İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 30 · 15 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 30

🖤 25

AHSEN

Geride sadece ben, İskender ve Demir kalmıştık. Avda saçma bir eşitlik vardı. Eğer bir Ar üçten fazla avı kazanırsa, avın başladığı an diğer avcılara göre bir dakika sonra ava başlardı. Bu şekilde güç dengesini eşitlediklerini düşünüyorlardı. Dayan küçük kız, ben seni bulana kadar sakin ölme. Bir dakika hiç bu kadar uzun sürmemişti. Televizyonlar açılmış ve izleyiciler merakla izlemeye başlamıştı. Bende televizyonlarda ki yeşil ekrana bakıyordum. Kameralarda gece görüşü olduğu için her şey çok netti ve henüz kızı yakalayan olmamıştı.

İkinci kurşun sesi duyulunca Demir ve İskender'de ileri doğru koşup ormanın içine girdiler, ama ben onların aksine ormanın içine girmek için fazla acele etmedim ve bir süre sağ tarafa doğru koştuktan sonra ağaçların arasına girdim. Küçük yaşta avı kazanmamın nedeni, avların psikolojisini çözdüğüm içindi. Bütün avlar hep aynı şekilde hareket edip aynı şeyi düşünüyordu ve sonunda da koşarak aynı noktaya ulaşıyorlardı. Çıplak ayaklarım alışık olduğum toprağın üzerinde gezinirken, ayağıma batan küçük taç ve dikenlere aldırış etmeden gideceğim yere doğru hızlı bir şekilde koşmaya başladım.

Büyük bir kumar oynuyordum ama neyse ki ben kumarda çok iyiydim ve bu kumarı dört kere oynayıp kazanmıştım. Ayrıca oynadığım bu kumar tehlikeli olsa da basit bir mantığa dayanıyordu. Avlarım belirli bir psikolojisi vardı. Öncelikle tehlikeden uzaklaşma iç güdüsüyle, av ilk başta kafesten çıkıp dümdüz koşuyordu. Bir süre sonra karşısına yosunla kaplı büyük bir kaya çıkınca, kısa bir an afallayıp heyecanla etrafa bakıp duruyordu. Şimdiye kadar hiç bir av kayanın üzerinden yada yanından dolanmayı akıl edemedi, çünkü yaparlarsa kaçmak için zaman kaybedeceklerini düşünüyorlardı. Bu yüzden geriye sadece iki seçenekleri kalıyordu, sağ yada sol tarafa gitmek. Av ilk başta sol tarafa bakıyordu, bunun nedeni alışkanlıklardı çünkü Türkiye'de trafik akışı soldandı ve insanlar farkında bile olmadan ilk başta her zaman sol tarafa bakıyorlardı, fakat sol tarafta ki ağaçlar az ve ince gövdeli olduğu için kendilerini güvende hissetmeyip hızlıca o seçeneği de kafalarından eleyip, sağ tarafa bakıyorlardı ve o tarafta ki kalın ağaçların gizlenmekte onlara yardım edeceğini düşünerek o tarafa doğru hızla koşmaya başlıyorlardı. Buda av bölgesinin etrafında daire çizmelerini neden oluyordu. Muhtemelen bize kamera takıldığı esnada av o kayalığa çoktan ulaşmıştı ve gözlemlediğim kadarıyla kafesin içinde aynı tepkiyi veren bütün avlar aynı yolu seçiyordu. Yanılma payım vardı, ama yine de her zaman yaptığım gibi yine zekamla güvenmekten başka çarem yoktu.

Elimde ki hançeri daha da sıkı tuttum. Şuanda beni canlı bir şekilde izliyorlardı. Hava karanlık olmasına rağmen kameraların kayıta olduğunu gösteren kırmızı ışıkları görebiliyordum. Eğer av tahmin ettiğim gibi sağ taraftan gitmişse muhtemelen kurumaya yüz tutmuş küçük dereyi geçmiş ve kendisini korumaya aldığını düşünüp vücudunu çoktan bir ağacın gövdesine yaslayıp soluklanmaya başlamıştır. Koşarken aynı zamanda da etrafıma bakıyordum ve dinliyordum, çünkü avcılar her ne kadar koşarak ormana girseler de bir süre sonra adrenalin azalması ile hızlarını azaltıp sessizce ilerliyorlardı. Bu yüzden ben hızla koşarken aynı zamanda da sessiz olmaya özen gösteriyordum, yoksa beni av sanıp peşime takılabilirlerdi. Yada defalarca kez kazandığım için beni takip edebilirlerdi.

PARS

Karşımda ki ekranda izlediğim tek kişi Ahsendi. Diğer erkekler öldürme açlığı ve düzensiz hareketler ile etrafa bakarken, Ahsen kafesten dışarı bırakılan küçük kızın sanki nerden gideceğini biliyormuş gibi adımlarını ustalıkla takip ediyordu. Pantolonumun içinde rahatsız bir ağrı olsa da tüm dikkatim ekrandaydı. Şuanda ne düşündüğü bilmeyi çok istiyordum. Çok yakında da küçük kıza ulaşacaktı. Ahsen bana kimseyi öldürmediğini söylemişti ancak böyle bir ortamda öldürmemesi imkansızdı. Yine de kafesin içinde küçük kızı gördüğümde öfkem tüm bedenimi sarsa da, bir yanım güvenilmez olan bu kadına güvenmek istedi.

Hayatım boyunca çok fazla insan öldürdüm ama çocuklar bunun dışındaydı. İyi bir adam değilim, ahlaki değerlerim yok ama kurallarım var ve çocuklar ölüm listemde yer almıyor. Etrafımda ki Ar'lar kulağımı acıtacak bir iğrençlikle bağırıp ormanın içinde öldürmek için koşuşturan kişilere tezahürat yaparken Ahsen'in neden bir psikopat olduğunu bana bir kez daha gösteriyorlardı. Ailesi bir canavardı ve oda onların arasında yetişmişti. İstemeden de olsa küçükken katıldığı ilk avı düşündüm.

Eli kesilirken tıpkı biraz önce olduğu gibi duygusuz muydu ?

Minik elleriyle birini öldürmek için hançeri tutmayı nasıl başarmıştı ? Neredeyse her insanın korkacağı bu karanlık ormana girerken oda korkmuş muydu ?

İkinci ve sonra ki her avını nasıl kazanmıştı ?

''Pars sence kızı öldürecekler mi ?'' Murat'ın sorduğu soruya sessiz kaldım. Murat ise bu sessizliğimden bir cevap almış gibi ''Siktir tabi ki de öldürecekler.'' diyerek arkamda rahatsızca kıpırdandı.

''Pars bir şey yapmalıyız. Küçük bir kızın ölmesine izin veremeyiz.'' Ahsen o kadar hızlı gidiyordu ki kıza yetişeceğini biliyordum ve her ne kadar onu öldürecekmiş gibi görünse de içimden bir ses öldürmeyeceğini söylüyordu. Annesi hakkında konuştuğu zamanlar, psikopat gibi görünmediği tek zamanlardı. Bu yüzden annesinin onu dizginlediği gerçeğine güvenmek istiyordum. Ahsen babasının vereceği ipucuyu istese de benim pekte umurumda değildi ancak tek emrimle burayı büyük bir kaosa çevirip avı durduracak gücüm olsa da, yapmamam gereken bir şeyi yapıp Ahsen'e güvenmeye karar verdim.

''Aklınızdan bile geçirmeyin.'' Sesin geldiği yöne baktım. Cem Ar masasından kalkıp yanıma geldi ve masamda ki bir sandalyeyi çekip oturdu. Hemen arkasında ki Savaş bana kısa bir bakış attıktan sonra Ahsen'i gösteren televizyon ekranına baktı.

''Bu avı durdurman senin için pek iyi olmaz. Bu gece ailemi dizginlemeye başardım ama tek bir yanlış hareketin senin sonunu getirir Pars Alphan'' Dizginlemek mi ? Küçümseyici bir şekilde suratına baktım. İkimizde bu gün korunan tek kişinin kendisi ve ailesi olduğunu biliyorduk. Ben ava katıldıktan sonra kendilerini benden korumak için daha fazla adam getirmişlerdi. Bana karşı saklayamadıkları bir korkuları vardı ve bu gece bana bulaşmamak için meraklı olsalar da yanıma gelmeye cesaret edemediklerini açıkça görmüştüm.

''Liderini ne zamandan beridir düşünüyorsun ?'' diyerek alayla konuştum. Cem Ar hafifçe sırıttı ancak ona lideri olduğumu hatırlatmam pek hoşuna gitmediğini görebiliyordum. Narsist kişiliği birinin emri altında olmasını kabullenemiyordu. Ancak oda tıpkı Ahsen gibi her koşulda gülümsüyordu.

''Seni değil, kızımı düşünüyorum. Eğer ailem seni tehdit olarak algılasaydı Ahsen de zarar görürdü.'' Ben varken hiç bir güç Ahsene zarar veremez.

''Bu gece iyi bir baba olmaya mı karar verdin ?''

''Bu durum bu güne özel değil, ben uzun yıllardır zaten iyi bir babayım'' Göğsünü kabartarak gururla söylediği sözleri karşısında kaşlarımı çattım.

''Kızını akıl hastanesine kapatıp özgürlüğünü çaldın ve bu gün gülümseyerek elini kesip birini öldürmesi için ormana gönderdin. Üstelik bunu yıllardır da yapıyormuşsun. Birde ona yaptığın işkenceler de var. Bunların hangi kısmı seni iyi bir baba yapıyor ?''

Cem Ar kaşları çatıldı. Onu yargılamamı sevmediği her halinden belliydi.

''Ahsen'e bakınca ne görüyorsun Pars Alphan ?''

Ona bakınca çok fazla şey görüyordum. Cem Ar benim yerime cevap verdi. ''Güç.'' Arkasına rahatça yaslandı. Evet ahsen güçlüydü ama ben onu böyle tanımlamazdım. O tek bir kelimeden daha fazlası. ''Onu güçlü yapan kişi, onun için verdiğim kararlardı. Ayrıca aile geleneklerimiz var ve oda herkes gibi buna uymak zorunda. Akıl hastanesi ise sözümü dinlemediği için küçük bir ceza. Pekte önemli bir şey değil.'' Yüzüne yumruk atma isteğime karşı büyük bir mücadele verdim ve bu direnişimin tek nedeni Ahsen ve birde annemdi. Genelde istediğim her şeyi yapan biri olmuştum ama son günlerde hareketlerimi iki kadını düşünerek yapıyordum. Kısıtlanma duygusu beni daha da öfkelendiriyordu.

''Güç bu dünyada ki en önemli şey ve ben iyi baba olarak onu güçlü yaptım ve bu ona verdiğim güzelliklerin sadece bir tanesi. Onu güçlü yapmam beni kötü bir baba yapmaz, iyi bir baba yapar.'' Kızının hayatını sikmişti ve bunu güzel bir şeymiş gibi anlatıyordu. Annemi bulduğumda onu öldürmek daha zevkli olacaktı. Belki de Ahsen de annesini bir kenara bırakıp bana eşlik ederdi. Kötü bir babanın ne olduğunu çok iyi biliyordum ve bir yanım Ahsen'e bakarken kendi çocukluğumu hatırlıyordu.

''Hastalıklı iğrenç bir zihnin var ve o hastalıklı zihnini annemi bulduktan sonra zevkle parçalayacağım'' diyerek açık bir itirafta bulunduğumda Cem Ar hafifçe sırıttı ''Senin de zihin en az benim kadar hastalıklı. Geçmişini unuttun mu Pars Alphan ?'' Çenem kasıldı. Unutmamıştım, kafamda ki şeytanlarla her gün uğraşıyordum.

Etrafta ki Ar'ların sesi yükselince Cem Ar'la aynı anda ekrana baktık. Küçük kızı bir erkek yakalamıştı. Ahsen ise hızla onlara doğru yaklaşıyordu. Cem Ar yerinde kıpırdandı, Ahsen'in kazanmasını istediğini her halinden göre biliyordum. Bense nasıl kazanacağını düşünüyordum. Ayrıca günlerdir olduğu gibi düşündüğüm daha başka şeylerde vardı. Onu ilk ve son kez çayırlıkta gördükten sonra ismini ve nasıl bir hayatı olduğunu düşünüp durmuştum. Fakat hiç bir zaman bu şekilde bir hayat yaşadığını düşünmemiştim.

AHSEN

Dakikalarca ormanın karanlığında koştuktan sonra derenin yanına gelince durdum ve yere doğru eğildim. Küçük dere kurumaya başlamıştı ama hala içinde biraz da olsa su vardı. Derin bir nefes aldığım esnada bir ses duydum ve ani bir refleksle kafamı aşağıya eğdim. Arkama baktığımda az önce bir kaç saniye ile beni ıskalayarak ağaca saplanan bir balta gördüm ve sonra önüme dönüp kimin atığına baktım. On iki yaşında olan kuzenim Furkan tam karşımda hafifçe sırıtarak bana bakıyordu. Bir eliyle ensesini kaşırken diğer elinde başka bir balta vardı.

‘’Kusura bakma Ahsen, seni av sandım.’’

‘'Eğer hemen defolup gitmezsen ağaçtaki baltayı çıkarıp kafanı koparırım.’’ Sesim sert ve karanlık çıkmıştı ve tıpkı ailemin diğer üyeleri gibi oda benden korktuğu için ani bir refleksle arkaya doğru bir adım attı. Belki on iki yaşında ki bir çocuğa bunu söylememeliydim ama lanet olsun ki az önce kafama bir balta saplayacaktı ve hala avı bulamadığım için sinirliydim.

Ava benzediğimi ima ederek ‘’Kız olman benim suçum değil.’’ dedi ve bana orta parmağını göstererek ağaçların arasında koşmaya başladı.

Lanet olası velet !

Düzenli nefesler alarak öfkemi kontrol etmeye çalıştım ve tekrar tüm dikkatimi ava verdim. Avın buradan geçtiğinden emin olmak için bir kaç saniye boyunca sabırla derenin yanında yürüyüp yere bakmaya devam ettim ve çamurun içinde net bir şekilde görünen kızın ayak izlerini görünce rahat bir nefes alıp gülümsedim, ama bu rahatlık fazla uzun sürmedi çünkü biraz ilerisinde, bir erkeğe ait ayak izi gördüm. Benden önce biri gelmişti. Siktir !

Bir yanım on yaşında ki bir kuzenim olmasını diledi ama ayak izleri büyük birine aitti. Çok büyük birine. Ayağa kalkıp koşarak dereyi geçtim. Sakın kalmaya çalışıyordum, sakın kalmazsam hatta yapardım. Koşmaya devam ederken yine dikkatlice etrafıma baktım. Geceleri hızlı hareket eden şeyler çabuk fark edilirdi ama etrafta kimse yoktu.

Yerde ki ayak izlerini de karanlık yüzünden pek fazla göremiyordum ve hızlı olmam gerektiği içinde, derede yaptığım gibi yeri dikkatlice inceleyemiyordum.

Bir süre daha koştuktan sonra nereye gittiğini bilmeden koşmanın saçma olduğunu düşündüm ve bu yüzden zaman kaybetsem bile yerimde durup bir ayak izi ararken aynı zamanda da avın nerden gidebileceğini hesaplamaya çalıştım.

Ben av olsaydım nereye doğru giderdim ?

Bir kaç saniye boyunca sessizce ilerledikten sonra, tiz bir kadın çığlığı duydum. Bana fazlasıyla yakındı ve ben yine tüm gücümle çığlığın geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Sese yaklaştıkça hızımı düşürdüm ve yavaşça bir ağacın arkasına geçip saklanarak onları izlemeye başladım. Kızın bacağın da birden fazla hançer yarası vardı ve arkaya doğru sürünüyordu. Avcının sırtı bana dönük olsa da onu tanımıştım. Bu Ilgaz'dı Onunla karşılaşmak beni şaşırtsa da bu benim için büyük bir şanstı, Ilgaz acı çektirmeyi sevdiği için kız hala hayataydı, başka biri olsaydı ben yetişemeden hemen öldürürdü.

Kızı tek başına yakalamayı düşünüyordum, ama bu büyük bir sorun değildi. Harekete geçmeden önce kafamda bir plan kurdum. Ilgaz'ın benim iki katım olan vücuduna baktığımda, hayatın bana verdiği şansı tekrar sorgularken, hançerimi yavaşça yere bıraktım ve elime en yakınımda olan, avuç içimde tutabileceğim büyüklükte bir taş aldım.

Taşı avucumun içinde tutarak yumruklarımı güçlendirecektim. Çünkü onun gücü vardı benim ise hızım. Avuçlarıma taç koyarak da gücü de az da eşitlemeyi düşünüyordum. Yüz, şakaklar, boğaz, böbrek ve karın boşluğu gibi zayıf noktalara vurup, onu öldürmeden sersemletip bayıltmaya çalışacaktım ve aslında onun burada olması benim baya bir işime yarayacaktı. Bana fark etmeden yardım edecekti. Ilgaz bir kere daha kurbanın bacağını keserken, bense hızlıca etrafa baktım. Etrafta sadece bir tane harekete duyarlı kamera vardı ama bizim olduğumuz tarafa bakmıyordu ve eğer yanına yaklaşmazsak asla fark edip bize doğru dönmeyecekti. Bu demek oluyordu ki sadece kafamızda ki kameralarla bizi izliyorlar. Ilgaz en son yine bıçakladıktan sonra yerde can çekişen kızı izlemeye başlamıştı. Yüzünü görmesem de bundan zevk aldığını biliyordum. O tüm dikkatini kıza vermişken bense saklandığım ağaçtan çıkıp sensizce arkasından ona doğru yaklaştım. Karanlıkta bir rüzgar gibiydim. Aramızda sadece bir kaç santim kaldığında hala beni fark etmemişti.

Hiç beklemeden baldırına doğru sert bir tekme attım, normal bir insan dengesini kaybedip ve dengesi bozulduğu için yere düşerdi ama onun iri bir vücudu olduğu için yere düşmedi, sadece öne doğru biraz sendeledi. Tamam bu tahmin ettiğimden de zor olacak Yüzünü bana doğru sinirle döndürüp hançerini havaya kaldırdığında, hızlı bir hareketle taşı tutuğum elimle şakağına vurdum. Dişleri bir birine çarpıp ses çıkartırken, bir kaç dişinin kırıldığına emindim, yada çenesi kırılmıştı. Dudaklarımda istemsizce bir gülümseme belirdi. Toparlanmasına izin vermeden karın boşluğuna sert bir tekme attım, bedeni gerilerken kafası öne doğru düştü ve derin bir nefes aldı. Ardından ağzında ki kanı yere tükürdü ve ''Ahsen bana bulaştığına çok pişman olacaksın.'' diye öfkeyle fısıldadı.

''Pişman olacak biri varsa oda sensin.'' Tekrar harekete geçtim. Sırada ki tekmemi böbreğine doğru atacaktım ki ayağımı hava da yakaladı ve hançeriyle bacağımı kesti. Nefes almakta zorlandığı için fazla derin kesememişti ama etraf karanlık olduğu için de o bunu fark etmemişti. Amacım bacağımı yaralamak değildi fakat bu durumu değerlendirecektim.

Acı bir şekilde bağırdım ve canım yanıyormuş gibi yapıp dizlerimin üzerine düştüm, zayıfladığımı düşünmesini istiyordum ve öyle de oldu. Acılarına rağmen zaman kaybetmeyip hızla ayağa kalktı ve anlıma sert yumruk attı. Canım bu sefer gerçekten çok acımıştı ve etraf sanki bir anlığına aydınlanmıştı. Kafam hızla dönüp toprağın üzerine düşerken, Ilgaz üzerime çıktı. Kafam dönüyordu. "Zayıflamışsın." dedi sırıtarak. Bu esnada ince dudaklarının kenarından kanlar yavaşça aşağıya doğru süzülüyordu. Zayıflama kelimesi, bizim için öleceksin kelimesiyle aynı anlama geliyordu. Bende tıpkı onun gibi sırıttım. Bu sırada yerdeki kız Ilgaz'ın benim üzerime çıktığını görünce, bacağında ki yaralara rağmen ayağa kalktı. Çoğu zaman kadın, kadının düşmanı olsa da. Aynı şekilde kadınların kendi aralarında bir birlerini koruma iç güdüleri de vardı. Kız zorlukla eğildiği yerden büyük bir taş alıp Ilgaz'a doğru koştu. Ancak Ilgaz'ın sırtı dönük olsa da oda kızın yerden kalktığını biliyordu Bu yüzden küçük kavgamız boyunca elinden düşürmediği hançerini, sıkıca kavradı ve kız yeterince bize yaklaştığında hançeri tam kalbine doğru saplayacakken.

Ondan daha hızlı davranıp kızın karnına sert bir tekme attım ve kız arkaya doğru düşüp takla attı. Onu öldürmesine izin veremezdim. Kızın kalbi durduğu an en son kim yara bıraktıysa avı o kazanırdı. Ilgaz tehlikeli gözlerle yüzüme baktı. ''Bu hareketin için canını çok yakacağım kuzen.'' dedi ve tam hançerini karnıma doğru dik bir şekilde saplayacakken, avuç içimde ki taşı bırakıp ellerimle hançerin keskin, çelik kısmını sıkıca tutup onu durdurdum. Ben alt dudağımı ısırarak gülümserken Ilgaz'da ona izin verildiğimi bilmeden, gücün onda olduğunu düşünüp gülümsüyordu. Bir süre onun güçlü kollarına dayanıp hançeri tutmaya devam ettim, hançer her geçen saniye avuç içimi biraz daha kesiyordu ve elimden akan sıcak kanlar karnımı kaplıyordu. Saniyeler sonra Ilgaz sonunda pes edip bir elini hançerden ayırdı ve ellerini yumruk şekline getirdi. Benim ise gülüşüm daha da genişledi, nihayet beklediğim an gelmişti.

O tam yüzüme yumruk atacakken, üzerimde oturmasına rağmen elimden geldiğinde vücudumu aşağıya doğru çektim ve bu şekilde kafamda ki kameraya vurmasını sağladım. O kadar sert vurmuştu ki kamera anında kırıldı. Bu sırada bende bir elimi hançerden çekip yerden aldığım toprağı Ilgaz'ın yüzüne doğru fırlattım. Toprak gözlerinin içine girince, gözlerini açık tutmakta zorlandı, bende bu sırada iki elimle hançeri tutan elini büktüm ve hançer yere düşerken , yüzüne sert bir yumruk atıp onu üzerimden ittim ve ayağa kalktım ''Lanet olsun!'' diye bağırdı ve hala gözünü açamamakta zorlansa da, yerde ki hançeri tekrar eline aldı ve yüzünü bana doğru döndürdüğünde. Ona genişçe gülümsedim. "İyi uykular, kuzen." dedim ve ardından sol bacağımdan kafasına sert bir tekme attım.

Bedeni arkaya doğru yere düşerken, hızımı alamayıp üzerine çıktım ve önce kafasında ki kameraya daha sonrada yüzüne doğru sert yumruklar atmaya başladım. Bayıldı ama durmadım. Bazen her kesin katili olmak istediğim büyük gerçekti. Her vuruşunda sinirim biraz daha katlanıyordu, yüzü kanla dolup tanınmayacak hale gelinceye kadar vurmaya devam ettim ve en sonunda nefes nefese kalırken zorlukla kendimi durdurup yüzümde ki geniş gülümsemeyle derin bir nefes aldım. Ancak gülümsemem, büyük bir korkuyla beni izleyen kızın gözlerini görünce kayboldu. Bu bakışları çok görüyordum. Bana canavarmışım gibi bakıyordu. Yutkundum ve hızla kendimi toparlayıp ayağa kalktım. Yerde yatan kıza doğru yaklaşırken. "İsmin ne ?" diye yumuşak bir ses tonuyla sordum.

Normalde avcıların avlarla sohbet etmesi yasaktı ama bu çiğnediğim kurallar arasında en basitiydi. "E-elif" dedi korkarak. Kafamda ki kırılmış kamerayı çıkartıp kenara fırlattım ve aynı zamanda da Elife doğru yürümeye başladım. Ilgaz'a yaptıklarımdan sonra bende korkmuştu, bunu görebiliyordum. Bu yüzden de kollarından ve bacaklarında destek alarak arkaya doğru ilerlemeye başladı. Umudunu hiç bir zaman bitmiyordu ve savaşmayı her daim devam ettiriyordu, güçlü bir kız. Bunu sevdim. Onu rahat ettirmek için ellerimi havaya kaldırıp, her hangi bir silahımın olmadığını ve ona zarar vermeyeceğini göstererek. "Eğer seni öldürmek isteseydim bunu çoktan yapardım. Sakin ol, sadece sana yardım edeceğim." dedim yumuşak sesimle.

Elif'in tüm vücudu titriyordu ve gözlerinden durmadan yaşlar akıyordu. Bu gece onun için çok zorluydu ve hayatı boyunca bu anı belki de hiç unutamayacaktı. Hızlıca yanına gidip kafasını tuttum ve göğsüme bastırdım. Aynı zamanda da acı dolu sesi duyulmasın diye de hafifçe ağzını ellerimle kapattım, ama nefes alması için fazla sıkmadım. Sanki başından beri bunu bekliyormuş gibi oda bana sıkıca sarıldı. Hiç bir şey hissetmiyordum, sadece çok korkmuştu ve planım için rahatlayıp bana güvenmesi gerekiyordu. Sarılmak iğrençti.

Bir süre daha sarıldıktan sonra geri çekildim ve bende yere oturdum. "Seni kurtaracağım ama önce bana güvenmem lazım." dedim omzunu tutup yavaşça okşarken. Gözlerinden hala yaşlar akıyordu ve dudaklarını sert bir şekilde bir birine bastırırken, kafasını zorlukla ileri geri salladı. Hala benden korktuğunu görebiliyorum ama çaresizdi. Bu yüzden de kabulleniyordu. Elimi şortumun altına sokup daha önceden yerleştirdiğim iğneyi yerinden çıkardım. Elif elimde ki iğneyi görünce benden biraz uzaklaştı. Güven verircesine gülümsedim.

"Korkma, bu sadece nabzını düşürüp, seni bayıltacak. Buradan çıkmanın tek şansı bu" Elif'in korkudan titreyen elini tuttum ve acıtmayacak şekilde, güven vermek için sıktım. Bir süre gözlerimin içine baktıktan sonra zorlukla konuştu. "T-tamam." Vakit kaybetmeden hızlıca iğneyi vücuduna batırdım ve o bilincini kaybederken, bende önce yere bıraktığım hançerimi elime aldım ve ardından Elifin yanına geri giderek. Beyaz elbisesinin her tarafına dokunarak avuç içimde ki kanın her tarafına yayılmasını sağladım. Ardından elbisenin bir kaç yerini yırtım ve elimde ki hançerle karnın üzerine fazla derin olmayan bir çizik atıp, tekrar avucumun içinde hiç durmadan akan kanı karnında gezdirerek yaranın derin gözükmesini sağladım. Beyaz kıyafetinin her tarafı kırmızıya döndüğünde ise onu kucağıma aldım ve ormanın içinde yürümeye başladım. Nabzı neredeyse hiç hissedilmiyordu ve solgun bedeninin yanı sıra her tarafının kan olması onu ölü gibi gösteriyordu. Biraz yürüdükten sonra bir kameranın görüş alanına girince, her taraftan görülen ve duyulabilen kırmızı renkteki fişekler patladı.

Gökyüzünde ki kırmızı duman vahşetin, kaosun, karanlığın ve ölümün temsilcisiydi. Bu gece vücudumda, ruhumda ve hatta ailemin her birinin yüzünde kan vardı.

Ben kazanmıştım, her zaman kazanırım.

Bölüm sonu

9 yorum