AHSEN
Bir gün şeytanı uyurken gördüğümde yanına giderek onu uyandırdım ve şöyle söyledim; ''Neden uyuyorsun, senin yapman gereken bir görevin var.'' Şeytan sözlerimi umursamadan gözlerinin kapattı ve tekrar uyumadan önce şunu söyledi; Benim dünyada artık yapacağım bir işim yok. Çünkü insanlar benim yapacağım tüm işleri yapıyorlar.''
Gece üç olmak üzereydi ve biz av alanına gelmiştik. Gelirken babamı takip etmiştik ancak park alanına geldiğimizde bir anda ortadan kaybolmuştu. Avın başlangıcında onunla uğraşmayacağım için mutluydum. Gecenin soğukluğu tenimi okşarken arabanın kapasını kapattım ve etrafa baktım. Her şey aynı gibiydi. Ormanın ortasında büyük yuvarlak bir alandaydık, ağaçlar yılbaşı ağaçları gibi küçük sarı ışıklarla süslenmişti. Kenarlarda duran dikdörtgen şeklinde ki uzun masaların üzerinde çeşit çeşit tatlılar ve içkiler vardı -İnanılması zor olsa da yamyam değillerdi ve normal insanların yediği şeyleri yiyorlardı- Bütün Ar'lar bu alanın ortasında kurulu olan siyah platformun üzerinde, şık ve gösterişli kıyafetlerle, klasik müzik eşliğinde dans ediyordu. Alanın en gerisinde ise masalar ve koltuklar vardı ve onların hemen karşısında, avı izlemek için kurulan devasa televizyonlar duruyordu. Etraf sıcak bir aile buluşması ve açık havada izlenecek bir film gecesine benzese de, biraz sonra izlenecek film romantik komedi değildi.
Pars, Murat ve Ateş müzik eşliğinde eğlenen ve zararsız gibi gözüken aileme bakıyordu. Hepsinin potansiyel bir katil olduğunu düşünmek gerçekten de zordu. Tıpkı benim gibi yada her psikopat gibi ailemde çok iyi rol yapıyordu. Ayrıca her ne kadar bizim olduğumuz tarafa bakmayıp gülerek dans etmeye devam etseler de, bize doğru bakmamaları görmedikleri anlamına gelmiyordu. Ailem dikkatlidir ve onlardan olmayanların kokusunu anında alırlar.
"Öldürmek için fazla neşeli bir alan." dedi Pars ciddi bir şekilde. Ailemin zevklerini bende sevmiyordum, hatta hiçbir yanını sevmiyordum.
"Sanki Avlanmak yerine, kır düğününe gelmişiz gibi." dedim alay ederek. Pars bu sırada kaçlarını çattı. Alay etmemeden hoşlanmamış gibiydi. Nede olsa birazdan masum bir insan öldürülecekti. Zihnimin içinde ki ses Pars'ı buraya getirmek hataydı diye bağırırken, ona siktir olup gitmesini söyledim çünkü şuanda geri dönüşü olmayan bir yola girmiştik. Önüme dönüp yürümeye başladım.
Pars hemen yanımda yürürken, Murat ve Ateşte bizimle aralarında az bir mesafe bırakıp arkadan takip ediyorlardı. Arkama dönüp onlara kısa bir bakış attım. Ateş meraklı ama bir o kadarda sert suratıyla etrafa bakarken. Murat ise bakışlarıyla gerçek bir seri katil gibi gözüküyordu. Aklıma gelen düşünceyle gülümsedim. Murat bunu fark edince ne oldu der gibi kafasını iki yana salladı.
"Katil bakışını yüzünden sil. Bu gün birde sana aşık olan kuzenlerimle uğraşamam." Murat sözlerimle yüzünü buruşturdu.
"Biri yanıma yaklaşmayı denerse, sert yumruklarımın tadına bakar." Gülerek kafamı iki yana salladım, kuzenlerim karşısında pek bir sansı yoktu. Hem yakışıklı hem de seri katil, onlar için muhteşem bir damat adayıydı. Ayrıca sert yumrukları sadist ruhlarına sadece zevk verirdi. "Ben ava katıldıktan sonra iyiliğiniz için kimseyle konuşmayın. Eğer konuşmak zorunda kalırsanız da sert olun."
Bu ava aile üyeleriyle birlikte nadir de olsa aile dostları da katılırdı. Fakat aile dışından katılan insanların karakterleri zayıfsa anında öldürülürdü. Bu avın gizli kalması çok önemliydi. Ve zayıf insanlar böyle bir sırrı taşıyamazlardı. Gerçi Pars bir Alphan'dı ve zayıf olmasa bile zarar görme potansiyeli yüksekti. Neyse ki hala yanımda bir Alphan olmasına rağmen, Ar'lar tepki göstermemişti. Bunun bu şekilde devam etmesini umut ediyordum.
Murat " Az önce sert olma demiştin." dediğinde omuz silktim.
"Fikrimi değiştirdim. Eğer zayıf olduğunuzu anlarlarsa öldürürler. Aşık olmaları sizin için daha iyi.. Yani ehvenişer."
Pars'ı güçsüz görmeyeceklerinden emindim, ama diğerleri için aynı şeyi söyleyemiyordum, bazen tıpkı bir çocuk gibi olabiliyorlardı ve ailem güçsüzleri sevmez. Özelliklede ava katılmışlarsa.
Otoparktan çıkıp izleyicilerin olduğu alana geldiğimizde, benle Pars televizyonların karşısında ki siyah kadife kumaşlı yuvarlak masalardan birine otururken, Murat ve Ateşte Pars'ın hemen arkasında ayakta durdular. Masanın üzerinde tatlılar ve içkiler vardı. Bu sırada Ar'lar artık bakışlarını gizlemeyip bize bakmaya başladılar. Yıllar sonra beni görmeleri onları bir hayli şaşırtmıştı ama aynı zamanda da yüzlerinde gizleyemedikleri bir öfke vardı ve bunun nedeni hemen yanımda bir Alphan olmasıydı. Bu da onların oldukça dikkatini çekiyordu. Masaya gelen kişiyi fark ettiğimde gözlerim kısıldı. Gelen kişi Berna halamdı. Derin dekolteli, vücudunu sıkı bir şekilde saran koyu bordo elbisesiyle her zaman ki gibi çekici ve seksi gözüküyordu.
Zaman ona hiç uğramamış gibi hala gençti. Gözleri masada hızlıca gezindikten sonra benim üzerimde durdu ve baştan aşağı küçümseyici bir tavırla bana baktı. Ben onlara kıyasla abiye bir elbise giyinmemiştim, üzerimde siyah bahçıvan bir tulum ve içimde ise aynı renkte ince askılı bir crop vardı. Çünkü buraya parti yapmaya gelmemiştim ve bu yüzden de uçakta rahat edebileceğim şeyler giyinmiştim.
"Ahsen görüşmeyeli nasılsın." dedi gülümseyerek. Nasıl bir insan olduğunu bilmeseydim, bu gülümsemesini çok sıcak bulabilirdim. Ayağa kalkıp ona sarılmamı bekledi, çünkü bana doğru biraz daha yaklaşarak kollarını hafifçe iki yana açtı, fakat ben arkama biraz daha yaslandım ve bacak bacak üstüne atım. Bu hareketimle yerinde durdu ve kollarını indirdi.
"Çok iyiyim, hala" Normalde ismiyle hitap ederdim, ama hala kelimesini bilerek söylemiştim. Onu Pars'la tanışmasını istemiyordum, hatta bir an önce geldiği gibi gitmesini istiyordum. Sadece kim olduğunu bilmeleri yeterliydi. Berna mavi gözlerini hafifçe kısıp tekrar Murat, Ateş ve Pars'a baktı.
''Pars Alphan. Buraya gelmeni neye borçluyuz ?'' Berna yalnızca Pars'ın suratlarına değil, gözlerine bakıyordu ve ben bu bakışı çok iyi tanıyordum. Koleksiyonu için yeni bir av peşindeydi. Berna öldürdüğü insanların gözlerini alıp saklamak gibi bir hobisi vardı. En çok onun gözlerini beğeneceğini biliyordum, bunu anlaşma yaparken Pars'ın gözlerini yakından gördüğümde tahmin etmiştim. Pars duygusuz suratıyla Berna'ya cevap verecekken hızlıca aralarına girdim. Elimi kaldırıp Pars'ın yüzüne doğru tutum. Bu yüzden Berna halam tekrar bana baktı. Tehditkâr bir tonda konuştum.
"Bunlar benim, alamasın.'' Önünden eti alınan bir aslan gibi suratıma baktı. Dudaklarını bir birine bastırırken uzun siyah saçını kulağının arkasına yerleştirdi, onu sinirlendirmiştim.
Ailemde beni seven pek fazla kişi yoktu, nedeni ise onlar gibi yapmacık olmayıp kendim gibi davranmamdı.
''Gözleriyle ilgilenmiyorum Ahsen'' Yalan söylüyordu. Pars'ın gözleriyle de ilgileniyordu, ama evet ilgilendiği başka bir konuda vardı. Mesela Pars'ın Alphanların lideri olması gibi.
''Ava bir Alphan getirmişsin. Üstelik liderlerini.'' Pars elimi tutup nazikçe indirirken benim cevap vermemi beklemeden araya girerek sert bir şekilde konuştu. Bu sırada masanın altında hala elimi tutuyordu. Dikkatimi bu küçük dokunuşuyla bozduğu için sessiz kaldım.
''Bu sizin için bir sorun mu ?'' Berna halamın bakışları tekrar Pars'ı buldu. Gözlerine büyük bir hayranlıkla bakıyordu.
''Bunun cevabını siz verin. Sizi bir sorun olarak kabul etmeli miyiz Pars Alphan ?''
Pars rahat bir şekilde cevap verdi ''Nasıl istiyorsanız öyle kabul edin.'' Pars üstü kapalı bir şekilde, beni nasıl gördüğünüz umurumda değil dedi. Çünkü ailem Parsı bir sorun olarak görse bile, Pars kendine o kadar çok güveniyordu ki ona hiçbir şey yapamayacaklarından emindi. Berna halam Pars'ın sözleriyle sinirlendi. Çünkü Ar'lar güçlerini küçümseyenleri sevmez.
Pars'a kötü bir bakış attım ve elini sertçe sıktıktan sonra hızlıca aralarına girdim. ''Pars bir sorun değil. O bu gece sadece benim misafirim.'' Pars bana tehlikeli gözleriyle baktı. Onun adına konuşmamı sevmemişti. Umurumda değildi çünkü Pars'ın etrafı şuanda Ar'lar tarafından çevrili olsa da onları sözleriyle kışkırtmaya devam edeceğini biliyordum. Tıpkı benim gibi onunda hiç korkusu yoktu.
Berna ''Bundan hoşlanmayacaklar.'' dediğinde hafifçe sırıttım.
''Umurumda değil ve eğer söyleyeceklerin bittiyse. Git.'' Berna halamın daha fazla burada kalmasını istemiyordum. Çünkü Pars ters cevaplar veriyordu ve işleri zorlaştırıyordu. Berna halan sinirlendiğimin farkındaydı ve benim nasıl biri olduğumu bildiği için.
"Avda başarılar." dedi ve yanımızdan uzaklaşıp gitti. 'Avda başarılar' demişti, ama aslında bunun doğrusu. 'Umarım kaybedersin' olacaktı.
Pars'a doğru döndüm ve elini serçe çektim ''Sorun çıkarmama konusu konuşmuştuk.'' Sert bir şekilde konuşmuştum ve Pars'ta bana aynı sert tonla cevap verdi.
''Ve bende sana bana emir veremeyeceğini söylemiştim.''
''Ölmek mi istiyorsun ?''
''Ahsen, bir daha gücümü küçümseme.'' Pars'ın tehditkâr ses tonunu görmezden gelerek önüme geri döndüm. Umarım Berna halamdan başka kimsenin bu masaya uğramaz, yoksa gece çok uzun olacak.
Ateş ''Neden biraz önce sen bunları alamazsın dediğinde, halan Pars'ın gözlerini istemediğini söyledi ?'' Murat Ateşi destekler şekilde sessizce ''Katılıyorum bu çok garipti.'' Onlara bakmadan cevap verdim.
''Berna halamın bir göz koleksiyonu var ve her ne kadar inkar etse de Pars'ın gözlerini istiyordu. Çünkü gözleri oldukça nadir.''
''Ne ?'' Murat'ın şaşkın tepkisi beni güldürdü. Gerçekten bir seri katile yakışmayacak bir şaşırmaydı.
''Şaka yapıyorsun demi ?''
''Hayır yapmıyorum''
''Artık eminim, bu aile iblisin soyundan geliyor. Öldürdüğü insanları deftere yazan bir baba, insanları yılan zehriyle felç eden bir dede ve şimdide göz koleksiyonu yapan bir hala !''
Hiç bir zaman ailemin muhteşem olduğunu söylemedim. Murat sessizce yargılamaya devam ederken bu sırada Ateş merakla soru sordu ''Gözleri nerde saklıyor ?'' Parsla aynı anda Ateş'e doğru döndüğümüzde, Ateş yargılayıcı bakışlarımızı görmüş olmalı ki hızlıca savunmaya geçip omuzunu dikleştirdi.
''Eğer göz koleksiyonu yapmak gibi bir düşüncen varsa halamın yanına gidip ondan en ince ayrıntılarını öğrene bilirsin. Bu konuda konuşmayı sever.'' Ateş yüzünü buruşturdu ''Öyle bir niyetim yok, sadece merak ettim.'' Ateşin gözlerine bakarken sadece bir an Berna halamın bana ilk defa iyi bir şey yapıp Ateş'in gözleri alabilir diye düşündüm ama muhtemelen onda fazlasıyla ela gözü vardır.
''Özel bir karışımla doldurulmuş kavanozların içinde saklıyor.'' dedim ve sanki Ateşle ilgili hiç kötü düşüncelerim yokmuş gibi ona masumca gülümseyip önüme geri döndüm. Etrafa bakarken bir kaç kız kuzenimin Murat'a baktıklarını gördüm ve ardından Murat'a doğru baktım. Oda bu bakışları fark etmişti ve rahatsızca yerinde kıpırdanıyordu. Onun bu hali bana komik geldi ve sinirim bir anda geçerken önüme dönüp gülümsedim.
Murat hem seri katil, hem de oldukça yakışıklıydı.
Gece boyunca daha çok fazla kadını kendine hayran bırakacaktı. Yüzümde ki gülümseme genişlerken, Pars tüm dikkatiyle her zaman ki gibi gülümseyen dudaklarıma odaklandı. Ancak bu bakışı diğerlerinden farklıydı. Uçakta ki konuşmamızdan sonra büyük bir ihtimal yüzümde ki gülümsemenin, hangi duygunun yansıması olduğunu anlamaya çalışıyordu ve bunu yaparken garip bir şekilde belli ediyordu. Biraz önce ki küçük tartışmamızı görmezden gelerek, yüzümü ona doğru yaklaştırdım ve fışıldayarak.
"Bu gerçek bir gülümseme." dedim ve geri çekilip arkamda yaslandım.
Pars dudağını varla yok arasında yukarı doğru kıvırdı. Ateş ise sözleriyle aramıza girerek "Babanın kaç tane kardeşi var ?" diye sordu. Yine böyle bir soru sormasını beklemiyordum, ama tıpkı Alphanlar gibi Ar'larında kimlikleri gizliydi. Bu yüzden galiba ailem hakkında bilgi edinmek istiyordu. Benim için bir sorun yoktu, bu yüzden cevapladım. "Toplamda beş kardeşler" dedim ve bu sırada, Murat rahatsız olduğunu belli eden bir sesle. "Neden tüm kadınlar beni yiyecekmiş gibi bakıyor ?" diye sordu ve ardından gözleriyle biraz ilerimizde duran kadınları göstererek tekrar konuştu. ''Ahsen şu kadınlar bana öpücük atmaya başladı. Bir şey yap.'' Yüzümde ki gülümseme genişledi ve şampanyamdan bir yudum aldım. Sonrada Murat'a doğru döndüm. ''O zaman sende onlara öpücük at yada söylediğin gibi onları sert yumruklarınla tanıştır.''
Murat kaşlarını çattı, bense küçük bir kahkaha attıktan sonra ''Rahatla sadece şaka yapıyorum.'' Kısa bir an durdum ve sonra alaycı bir tonla tekrar konuştum. ''Yine de götünü kolla. Her an biri üzerine atlayabilir.'' dedim ve Murat yüzünü buruştururken bense ona doğru bakan kızlara baktım.
Gözlerimi kıstım ve onlara odaklandım. Bir kaç saniye sonra aralarından biri beni fark etti ve hemen yanında Murat'a bakan diğer kızın koluna dokunarak onu uyardı. Sonra ikisi de gözlerini hem benden hem de Murattan kaçırarak başka bir tarafa bakmaya başladılar. Ar ailesinin her ferdi, bana bulaşılmaması gerektiğini iyi biliyordu. Murat hemen yanında bekleyen Ateş'e ''Ben yanlış mı gördüm yoksa sadece bakışlarıyla kadınları korkutup başka tarafa bakmalarını sağladı ?'' Ateş ona cevap vermedi çünkü etrafı dikkatlice incelerken dalmış gibi görünüyordu. Murat koluna serçe vurdu.
''Ateş ?''
Murat'ın vuruşuyla, Ateş hızlıca Murat'a doğru döndü.
''Ne oldu ?'' diye sordu. Murat gözlerini yuvarladı.
''Aklın nerde senin ?'' Murat bu yerde olmaktan rahatsızdı ama Ateş tam tersiydi. Murat gibi Ateş'e de bakan kadınlarda vardı ve hatta en çokta Pars'a bakıyorlardı, ama onlar Murat gibi bundan rahatsız olup dile getirmiyorlardı. Ateş ağzında kelimeleri mırıldanarak. ''Etrafa bakarken dalmışım.'' dedi. Murat ise ona yandan kötü bir bakış attıktan sonra tekrar etrafa bakmaya başladı.
''Bunlara nasıl katlanıyorsun ? Çocuk gibiler.'' dediğimde, Pars etrafta ki Ar'ları öldürecekmiş gibi bakmayı bırakıp bana doğru döndü.
''Zamanla alışıyorsun.'' diyerek omuz silkti. Bu sırada Murat sitemkar bir ses tonuyla. ''Seni duyuyoruz.'' dedi.
Pars'ın sözlerine alınmıştı. Pars cevap vermezken, ben hafifçe sırıttım.
''İstersen sana bunların yerine geçebilecek, bir kaç kişi önerebilirim.'' Bu seferde Ateş konuştu ve uyarıcı bir tonlar ''Hey !'' dedi.
Pars ise onları sinirlendirmek istediğim için, bunu söylediğimi anlayınca kafasını yargılar şekilde iki yana hafifçe salladı ve ardından. ''Çiftlik evindeyken, kendin için tutuğun sokak serserilerini yakından inceleme fırsatım oldu. Bu yüzden önereceğin adamlarla ilgilenmiyorum.'' dedi ve benim gülümseyen suratım bir anda kayboldu. Bu sırada Murat neşeli bir sesle. ''Aldın mı cevabını ?'' diye sordu. Ona ters bir bakış atıp, Pars'a tekrar baktım ve gözlerimi kısarak.
''O adamları ben tutmamıştım.'' dedim. Savaş tutmuştu ve bende o adamlardan pekte memnun değildim.
''O adamları sen tutmamış olabilirsin ama onları tutan Berk adında ki o adamı sen tuttun. Yani her halükarda adam seçimlerin kötü.''
Bazen -her zaman- Pars'ın zeki olması sinirimi bozuyordu. Dudağımı bir birine bastırıp büzdüm. Bu sırada Pars konuşmaya devam etti.
''Bir evin ve senin için çalışan adamlar var. Bütün hayatın akıl hastanesinde geçmemiş miydi ? Bunlara sahip olacak gücü nerden buluyorsun?'' Bu soruyu soran kişi Ateşti. Omuz silktim. Bu sorunun cevabı basitti.
''Yüzünü yumruk atmaları için evsizlere verdiğim rüşveti unuttun mu ? Bu dünyada her şey parayla sahip olunur ve ben zenginim.''
Ateş yüzünü buruşturdu. Bu sırada gözlerim keskin çenesinde ki morluğa kayınca gülümsemem genişledi. Ateş'in sinirleneceğini düşündüm ama o sadece yargılar şekilde konuşarak beni şaşırttı.
''Paran varsa neden sürekli bir şeyleri çalışıyorsun ?''
Kaşlarım bir anda çatıldı. ''Tekrar söylüyorum ben hırsız değilim.'' ''Eğer yanına gelmeseydim mağazada ki kıyafeti çalacaktın. Ondan öncesinde İtalya'da yaptığın hırsızlıklarda var. Ve hala yer altında ki paraları bankadan çaldığını düşünüyorum.''
''Hırsızlık yapmıyorum, sadece alıyorum. Ayrıca çok fazla param var, sadece biraz ulaşım sıkıntısı var.''
''Ulaşım sıkıntısı var derken ne demek istiyorsun ?''
Ateş'in ne yapmaya çalıştığını anlayınca sustum. Aklınca ağzımdan laf olmaya çalışıyordu. Öfkesini gizleyip bana hiç param yokmuş gibi davranıyordu ve böylelikle ona zengin olduğunu kanıtlayarak paramın kaynağının nerden geldiğini öğrenmeye çalışıyordu.
''Bilmen gerekmiyor.'' dedim ve önüme geri döndüm. Hain olduğunu düşünürken ona bütün sırlarımı açıklayacak değildim. Berna halamı masadan gittikten sonra, neyse ki başka kimse masama gelmedi. Bu sırada da her ne kadar onu görmek istemesem de, gözüm bir süre etrafta babamı aradı ve en sonunda onu buldum. Yanıma hiç uğramaması beni şaşırtmıştı.
Pistin yakınında bir kaç arla konuşuyordu ve her biri bizim masamıza doğru bakıyordu. Oyununa ayak uydurup ava katıldığım için mutlu olmasını bekliyordum ama babam gülümsüyor olsa da aslında sinirliydi. Muhtemelen Pars hakkında konuşuyor olmalıydılar ve babam kesinlikle beni korumak için Pars'ı buraya sadece dostane bir şekilde getirdiğim hakkında güzel yalanlar söylüyordu. Bir an babamın etrafında ağaçların yakınında duran siyah takım elbiseli korumalara baktığımda bir kaçının Pars'a ve etrafımızda ki Ar'lara kaçamak hızlı bakışlar attığını gördüm.
Dudağım tehlikeli bir şekilde sırıtırken bir süredir beni izleyen Parsa döndüm ve dudağımı kulağına yaklaştırıp sessizce konuştum.
''Arların içine adamlarını mı yerleştirdin ?''
Adamlar tetikte bekliyordu ve aileme düşmanca bakarken fark edilmemek için Pars'a kaçamak bakışlar atıyordu. Pars için çalıştıkları pek anlaşılmasa da benim gözümden kaçmamıştı.
''Daha erken fark etmeni bekliyordum.''
Nefesi kulağımı gıdıklarken odun ve deri kokusunu son bir kez içime çekip yavaşça ondan uzaklaştım.
''Eğer fark edilirse çok kötü şeyler olur.'' derken arkama yaslandım. Pars hiçbir şey umurunda değilmiş gibi bakarken ''Anlamayacaklar.'' dedi kendinden emin bir şekilde.
Ailem oldukça zeki ve dikkatliydi ancak tüm dikkatlerini Pars Alphan'a verdikleri için etrafta ki korumalara bakmıyorlardı. Bu yüzden evet, Pars'ında dediği gibi onları fark etmeyeceklerdi. Bu adamın zekası beni büyülüyor ve aynı zamanda öfkelendiriyordu. Resmen buraya gelirken yanında sadece Ateş ve Murat'ı getirdiğine inanmıştım. Kandırılmaktan pek hoşlanmam. Üstelik ona avın nerde yapılacağını bile söylememiştim ama bir şekilde bulmuştu ve daha biz gelmeden etrafa adamlarını yerleştirmişti. Bence Pars'ın yasaklı şeyleri bulmak gibi bir huyu vardı.
''Umarım onlara gizlilik sözleşmesi imzalatmışsındır.'' dediğimde Pars suratıma bunu pekte umursamıyormuş gibi baktı ama yine de beni tatmin eden bir cevap verdi. ''Benimle çalışan her adam gizlilik sözleşmesi imzalar.'' Bu iyiydi Ailemin sırlarını önemsemiyorum ama bu geceden sonra eğer av insanlar tarafından öğrenilirse hiç şüphem yok ailem bunu benim yüzünden olduğunu söyleyecekti ve hemen ardından acılı bir ceza gelecekti.
''Bütün bunların arasında nasıl hayatta kalabildin ?'' Pars'ın samimi sorusu beni şaşırtsa da bu şaşkınlığı yüzüme yansıtmadım. Normal şartlarda ona asla cevap vermezdim ancak onu kendime aşık etmeye çalıştığım için sıcak bir politika izlemeye karar vermiştim - beni sinirlendirmediği sürece- Kısa bir an etrafa, ailem baktıktan sonra yüzü tekrar bana doğru döndü.
''Aslında pek zorlanmadım çünkü içimde bir parça bu hayata ait''
''Kendini onlar gibi mi görüyorsun ?''
''Onlar gibi değil miyim ?''
Bir an bile düşünmeden ''Onlar gibi değilsin'' dedi.
Hayatım akıl hastanelerinde geçtiği için çok fazla tanıdığım kişi yoktu ancak tanıdığım insanlar beni bir Ar olduğum için asla yargılamazdı çünkü beni onlara benzetirlerdi. Savaş bile bazen beni aileme benzetirdi. Ancak Pars bir an bile tereddüt etmeden onlara benzemediğimi söylemişti. İyi bir gözlemciydi ancak bu cevabıyla bana değişik, adlandırmadığım duygular hissettirirken aynı zamanda onu sorgulamamı sağladı.
Arkama yaslanıp kollarımı karnımın üzerinde birleştirdim ve tek kaşımı kaldırarak ''İyi bir gözlemcisin Pars ama şuanda bu yönünü sorgulamaya başladım. Ateş bile günler öncesinden aileme benzediğimi görmüştü. Aydınlat beni, sen neden aileme benzemediğimi düşünüyorsun?''
''Sana bakınca karanlığa hapsedilerek büyütülmüş bir çocuk görüyorum.. Hayatı çalınmış bir kadın.'' Yüzümde ki gülümseme istemsizce silindi. Bana bakınca bunları mı görüyordu ?
''Psikopatsın bunu inkar etmiyorum ancak tek başına psikopat olmadığını ailene her baktığımda göre biliyorum, özelliklede babana. Seni canavarlaştıran, hissizleştiren ve bu hale getiren kişinin onlar olduğunu görebiliyorum''
''Lider olmayı bırakıp psikolog mu olmaya karar verdin ?''
''Hayır sadece yanlış gördüğün şeyleri düzeltiyorum.''
''Ben tıpkı ailem gibi bir canavarım, Pars. Canavarlığın yanlışlığı olmaz''
''Sen melek yüzlü şeytan ruhlu bir kadınsın ama asla bir canavar değilsin.'' Melek yüzlü şeytan ruhlu kadın mı ? Kaşlarımı çattım. Hayatım boyunca bana çok fazla lakap taktılar ama bu daha önce duyduğum hiç lakaba benzemiyordu. Ayrıca bana canavar olmadığımı söylemesi yıllar önce boğmam gereken o küçük çocuğu rahatlattı. Küçükken hep kendime canavar olmadığımı söyler dururdum, fakat benim dışımda kimse bana bunu söylemezdi ve şimdi bu listeye Pars'ta eklendi. Ben o listeden uzun bir zaman önce canavar olduğumu kabul ederek çıkmıştım. Şuanda ise listede sadece Pars vardı. Pars'ın gözleri yine yoğunlaşırken hafifçe gülümsedim ve aklımdan geçen ilk şeyi saçma olmasını yada şuanda konuştuğumuz konuyla alakasız olduğunu görmezden gelerek ''Sevgilim ol.'' dedim. Pars'ın göz bebekleri büyüdü ve ağzı hafifçe açıldı, bense genişçe gülümsedim.
Pars şaşırmıştı ve falcıdan sonra ki üçüncü şaşırmasıydı. Güçlü bir adamdı ve onu sözlerimle şaşırttığımı bilmek bana zevk veriyordu. Ancak bu durum fazla uzun sürmedi ve Pars kendini hızlıca toparlarken ''Hayır.'' diye kısa bir cevap verdi. Resmen beni reddetti. Gururum biraz sarsıldı, çok az. Ancak hemen pes etmeye niyetim yoktu. Beni reddettiği için onu boğma dürtümü engelleyerek genişçe gülümsedim. ''O zaman evlen benimle.'' Pars kaşlarını çatsa da sinirli değildi çünkü gözlerinde adlandırmadığım yoğum bir bakış vardı.
''Bu oyuna bir son ver Ahsen.'' Hayır demedi. Hala bir umut var.
''Tekliflerim tamamıyla gerçek.'' deyip göz kırptım. Pars'ın kadın ilişkileri hakkında biraz araştırma yapmıştım ancak pek bir şey bulamamıştım. Şimdiye kadar kameralar karşısında hiç bir kadınla görünmemişti. Hayatı çok yoğundu ve belli ki bir kadına ayıracak zamanı yoktu yada ciddi bir ilişki aramıyordu. Yüzümü ona yakınlaştırdım ve fısıldayarak ''Eğer ciddi ilişkiler sana göre değilse yatak arkadaşı da olabiliriz.'' deyip göz kırptığımda Pars'ın kısa bir an gözleri dudaklarıma kaydı. Ancak sonra kaşlarını çattı, yine de benden uzaklaşmadı.
''Beni kendine aşık etmene gerek yok çünkü seni asla yarı yolda bırakmayacağım.'' Yemin edercesine söylediği sözleri karşısında kaşlarımı çattım. Planımı bu kadar hızlı bir şekilde anlaması sinir bozucuydu.
''Eş cinsel misin ?''
Pars kaşlarını biraz daha çattı ''Ne ? ''
Omuz silktim.
''Beni reddetmiş olmanın başka bir açıklaması olamaz. Ben muhteşemim, her erkek benimle olmak ister.'' dediğimde Pars'ın sert yüzü biraz yumuşadı. ''Hayır eş cinsel değilim ama sen kendini fazla mükemmel görüyorsun.''
''Görmüyorum, öyleyim.'' dediğimde Pars'a biraz daha yaklaştım. ''Sözlerine inanmıyorum Pars. Bu yüzden kontrol edeceğim'' dedim ve masanın altında ki elimle hızlıca Pars'ın pensini tuttum. Pars irkilmedi ama yüzüne yine bir şok dalgası yayıldı. Masanın üstünde ki örtü ne yaptığımı saklıyordu. Ateş ve Murat ise etrafa baktığından ne yaptığımı görmüyorlardı. Aleti kalın ve büyük, çok büyük olduğunu arada pantolon olsa bile hissedebiliyordum. Saniyeler içerisinde sertleşti. Bu sırada Pars elimi tutu ve çekmeye çalıştı bense gülümseyerek elimi çekmesine izin verdim. Bir an içime girdiğinde nasıl hissedeceğimi düşünmeden edemedim. Yıllardır kaçıp saklandığım için daha önce bir erkekle hiç ilişkiye girmemiştim ve bir az önce Pars'a dokunurken içimde büyük bir açlık oluşmuştu.
''Benden hoşlanıyorsun.'' derken Pars'ın kaşarı çatıldı. ''Bunu bir daha yapma.'' derken sesi bir fısıltı gibi çıktı. Gözleri daha da kararmıştı. ''Bedenin aynı düşünceye sahip değil.'' derken pantolonun arasında dikleşen penisine kısa bir bakış attım. Pars ise sıkıntılı bir nefes aldı ve sessizce küfür etti. Eli hala bileğimi nazikçe tutuyordu. Genişçe gülümsedim. Pars ise yüzüme öfkeyle baktı, gözlerinde ise şehvet vardı. Bir kaç dakika sonra müzik kapanınca herkes pistin üzerinden ayrıldı. Bu beklenen zamanın geldiğini gösteriyordu.
"Dikkatli olun ve ben gelene kadar bir sorun çıkartmayın." diyerek şampanyayı kafama diktikten sonra masaya bıraktım ve ayağa kalktım. Pars bir kaç dakika önce yaptığım şeyin hala etkisinde gibi görünüyordu çünkü yüzü etrafa tehlike saçıyordu, ancak karaya çalan koyu gri gözleriyle yüzüme bakarken "Bize bir şey olmaz. Sen kendine dikkat et. " diyerek sakinliğini korudu. Hafifçe gülümsedim. ''Onları ormanda çiğ çip yiyeceğim.'' dedim ve bu sırada Murat'ın gözleri büyüdü. Bu adam beni ne sanıyordu ? Ben her şey olabilirim, ama bir yamyam asla! ''Mecazen söyledim.'' dediğimde Murat rahatladı. Gözlerimi devirdim ve arkamı dönüp tam gidecekken, kendimi bir uyarı daha yapma ihtiyacında hissetim ve tekrar onlara doğru baktım. Kelimelerimin üstüne basarak. ''Sorun çıkarmayın.'' dedim.
Pars karalı bir şekilde sadece. ''Git'' dedi. Tek bir kelime olsa da, Pars'ın ses tonu ve bakışlarıyla bütünleşince bir çok anlam kazanıyordu. Bu yüzden 'git' kelimesini ben bu şekilde anladım; 'Güven bana bir sorun çıkmayacak'. Kafamı ileri geri salladım ve arkamı dönüp yürümeye devam ettim. Lanet olası av başlıyordu ve ben hala ava katılmak istemiyordum, ama aynı zamanda babamın vereceği ipucuyu da görmezden gelemiyordum.
İçimden küfürler savurmaya başlayarak bir kaç adım atmıştım ki, Arzu halam bir anda karşıma çıktı ve sinirli bakışlarıyla konuşmaya başladı.
''Alphanlarla düşman olduğumuzu bildiğin halde neden onları buraya getirdin?!'' Aslında Ar'ların dikkatini çekmemek için, genelde yapmadığım bir şey yaparak onlarla uzlaşmayı deneyecektim, ama onlara karşı nefretim ağır bastı ve Arzu halamın karşıma çıkıp bana hesap sorması hiç hoşuma gitmedi. Bu yüzden sert bir şekilde konuştum.
''Söylediğin gibi. Onlar sizin düşmanınız benim değil. Şimdi çekil önümden.'' dedim ve hafifçe sağ tarafa doğru dönerek, yanından uzaklaşmak için öne doğru bir adım attım, ama Arzu halam önümü geçerek gitmemi engelledi.
''Senin gibi bozuk birini ailemize soktuğu için annenin kalbini hep sökmek istemiştim. Ne üzücü ki abim benden önce onu öldürdü.. Ahsen, bu şekilde hareket edersen sonun annen gibi olur.'' dedi gülümseyerek. Kısa bir kahkaha attım ve ardından o hiç beklemediği bir anda yüzüne sert bir yumruk attım. Fakat, annem hakkında ki pis düşünceleri için sadece tek bir yumrukla benden hemen kurtulamayacaktı.
Bu yüzden mor elbisesinin yakasından tutum ve onu kendime doğru çekerek yüzüne bir kaç kere daha yumruk attım. ''Ne yapıyorsun, dur!'' Durmadım. Vurmaya devam ettim. Dudağı patlarken, burnuna kafa attım ve bu da yere düşmesine neden oldu. Artık burnundan da kan geliyordu. Yüzünün morardığından da emindim, ama yüzünde ki fondötenden görünmüyordu. Bu sırada etrafta ki Ar'lar bize bakıyordu fakat kimse ayırmaya gelmedi. Sonuçta öldürmediğim sürece sorun yoktu.
Yerden kalkmaya çalışırken, aynı zamanda da burnundan akan kanları eliyle durdurmaya çalışıyordu. Öfkeli gözleri ise üzerimdeydi.
''Sen..'' diye tısladığında hızlıca sözünü kesip ''Bir daha sakın annem hakkında konuşma! Eğer konuşursan senin lanet olası kalbini zevkle sökerim.'' diyerek onu uyardım. Ar ailesinde ki tüm kadınlar dövüşmeyi biliyorlardı, ama Arzu halan bana karşılık verseydi onu bu şekilde bırakmayıp tüm kemikleri kırılana kadar döveceğimi bildiğinden bana karşılık vermedi. Ayrıca işin içinde babam da vardı. Onun gücü arkasına hiç bir zaman sığınmadım, fakat o kardeşleri arasında en güçlü olandı ve bu yüzden ondan korkuyorlardı. Zaten bu yüzden de yanımda bir Alphan olmasına rağmen kimse sesini çıkarmıyordu. Babam onları susturmuştu. Öfkeli bakışlarla Arzu halamın yanından ayrıldım ve bende diğer avcılar gibi, bir az önce dans edilen platformun üzerine çıktım. Ar'lar kalabalık bir aileydi ve pistin üzerinde otuzdan fazla kişi vardı. Bu sayının yüzde birini, reşit olmayan çocuklar oluşturuyordu. Geriye kalanlar ise yirmilerinde yada kırklarında yetişkin erkeklerdi. Gerçi çocuklar etrafa öyle bir bakıyordu ki onları çocuk gibi görmek imkansızdı. Platformda ki yerimi aldığımda, kuzenim İskender yeşil gözlerinde saklayamadığı büyük bir sevgiyle bana bakarken. "Seni buralarda görmek ne güzel." dedi.
Kuzenlerimi genelde hiç sevmezdim, ama onların arasında az da olsa iyi bulduğum tek kişi İskender'di. Üstelik onu tanıdım tanıyalı beni seviyordu, ama sevgi özelikle de Ar'ların sevgisi bu hayata isteyeceğim son şeydi. İskender'de bir Ar'dı ancak yine de diğer Ar'lar gibi tüm kalbi karanlıkla kaplanmamıştı ve üstelik annesinin Berna olduğunu düşününce bu her defasına beni şaşırtıyordu.
"O zaman iyi bak ve tadını çıkar, çünkü bu son olacak." dedim kendimden emin bir şekilde. İskender'in yapılı dudakları düştü, o benim aksine ailesini ve gelenekleri seviyordu ve bunun son olacağını söylemem pek hoşuna gitmemişti. Onlara ihanet ediyormuşum gibi suratıma baktı. Gelenekler Ar'lar için çok önemliydi.
Konuyu değiştirerek. ''Yanında bir Alphan getirmişsin.'' dediğinde artık gülümsemiyordu. Gözlerimi devirdim. İskender'e karşı uzlaşmacı olabilirdim.
''Güçlü bir lider. Neden düşmanımız olmak yerine dostumuz olmasın ki? Biliyorsun, böyle dostluklar ailemizi güçlendirir.''
İskender'in sert bakışları kaybolsa da yüzüme kuşkuyla baktı.
''Ne zamandan beridir aileyi düşünüyorsun ? Hem biraz önce ava son kez katılacağını söyledin.''
Aileyi sevmiyordum ve bunu da asla gizlemiyordum.
''Bende bu ailenin içindenim. Yani aile güçlenirse, bende güçlenirim. Ayrıca evet, ava katılmayacağımı söyledim çünkü nedense bu aralar öleceğimi düşünüyorum'' Hiç kimsenin gücüne ihtiyacım yoktu, ama İskender beni görmeyeli unutmuş gibiydi, bu yüzden sözlerime inandı ve tekrar gülümsemeye başladı.
"Senin yokluğunda tacını ben kaptım." deyip konuyu tekrar hızlıca değiştirdi. Bu sırada diğer tarafımda duran Demir, İskender'e ters bir bakış atıp konuştu.
"Kuzen, son dört avı benim kazandığımı unutmuş gibisin.. Bu arada Ahsen, av alanında karşıma çıkmasan iyi edersin." dedi ve elimde ki kana baktı. Annesini yumrukladığım için sinirlenmiş gibiydi. Hafifçe sırıttım. Avda en başarılı olan kişi bendim ve benden sonra ise İskender ile Demir geliyordu. Benim yokluğumda avı onların kazandığını tahmin etmek pekte zor değildi.
"Neyse ki benim en iyi olmak için bir taca ihtiyacım yok. Siz sadece benim yokluğunda kazanabilirsiniz, ama bu gün kazanmayı unutun. Ayrıca Demir, ikimiz karşılaştığımızda kimin zarar göreceğini bence ikimizde çok iyi biliyoruz." Dedim. Her ne kadar platformun üzerinde ki iri vücutlu erkeklerin arasında küçük bir karınca gibi gözüksem de, zekamla hepsini kolay bir şekilde yenebilirdim. Zaten bu yüzden, katıldığım her avı ben kazanıyordum. İskender kendimden emin tavrıma gülümserken, Demir yüzünü buruşturdu.
"Nihayet yıllar sonra dişli bir rakip geldi." diyerek değer bir kuzenim Ilgaz araya girdi ve bana göz kırptı. Kuzenlerim arasında en acımasızı Ilgaz'dı. Hafifçe sırıttım ve önüme geri döndüm. Bu sırada Deniz alaycı bir şekilde kahkaha attı.
"Dişli rakipmiş, bizim yanımızda sadece bir kere tek kazanabildin." dedi alaycı yüzüyle. Ilgaz genişçe gülümsedi ve diliyle üst dişlerini yavaşça yaladı. Eğer birazdan daha av başlamazsa büyük bir kavga çıkacaktı. Hiç değişmemişlerdi, hep bir araya geldiklerinde kavga ediyorlardı. Gerçi onları suçlamamalıyım, bende kız kuzenlerim bir ara geldiğimde kavga ediyordum. Aramızda hem bir uyum hem de büyük bir uyumsuzluk vardı.
"Hepiniz hoş geldiniz." Sesi duyunca hepimiz önümüze döndük. Büyük babam Nazım yüzünde ki büyük bir gülümsemeyle önce avcılara daha sonrada izleyicilere baktı. Gür saclarına ak düşmüştü, ama hala büyük heybetle dimdik ayakta duruyordu. Koca yaşlı bir çınar gibiydi, babam gözlerini ondan almıştı ve daha sonra da o gözler bana geçmişti. Arkamı dönüp Pars'a baktım. Oda bana bakıyordu ve sakin gözüküyordu. Ar'ların bakışları, özelliklede kadınların bakışları Pars da olsa da, masada her hangi bir Ar yoktu. Nazımın sesiyle önüme geri döndüm.
"Bu gün bizim günümüz. Bu gün Ar'ların günü. İnsanlar besin zincirinin en tepesindedir, ancak biz Ar'lar diğer tüm insanların da en tepesindeyiz." Ailemin hepsi narsist bir deliydi. Bu konuşma hiç değişmiyordu. Ar'lar dışında ki tüm varlıklar değersiz bir çöp parçası olarak görülüyor ve Ar'lar sürekli yüceltiliyordu. Ezbere bildiğim konuşmayı daha fazla dinleyemedim zaten burada olmaktan da pek fazla haz etmiyordum, tekrar arkamı dönüp Pars'a baktım. Bakışlarından anladığım kadarıyla onun da tıpkı benim gibi, ailemin narsist deliler olduğunu düşünmesi hoşuma gitmişti. Hafifçe sırıttım.
Nazım konuşmasını bitirince bütün avcılar soyunmaya başladı. Avlanırken tıpkı ilk insanlar gibi olabildiğince çıplak kalıp sadece cinsel bölgelerimizi kapatıyorduk. Bütün erkekler sadece alt iç çamaşırları kalacak şekilde takım elbiselerini çıkartıp kenara atarken, bende üstümde ki siyah tulumu ve beyaz cropu çıkardım. Her şeyi soyunduktan sonra geriye sadece, çok kısa siyah kumaş bir şort ve siyah sütyenim kaldı. Gecenin soğukluğunu tüm bedenimde hissetim. Normalde üzerimde külot olması gerekiyordu ama planım için her zaman ki gibi üzerimde şort olması gerekiyordu, bu yüzdende dikkat çekmemek için fazlasıyla mini bir şort giyinmiştim. Hatta o kadar kısaydı ki kalçamın tamamını gizlemekte yetersiz kalıyordu. Son olarak da ayakkabılarımı da çıkardım. İskender göz ucuyla siyah sütyenimin pek fazla saklayamadığı dolgun göğüslerime büyük bir açlıkla baktı. Ona kaşlarımı çatıp bakmama rağmen, bakışlarını göğüslerimden ayırmadı. Burada ki kimsenin utanma duygusu yoktu. Benim de. Bütün avcılar soyununca sıra silahlara gelmişti. Her kez kendisini temsil eden kişiye silahını vermek için podyuma çıktı. Babamı son gördüğümden bu yana bir hayli toparlanıştı. Yeşil gözleri eskisi gibi büyük bir yaşam enerjisiyle parlıyordu. Bu mutluluğunun büyük bir nedeni ise kesinlikle ava katılmamdı. Temsilcilerimiz önümüze gelince her kez sağ bacağının üzerine diz çöktü ve her ne kadar istemesem de bende zorlukla babamın önünde diz çöktüm. Gelenek bu şekildeydi.
Diz çökmüş bütün avcılar sağ elini havaya kaldırdı. Babam elinde tutuğu büyük hançerle önce kendi avuç içini kesti. Kanı yere damlarken, bu seferde benim avuç içimi kesti. Yüzümde tek bir mimik ile oynamadı. Sadece onun neşe saçan yeşil gözlerine duygusuzca bakıyordum. Kan aracılığıyla, temsil edenler ile temsilciler arasında bir bağ kuruluyordu. Kanla alınıp, kanla verilir. Bu düzen her zaman böyle işlemiştir. İzleyiciler sessizce bizleri izliyorlardı. Babam kanayan avuç içiyle, yaraladığı avuç içimi tuttu ve sıkıca bir birine bastırdı. Pars'ı yanımda getirdiğim için bu kadar sert sıktığını biliyordum. Canım acıdı ama ben bu acıya alışıktım. Bu yüzden yine tepki vermedim. Elini geri çektiğinde ise hançeri kanayan avcumun arasına bıraktı. Hançer rekabeti ve ölümü daha zevkli hale getirdiğinden ve silaha göre daha eski bir tarihe dayandığından dolayı onunla avlanırdık.
Babamın yüzünde ki mutluluk her geçen saniye sinirimi bozarken, nihayet silah teslim etme geleneği son buldu ve temsilciler platformdan ayrılıp, izleyicilerin yanına geçtiler. Biz avcılar ise ayağa kalktık. Gözlerim platformun hemen karşısında duran, siyah örtüyle gizlenmiş büyük kafesin üzerinde gezindi. Çok geçmeden Nazım da kafesin yanına gidip örtüyü indirdi ve içinde kimin olduğunu gösterdi. Kafesin içinde ki kız çocuğunu görünce kaşlarımı çattım. On yedi yada on sekiz yaşında olmalıydı. Belki de daha küçük. Altın gibi sarı saçları özenle taranıp örgü yapılmış ve üzerinde dizlerine kadar uzanan beyaz bir elbise vardı. ''Bu seferki çok kolay olacak.'' diye alay etti Ilgaz.
Av olarak kimsesiz ve sokakta yaşayan insanlar seçilirdi. Bu insanlar avdan aylar önce sokaktan alınıp, özenle beslenip bakılırdı ve en sonunda ise, en sağlıklı ve güzel halleriyle kafesin içine avlanmak için koyulurdu. Kimsesiz oldukları için öldüklerinde bu hiç dikkat çekmezdi. Kafesin içinde ki kız büyük bir rüyadan uyanmış gibi korkuyla kafesin arkasına doğru bir kaç adım attı. Avların verdiği tepki hep aynıydı. Nazım kafesin arkasına doğru yürüdü bu seferde kız kafesin ortasına gelip yüzünü Nazım'a doğru döndürdü. Nazım ilk avıymış gibi heyecanla gülümsüyordu, ama aynı zamanda da avlanamadığı için de üzülüyordu. Kafesin kapısı açıldı ve Nazım avın dışarı çıkması için kenara kaydı.
"Koş, gidebildiğin kadar uzağa git'' dedi Nazım.
Kız her av gibi bir an tereddüt etse de, bir kaç saniye sonra koşarak kafesten dışarı çıktı ve ormanın içinde koşarak kısa sürede gözden kayboldu. Bir anda seyircilerin kahkahaları ve alkışları duyuldu. Av ormanın içinde koşmaya başlasa da her kez çok rahattı, çünkü bu orman Arlara aitti ve ormanda ki her şey bu gelenek için özenle ayarlanmıştı, avın kurtulma sansı sıfırdı. Arkama dönüp tekrar Pars'ın olduğu tarafa baktım. Hemen arkasında ki masada babam ve Savaş vardı. Zevkten dört köşe olan babama kötü bir bakış attıktan sonra tekrar Pars'a doğru baktım. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu ve her an ayağa kalkıp burayı Arların kafasına yıkacakmış gibiydi.
Murat ve Ateşte Pars gibi sinirli ama aynı zamanda da dehşete düşmüşlerdi. Buraya geldiklerinde mutlaka Pars onlara insan avladığımızı söylemiştir, ama karşılarında bir çocuk görmeleri tıpkı onlar gibi beni de rahatsız etmişti. Kendimden zayıf şeyleri avlamayı sevmem. Özgür olduğumda, gitmeden önce bu sisteme de bir el atmayı düşünüyordum. Pars'ın gözlerine hiç bir şey yapma dercesine baktım ve önüme geri döndüm. Dudak okuya bildiğini biliyordum ama Ar'larında bir çoğu dudak okumayı biliyor ve eğer Pars'ın bir sorun çıkaracağını anlarlarsa şuan ki gibi asla sakin kalmazlar. Bu yüzden sadece bakışlarımla uyardım. Anlımızın tam ortasına küçük kameralar takmaya başladılar ve kafamızda olduğu gibi ormanın içinde de kameralar vardı. Her şey buradan canlı bir şekilde izlenecekti. Herkesin üzerine kamera takıldıktan sonra, ilk kurşun havaya sıkıldı ve avcılar ormanın içine doğru koşmaya başladı.
Av başladı.




