bebekleri irileşirken hiç beklenmedik bir anda penisine sert bir yumruk attım. Pars ani haraketim karşısında elleriyle organını kavrarken, sessizce küçük bir küfür savurdu. Boğazında ki damarlar kendini belli etti. Bense yan koltuğa geçmeden önce yüzümü ona yaklaştırdım ve yarı açık gözlerine baktıktan sonra kulaklarına doğru ilerledim. Kısık kısık aldığı nefesini yanaklarımda hissedebiliyordum.

''Aramızda ki anlaşmayı bana karşı kullandığın için ve ayrıca sana muhtaç olduğumu söylediğin için, bunu küçük bir uyarı olarak görebilirsin. Tehdit edilmeyi sevmem, yakışıklı.'' dedim ve Pars'ın deri ile odun kokusu burnumu doldururken kulağını acıtmayacak bir şekilde ısırdım. Bu ona karşı yaptığım ilk temastı ve planlı bir şey değildi. Baş döndürücü kokusu her tarafımı sararken ona dokunmak istedim. Pars'ın altımda daha fazla kasıldığını hissetim. Geri çekildim ve yaramaz bir şekilde gülümseyip göz kırparak tam yan koltuğa geçmeye hazırlanıyordum ki Pars beni çenemden acıtmayacak bir şekilde kavrayarak yüzüne yakınlaştırdı. Eli tüm yüzümü kaplıyordu.

''Bunu bir daha sakın yapma !'' Dudaklarımızın bir nefes uzaklıktaydı. Gözleri kararmıştı ve öfkeyle yüzüme bakıyordu.

''Yaparsam ne olur ?''

Alt dudağımı dişlediğimde Pars'ın gözleri dudaklarıma kaydı ve o an dünya dönmeyi bıraktı.

''Sikerler.''

Beni kendine doğru çekti ve tamda beklediğim gibi vahşice öpmeye başladı. Vücudumda ani bir şok dalgası gezinirken kalp atışlarım hızlandı. Bu öpücüğün tek bir saniyesini bile ziyan etmek istemediğimden kendimi toparladım ve bir elim Pars'ın yanağını kavrarken diğer elim yavaşça göğsünden başlayarak boğazına kadar gezdirdim. Şuanda bütün öfkesini öperek yok etiğini hissedebiliyordum çünkü dudakları dudaklarımla büyük bir savaş halindeydi. Tanrım beklediğimden daha iyi öpüşüyordu.

Eğer beni sürekli bu şekilde öpecekse onu her zaman öfkelendirmeye ve öfkelenmeye hazırdım. Ağzımı açarak onu içeri davet etiğimde bir an bile nefes almama fırsat vermeden dilini içeri soktu. Sıcak dilini hissettiğim ilk an dudaklarımda küçük bir inleme yükseldi. Aramızda naziklik diye bir şey yoktu, vahşiydik.

Pars koca elleriyle kalçamı daha çok sıktı. Beni nefessiz bırakarak öldürmeyi planlıyorsa iyi gidiyordu. Bundan şikayetçi değildim. Her saniyesinden zevk alıyordum. Ayrıca Pars'ın beni etkileyemezsin dediği duvarı kırdığımı düşünüyordum. Daha önce hiç bir erkekle yatmadım ama öpüştüğüm olmuştu ve bir şeyden çok emindim. Şuanda Pars'ı öperken hissettiğim şeyleri onlarda hissetmemiştim. Bu hem güzel bir histi hem de midemi bulandırıyordu, hatta beynimi uyuşturuyordu. Sanki dünyada ki evim onun dudaklarıymış gibi hissediyordum. Ben bunları hissederken de içimde ki karanlık kafamın içinde koşuşturarak uyuşan beynimi yumrukluyordu ve hızlıca atan kalbime küfür ederken 'Her şey plan için' diye bağırıyordu. Doğru, Pars'ın dudakları cezbedici olsa da asıl amacım onu kendime aşık etmekti ve bu yüzden karşılık veriyordum ve Parsın sanki çok uzun bir zamandır beni öpmeyi planlıyormuş gibi büyük bir açlıkla öpmesi hedefime yaklaştığımı gösteriyordu.

Plan dışında ki diğer saçma düşünceleri hızlıca kafamdan uzaklaştırdım ve sadece aramızda ki şehvet ile planıma odaklandım. Kalçamın altında sertleşen aletini hissettiğimde, kalçamı ileri geri hareket ettirmek istedim ama bu sırada avda aldığım yaralar kendini gösterdi ve istemsizce kaşarımı çattım. Pars'ın kalçamda ki eli gevşedi ve asla yapmamasını istediğim şeyi yaparak geri çekildi. Etraf bir anda soğudu. Beni hemen şimdi tekrar öpmesini istiyordum. Bir adamın dudaklarına muhtaç olacağımı hiç düşünmezdim ama şuanda o dudaklara muhtaçtım ve muhtaç olmak şuanda beni garip bir şekilde öfkelendirmiyordu. ''İyi misin ?'' diye sorduğunda gözleriyle kanla kaplı vücudumu inceledi. Şehvet dolu gözleri yine öfkeyle kaplandı. Ben cevap vermeden kötü olduğumu anladı ''Burada kal, benzin istasyonundan senin bir şeyler getireceğim.'' derken avuç içimi göğsüne bastırarak onu yerinde tutum ''Arabada ilk yardım çantası var ama kötü hissetmiyorum. Hadi kaldığımız yerden devam edelim.'' dediğimde hafifçe gülümsedim. Pars ise erkeksi kalın sesiyle ''Yaramaz bir kızsın, Ahsen Ar.'' diyerek beni ayıpladı.

Sertleşmişti ve bende açıkça kendimi ona sunuyordum ama Pars kendini hiç düşünmeden sadece beni düşünerek duruyordu. Erkeklerin seks sırasında çoğu zaman kadınları umursamadıklarını ve sadece kendi zevklerine odaklandıklarını duymuştum. Belli ki Pars böyle bir erkek değildi yada hedefime sandığımdan bile daha çok yakındım. Kafamın içinde kısa bir cümle yankılandı. Bana değer veriyor. Düşüncelerimden oldukça uzak bir şekilde konuşmaya özen göstererek bir az önce söylediği şeye cevap verdim.

''Yaramaz olan benim ama beni öpen sensin'' Çapkın bir şekilde gülümsedim ''Yine de kabul ediyorum, yaramazım.. Ama sadece senin için. Hadi yaramaz olduğum için beni cezalandır.'' diyerek göz kırptığımda gözlerini kısıp kafasını yargılar bir şekilde hafifçe iki yana salladı. Ona iyi olduğumu söylemiştim ama değildim ve vücudumdan akan kanlar durmayana kadar da beni tekrar öpmeyeceğini görebiliyordum. Bunu hiç sevmedim.

Gözlerimi devirerek yan koltuğa geçtim. ''İyi rol yapıyordun ama bu sefer gizleyemedin. Benden hoşlandığını biliyordum.'' dedim gülümseyerek ''Açıkçası şaşırtıcı bir sonuç değil, yani sonuçta ben muhteşemim'' bir kaç saat önce sarsılan gururum iyileşmişti. ''Senden hoşlanmıyorum.'' dedikten sonra biraz duraksadı ve ardından ''Bazen zorlayıcı olabiliyorsun ve biraz önce sadece sana zarar vermemek için öptüm çünkü öfkemin dinmesi için bir şey yapmam gerekiyordu.'' Hayır, kesinlikle benden hoşlanıyordu ama söylediği her şey yalan değildi çünkü beni öptükten sonra vücudumun altımda nasıl rahatladığını ve ardından tekrar şehvetle gerildiğini hissetmiştim, beni öpmek Pars'ı sakinleştirmişti. ''Sinirlendiğin her insanı öper misin ?'' dedim kaşımı kaldırarak. Pars gözlerimin içine bakarken ''Daha önce senin gibi beni sinirlendiren bir kadınla karşılaşmadım ve ayrıca genelde beni sinirlendirenleri öldürüyorum'' cevabını verdi ve bu nedense çok hoşuma gitti. ''Şimdiden seni öfkelendirecek planlar kurmaya başladım.'' diyerek açık bir itirafta bulunduğumda Pars'ın yüzü duygusuzdu ama göz bebekleri büyüdü ''Tehlikeli sularda yüzüyorsun, Ahsen. Ölüm hakkında söylediğim şeyi duymadın mı ?'' Gülümsemem çoğaldı. Ölüm hakkında söylediği şeyi boş vererek sadece ilk söylediği şeyi düşünerek konuştum

''Tehlike.. Mmm bayılırım.''

Bir an çok küçük bir an Pars'ında sırıttığını görür gibi oldum. Pars'ın öpücüğü çok güzeldi ve böyle bir güzellikten asla kendimi mahrum bırakamam. Şuanda bile tekrar üzerine çıkıp onu öpmek istiyordum. Derin bir nefes aldım ve kafamı koltuğa yaslarken, her zaman yaptığım şeyi yaparak bir anda konuyu değiştirdim. Öpüştüğümüz anda kalmak istesem de yapacağımız işler vardı. ''Korumaların olmadan benimle gelmeye kararlı mısın ?'' dediğimde kaşlarını çatarak yüzüme baktı. Bir sürü koruması vardı. Her taraftaydılar ve durmadan onu takip ediyorlardı, ama özellikle de Ateş ve Murat bir an olsun onun yanından hiç ayrılmıyordu. ''Korumalarıma ihtiyacım yok.'' dedi net bir şekilde. Ardından araba anahtarını yerleştirdikten sonra bir süre gözleriyle vücudumu yavaşça baştan aşağı süzdü ve bakışları gözlerimle buluştuğunda, hafifçe boğazını temizleyip siyah ceketini üzerinden çıkartı ve kucağımın üzerine koydu, ardından da hiç bir şey söylemeden arabayı çalıştırdı.

Av alanından kıyafetleri alıp giyinecek vaktim olmamıştı ve güneş doğmasına rağmen gecenin bütün soğukluğu hala tenimdeydi. Ceketi kucağımdan alarak giyindim. Vücudum bedenimden büyük ceketin içinde kaybolurken, kumaşın iç tarafında ki sıcaklıkla da hafifçe irkildi. "Nere gidiyoruz ?" dedi Pars gözünü yoldan ayırmadan. Gözlerim dudaklarında bir süre takılı kaldı. Evet hala onu öpmek istiyordum. Gözlerimi bir kaç kez kırpıştırdıktan sonra koltukların arasında ki tutacağın içinden telefonumu alıp, Pars'ın gideceği konumu açtım. Bursa'nın Mudanya ilçesine ki bir eve gidecektik. Telefonu Pars'a doğru uzattım. ''Buraya gideceğiz.'' Pars elimde ki telefonu alıp, gideceği konuma baktı ve hiç sorgulamadan telefonu direksiyonun yanında duran telefon tutacağının üzerine koyup sürmeye devam etti. Dikiz aynasından arkaya bakıp Elifi gördüğümde dakikalar önce yapmam gereken şeyi hatırladım. Pars dudaklarıyla aklımı başımdan aldığı için onu tamamıyla unutmuştum. Torpido kısmından küçük ilk yardım çantasını çıkartıp yerimden kalktım ve Pars beni izlerken arka koltuğa geçip Elif'in yaralarına baktım. Çok kan kaybetmişti, ama bu kızı ormanın ortasındayken gördüğümde de bir savaşçı ruhuna sahip olduğunu anlamıştım. Her şeye rağmen kalbi atmaya devam ediyordu.

İlk yardım çantasını açtım. Gerekli tüm malzemeler içinde vardı. Önce mikrop kapmasın diye yaralarını temizledim ve ardından da yaraları bandajla sardım. Yaraları derindi ve dikiş gerektiriyordu, ama bunun daha temiz bir ortamda yapılması gerekiyordu ve üstelik ben dikiş atamayacak kadar yorgundum. Bu yüzden şimdilik kan kaybetmesini engellemem yeterliydi. Zaten Bursa'ya vardığımızda yaralarıyla daha iyi ilgileneceklerdi. İşim bittiğinde ilk yardım çantasında ki tüm bandajları kullanmıştım ve kendi ellerim için kullanacağım bir bandaj kalmamıştı. Ama sorun değil, dayana bilirdim. Tekrar ön koltuğa geçip oturdum ve yola bakarken kafamı koltuğa yasladım ve o an bedenimin çok fazla yorulduğunu hissetim.

''Ellerin kanıyor. Neden kendi yaralarını da sarmadın?''

''Acı çekmeyi seviyorum.'' diyerek omuz silktim. Pars ise beni hiç duymamış gibi ''Bir kaç metre sonra bir benzin istasyonu var. Oradan sana bandaj alırız. Biraz daha dayan'' dedi.

''Sakin ol yakışıklı, bu yara beni öldürmez.''

''Daha fazla kan kaybetmeye devam edersen öldürür.''

''Vücudum göründüğünden daha dayanıklıdır ve inan bana vücudum daha kötü yaralarla karşılaştı ve ölmedi. Uçurumdan atladığım günü unuttun mu ?''

Pars sanki vücudumun her kısmını çok iyi biliyormuş gibi hiç tereddüt etmeden ''Yara izlerini göremiyorum'' dediğinde Omuz silktim. ''Vücudumda ki yaralar hiç bir zaman umurumda olmadı ama babamın umurundaydı. Yaralar beni kötü gösteriyormuş. Bu yüzden, kendi eliyle açtığı yaraları kremlerle yok etti'' Babam o yaraları kremlerle yok ettiğini düşünse de, ben aynaya ne zaman baksam, her tarafı yaralı bir kadın görüyordum.

''Canavar bile olsam güzel görünmeliyim.'' diyerek alayla güldüm. Fakat Pars gülmedi. Bunun yerine kaşlarını çattı.

''Sen canavar değilsin ve bütün duygularını gülerek yaşadığını biliyorum, ama arada bir gülmeyi bırak ve bir insan gibi duygularını olması gerektiği gibi yaşa. En azından benim yanımdayken bunu yapabilirsin. Seni yargılamam.'' Bir şey söyleyemedim, çünkü Pars'ın uçağındayken sürekli avı düşündüğümden için hiç uyuyamamıştım ve avda yorucu geçmişti. Tabi yorgunluğumun nedenleri arasında vücudumu terk eden kanlarda vardı. Ve benim dinlenmesi gerekiyordu, zaten bir saat uyursam sorun olmazdı. Normalde asla uyumazdım ama şuanda kendimi güvende hissediyordum. Pars'ın 'Canavar değilsin' dediği sözleri zihnimde bir kaç kere tekrarlandı. Arkama biraz daha yaslandım ve kollarımla karnımı sarıp, gözlerimi yavaşça kapattım. Bu sırada zihnimin içinde Pars'ın sesini tekrar duydum, ama bu sefer farklı bir şey söylüyordu.

''Hayır, sakın uyuma ! Ahsen !''

Bölüm sonu

7 yorum