İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 31 · 17 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 31

🖤 26

AHSEN

Onu duyuyorum ve hissediyorum. Kan istiyor, kaos ve katliam istiyor. Bense ellerim kanasa dahi beyazı ışığı sıkıca tutmaya devam ediyorum. Bırakırsam o kazanır, ben kazanmak istiyorum.

Ormanın içinden çıktığım an, her tarafta kulağımı tırmalayan mutlu bağırışlar ve kahkahalar duydum. İçimde ki karanlık ellerimin arasında tutuğum Elif'i öldürmediğim için mutsuz olsa da, yine de her şeye rağmen onun baş mimarisi olan insanların alkışlarına ve tezahüratlarına göğsünü kabartıp gülümsüyordu.

Ailem ismimi bağırmaya başladı.

''Karanlığın Annesi !''

''Karanlığın annesi !''

''Karanlığın annesi !''

Evet, ailemin bana bulduğu isim buydu. Onlar için ben karanlığın annesiydim. Bütün gözler ben ve Elif'in üzerindeydi. Platformun ortasına gelince sesler sustu ve ben Elif'in bedenini bir çöp parçası gibi eğilmeye bile gerek duymadan yere bıraktım.

Düşmenin etkisiyle vücudu kısa bir an hafifçe havalandı ve tekrar yere düştü. Yaşadığını sadece ben biliyordum ve bu yüzden de davranışlarım inandırıcı olmalıydı. Olabildiğince duygusuz ve vahşi gözükmeye çalışıyordum ve zaten benim bir yanım hep bunlardan ibret olduğu için, rol yaparken pekte fazla zorlanmıyordum. Pars canavar olmadığımı söylemişti ama şuanda yüzümde ki yırtıcı ifade ve vücudumda ki kanla çirkin bir canavara benziyordum.

Pars'ı göremiyordum ama onunda artık böyle düşündüğünü hissedebiliyordum.

Gökyüzünde ki kırmızı duman, avın yakalandığını haber veriyordu ve bu ormanın her tarafından görülebilecek boyuta bir dumandı. Bu yüzden ayakta dururken avcıların gelmesini bekledim, ama bu çok uzun sürmedi. Ormanın içinde saçları dağılmış ve gecenin soğukluğuna rağmen vücutlarından ter damlayan avcılar, birer birer yanıma gelip önce etrafımda halka oluşturmaya ve daha sonra ise dizlerinin üzerine çöktüler.

Bazı avcılar kırklarındaydı, bazıları benimle aynı yaştaydı ve bazıları ise reşit olmamış çocuklardı, ama hepsi bu gece bana boyun eğiyorlardı. Bu gelenek bir güç göstergesiydi ve ben en güçlü olandım. Ormanın ortasında baygın bir şekilde bıraktığım Ilgaz haricinde bütün avcılar önümde diz çöktükten sonra sıra temsilcileri gelmişti. Bir kişi hariç bütün temsilcilerde önümde büyük bir saygıyla birer birer diz çöktüler ve sıra babama geldiğinde ise oda büyük bir gururla sahneye çıkıp tam karşımda durdu. Üzerimde ki kanın karanlığı, babamın gözlerinde ki parıltıyı çoğaltmıştı. Bir süre bana gururla baktıktan sonra gözleri hemen bacaklarının altında, sırt üstü uzanan Elif'e döndü. Vücudunun her tarafını kapatan kanın yanı sıra beyaz teni de onu gerçekten de ölü biri gibi gösteriyordu. Verdiğim ilaçla nabzı o kadar çok düşmüştü ki nefes alırken göğsü kıpırdamıyordu. Burada ki her kes acımasız bir katildi ama hiç kimse Elif'in yaşadığını anlayamazdı, çünkü ben onlardan daha iyi bir katildim. Üstelik bu onları ilk kandırışımda değildi ve bu yüzdende oldukça rahattım. ''Kazanacağını biliyordum.'' dedi gururla, boş gözlerle suratına baktım.

O ise gülümseyerek dizlerinin üzerine çöktü, ardından da başparmağıyla Elif'in kanlı vücuduna kısa bir an dokunup tekrar ayağa kalktı ve parmağında ki kanı kaşlarımın ortasından saç diplerime kadar uzanacak şekilde kısa bir çizgi attı. Anlımda ki bu çizgi vahşetin, kaosun, ölümün, gücün ve karanlığın damgasıydı. Anlıma kanla işaret atıldıktan sonra alkış sesleri bir kere daha yükseldi ve bütün avcılar hançerlerini platformun sert zeminine vurmaya başladılar. Bir çok avcının gözünde nefret ve sinir vardı. Her ne kadar bu gelenek gülüp eylenerek yapılsa da, sahne arkası pekte eğlenceli değildi. Konu güç olunca, Ar'ların içinden farklı bir canavar çıkıyordu. Etrafımda ki avcılara bakarken, bir an Pars'ı merak ettim ve onun olduğu tarafa doğru baktım. Diğer Arlar gibi oda masadan kalkmıştı ama platforma yakın durmuyordu. Ayrıca bana değil, ayağımın dibinde yatan Elif'e doğru büyük bir öfkeyle bakıyordu. Murat'ın da Pars'tan aşağı kalır bir yanı yoktu. Bu sırada Ateşle göz göze geldik. Aralarından sadece o bana duygusuz suratıyla bakıyordu. Nasıl bir canavar olduğumu kendi gözleriyle görmüşlerdi. Hafifçe gülümseyerek önüme geri döndüm.

Hiç birinin bakışı umurumda değildi, çünkü bu alışık olduğum bir durumdu. Gözlerim hemen karşımda duran babamı bulduğunda, bu gece ilk defa onunla konuşarak, sadece babamın duyabileceği bir ses tonuyla. "Umarım vereceğin ipucu güzeldir." dedim.

Eğer yaptığım bunca şeyden sonra bana iyi bir ipucu vermezse, bunun ağır bir dönüşü olacaktı. Yüzümde ki gülümseme ve vahşete oda diğerleri gibi inanmıştı ve ben ona neden buraya geldiğimi hatırlatınca, kısa bir an yüzünde ki mutluluğu gölgelendi. Çünkü bu işten zevk almayıp, rol yaptığımı anladı. Gözlerini hafifçe kısıp, tehlikeli bir şekilde tekrar gülümserken "Çok güzel olacak." dedi. Gözlerinin içine bakarken elimde ki hançeri daha sıkı tuttum. Avucumun içinde ki kanlar, açık bir su musluğu gibi siyah platformun üzerine dökülüyordu ve şuanda aklımda sadece babamın kafasını koparmak vardı, onun gülüşü midemi bulandırıyordu ve burada beni durduran tek şey ise bir zamanlar babama karşı hissettiğim lanet olası sevgi ve annemin ölürken bana bıraktığı ışığıydı. Hançer sesleri azalırken, Nazım elinde tuttuğu Kara mambayla platformun üzerine çıktı.

Onunda yaşlı gözünde, tıpkı babam gibi büyük bir gurur vardı. Nazım bana her zaman 'Gençliğimi hatırlatıyorsun çocuk' derdi ve ailemden bir çok kişi beni sevmemesine rağmen, Nazım'ın en sevdiği torunu da bendim. Gerçi bazen onunda nefretini kazanırdım.

"Kazanacağını tahmin ediyordum.'' dedi. Yaşlılıktan ve içtiği purolardan sesi cızırtılı çıkmıştı.

"Görüyorum ki vücudun yaşlandıkça beyninde bunamış. Benim olduğum bir savaşta tahmin yürütmek çok saçma bir eylem." dedim alayla ve aynı zamanda da sadece babamın anlayacağı bir göz dağı vardı cümlelerimde. Nazımın ve babamın gülümsemesi daha da genişledi. Nazımın da en az babam kadar içimde ki karanlıkta bir payı vardı ve onlar beni asi, korkusuz, güçlü bir karakter olarak eğitmişlerdi. Yüzlerinde ki gururlu gülümseme de bu yüzdendi. Her zaman güçlü ve dik başlı olmamı seviyordular.

Nazım bana doğru biraz daha yaklaştı ve ellerinde tutuğu zeytin yeşili renginde ki Kara mambayı yavaşça omuzlarımın üzerine bıraktı. Bu sırada on yaşındayken kazandığım ilk avda, Nazımın yılanı omuzlarıma koyarken ki sözleri zihnimde canlandı.

'Bu yılanı sev, ama asla güvenme! Evlat yılanlarda insanlar gibidir. Seversin, yılarca besler ve büyütürsün. Ama zayıflığını hissettikleri an sana ihanet edip öldürürler. Bu yüzden sakın kokma, çünkü zayıflık gösterenler yok olmaya mahkumdur. Bu dediklerimi de asla unutma. Unutursan güçsüzleşirsin, güçsüzleşirsen de ölürsün'

O gün kokmuştum, ama zayıflık göstermemiştim. Şimdi ise hiç korkmuyordum, çünkü ben ondan daha korkunçtum. Yılan bir süre nereye gideceğini bilmeden soğuk vücuduyla omuzumun üzerinde süründükten sonra yavaşça çıplak göğsüme doğru ilerledi.

Bu hikayeyi bir kaç gün önce Murat ve Ateş'e anlaşmıştım. Ar'ların bir diğer ismi Kara mambaydı ve bu isim aynı zamanda bu avın kurucusu ve ilk kazananı olan büyük büyük dedem Cemal Ar'dan gelirdi. Onun içinde ki kötülük, şeytandan bile fazlaydı. Şimdi ise bedenim de gezinen bu yılanla onun ruhunu yaşatıyorduk. Tıslama sesi duyunca kafamı yavaşça aşağı doğru indirdim. Yılan boynunu düzleştirmişti ve ismini aldığı siyah ağzını açmış dişlerini gösteriyordu. Bu bana saldıracağı anlamına geliyordu. Batıl inançlara inanmam ama şuanda yılanın beni öldürmek istediğini görünce, kısa bir an Cemal'in ruhunun yılanın içinde olduğunu ve içimde ki aydınlık tarafı yada düşüncelerimi görüp öldürmek istediğini düşündüm. Muhtemelen Arların arasında karanlığı hapseden birini görünce, mezarda kemikleri sızlamıştır.

Hızlı bir hareketle yılanı kafasının altından yakaladım ve bedenini vücudumdan uzaklaştırıp aynı hızla platformun dışına fırlattım. Yılan yeşil çimenin üzerine serçe düşüp bir kaç saniye içinde ormanın içine girdi ve gözden kayboldu, gerçekten de karada yaşayan en hızlı yılandı. Bu hareketimle sesler kesildi ve herkes bana kötü gözlerle bakmaya başladı. Bu sırada Ilgaz'ın babası Eymen ayağa kalktı ve bana doğru yaklaştı. Onun bu hareketiyle diğerleri de ayağa kalktı. Tehlikeyi üzerime çekmek gibi büyük bir yeteneğim vardı.

Nazım da yaptığım hareketten hoşlanmadı ama karışmadı ve kavgayı kenarda izlemek için sessizce platformun dışına çıkarken, babam ise karşısında ki öz kardeşi değil de düşmanıymış gibi Eymen'e bakıyordu. "Geleneklerimize hiç saygın yok, bu yaptığın bizlere büyük bir hakaret!" diye büyük bir sinirle bağırdı. Onların saçma gelenekleri yüzünden bir yılanın beni sokmasına izin veremezdim. Ayrıca Eymen'in siniri sadece geleneğe hakaret etiğim için değil, oğlunun benim karşımda kaybetmesiydi. Bu Ilgaz'ı ve dolaylı yoldan onu da güçsüz göstermişti. Elif'in cesedinin üzerinden geçip Eymen'in tam karşısında durdum. Boyu benden uzun olduğu için kafamı hafifçe yukarı doğru kaldırdım ve bana nefretle bakan ela gözlerine gülümseyerek baktım.

"Ses tonuna dikkat edip önümde diz çökmeye devam et, yoksa oğlunla aynı kaderi paylaşırsın.''

Dudaklarını bir birine bastırırken hızla arkasını döndü ve öne doğru bir kaç adım atarak benden uzaklaştı. Gitmeyecekti. Bana saldıracaktı. Yerimde durarak avlanmayı beklemeyecektim. Bu yüzden sessizce onun arkasından yürüdüm. Bu sırada babamda herkes gibi sessizce bizi izliyordu. Ve tamda tahmin ettiğim gibi önünde ki avcının hançerini hızlıca elinden alırken, tekrar bana doğru dönmesine bile izin vermedim ve elimde ki hançeri pahalı beyaz ceketine doğrultup, geniş sırtına boydan boya derin bir kesik attım. Beyaz ceketi bir anda kırmızıyla süslendi ve ben önce sağ baldırına vurdum. Öne doğru diz çökmesini sağladım, daha sonrada sırtına sert bir tekme attım. Darbelerin etkisiyle sertçe platformun üzerine yüz üstü düştü. Canı acımıştı ama hiç bağırmadı çünkü bağırması onu daha çok küçültüp, zayıf gösterirdi. Etrafımda ki avcıların suratına meydan okurcasına baktım. Eğer Eymen saldırısında başarılı olsaydı onlarda bana saldırırdı, ama şuanda hepsi arkaya doğru bir adım atıp saldırmayacaklarını hareketleriyle gösteriyorlardı.

Benden korkuyorlardı ve korkmakta da haklıydılar. Eğer annem olmasaydı. Ben, Celal Ar yada şeytandan bile daha kötü biri olurdum.

Pars bir yerde haklıydı içimde ki karanlığı etrafımda gördüğüm insanlar yaratmıştı, ancak sonunda öyle bir noktaya geldim ki ben karanlığın annesi oldum. Ve bir kaç yıldır her ne kadar karanlığımı içimde saklasam da, bu benim karanlığın annesi olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Belki hepsini yaralayamazdım, ama gelecek ilk on kişiye ölümcül yaralar bırakabilirdim.

"Ailene bunu yapamazsın, seni sen yapıp bu günlere kimin getirdiğini unutma!" dedi Arzu halam yerde acı içinde uzanan Eymen'in yanına doğru ilerlerken. Bir saat önce yüzüne atığım yumrukları unutmuş gibiydi.

"Beni ben yapan siz miydiniz ? Hayır ! Siz sadece karanlık dünyamda birer kirli izsiniz " Elimde ki hançeri yere attım ve Elif'in cansız bedenine doğru ilerleyip onu kucağıma aldım.

"Avı nereye götürüyorsun ?" dedi İlkay dayım, diğerlerine göre daha sakin bir tavırla. Yürürken konuşmaya başladım.

"Her kazandığım av da olduğu gibi bu av da bana ait. Ona ne yapacağım sizi ilgilendirmez." dedim ve platformdan aşağı indim. Bütün gözlerin üzerimde olduğunu hissedebiliyordum ama kimseye bakmadan otoparka doğru yürümeye devam ettim. Ancak bu sırada arkamda beni takip eden üç ayak sesi duydum.

Ailemde beni durduracak cesarete sahip hiç kimse yoktu. Bu seslerin sahibi Pars, Ateş ve Murat olmalıydı. Arkamı dönmeden konuşmaya başladım. "Gösteriyi izlediğinizde göre artık burada bir işiniz kalmadı. Beyler, arabalarınıza binip evinize gidin." Sesimde gece gibi soğuk çıkmıştı, daha fazla kimseyle konuşmak istemiyordum. Sadece bu lanet olası yeri terk etmek istiyordum.

"Sen bir çocuğu öldürdün !" dedi Murat yargılayıcı bir ses tonuyla. Hafifçe gülümsedim ve "Beni yargılayanda bir seri katil." dedim alayla. "Ben çocukları öldürmem !" diye bağırdı.

"Bu ahlaklı davranışın için seni alkışlardım ama maalesef ki elerim de lanet olası bir ceset var ! Şey tekrar düşündüm de, öldürdüğün insanlarında bir zamanlar çocuk olduğunu düşünürsek, aslında dolaylı yoldan çocuk öldürüyorsun" dedim alay etmeye devam ederek.

"Sen bir insan değil, canavarsın !''

Duyduğum kelimeyle yüzümde ki yapmacık gülümseme bir anda silindi, ama omuzlarım dik bir şekilde yürümeye devam ettim.

Murat haklıydı, ben bir canavardım.

Bu sırada Pars sert bir ses tonuyla emir verdi "Malikaneye gidin." "Seni bu canavarın yanında-" Yüzlerini görmüyordum ama Ateş'in sesini Pars'ın bakışlarının susturduğunu tahmin etmek pekte zor değildi. Adımlarımı hızlandırdım ve önceden ayarladığım siyah Jeep'in arka kapısını açıp Elif'in bedenini hızlıca siyah deri koltuğun üzerine bırakıp kapıyı kapattım ve ardından sürücü koltuğunun kapısını açtım ama Pars sert ve hızlı bir hareketle kapıyı geri kapattı.

Anlaşılan buradan henüz ayrılamayacaktım.

Kafamı kaldırıp Pars'a baktım. Ateş ve Murat çoktan gitmişlerdi ve Pars öfkeyle büyük bir sinirle bana bakıyordu. "Burayı Ar'ların kafasına yıkmamamın tek nedeni, öldürmeyeceğini söylemendi !" diye bağırdı sağır edici bir tonda. Hızla etrafa baktım, neyse ki alandan uzaktaydık ve çevrede kimse yoktu. Yüzümde alaycı gülümseme belirdi. Bu sıralar çok fazla alayla gülümsüyordum, çünkü etrafımda ki olaylar büyük bir komedi sahnesi gibiydi.

"Başından beri birinin öleceğini bildiğin halde annen için bu ava katılmama izin verdin. Şimdi neden iyi adam rolüne girip bana hesap soruyorsun ?" Hiçbir şeyi gizlemedim ve her şey açık bir şekilde anlatım, onlarda kendi çıkarları için bu durumu kabul ettiler. Şimdi ise tüm suçu üzerime atıp, beni kötü adam olarak seçiyorlardı. Ve ben kötü karakter olmaya alışıktım, ama ben onların vicdanlarını rahatlatmak için rahatça suçlayacakları kişi değildim.

Bir çocuk yerine yaşlı bir adam olsaydı da aynı tepkiyi verir miydi ?

''İyi bir adam rolünü oynayamayacak kadar kötü biriyim. Ancak, kötülüğüme rağmen kabul etmeyeceğim şeyler var. Mesela masum bir çocuğu öldürmek gibi !'' diye bağırdığında daha fazla sinirlendim.

"Canın cehenneme, Defol git!" dedim ve arkamı dönüp kapıyı açtım, ama Pars tekrar kapıyı kapattı.

"Bana öldürmediğini söylemiştin." dedi. Bu sefer sesi daha yumuşak çıkmıştı. Gözlerim tekrar Pars'la buluşurken, ona doğru bir adım atıp aramızda ki küçük aralığı kapattım. Pars'ın kokusuyla vücudumda ki kan bir birine karışıp burnumu doldurdu. Sesi yumuşak çıkmıştı, ama yüzü hala sert bakıyordu. Aklında beni nereye koyduğunu yada nasıl gördüğünü bilmiyordum, ama şuanda yüzüme bakarken benden böyle bir şey beklemiyormuş gibi görünüyordu. Beni gerçekten canavar olarak görmüyordu.

"Ben bir şey istiyorsam, sonucu ne olursa olsun onu alırım. Annen hakkında bilgi alabilmek için kızı öldürmem gerekiyordu ve öldürdüm. Bunun için özür dilemeyeceğim." dedim rahat bir şekilde. Pars'ın gözlerinde kısa bir an hayal kırıklığı gördüm. Ona gerçekleri söyleye bilirdim ama benim hakkımda ne düşündüğü umurumda değildi. Pars şuanda benim yanımdaydı ama o zeki bir adam ve her ne kadar beni yarı yolda bırakmayacağını söylese de ona tam anlamıyla güvenmiyordum. O tehlikeli biriydi. Ateş ve Murat'a avı anlattığı gibi, ondan sakladığım bu sırrı da anlatabilirdi ve bu benim için hiçte iyi olmazdı. Bu gün benim karşıma çıkmaya korkan insanlar, yaptığım şeyleri öğrenince güçlerini birleştirip bana saldırırlardı ve bu sefer içimde ki karanlık bile onları durduramazdı. Hatta varlığını istemediğim babamın gücü bile yetmezdi.

"Kızı nereye götüreceksin ?" dedi kısa bir sessizliğin ardından. Nihayet bozulmuş bir plak gibi aynı şeyleri tekrarlamayı bırakıp, kabullenmişti. Oda herkes gibi canavar olduğumu kabullenmişti. Bu beni biraz kötü hissettirdi ama üstesinden hızlıca geldim.

"Bu seni ilgilendirmez."

Pars'ın yüzünde ki sert ifade daha da arttı ve bana doğru bir adım atıp yüzünü yüzüme yakınlaştırdı. Vücutlarımız bir birine yapışık durumdaydı ve atan kalbimi hissedebiliyordum. Vücudum bir an Pars'ın sıcak nefesiyle irkildi, üşüdüğümü yeni hissediyordum.

"Biz bir anlaşma yaptık ve sen bana karşı-" Hızlıca sözünü kestim.

"Bu konu anlaşmamızın dışında." Sürekli her itirazımda anlaşmayı öne sürmesi sinirimi bozuyordu. Ona aramızda ki anlaşmaya önem verdiğimi hissettirerek hatta yapmıştım. Ona bana karşı kullanacağı bir şey vermiştim. "Anlaşmanın dışında falan değil. Bu kız annem için öldüyse ona ne yapacağını bilmek istiyorum!"

Aslında annesi için yaşamıştı. Çünkü ben bu gün babamdan bir ipucu almak için buraya gelmeseydim bu kız ölecekti. Fakat bu önemsiz bilgiyi Pars'ın bilmesine gerek yoktu.

"Annen olsun yada olmasın, bu kız bu gece zaten ölecekti. Bunu son kez söylüyorum, defol git yoksa" Zor da olsa kendime hakim olarak sustum, bu konuşma güzel olmayan yerlere gidiyordu.

"Yoksa ne? Bana muhtaçsın, anlaşmayı şimdi bitirirsem ne yapabilirsin ki?"

Dişlerimi sinirle sıktım, ben ona muhtaç falan değildim ! Şimdiye kadar bana yardım eden kimse olmadan, bu yaşıma kadar büyük bir savaşla hayatta kaldım. Pars sadece beni zafere ulaştıracak basit bir köprüydü. Ben kimsenin gücüne muhtaç olacak kadar zayıf bir kadın olmadım, olmamda.

Ellerimle yakasına sıkıca tutum ve yüzünü biraz daha kendime doğru çektim, direnmedi. Artık daha da yakındık. "Ben sana muhtaç değilim ! Aramızda ki anlaşmayı bitiriyorum." diyerek bağırdım ve bağırışım o kadar şiddetliydi ki, ağaçların üzerine konan bir kaç kuş havalandı. Pars ise sessizliğini koruyup tıpkı benim ona baktığım gibi, oda suratıma büyük bir öfkeyle bana bakmaya devam etti. Eğer hoşuma gitmeyen tek bir şey daha söylerse, artık ağzım değil yumruklarım konuşacaktı ve o güzel suratını mahvedecektim.

"Tartıştığınızı görmek beni çok mutlu etti ama pek şaşırmadım." Pars'la aynı anda sesin geldiği yöne doğru baktık. Babam, Savaş ve Cam göz tam karşımızda duruyordu. Tartışmaya kendimizi o kadar çok kaptırmıştık ki onların geldiğini ikimizde fark etmemiştik. Ellerimi Pars'ın yakasından çektim, ikimizde bize gülümseyerek bakan babama büyük bir sinirle baktık.

"Kazanacağımı biliyordum, ama bu durum sandığımdan daha erken oldu" dedi. Az önce anlaşmanın bitmesine vurgu yapıyordu ve babamın şuanda ne yaptığının farkındaydım. Beni kışkırtıp, başından beridir planladığı anlaşmanın içinde tutmaya çalışıyordu. Başarıyordu da. Pars'a çok sinirlendim ve o sinirle anlaşmayı silip attım, ama babamın sözleri ve bakışları beni kendime geri getirdi. Ben sadece annem ile ilgili konularda duygularımla hareket ederdim, bunun dışında ki hiç bir konuya duygularımı karıştırmazdım. Yaptığım anlaşmada annemi de ilgilendirdiği için, babama istediğini verecektim ve o farkında bile olmadan onu kendi oyunuyla yenecektim. O gün geldiğinde ise, bu gün karşıma çıkıp fikrimi değiştirdiği için çok pişman olacaktı. Sesimi yumuşatmaya çalışarak konuştum.

"Benim olduğum savaşta kazanma şansının olduğunu düşünmen çok komik." Pars kısa bir an bana baktıktan sonra bakışlarını tekrar babama doğru döndürdü, av da ve şuanda babama saldırmaması beni şaşırtmıştı. Ben onun yerinde olsaydım, bu kadar sakin kalamazdım. Ancak tekrar düşündüm de, Pars'ın sakin kalışı pekte şaşırtıcı değildi. Çünkü babamla arasında annesi vardı ve muhtemelen annesinin zarar görmesini istemediği için sakin kalıyordu.

Sağ ve sol tarafında ki Savaş ve Cam göze kısa bir bakış atarak" Az önce bir birleriyle boğuşurken, kızımın anlaşmayı bitirdiğini duydum. Yoksa kulaklarım yanlış mı duydu ?" dedi. Bu sırada Cam göz pis bir şekilde sırıtırken ''Doğru duydunuz efendim.'' diyerek babamı onayladı. Pars'ın saldırmayacağından emindim ama aynı şeyi kendim için söyleyemezdim. Babam biraz daha karşımda bu şekilde durup konuşmaya devam ederse, araya girdiği için Pars'a vuramadığım yumruğumu kesinlikle onun yüzüne vuracaktım.

Pars, az önce ki sözlerimden anlaşmayı bitirmediğimi anlayınca "Yanlış duydun, mahvoluşunu görmeden bu anlaşmayı bitirmeye niyetimiz yok." dedi ve babama doğru bir adım attı. Babamın karşısında onunla bu şekilde konuşabilecek çok az sayıda insan vardı ve Pars'ın etrafında her hangi bir adamı olmadan babamla bu kadar rahat konuşması gözüme çok çekici geldi. Babam bazen benim bile ona ters cevap vermemi sevmezken, Pars'ın bu hareketiyle sinirlendi. Babamla empati yapmak istemesem de bu sinirini çok iyi anlıyorum. Pars günlerdir beni sinirlendirip duruyor. İnsanı sinirlendirme işinde çok iyi. Cam göz iri cüssesiyle öne doğru bir adım atacakken, babam elini hafifçe havaya kaldırıp onu durdurdu. Arada Savaş olmasaydı, Cam Gözü çoktan emekli yapmıştım. Yıllarca babamın yanında çalıştıkça, stresten saçları dökülüp kelleşmişti ama hala inatla babamın yanında çalışmaya devam ediyordu ve garip bir şekilde babama fazlasıyla sadık kalıp, ona değer veriyordu. Onunda ruhu karanlıktı. Babamla ortak yanları fazladı.

"Annem elindeyken benimle daha dikkatli konuşmalısın." dedi babam tehditkâr bir tonda. Pars'ın boğazında kendini gösteren damarlardan sinirlendiğini anladım ama o sadece küçümseyici bir bakışla yetindi. Babamla söyledikleriyle alay eden bir surat ifadesi vardı ve bu babamı daha çok öfkelendiriyordu. "Şuanda karşımda canlı bir şekilde durmanın tek nedeni, annemin hala hayatta olması. Bu yüzden bir daha sakın beni annemle tehdit etmeye kalkma, bu işin sonunda sen zararlı çıkarsın Cem Ar." Savaşla aynı anda bir birimize baktık. Sadece ikimizin anlayacağı bir şekilde bakışlarımızla konuşuyorduk ve anladığım kadarıyla Savaşta tıpkı benim gibi Pars'tan etkilenmişti. Birde ikimizin de düşündüğü ortak bir şey daha vardı ve oda babam eğer Belen Alphan'a zarar verirse Pars'ında aynı şeyi benim için yapacak olmasıydı. İşte tamda bu yüzden onu kendime aşık etmeye çalışıyordum.

"Sözlerine dikkat et, senin karşında Cem Ar var. Bu şekilde-"

"Hoşt" diyerek sözünü kestim ve Cam Gözün gecenin karanlığıyla daha da koyulaşan kahve gözlerini hızla bana baktı. Yaralı avucumun içinden saatlerdir kan akıyordu ve başımın dönmesinden anladığım kadarıyla çok fazla kan kaybetmiştim. Bedenim ile ruhum uzun bir sohbeti kaldırmazdı ve zaten gideceğim çok uzun bir yolum vardı. Bu yüzden de araya girmiştim - pek güzel bir giriş olmamıştı ama daha fazla bu sohbete katlanamazdım-

"Uslu bir köpek olup sahibinin arkasına sessizce bekle." dedim Cam gözün gözlerine nefretle bakarak. Bu sırada Cam göz yüzünü buruşturdu. Onu sevmediğim gibi oda beni pek sevmezdi ve eğer arada babam olmasaydı beni büyük bir zevkle öldürecek ilk kişiydi. Yani daha doğrusu beni öldürmeyi deneyecek ilk kişi oydu. Çünkü beni öldürmek kolay bir iş değildi. Babamın karanlıkla koyulaşan yeşil gözlerine baktım ve direk konuya girdim.

''İpucuyu ver.'' Babam bir kaç saniye sessiz kalıp yüzüme baktıktan sonra konuşarak ''Şuanda değil. Zamanı var'' dedi. Öyle yada böyle bir ipucu verecekti. Zaten şuanda yorgundum. Daha iyi olduğum bir zamanda ipucuyu öğrenmem en iyisiydi. Babam sanki gideceğimi anlamış gibi dikkatlice yüzüme baktı. Yüzümü yıllardır hiç ezberlememiş gibi, yeniden ezberlemeye çalışıyor gibiydi. Daha fazla kimseyle konuşmak istemediğimden, arkamı dönüp arabaya doğru ilerledim ve ön kapıyı açıp, sürücü koltuğuna oturdum. Bu sırada babam hiç bir şey söylememişti ve gidişimi sessizce izlemişti. Pars'ı bu arabaya bindirmemeye kararlıydım, ama Ateş ve Murattı çoktan göndermişti, bu yüzden arabaya binmesi için ona doğru bakıp kornaya bastım.

Arabanın içinde binmesi uzun sürünce, arabanın yan aynasından dışarı baktım. Pars, babama doğru biraz daha yaklaşıp bir şeyler söylüyordu. Babamın yüzündeki gülümseme bir anda soldu ve Pars babamın konuşmasını beklemeden arabaya doğru yaklaşıp, yanımda ki koltuğa oturdu. Babamın öfke saçan gözlerine bakmayı bıraktım ve hiç bir şey söylemeden, arabayı çalıştırıp park yerinden ayrıldım.

Bölüm sonu

9 yorum

  • Bir an cidden ahseni salmayacaklar o dayısı anlayacak sandım

  • Kapıldım biri Elif'in uyanık olduğunu anlayacak diye

  • Abi zaten zar zor anlaşma yapıldı birde kavgayla bitmesin

  • Abi zaten zar zor anlaşma yapıldı birde kavgayla bitmesin

  • Elifin ölmediğini anlayacaklar diye ben oturduğum yerden ter akıyorum pars ile Ahsen kavga ediyor sjjsjs abi arabaya binip gitsenize hemen

  • Karanlığın annesi 🖤🖤 sevdim bu lakabı tam ahsenlik

  • Ohhhh ve vala derin bir nefes aldım fark etmediler kızın yaşadığını ama bence pars öğrenecek