İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 25 · 9 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 25

🖤 22

SAVAŞ

Neredeyse bir kaç dakikadır Ahsen'in evinin önünde bekliyordum. En son falcıdayken onu görmüştüm ve giderken bana pek iyi bakmamıştı. Bu yüzden biraz korkuyordum. Adamlarım bu halimi görse benim olduğumu anlayamaz ve kesinlikle bir ikizim olduğunu düşünürler, çünkü herkesin gözünde acımasız ve korkusuzdum. Ancak konu Ahsen olunca durumlar değişiyordu. Kafamı yasladığım direksiyona bir kez vurdum. Onu kandırmaya çalışırken ne düşünüyordum ki ? Aptal kafam.

O gün merakımı dizginleyip defolup gitmeliydim. Üstelik falcı o gün beni tatmin edecek hiçbir şey söylememişti. Ahsen ve Pars Alphan gittikten sonra derin bir nefes alıp arkasına yaslanmıştı ve ben onların gittiğinden emin olup feraceyi üzerimden çıkardığımda ise çığlık atıp bayılmıştı. Galiba tıpkı diğerleri gibi oda beni bir kadın sanmıştı ve bu yüzden erkek olduğumu görünce korkmuştu. Sıkıntılı bir nefes aldım. Eminim hala falcıda ki olay için benden alacağı intikamı düşünüyordur. Gerçi şuanda düşünmesi gereken başka bir şey daha var.

Av !

Cem ar bir kaç gündür etrafa resmen ışık saçıyordu. Nedeni ise Ahsen'in ava katılacak olmasıydı. Yüzümü buruşturdum ve arkamda ki koltuğa yaslandım. Bu gün her şeyi göze alıp gelmemin nedeni de buydu. Ahsen mesajlarıma cevap vermiyordu ve ondan korkuyor olabilirim ama onu her zaman düşünen ve seven tarafım daha ağır basıyordu. Lanet olsun yıllar önce ava gitmeyi bırakmıştı ama şimdi tekrar o cehennem ormanına geri gidecekti. Pars Alphan'la anlaşma yapması ilk başlarda iyi bir fikir gibi geliyordu ama şuanda bu konuda şüpheliydim. Annesini bulmak için kendini tehlikeye atıyordu. Ahsen'in gücünden bir an olsun şüphe duymadım -bu kimsenin haddi değildi- ancak uzun bir zamandır ava katılmamıştı ve tek bir hatayla av da yaptığı şeyler öğrenilirse bu onun sonu olurdu.

Yumruklarım sıkılaştı ve son kez gömleğimin altına giyindiğim çelik yeleği kontrol ettikten sonra yan koltuğa bıraktığım dosyayı alarak arabadan aşağıya inip hiç düşünmeden Ahsen'in evine doğru yürümeye başladım. Evet düşünmüyordum, çünkü düşünseydim buradan hemen giderdim. Çünkü Ahsen'i kandırdıktan sonra karşısına çıkmak pek akıllıca bir işi değildir.

AHSEN

Anlımdan akan ter dudağıma çarpıp ardından parkenin üzerine düşerken dişlerimi sıkarak vücudumu havalandırdım. Saatlerdir şınav çekiyordum ve kollarım şiddetli bir şekilde titriyordu. Ancak durmaya hiç niyetim yoktu. Bu yüzden kendimi zorlayarak göğsümü tekrar yerle yakınlaştırdım. Bir kaç gündür planlarla o kadar meşguldüm ki sporumu aksatmıştım. Bu yüzden sabah erken saatlerde kaldığımda direk spor yapmaya başladım. Av yarın olacaktı ve hantal bir vücutla avı kazanamazdım. Tekrar bütün gücümle vücudumu havaya kaldırdığımda aşağı kapının açılıp kapandığını duydum. Tamda tahmin ettiğim gibi sonunda Savaş gelmişti.

Falcıda beni kandırması aklıma gelince öfke tüm bedenimi sardı. Dizlerimden destek alırken ayağa kalktım ve bu sırada hemen yanımda yerde duran silahı da elime aldım. Ona küçük bir sürprizim vardı. Savaş tedirgin bir şekilde merdivenden çıkarken gözleri öfkeyle kaplı yüzüme bakıyordu. Tam karşımda durduğunda gömleğinin içinde ki sert çelik yeleği fark etmem uzun sürmedi. Harika artık gerçekten sıkabilirdim. ''Hoş geldin.'' dedikten sonra genişçe gülümsedim ve elimde ki silahı kaldırıp ona doğrulttum.

Savaş silahı yeni fark ettiği için bir an afalladı ve ne yapacağını bilemedi. Bense karının tam ortasına bir kurşun sıktım. Yüzünü buruşturup arkaya doğru sendeledi.

''Siktir.. Ahsen.. Dur !''

Kollarıyla karnını sararken arkaya doğru bir kaç adım attı. Göğsünü ve karnını saran çelik yeleği kolları ve kafasıyla kapattığı için kurşun sıkacak başka yerim kalmamıştı. Bu yüzden silahı koltuğun üzerine fırlattım ve Savaş'a doğru yavaş adımlara yaklaştım. Savaş yüzüme öyle bir korkuyla baktı ki silahı ona doğrulttuğumda bile bu şekilde korkmamıştı.

''Beni kandırmaya nasıl cüret edersin ?'' Sakince sorduğum soru karşısında Savaş hızlıca arkaya doğru bir kaç adım attı ve Amerikan mutfağın önünde duran yuvarlak masayı bir bariyer olarak kullanarak yerinde durdu.

''Açıklaya bilirim.''

Tek bir hareketimle masayı devirerek onu yakalayabilirdim ama bunu yapmak yerine bekledim.

''Seni dinliyorum.''

Savaş alt dudağını ısırıp bir süre düşündü. Bana söyleyebilecek bir yalan düşündüğünü görebiliyorum ama bulamıyordu. Omuzları düşerken pes etmiş bir yüz ifadesiyle bana baktı.

''Aslında gerçekten gidecektim ama merakıma yenik düştüm ve sonra bir anda kendimi falcıda buldum. Söz veriyorum bir daha yapmayacağım.'' Yüzüme yine o yavru bir köpekmiş gibi bakarken terle kaplı ellerimi masanın üzerine koydum ve yüzümü ona yaklaştırdım. Savaş ise ani bir refleksle arkaya geriledi.

''Bir daha yapmasan iyi ederdin yoksa o zaman bir kurşunla kurtulamazsın.''

Savaş sözlerimin sonunda derin bir nefes alırken bense sırtımı dikleştirdim ve arkamı dönüp koltuklardan birine oturdum ve bir sigara çıkartıp yaktım. Savaş benim tarafımdan gerçekleşsek bir tehlikeye karşı hala masanın arkasında beklerken ''Üzerimde çelik yelek olmaya bilirdi.'' diyerek sitemkar bir şekilde söylendi.

Ona yandan bir bakış attım ''Yanıma gelecek kadar aptalsın ama çelik yelek giyinmeden gelmemen gerektiğini bilecek kadar da zekisin.'' dedikten sonra sigaramdan derin bir nefes alıp yavaşça dumanını üfledim.

Tek kaşımı kaldırıp ''Orda dikilip beklemeye devam mı edeceksin ?'' diye sorduğumda yüzünü buruşturdu ve yanıma yaklaştı. Bu sırda gömleğinin düğmelerini çözerek soyundu ve kaslı bedenini gözler önüne serdi. Elinde ki siyah dosyayı da sehpanın üzerine bıraktı. Sıktığım kurşun çelik yeleğe saplanmıştı. Savaş çelik yeleğin kemerlerini çözüp tam kaşımda ki koltuğa oturdu. Kurşun bedeninin içine girmese de karnının üzerinde küçük bir morluk oluşturmuştu. Savaş'a zarar vermeyi sevmesem de bir daha kötü bir karar almaması için bunu yapmam gerektiğini kendime bir kere hatırlattım. Savaş'ın yüzü yumuşarken gözleri endişeli bir hal aldı.

''Gerçekten ava katılacak mısın ?''

''Evet''

''Ahsen.. Bunu yapma. Ava gitme''

Kaşlarımı çattım. ''Neden ?''

Savaş alt dudağını ısırıp bir süre sessiz kaldı. Bunu ne zaman yapsa söylememesi gereken bir şeyi söyleyeceğini biliyordum ''Yıllardır ava katılmadın.''

Hızlıca lafını kestim ''Avı kazanamayacağımı mı düşünüyorsun ?'' ''Hayır bunu bir an bile düşünmedim. Düşündüğüm şey avı kazandıktan sonra olacak şeyler''

''Ne olacak ki ?'' Savaş sakin cevaplarıma ve sorularıma sinirlendiğini gösteren bir bakış atarak yüzünü buruşturdu.

''Ahsen uzun zamandır bunu yapmıyorsun ve tek bir hatanda yaptığın her şeyi öğrenebilirler. Ar'lar av da yaptığın şeyleri öğrenirlerse oradan çıkmana izin vermezler.''

Hafifçe sırıttım ama içten içe öfkelenmiştim. ''Sanırım tek bir kurşun seni akıllandırmadı'' dediğimde hemen yanımda koltuğun üzerinde ki silaha kısa bir bakış attıktan sonra tekrar yüzüme baktı.

''Gücünden şüphe etmiyorum ben.. ben sadece senin için endişeleniyorum''

''Endişelenme, avı kazanacağım ve yıllar önce yaptığım her şeyi tekrar yaparken de hiç bir Ar'a yakalanmayacağım.'' Savaş sesimde ki kararlı tonu hissettiğinde rahat bir nefes verdi.

Eskiden olduğum kişi değildim, artık daha güçlüydüm. Bu yüzden Savaş'ın aksine ben hiçte endişeli değildim. Küçükken bile onları rahatlıkla kandırıyordum ve bunu tekrar yapacaktım.

''Ayrıca yanlış şeyler için endişeleniyorsun.'' Sözlerim karşısında Savaş kaşlarını çattı. ''Başka ne var ki ?'' Sigaramdan derin bir nefes alıp yüzümü buruşturdum.

''Ava Parsta gelecek''

''Ne ?'' Savaş'ın ağzı hafifçe açılırken kaşları havalandı.

''O bir Alphan, diğer Ar'lar onu senin yanında görürse hem senin için hem de Pars için hiç iyi olmaz''

''Biliyorum ama Pars inatçı bir adam ve gelmekte kararlı. Ayrıca kendine de fazlasıyla güveniyor. Arların ona hiçbir şey yapamayacağını söyleyip duruyor'' Savaş alayla sırıttı.

''Neden gülümsüyorsun ?''

''Yüzüne bakınca Pars'ın ava katılmasını istemediğini görebiliyorum ama Pars ava geliyor ve buda dünyada hükmedemeyeceğin birini bulmuşsun demek. Bu bir ilk.'' Yüzümü buruşturdum.

Savaş haklıydı, Pars dışında daha önce bana direnen biri hiç olmamıştı. Yüzümü buruşturdum ve sigaramdan derin bir nefes daha aldım. Bu sırada Savaş bir şey söyleyecekken telefonunun sesi onu susturdu. Telefonun ekranına baktığında açtı ve bir süre sessizce karşı tarafı dinledikten sonra telefonu kapatıp ayağa kalktı.

Yüzünü buruşturarak ''Yurt dışından gelen bir kaç kuzenin avı beklemeden insan avlamaya başlamışlar ve küçük bir kaos oluşturmuşlar, polisler araya girmeden arkalarını temizlemeliyim.''

Ağır ağır kafamı salladım. Savaş kurşunla yırtılmış gömleğini giyindikten sonra bir süre bekledi. Bir kaç saniye önce avla ilgili endişesi yok olmuştu ama şimdi yine endişeli bir şekilde suratıma bakıyordu.

''İğneleri sana av başlamadan getiririm'' dedi ve kısa bir an sustuktan sonra tekrar konuştu ''Psikopatsın ve buda seni güvenilmez biri yapıyor, ancak ben sana hayatımı teslim edecek kadar çok güveniyorum Ahsen. Şuanda hala endişeliyim fakat av zamanı bütün Arları mahvederek yarışı kazanacağını ve o lanet olası ormandan canlı bir şekilde çıkacağını biliyorum. Ayrıca Pars Alphan'dan hoşlanmadım ancak ava gelmesi iyi olabilir. Bütün Ar'ların dikkatini üzerine çekerse onları daha iyi kandıra bilirsin'' Sözlerinden tatmin olmuş bir şekilde sırıttım ve bu sırada Savaşta gülümsedi.

Arkasını döndüğünde gözlerimle masada ki siyah dosyayı işaret ederek ''Bunu unuttun'' dediğimde ''O senin için, Pars Alphan hakkında biraz araştırma yaptım'' dedi ve aşağı kata inip gitti. Bir süre öylece Savaş'ın arkasından baktım. Bana güvenmesi kalbimi acıtırken aynı zamanda hoşuma gitmişti. Savaş bana güveniyordu ama güvenmemesi gerekiyordu çünkü bilmediği bir kaç planım vardı. Bunlar nefret edeceği ve duyduğunda güvenini sarsılacağı ve aynı zamanda yok etmek için son gücüyle savaşacağı planlardı.

Yaslandığım yerden hafifçe doğrulup masanın üzerinde ki dosyayı elime aldım. Fazlasıyla ince olduğu için Savaş'ın Pars hakkında pekte bir şey bulamadığını görmeden anlamıştım. Arkama tekrar geri yaslandığımda dosyayı açıp hızlıca bir göz gezdirdim. İlk bir kaç satır Pars'ın işleri hakkındaydı. Babası ölümünden sonra lider olduğunda babasından daha büyük işler yapmış ve uyuşturucu gibi işleri bıraksa da adımları o kadar sağlam ve zekiceymiş ki yükselirken kimse onu durduramamış.

Çok fazla düşmanı var, babanın düşmanlarından bile fazla !

Savaşın el yazısıyla yazdığı notu görünce hafifçe sırıttım. Pars Alphan o kadar sinir bozucu ki çok fazla düşmanı olması şaşırtıcı değildi. Bir süre daha sayfaların üzerinde gözlerim gezindikten sonra tekrar Savaş'ın el yazısıyla karşılaştım. Bu tarz araştırmalara küçük notlar ekleyip kendi düşüncelerini paylaşmayı seviyordu.

Araştırmalarımda Pars ve hata babası için çalışan ama yaşlandığı için emekli olmuş bir adamla karşılaştım ve huzur evine gidip onu ziyaret ettim. İlk başta beni gördüğünde pek konuşmadı. Galiba beni Pars'ın düşmanlarından biri sandı ama sonra bir anlaşma yaptık ve satranç oynadık. Sonuç olarak senden aldığım taktiklerle ben kazandım ve bana bir kaç şey anlattı. Pars'ın babası hakkında. Adamı dinlerken sanki Pars değil de senin hakkında konuşuyormuş gibi hissetim. Pars'ında babası en az senin baban kadar zalimmiş. Pars'a çok küçük yaşlarda işkence etmeye başlamış ve insan öldürmesini sağlamış. Merhametsiz bir adammış ve güç için her şeyi yaparmış. Adam bana ne sordu biliyor musun ?

Bana; Pars hala karanlıkta mı ? diye sordu.

Yüzünde hüzün vardı ama bunu söyledikten sonra bir kaç saniye sonra ayaklanıp odanın içinde telaşla yürüdü. Benimle konuştuğu için pişman olmuş gibiydi ve kesinlikle Pars hakkında bir şey onu korkutmuştu. 'Beni öldürecek' diye bağırarak etrafta dolaşmaya başladı. Yaşlıların ölümden korkmadığını çünkü zaten ölümle en yakın arkadaş olduklarını düşünüyordum. Yanılmışım !

Her neyse sonuç olarak kriz geçirmeden önce bana bakıp yalvararak Pars'a bir şey söylemememi istedi ve sonra güvenlik beni dışarı çıkardı. Yaşlı adamın aklına her ne geldiyse bu oldukça korkunç olmalı. Bu yüzden Pars'a dikkat et Ahsen.

Ve son.

Dosyayı kapatıp sehpanın üzerine yerleştirdim. Savaş'ın yazdığı şeyleri okurken bir yanım ilginç buldu ama diğer bir yanım hiç şaşırmadı. Parsla iyi anlaşıyorduk ve silahlı bir çatışmanın ortasında benimle dans etmesine bakılırsa oda en az benim kadar psikopattı. Ayrıca baba konusunda aynı kaderi paylaşmamızda garip değildi. Bizim dünyamızda iyi bir baba zor bulunur. Dahası Pars güçlü bir karaktere sahipti ve toz pembe bir dünyada yaşayan hiç kimse güçlü olamaz, bu yüzden Pars'ın sert bir hayat yaşadığını tahmin edebiliyordum. Yüzüne taktığı o duygusuz surat maskesinin bir günde oluşmadığını biliyordum. Savaş'ın dosyada yazdığı nottaki soru tekrar aklıma canlanınca hafifçe gülümsedim. Pars hala karanlıkta mı ? Ahh evet yaşlı ihtiyar Pars hala karanlıkta. Onun karanlığın babası olduğunu düşünürken bu konuda ciddiydim. Pars ile çok fazla ortak yanımız vardı ve karanlıkta bunlardan biriydi. Dakikalardır parmaklarımın arasında duran sigarayı yere atıp çıplak ayağımda söndürdüm. Ateş ayağımı yaksa da geri çekilmedin ve düşünmeye devam ettim.

Bölüm sonu

13 yorum

  • Sanirim en uzuldugum bolum savasin guveninin kirilacagi sahne olacak...

  • Savaş biraz hak ettin be sjjsjs ahsende seni sevdiğinden yapıyor

  • Bu yaşlı adam niye pars karanlıkta falan demiş acaba parsta mı psikopat

  • Ahsen silah biraz abartılı olmadı mı diyeceğim ama yani bu Ahsen daha kötüsünü de yapa bilirdi

  • Neyse ki savaş ölmeden kurtuldu 😂😂 ay resmen ferace giyiyerek dalmıştı odaya ya Murat'ın tepkileri çok komikti

  • hahahhaha ay çok gülüyorum bu son 4 bölümdür kesin kötü şeyler olacak

  • hahahahhah ahsen ile savaşın arkadaşlığı 10/10