AHSEN
Arabanın kapısını kapatırken dudağımda ki sigarayı çekip yere attım ve siyah topuklu ayakkabımla sertçe ezdim. Etrafta çok fazla evsiz vardı ve kimisi köşe başında uzanıp ölümün onu almasını beklerken, kimisi ise açlıktan zayıflamış vücuduyla etrafta yavaşça yürüyordu. Etrafta ki kötü kokunun çöpten mi yoksa evsiz insanlardan mı geldiği anlaşılmıyordu. Tabi birde bu kötü kokunun içinde bira kokusu da vardı ve bu kesinlikle onlardan geliyordu. Ekmek bile bulamayan insanların bira bulması garipti.
Olduğum yerde beklerken etrafa sakince bakmaya devam ettim. Arabadan indiğim andan beri bütün gözler üzerimdeydi. Merak, korku ve tiksinti. Gözlerinde gördüğüm duygular bunlardı. Ayrıca buraya ait değilmişim gibi bakıyorlardı. Doğru, burası güçsüzlük kokuyordu ve bu yüzden de kesinlikle buraya ait değildim. Tek bir kolum yada tek bir bacağım kalsa bile savaşmaya devam ederim. Çünkü avcılar böyle yapar. Her zaman savaşırlar. Asla bir köşede ölümü beklemez, yada insanların kendilerine acıyarak bakmalarına izin vermezler. Etrafımda ki evsizlerin bir çoğu genç ve zayıf vücutlarını görmezden gelirsek sağlıklıydılar ama hiç biri avcı değildi, hepsi avdı. Ve oldukça fakir beyinleri vardı. Bu yüzden güçsüzdüler ve evsizdiler. Bir an kendimi çok kaptırdığımı düşünerek evsizleri eleştirmeyi bıraktım ve asıl amacıma odaklandım.
Pars'ı yarım saat önce gökdelen büyüklüğünde ki şirketine bıraktıktan sonra günlerdir düşündüğüm planı hayata geçirmek için buraya geldim. Belen Alphan'ı bulmam için bir falcıdan daha iyi birine ihtiyacım vardı. Bunun içinde aklımda iki isim vardı. Aktep ve Harun. Akrep'in ordu gibi disipline sahip güçlü adamları vardı, Harun ise sokaklara hükmediyordu. Planım basitti. Her ikisiyle de anlaşma yapacaktım ve Harun sokakta ki gücüyle Belen Alphan'ın yerini bulacaktı, Akrep ise Harun'un verdiği istihbaratla Belen Alphan'ı babamın elinden almam için güçlü adamlarıyla bana yardım edecekti. Babam ise avda onun yanında olduğum için tüm dikkatini bana verecekti ve buda onun sonunu getirecekti. Babamdan alacağım ipucuya da değer veriyordum ama onunla yetinecek kadar aptal değildim. Dudağımda küçük bir gülümseme belirdi. Babam asla bu iki adamla anlaşma yapacağımı tahmin edemez ve bu da işleri daha eğlenceli yapıyor.
Arabanın bagajını açtım ve tuvalin altında duran, para dolu deri siyah çantayı alıp dar sokakta yürümeye başladım. Henüz gündüzdü ama şimdiden demir varillerin içinde ateş yakıyordular ve yavaşça gökyüzüne yükselen gri dumanlar sokağı daha da kirletiyordu. Her adımımda bana bakan gözlerde artıyordu. Çatıların üzerinde ellerinde silah tutan adamlarda dahil. Şimdilik onları fark etmemişim gibi davranarak omzum dik ve kendimden emin bir şekilde yürümeye devam ettim. Tek bir güvensiz hareketimde bana kurşun sıkacaklarına emindim. Bulunduğum yer korkunç ve kötü bir yerdi. Gerçek sokaklar zaten hep böyledir. Ve her ne kadar kötü olursa olsun ileri doğru yürürken hiç tereddüt etmiyordum çünkü ben daha korkunç ve karanlıktım. Ancak yine de her şeye rağmen biraz zorlanacağı mı düşünüyordum. Planım düşünce aşaması basitti ama hayata geçirmek biraz zordu. Akrep'i paramla satın alabilirdim, çünkü o paraya tapan bir adamdı. Fakat Harun babamdan çok korkuyordu ve bu yüzden para karşılığında benimle iş birliği yapacağından emin değildim. Yine de her zaman ki gibi sınırları zorlayacaktım. Ta ki kırılana kadar.
Aç gözlerle beni taciz eden erkeklerin ıslıklarını görmezden gelerek sokağın sonuna doğru geldiğimde, kırmızı kalın bir perdenin önünde dikilen iki adamın öldürücü bakışlarını umursamadan konuştum. ''Harun ile konuşmaya geldim.'' İkisi de bir birine bakarken diğerine göre boyu daha kısa ve sıska olan adam çürük dişleriyle alayla gülümsedi. ''Yaşamak istiyorsan git burada sürtük.'' Beni ciddiye almamalarını kaldıra bilirim, ama beni güçsüz görerek alaycı bir şekilde küfür etmelerine asla izin vermem. Onun gülümsemesine karşılık verdim. ''Ölmek istiyorsan, bana bir kere daha sürtük de.'' Gülümsemem onu rahatsız ederken silahı tutan eli sıkılaştı ve öfkeyle bana doğru bir adım attığında hamle yapmasına izin vermeden tekrar konuştum. Aslında hamle yapmasını ve daha sonrasında dilini kopararak sokak başında ki köpeklere vermeyi çok istiyordum ama buraya değerli zamanımı harcamaya gelmedim.
''Harun'a Ar ailesinden birinin onunla konuşmak istediğini söyle.'' dediğimde hemen yanında duran iri adam onu kolundan tutup durdurdu. Soy ismimi kullanmayı sevmiyordum ama Harun'la konuşmak istiyorsam bu gün ona ihtiyacım vardı. Harun'un götünü yaladığı tek asil -sikik- aile bizdik. Sokakta doğup büyüdüğü için takım elbiseli insanları sevmezdi. Gerçi ailemi de pek sevmez ama işte korku herkese her şeyi yaptırır. Sıska adam kolunu hızlıca çekti ama bana doğru gelmek yerine bacağımın altına tükürüp arkaya doğru geriledi. İri adam ise bana şüpheci bir şekilde baktıktan sonra cebinden telefonunu çıkarıp küçük bir konuşma yaptı ve ardından telefonu cebine koyarken kırmızı perdeyi açarak kenara çekildi.
"Patron seni bekliyor." Sıska adamın buruşmuş suratına gülümseyerek bakarken içeri girdim.
Perdenin arkasında tek bir şey vardı. Kanalizasyon kapağı. Buraya yer altı diyorlardı ve buraya girmek kolaydı ama çıkmak zordu. Perde arkamdan kapandı. Tavana asılı güçsüz sarı ışık etrafı aydınlatmada yetersiz kalırken eğildim ve çelik kapıyı kaldırdım. Etraf bok ve içki kokuyordu. Birazda kan ve toprak. Para dolu çantayı aşağı attım. Ardından aşağıya inen merdivene tutundum ve yavaşça aşağı inmeye başladım. Topuklu ayakkabılarım yerle buluştuğunda, kötü ve tehlikeli çocuk imajı veren bir kaç adam etrafımı sararak beni baştan aşağı süzdü. Hepsinin vücudu dövmeyle kaplıydı ve en az bir aydır duş olamamış gibi korkuyorlardı. Tavana asılı sarı ışıklar olsa da etraf yine de karanlıktı. Her yer topraktı ve tavandan su damlıyordu.
Kanalizasyon kapağının içine girdiğimi hatırlayınca yüzümü buruşturdum. Yani umarım sudur çünkü saçıma değdi. Kaslı bedenlere ve sinirli yüzlere hızlıca bir bakış attım.
Sonra umursamaz bir tavırla. ''Merhaba beyler.'' diyerek yerdeki çantayı elime aldım. Sağ kaşından gözünün altına kadar dikey bir şekilde bıçak yarası olan adam ''Takip et.'' diyerek yürümeye başladığında peşinden gittim. Bu sırada diğer adamlarda beni arkamdan takip etmeye başladılar. Kısa bir yürüyüşten sonra dar toprak koridordan çıkarak daha geniş bir alana çıktık. Burada duvar betondandı ve yer boylu boyunca koyu ahşap zeminle kaplıydı. Odanın içinde başka odalara yada koridorlara açıldığını düşündüğüm tahta kapılar vardı. Silahlar bir sanat eseri gibi duvarları kaplarken, sağ tarafta büyük bir bar ve ortalarda ise yuvarlak masalar duruyordu. Radyodan eski bir Türk müziği çalarken gözlerim hemen ortada oturan Harun'la buluştu.
Sararmış dişlerinin arasında yanan bir puro vardı. Kesinlikle biri bu adamlara güzel bir diş macunu önermeliydi. Siyah bir tişört ve rengi solmuş bir kot pantolon giyiniyordu. Otuzlarının başındaydı. Yüzü yaralarla doluydu ve kirli gözüküyordu. Keçi sakalından da küçük damlalar akıyordu. Bu adam gerçekten lakabı gibi bir sıçana benziyordu. ''Gerçekten bir Ar mısın ?'' dediğinde gözlerinin içine bakıp şeytani bir şekilde gülümsedim. Yüzüm tam anlamıyla bir meleğe aiti bu yüzden benim bir Ar olmadığımı düşünüyor olmalıydı. ''Kanıtlamamı ister misin ?'' Şeytani gülümsemem de yer alan karanlığı gördüğünde omuzları dikleşti ve kanıtlamama gerek kalmadan inandı. Yol boyunca yanımda yürüyen adamlar solonun içine dağılırken bende rahat adımlarla yanına gidip hemen karşısında ki sandalyeye oturdum ve elimde ki çantayı masanın üzerine bıraktım.
Koyu kahverengi gözleri çantayla benim armada gidip gelirken, masanın üzerinde ki bira bardağını kaldırdı ve kafasına dikti. O kadar çok içti ki bira ağzının kenarlarından taşarak sakalarından masanın üzerine damladı. Yüzümü buruşturmamak için zor tuttum. Bira içen insanın kendine saygısı yoktur. Karnı şişiriyor ve tadı iğrenç. Üstelik Harun'un içişi ise birayı daha da iğrenç kılıyordu. Bira bardağı serçe masayla buluşurken tekrar gözlerini dana dikti. Burada olduğum için pek mutlu görünmüyordu. Açıkçası bir kanalizasyonda olduğum için bende mutlu değildim ama gerçekleştirmem gereken planlar vardı.
''Bu güzel ziyareti neye borçluyum ?''
Ailemden nefret ediyordu ama tıpkı diğerleri gibi anlardan korktuğundan bu nefretini saklıyordu - sakladığını sanıyordu-
''Seninle bir anlaşma yapmaya geldim.''
Arkasına yaslandı ve nasırlı ellerini şişmiş göbeğinin üzerine koydu.
''Ne tür bir anlaşma ?''
Cem Ar'ın kızı olduğum gerçeğini gizleyerek, lafı dolandırmadan direk konuya girdim. ''Cem Ar Belen Alphan'ı kaçırdı ve ben senden Belen Alphan'ın yerini bulmanı istiyorum.'' Babamın ismini duyduğu an sırtı dikleşti, fakat konu Belen Alphan'a geldiğinde yüzünde alaycı bir sırıtış oluştu.
''Ar'lar artık bir birine düşman mı olmaya başladı ?''
Bu anı yıllardır bekliyormuş gibi bir hali vardı. "Aslında pek şaşırmadım. Eskisi gibi bir birinize bağlı olmadığınızı tahmin ediyordum" Aslında ben hariç ailenin geri kalanı hala bir birine ölümüne bağlıydı. Otoriter bir sesle konuşmaya başladım. ''Söylediğim şeyleri sorgulama ve sana verdiğim bilgilerle yetinip daha fazlasını isteme.'' Alaycı sırıtışı hızlıca kayboldu. Onunla sohbet etmeye gelmemiştim.
''Benimle anlaşma yapacak mısın ?''
''Hayır''
Tamda beklediğim gibi teklifimi kabul etmedi ama hemen pes etmeyecektim.
Masanın üzerinde ki çantayı açarak içinde ki paraları ona gösterdim. Para konusunda Savaştan yardım almıştım ve tamda istediğim gibi para çantaya sığmayarak taşıyordu. ''Sana istediğin kadar para veririm.'' Harun bir an kabul eder gibi paralara aç gözlülükle baksa da gözleri beni bulduğunda bu fikrinin yok olduğunu gördüm.
''Cem Ar karşısında olanlara ne yapar biliyor musun ?'' Biliyordum. ''Bilmezse bir şey yapamaz.''
''O her şeyi bilir.'' Babamı tanrı olarak görüyordu. Öfkelenmeye başladım.
"Sokaklara yıllardır hükmediyorsun. Her köşe başında bir adamın var. Bu işi Cem Ar'ın ruhu bile duymadan sessizce halledebilirsin." Harun'un gözleri çantada ki paralara kaydı.
''Senden yanımda durmanı istemiyorum, sadece kulağım ve gözüm olmanı istiyorum. Sadece küçük bir bilgi istiyorum.''
''Bu bilgi beni ölüme sürükler.'' dedikten sonra kısa bir an sessiz kaldı ve ardından gözlerinde şeytani bir parıltı oluştu. Tamda ikna ettiğimi düşündüğüm sırada bana ikna olmadığını gözleriyle gösterdi.
''Ar'ların ihanet eden aile üyelerini idam etiğini duydum.'' Ahh siktir ! Hatta şunu dört kere siktir yapalım. Gözleri beni buldu. Aklına dahiyane bir fikir gelmiş gibi suratıma bakıyordu.
''Belki de onlardan önce seni öldürmeliyim. Böylece hem masada ki parayı alırım, hem de aralarında ki bir haini öldürdüğüm için Ar'lar beni mükafatlandırır.'' Babamdan kokuyordu ama aynı zamanda nefrette ediyordu ve bu yüzden Cem Ar'ın kızı olduğumu söyleyerek öfkesini tetiklemek istemedim ama ben kendi gerçek kimliğimi açıklamasam bile şuanda tam anlamıyla boka batmış durumdaydım. Neyse ki her zaman ikinci bir planım oluyordu.
''Yada ailem beni onlardan önce öldürdüğün için seni öldürür.'' dediğimde sırıtışı genişledi.
''Haklısın fikrimi değiştirdin. Seni öldürmeyeceğim.''
Arkamda bekleyen adama bakarak emir verdi. ''Cem Ar'a bir misafiri olduğunu söyle.'' Siktir !
Eğer babam buraya geldiğimi öğrenirse planlarım hakkında az da olsa bilgiye sahip olacak. Buna izin veremem. Harun sarı dişleriyle sırıtırken vücudumu baştan aşağı süzdü ve dudaklarını yaladı.
Sefil zihninde yine iğrenç bir şeyler geçiyordu.
''Belki seni öldüremem ama yine de Cem Ar'a teslim etmeden önce elden geçire bilirim. Güzel kadınsın. Seni buradan eli boş göndermek bana yakışmaz'' Tiksintiyle yüzüne baktım. Buraya gelirken onu ikna edeceğime inanıyordum ama şuanda anlaşma yapmayacağına emin olduğum için an itibariyle tek amacım buradan defolup gitmekti.
"Beni iyi dinle sıçan suratlı pislik. Dünyada ki son erkek bile olsan bana dokunmana izin vermem." Lakabı sıçan olsa da o bunu sevmiyordu ve bu yüzden sözlerimle yüzünü öfkeyle buruşturdu. "Ayrıca Cem Ar'a yada diğer Ar'lara buraya geldiğime dair bir şey söylesen bile sana inanmazlar. Bu boktan yerde kamera bile yok."
"Evet burada bir kamera yok, ama buranın ben izin vermediğim sürece bir çıkışı da yok. Kaçamazsın. Burası yer altı ve buranın patronu benim. Bu yüzden içinde bulunduğun durumu kabullen ve uslu bir kız ol. Canın daha az yanar."
Elleri masanın üzerinde ki elimi tutmaya yeltendiğinde yavaşça elimi geri çekerken ölümcül bir şekilde yüzüne baktım.
''Bir daha bana dokunmayı denersen, o sikik parmaklarını kökünden koparırım.'' Yapacağıma inanmayarak midemi bulandıracak bir şekilde kahkaha atı ve ardından ayağa kalkıp yanıma yürüdü "Kadınsın ama bir erkek gibi konuşuyorsun. Bu sözler güzel suratına hiç yakışmıyor." Ben onu sakince izlerken, sağ eliyle çenemi hızlıca kavrayıp kırarcasına sıktı. İçimde büyük bir öfke patlaması gerçekleşirken duygusuz yüzümle tepki vermeden ona baktım ''Hala parmaklarım elimde'' derken sol elini bana göstermek için havaya kaldırdı.
Çenem acıdan sızlarken hafifçe sırıttım ve olası bir tehlikeye karşı paraların altına sakladığım silahımı almak için çantaya uzanacakken, kulağı sağır edecek bir kurşun sesi duydum. Ardından yüzüme bir kaç damla kan fışkırdı ve masanın üzerine bir parmak düştü. Harun çığlık atarak arkaya doğru sendeledi. Kurşunun nerden sıkıldığını görmek için arkamı döndüğümde, öfkeli ve ölümcül gri gözlere karşılaştım, şaşkınlıkla ağzım hafifçe aralandı. Bu sırada Pars gözlerini bana çevirdiğinde, az önce Harun'un parmaklarını kopardığı silahını indirdi. Gözlerine bakarken bir an zaman durdu ama sonra her şey çok hızlı gelişti ve büyük bir çatışma başladı. Kurşunlar havada uçuşurken benim görebildiğim tek kişi Pars'tı. Şaşkınlıktan kurtulup kendime geldiğimde, hafifçe sırtım ve merhaba demek için elimi kaldırdım. Kaşlarını çattı. ''Masanın altına gir !'' diye emir verdi. Bu sözlerine karşılık gözlerimi devirdim ve bir an onun neden burada olduğunu düşündüm ve cevabı hızlıca buldum.
Yerimi mucizevi bir şekilde bulamayacağına göre kesinlikle beni takip ettirmişti. Ona en son evime gidip av için hazırlanacağım yalanını söylemiştim. Belli ki niyeti yaşadığım yeri öğrenmekti. İnatçı pislik. Masanın üstündeki çantadan silahımı çıkardım. Gözlerim Harun'u ararken kapılar açıldı, elinde ağır ve büyük silahlar taşıyan adamlar içeri girdi ve Pars'ın adamlarına sıkmaya başladılar. Aralarından birinin bana sıkacağını anladığımda masanın biraz ilerisinde ki kolona sırtımı yasaldım. Kurşun kolona çarparken her çarpışında ondan bir parça kopardı. Kafamı sağ taraf doğru çevirdiğimde Pars'ın bana ateş eden adama vurduğunu gördüm. Bir kaç saniye sonra ise tam yanıma gelmişti. İri vücuduyla beni duvarın arasında sıkıştırırken, arada bir adamlara ateş etmeye devam ediyordu.
"Eve gideceğini söylemiştin ?"
Sorgulayıcı sesi öfke saçıyordu. Umursamaz bir ses tonuyla, beni takip ettirmesine vurgu yaparak konuştum "Planlarını bozduğum için hiç üzgün değilim. Ayrıca eve gidecektim, sadece bir anda aklıma geldi ve sonra yolumun üzerinde olduğu için buraya uğradım."
Pars'a şimdiye kadar çok fazla dürüst davranmıştım. Artık kendi özüme dönmeye karar verdiğim için yalanımı sürdürdüm ve en başından beri buraya gelmeyi planladığımı söylemedim. Ayrıca içimizde hala bir hain vardı ve ben planlarımı onun duymasını istemiyordum. Bu yüzdende planlarımı kendime saklıyordum. Boğazında ki damarları görebiliyordum. Öfkeli gözleri beni bulduğunda damarları daha da belirginleşti.
''Buraya gelirken ne düşünüyordun ? Ya sana bir şey olsaydı?'' Beni azarlayarak konuşmuştu. Ayrıca planlarımı söylemememin bir başka nedeni de tam olarak buydu. Pars yaptığım her planı reddetmeye yemin etmiş gibi davranıyordu.
''Buraya anneni bulmak için geldim.'' dedim düz bir sesle. Gözlerinde ki öfke büyüdü. Artık tüm dikkati bendeydi.
''Benden habersiz hiçbir şey yapma cümlesinin neresini anlamıyorsun?''
''Tamamını !''
''Ahsen !'' ismimi öyle yüksek bir şekilde söylemişti ki sesi bir an bütün kurşunların sesini bastırdı. Kanım öfkeyle kaynamaya başladı. ''Bana bağırma !''
''Sözümü dinlememeye devam edersen sana bağırmaktan daha kötü şeyler yaparım.''
Açık tehdidi karşısında gözlerimi kıstım ''Ne yaparsın ? Kafama silah mı sıkarsın ? Beni öldürmekle mi tehdit edersin ? Ahh hayır yapmazsın, çünkü bunları zaten yaptın değil mi?'' Buzlaşmış gözleriyle etrafa alev saçan gözlerime bakarken, uçurumdan atladığım gün kafama bir silah doğrulttuğumu bildiğimi anladı. Aslında bunu bu kadar erken bir şekilde söylemeyi düşünmüyordum ama her tarafım öfkeyle yanarken susamadım.
''Amacım sana zarar vermek değildi.'' dediğinde hafifçe sırtım. ''Açıklama yapmana gerek yok çünkü umurumda değil. Sadece beni umursuyormuş gibi davranma. Buraya geldim çünkü anneni bulmak istiyorum ve ben istediğim her şeyi alırım. Ve istediğimi aldığım sürece içinde bulunduğum tehlike umurumda değil. Zaten senin de istediğin şey bu değil mi ? Anneni bulmam.'' Sıkıntılı bir nefes verirken vücudu kasıldı ''Çekil önümden'' dedim ve elimde ki silahı sıkıca tutup yanından ayrılacakken bir kolunu duvara dayayıp gitmemi engelledi.
Onun deri ve odun kokusu bok, kan ve içki kokusunu bastırırken gözlerimi yüzünden ayrılmadım ve başımı dik tuttum. Pars'ın gözlerinde ki öfke yok oldu. Kelimeler dudağından birer fısıltı gibi çıktı. "Anneni bulmanı istiyorum ama bunu yaparken kendine zarar vermeyeceksin. Ayrıca seni umursuyormuş gibi yapmıyorum, lanet olsun ki sen gördüğüm ilk günden beri umurumdasın!"
Gözlerim genişçe açılırken söylediği sözlerin yalan olduğuna dair bir kanıt aradım. Yoktu.
Ancak içimden bir ses bunu bana söylemediğini fısıldıyordu. Pars suratıma bakarken, yine başka birine bakıyormuş gibiydi. Kesinlikle ona birini hatırlatıyorum. Ama kimi ?
Pars gözlerini kapatıp derince bir nefes aldı. Gözlerini açtığında öfkesi de onunla beraber gelmişti.
''Etraf sakinleşene kadar burada kalacaksın ! İtiraz istemiyorum.''
''Bütün eğlenceyi sana mı bırakmamı istiyorsun ? Hayatta olmaz. Çekil önümden.'' dediğimde sıkıntılı bir nefes verdi. Sıcak nefesi anlıma değerken nabzımın hızlandığını hissetim ve o an Pars'la ilgili planım aklıma geldi. O kadar sinir bozucuydu ki onu kendime aşık etmeyi planlarken, sadece kavga ediyordum.
''Seni bayıltıp bir köşede saklamamı istemiyorsan burada kal.'' dediğinde yumruk şeklini almış ellerimi kırarcasına sıktım. Bu sırada bir kurşun barın üstünde duran radyoya çarptı. Radyo yere çarpıp hafifçe kırılırken, eski Türk müziği yerine tango şarkısı çalmaya başladı. Aklıma bir fikir geldi. Eğlenceli ve tehlikeli. Pars kolunu duvardan çekip arkaya doğru bir adım atarken sertçe konuştu. ''Burada kal.'' dedi ve tam arkasını dönüp gidecekken hafifçe sırıtmamla yerinde durup dudaklarıma baktı. Bir köşede beklemeye hiç niyetim yoktu ama Parsla tartışarak bunu ona kabul ettiremezdim. Bu yüzden farklı bir yol izlemeye karar verdim.
''Bana güveniyor musun Pars ?'' dediğimde dudağımı esir alan gözleri bu seferde gözlerimi esir aldı. Kaşları hafifçe çatıldı.
''Duruma göre değişir'' Hayır demedi.
''Peki tango yapmayı biliyor musun ?'' Kaşları biraz daha çatıldı. Bense konuşmaya devam ettim.
''Kafama silah sıktığın için sana güvenmiyorum, ama bu durum değişebilir. Kendini bana kanıtla.'' Sanki etrafımızda onlarca kurşun havada süzülüp insanlar ölmüyormuş gibi rahatça sohbet ediyorduk. Bu durum normaldi çünkü tehlikenin içinde büyürken, tehlikeye karşı hissizleşiyordu insan. Üstelik güven konusunda söylediğim sözler Pars'ın bir hayli ilgisini çekmişti.
''Nasıl kanıtlayacağım ?'' Boşta duran elimi havaya kaldırdım
''Dans et benimle.''
Pars ciddi olup olmadığımı anlamak için bir kaç saniye yüzüme baktı. Duygusuz yüzünden ne hissettiğini anlayamıyordum.
''Şuanda mı ?''
''Şuanda.'' Elimi tutmuyordu ama gitmiyordu da. Buda bana dans fikrine açık olduğunu gösteriyordu
''Tangonun ilk kuralı partnerine güvenmektir. Bana güvenmeye hazır mısın?'' Pars etrafına baktıktan sonra gözleri havada duran elime kaydı ve bana doğru bir adım attı. Gözlerinde tehlikeli bir parıltı vardı. Ona beyaz - siyah- bir bayrak sallıyordum ve gözlerinde ki parıltıdan anladığım kadarıyla bunu kabul etmeye hazırdı.
"Bana güveneceksen sana güvenmeye hazırım." Yalan atıyordu tıpkı benim gibi. Aynı tarafta olsak ta asla bir birimize tam anlamıyla güvenmeyecektik
''En az benim kadar psikopat olduğunu biliyordum. Gel buraya.'' Elimi tutup beni kendine doğru çekti ve belimi sert, sahiplenici bir şekilde sıktı. ''Bana emir verme.'' dedikten sonra beni döndürdü ve Harun'un adamlarını arkasına aldı. Bu hareketiyle beni korumaya çalıştığını görebiliyordum. Bedeni o kadar büyüktü ki beni bir az önce yanından ayrıldığım kolon gibi gizliyordu. Boşta duran elimi Pars'ın geniş omzuna yerleştirdim. Diğer elimde ise tıpkı Pars gibi bir silah vardı. ''Bana ayak uydur.'' dedim ve bir ayağımı arkaya doğru attım ancak Pars bir anda bütün kontrolü eline aldı ve bir anda ben ona ayak uydurmaya başladım.
İri bir adam için güzel dans ediyordu. Kafam arkaya doğru düşerken uzun saçlarım yere dokundu. Pars'ın nefesini göğsünde hissetim. Bu sırada silahı tutan kolu sağ tarafa doğru yükseldi ve bize doğru koşan birini kafasının ortasından vurdu. Adama hiç bakmamıştı bile. Gözüme daha seksi görünmeye başladı. Alt dudağımı istemsizce ısırırken vücudum tekrar dikleşti, saçlarım yüzüme doğru düşerken bende silahımı havaya kaldırdım ve bir adamı kolundan vurdum. Pars beni kendine doğru sertçe batırdı. Gözleri anlayamadığım bir duyguyla parladı. Kolonun yanından biraz daha uzaklaştık ve salonun ortasına doğru yavaşça ilerlemeye başladık. Dans etsek de ikimizde dikkatliydik. Tabi Pars'ın adamları da bizi korurken baya güç harcıyorlardı. Pars öne doğru eğildi ve dudakları kulağıma değdi.
''Atışların üzerinde çalışmalısın.''
Vücudumu bir sıcaklık sardı. Bunun nedeninin Pars'ın yumuşak dudaklarımı yoksa atışlarım hakkında ki yorumumu olduğunu anlayamıyordum. Zorlukla atışlarım hakkında ki sözlerine odaklandım ve bir adamın daha koluna sıkıp onu etkisiz hale getirdim. Pars'ın adamları siyah takım elbise giyindiğinden, sokak kıyafeti içinde gördüğüm her kese sıkıyordum. Silahlarımızdan çıkan sıcak kurşunlar tangoyu daha da alevlendiriyordu ve tabi Pars'ın iri sıcak vücudu da buna dahildi. Gözlerimiz buluştuğunda, gözlerini benden ayırmadan bize doğru elinde ki satırla koşan adama vurdu. Tam anlından ! Hafifçe sırıttım.
''Öldürmek için vurmuyorum'' dedikten sonra kendimden emin bir şekilde ''Bana bir hedef ver ve nereye vuracağımı söyle'' dediğimde Pars'ın gri gözleri odanın içinde gezindi.
''Topuğuna sık.''
Gözlerim Pars'ı takip etti ve solonun en köşesinde devrilen masanın arkasında saklanan adamı gördüm. Adam vücudunu hemen karşısında duran Pars'ın adamlarından saklıyordu ama bizim olduğumuz yerden adamın ayak topuğu görünüyordu. ''Kolay.'' diye fısıldadım ve silahımı kaldırarak bir el ateş ettim. Kurşun adamın topuğuna saplanırken gururla Pars'a doğru baktım. Oda bana bakıyordu. Belimde ki eli sıkılaştı. Gözleri büyük bir açlıkla benim gözlerime bakıyordu. Onu kendime aşık etme planım yavaş yavaş işliyordu. Gözlerinde ki parıltı bunun kanıtıydı. Yavaş yavaş bana çekiliyordu. Karanlığıma. Ancak bana bir şeyler garip geliyordu, babam dışında canavar ruhumu kimse sevmemişti, annem bile. Ancak Pars'ın gözlerinden anladığım kadarıyla o canavar ruhumdan hoşlanıyordu..
Radyo üzerine bir adamın düşmesiyle parçalandı. Zaten kolonun yanından ayrıldıktan sonra şarkının sesini duymamaya başlamıştım çünkü silah sesleri her tarafı kaplamıştı. Ama benle Pars tek bir an bile dans etmeyi bırakmadık. Vücutlarımız bir biriyle dans etmek için yaratılmış gibiydi. Kırılan çamlar, masalar ve kemikler arasında yavaş ama dikkatli adımlarla kırmızı kanların üzerinde dans ederken, aynı zamanda etrafa kurşun sıkmaya devam ediyorduk. Onunla dans etmek istememin nedeni ona güvenmek değildi. Sadece bir köşede beklemek istememiştim. Ama şuanda Pars'ın elleri vücudumda hak iddia ederken ve etrafımda kurşunlar uçuşurken - hatta bir kurşun hemen kulağımın yanında geçip gittiğinde bile- Pars'a güveniyordum.
Yaptığımız şey tehlikeliydi, ateşliydi ve eğlenceliydi. Bunu başka biriyle yapmayı hayal bile edemiyordum. Pars'la dans ederken ve o her defasında iri vücuduyla beni saklarken, hiç bir kurşunun beni bulamayacağını biliyordum. Ona güveniyordum. En azından şuandık. Bir adam bize doğru koşarken Pars beni ters çevirdi, sırtım göğsüne yaslandı ve ardından Pars'ın büyük elleri kolaylıkla belimi sararken bacaklarımı havaya kaldırdı. Bu sırada bende ona ayak uydurarak bize doğru gelen adamın yüzüne tekme attım. Adam arkaya doğru savrulurken Pars beni nazikçe yere indirdi ve tekrar kendine doğru çevirdi. Ama sonra beni bıraktı. "Bana bir saniye ver." Vücutlarımız ayrıldığında yer altının soğukluğunu hissetim. Bu sırada Pars saldırmaya hazır, elinde bıçak tutan adamın yüzüne öyle bir yumruk attı ki, burnunun kırılma sesini duydum ve adamın arkaya doğru savrularak yere düşmesini izledim. Eli gerçekten çok sert ve güçlüydü. Pars bana geri geldi ve vücutlarımız sanki hiç ayrılmamış gibi ve bir biriyle dans etmek için yaratılmış gibi büyük bir uyumla kıvrılmaya başladı. Ellerim Pars'ın kalbine dokunduğunda ikimizde dans ettiğimizden bu yana ilk defa etrafa bakmayı bıraktık ve sadece bir birimize odaklandık.
Zaman bir an durdu ve etrafta ki insanlar yok oldu. Parsla bu anı zihnime kazıdım. Hayatımda geçirdiğim en eğlenceli ve ateşli an bu andı. Harun'un son adamı da yere düştüğünde benle Pars dans etmeyi bıraktık. Yüzüme çapkın bir gülümseme yayıldı. Pars bunu hemen fark etti. ''Flört etmeyip iş yaptığımızı sanıyordum'' dediğinde çapkın gülümsemem çoğaldı. Adadayken çok fazla soru sorduğunda ona flört etmeyip iş yaptığımızı söylemiştim ve oda şuanda bu sözlerimi bana karşı kullanıyordu. Falcıdan sonra fikirlerim değişti yakışıklı. ''Her ikisini de yapabiliriz.'' dediğimde Pars sözlerime hazırlıksız yakalandı ve bu sefer duygularını gizleyemedi. Gözleri koyulaştı ve söylediğim şeyin şakamı yoksa gerçek mi olduğunu anlamak ister gibi yüzümü dikkatlice inceledi. Bu sırada nefes nefese kalan Murat bize ters bir bakış attı. ''Hala dans ettiğinize inanamıyorum ? Aklınızdan ne geçiyordu ? Sizi korurken stresten elime on iki kere kramp girdi.'' Murat bir ebeveyn gibi bize kızsa da Pars gözlerini üzerimden hiç çekmedi. Ateş yanımıza yaklaştı. Yüzüne kan damlaları vardı.
Gözleriyle beni baştan aşağı süzdü. Yaralanıp yaralanmadığımı kontrol ediyor gibiydi. Nedense yaralanmamı umduğunu hissediyordum ve neyse ki bu zevki ona yaşatmadım. Pars'a bakarken yapmacık bir şekilde yüzümü buruşturdum.
''Adamalarının eğlence anlayışı yok. Bedenleri genç ama ruhları yaşlanmış.''
''Eğlenmeyi biliyoruz. Sadece sen psikopatsın ve eğlence anlayışımız farklı.'' Ateş bunu söylerken silahını beline yerleştirdi. Bana psikopat dediği için elimde ki silahla kafasını parçalamak istedim. Ayrıca farkında değildi ama eğlence anlayışımla bana psikopat derken aynı zamanda Pars'a da psikopat diyordu.
Ağzımı açıp konuşacakken yerde sürüklenerek getirilen Harun bütün dikkatimi kendine doğru çekti. ''Bırakın beni'' Sıçan iyi saklanamamış. Ona bakarken çenemi nasıl sıkıca kavradığı aklıma gelince öfkelendim. Ancak kopan parmaklarından akan kanları görünce öfkem azda olsa azaldı. Harun'un gözleri benimle buluştuğunda onunda gözlerinde öfke belirdi ve tam ağzını aralayıp bir şey söyleyecekken - muhtemelen küfür edecekti- gözleri arkama doğru kaydı ve bu sefer gözlerinde korkunun en saf halini gördüm. Setçe yutkundu. Bakmama gerek yoktu. Arkamda Pars vardı.
''Ahsen'i dışarı çıkartın'' diye emir verdiğinde sesinde ki karanlığı hissetim. Murat bana bir adım atacakken ona ters bir bakış attım ve masanın üzerinde ki para dolu çantayı alarak yürümeye başladım. Normalde Parsla inatlaşıp burada kalırdım ama Pars dikkatini Harun'a vermişken bunu kullanarak buradan kaçacaktım. Silahlar havada süzülürken buraya ondan habersiz geldiğim için fazla kızamamıştı ama ortam sakinleştiği için yine tehditler savurarak emir vereceğinden emindim ve bunu kesinlikle istemiyordum. Ayrıca Harun'a işkence yapmak istiyordum ama kopan parmakları tatmin ediciydi. Aslında onunla ilgili güzel planlarım vardı ama o benimle anlaşma yapmayıp tehdit ederek her şeyi batırdı. Pars'a yandan bir bakış attım ama o bana bakmak yerine Harun'un korku dolu gözlerine vahşi bir yırtıcı gibi bakıyordu. İçimde bir yerlerde hala onunla dans etmek istiyordum. Ama maalesef parti sona ermişti. Koridorda yürürken Harun ve Pars'ın seslerini duydum.
''Beni bağışla Pars.''
''Yalvarışlarını tanrıya sakla, çünkü merhametimi bana olana dokunduğun an kaybettin.''
Bunu söylediğinde sesinde ki karanlık kalbimi hızlansa da yüzümü buruşturdum. Ben onun değilim.
''Pars lütfen.. Ben.. Ben özür dilerim. Bir daha olmayacak söz veriyorum'' Sonrasında Harun'un acı dolu çığlıkları her yerde yankılandı. Merdivenden yukarı çıkarken Ateş beni hemen arkamdan takip ediyordu. Gözleri üzerindeydi. Kırmızı perdeden dışarı çıkarken yerde ve hatta çatıların üzerinde sallanan bir çok ceset gördüm. Bana sürtük diyen sıska adam hemen ayaklarımın önünde hareketsizce yatıyordu. Etraf kana bulanmıştı. Beli ki Pars daha içeri girip Harun'la beni görmeden bile işlerin kötüye gideceğini anlamıştı ve temizlemeye dışarıdan başlamıştı. Karanlık sokak benle Pars'ın buraya gelmesiyle daha da kararmıştı. Ailem bana karanlığın annesi olduğumu söylerler, bu durumda Parsta kesinlikle karanlığın babası oluyordu. Yavaş adımlarla yürürken yandan Ateş'e baktım.
Babama benzeyen lanet olası gözleri hala bana bakıyordu.
''Neden bakıyorsun ?'' dedim umursamaz bir şekilde ve bu soruyu onu gördüğüm zamanlar sıkça sorduğumu fark ettim. ''Pars'ı tehlikeye atıyorsun.'' dediğinde hafifçe sırıttım. Sağ koluydu ama Pars'ı tanımıyor gibi davranıyordu. ''Lanet olası gözlerini aç ve etrafına daha dikkatli bak. Pars tehlikenin kendisi.'' dediğimde dudağını buruşturdu. Sonra gözleri elimde ki çantaya doğru kaydı.
''Bu kadar parayı nerden buldun ?''
''Banka soydum.'' dediğimde şaşırmasını bekledim ama şaşırmadı. Galiba bunu yapacağıma inanıyordu. Gözlerimi devirdim ve etrafta ki kana rağmen umursamazca etrafa bakan yada uyuyan evsizlere baktım. Bu tarz durumlara oldukça alışık gibiydiler. Bir süre daha yürüdükten sonra Ateş'in peşimi bırakmayacağını anladığım da, hızlıca düşündüm ve sonunda bir kaçış planı buldum. Çantanın içinde ki parayı çıkartarak etrafa fırlatmaya başladım. Evsizler bir anda canlanıp etrafımı sardı. Havaya her para atışımda daha fazla insan geliyordu. Bir kaç saniye içerisinde tamda istediğim gibi etrafımda para açıklığıyla oluşan küçük bir kaos oluştu.
''Zenginlerden çalıp fakirlere vererek Robin Hood gibi iyilik mi yapmaya karar verdin ?''
''Birincisi çalmadım, ben zaten zenginim. İkincisi iyilik..'' Yüzümü buruşturdum. ''Düşüncesi bile midem bulandırıyor.'' Sakin bir şekilde konuşmuştum ama Ateş'in ela gözlerine bakarken öfkem arttı ve bir anda durdum. Ateş onu bekleyen tehlikenin farkında varmış gibi bir adım geriledi.
''Aklından ne geçiyorsa sakın yapma.'' Genişçe sırıttım.
Bu sözleri beni tetikledi. Herkesin beni duyması için bağırdım. Ateş'i göstererek ''Bu adama en iyi yumruğu atan kişiye çantada ki tüm parayı vereceğim.'' dediğimde bir an bile düşünmeden Ateş'e doğru koştular. Ateş kendini savunmaya çalışsa da çok fazlaydılar. Dengesini koruyamayıp yere düşerken acımasızca üstüne bindiler.
Uzun zamandır yüzüne yumruk atmak istediğimden içim rahatladı. Bu ona iyi bir ders olacak. Artık benimle konuşurken daha dikkatli davranır. Gözlerim yer altının girişine kaydığında Murat'ın bize doğru koştuğunu gördüm. Pars ise öfkeli bir şekilde yüzüme bakıyordu. ''Onu dövmeyeceksin demiştin, dövdürmeyeceksin demedin.'' diye bağırdım. Sonrada elimde ki çantayı havaya kaldırıp salladım ve tüm paranın havaya uçmasını sağladım. Gözlerim ise hala Pars'ın öfkeli gözlerine bakıyordu.
Bana doğru yürümeye başladığında ''Yerinde kal.'' diyerek emir verdi. Genişçe gülümsedim ve bu sırada evsizler tekrar etrafımı kaplarken Pars'ı görmemi engellediler. Arkamı döndüm ve ıslık çalarken yarattığım kaosu arkamda bırakıp yürümeye başladım.





