AHSEN
Hangarın dışarısında Pars'ın adamları nöbet tutuyordu. Toprak yolda arabama doğru ilerledim ve bagajı açıp tuval ile fırçaları içine koydum. Bu sırada hemen arkamdan hangarın içinden Pars çıktı ve yanıma geldi.
"Onun yapmadığını nasıl anladın ?"
Bagajı kapatıp, kalçamı siyah arabaya yasladım ve kollarımı karnımın üstünde birleştirdim. Bilmiş bir tavırla "Tecrübe." derken omuzumda var olmayan tozları elimle süpürdüm. Aslında gerçek düşmanı yakalayamadığı için hayal kırıklığına uğramıştım ve birazda sinirliydim çünkü buraya gelirken aklımda harika işkence planları vardı ama şuanda hiç birini yapamıyordum. Yine de Pars'ın fark edemediği bir şeyi fark etmekte hoşuma gidiyordu. ''Adamların konusunda biraz daha seçici olmalısın. Fazla beceriksizler.'' Sözlerimle kastettiğim kişi Ateşti çünkü düşmanı o bulmuştu. Pars'ın çenesinde bir kas seğirdi -benden önce tahmin edemediği için öfkeden delirdiğini biliyordum ve tabi birde sağ kolu yanlış adamı bulmuştu- cebinden paketini çıkartıp bir sigara yaktı. Sinirli olmasını seviyordum, hoşuma gidiyordu. Sigara paketini hiç bir şey söylemeden bana doğru uzattı. Yan yana olduğumuz her an ne zaman sigara içmeye başlasa bana da veriyordu. Onu geri çevirmedim ve içinden bir sigara alıp yaktım. Sonra da bakışlarımı gökyüzüne cevirdim. İlk bahar olmasına rağmen hava kasvetliydi ve ben bu tarz havaları seviyordum. Ruhuma bakıyor gibiydim. Aslında ruhum pek güzel değildi ama bu hava huzur vericiydi.
Pars "Gerçek haini bulacağım." dedi kararlı bir şekilde yüzüme bakarken. Eğer işi başkasına bırakmaz ve kendisi yaparsa bulacağından hiç şüphem yoktu. Onu tanıdıkça ne kadar güçlü olduğunu görebiliyordum. Ve aslında şuana kadar bulamaması beni şaşırtmıştı. Pars'ı bir kaç gündür gözlemliyordum ve o güçlü bir zihne ve dikkatli gözlere sahipti. Ayrıca Parstan bir şey saklamak, beyninden gizli bir şey yapmakla eş değer bir durumdu. ''Çok uzakta arama.'' diyerek Ateş ve Murat'a gönderme yaptığımda, bana cevap vermedi ve bir süre ikimizde sessiz kaldık. Geçmişimi anlatırken fazla ayrıntıya girmesem bile, bu konu hakkında konuşmam benim için kolay değildi. Aslında benim için bu hayata zor olan hiç bir şey yoktu. Ama bunlar..
Sessizlik iyi geliyordu ve Pars Alphan'ın hemen yanımda olması beni rahatsız etmiyordu, fakat bu uzun sürmedi ve Pars Alphan konuşmaya başladı. "Küçükken.." Sustu. Doğru kelimeyi bulamıyormuş gibiydi. Pars'ın konuşurken tereddüt ettiğini ilk defa görüyordum. Normalde oda benim gibi ne söylemek isterse onu rahatça söylerdi.
"Bana acıyor musun ?" dedim duygusuz bir tonda. Hızlı ve net bir şekilde cevap verdi. "Hayır, sana acımak bu dünyada ki en aptalca şey olur.'' Sözleriyle uyum sağlayan gözleri ve ses tonu beni tatmin etti. Gerçekten de acımıyordu. Aferin yakışıklı.
''Sadece bir şeyi merak ediyorum."
"Neyi ?"
Bana bakarken gözlerimi zihnimde hissetim. Yine nasıl hissettiğimi anlamak ister gibi bakıyordu.
"Küçükken, ruhun çalınmadan önce kimdin sen ?"
Bedenim ürperdi. Kalbim ise bir anlığına ritmini değiştirerek yavaşladı. Daha önce kimse bana böyle bir soru sormamıştı. Ben yargılanmaya alışıktım, anlaşılmaya değil. Genelde bana ruhsuz derler ve bir zamanlar bir ruhumun olduğunu düşünmezler, yada onu neden kaybettiğimi. Pars'ın baktığı her yer alev alırken bir an düşündüm. Sahi ben kimdim ? Sessizlik. Sonra biraz daha sessizlik.
Hafifçe sırıttım "Bilmiyorum. Yani ben hep böyleydim ve eğer farklı bir ben varsa da onunla hiç tanışmadım" Pars'ın gözleri gülümseyen dudaklarıma kaydığında, her zaman ki gibi orada biraz oyalandı. Aslında bunu ilk günden beri fark etmiştim. Ne zaman gülsem gözleri hep dudaklarıma kayıyordu ve orada bir süre oyalanıyordu.
"Her şeye rağmen, sahte bile olsa güzel gülümsüyorsun." Hızlı bir hareketle Pars'ın gözlerine baktım ve sigaramı dudaklarıma doğru götürürken gülümsedim, bana iltifat etmesi hoşuma gitmişti. Ayrıca falcıdayken aklımda canlanan planımı hatırlamam gülümsemem daha da arttı. ''Bu gülümsemeye sahip olmak için çok fazla video izledim.'' dediğimde Pars hafifçe kaşlarını çattı. ''Video mu ?'' Kafamı ileri geri salladım. ''Gülümsemeyi bilmiyordum. Bu yüzdende onlarca insanın gülerken ki videolarını izledim ve biraz pratik yaparak onları taklit ettim. Sonuç olarak ta mükemmel bir gülümsemem oldu.'' Ben gülerek anlatsam da, Pars ben konuştukça yüzü duygusuzlaştı.
Bir kaç saniye ben onun koyu gri gözlerine bakarken, o ise yeşil gözlerimde oyalandı. Ve sonunda yine sessizliği bozan o oldu. "Her şeyi anlatmadın.'' Sözlerine karşılık umursamaz bir şekilde omzumu silktim. "Bilmen gerektiği kadarını anlattım. Benden daha fazlasını alamazsın." Ben kendimle bile her şeyi konuşamazken, onunla da konuşamazdım. Gözlerimi tekrar kasvetli gökyüzüne cevirdim ve bu sırada gözümün altına bir damla yağmur düşüp yanaklarımdan yavaşça aşağıya doğru süzüldü, varla yok arasında bir dokunuştu. Ama bedenim ürperdi. Tanrı beni yaratırken göz yaşlarımı eklemeyi unutmuştu. İşte tam da bu yüzden kasvetli havaları seviyordum. Gökyüzü ruhum ve yağmur ise hayatım boyunca akıtamadığım gözyaşlarım.
Pars inatçı olmayı bırakarak konuyu değiştirdi. Bu hareketi beni şaşırttı, çünkü istediği şeyleri zorla da olsa almayı bilen bir adamdı. Bana o kadar baskı yaptı ki, anlatmak istemesem bile bu gün buraya gelip geçmişim hakkında konuştum. Bunu kimse için yapmazdım ama Pars istediğini almayı bilen inatçı bir pislikti. Tabi işin içinde ondan öğreneceğim bir sırda vardı. ''İşkence yaparken bundan zevk alıyorsun ama sıra öldürmeye geldiğinde duruyorsun. Bunun nedeni anlattığın gibi annenin ölmesine rağmen seni zapt etmesi mi ?'' Benim ruhum kirli ve bir insanı öldürmemek ruhumu asla temizleyemez ama evet, annem için öldürmüyordum. Onun için hiçbir zaman ruhumu temizleyemeyecek küçük bir ışığa tutunuyordum. Öldürmek karanlığımın önünde diz çökmem için son aşamaydı ve ben diz çökmemeye kararlıydım. Bazı sırlar yüzünden hangarın içindeyken insanları öldüremediğimi açıkça söylemeyip sadece annemin beni dizginlediğini söylememiştim ve Ateş ile Murat'ın bunu anlamadığına emindim, fakat Pars bunu düşündüğümden de daha çabuk anlamıştı. Cevap vermek yerine kafamı ağır ağır onaylar şeklinden salladım ve ardından biten sigaramı yere attım.
Yeterince soru sormuştu ve bence artık sıra bana gelmişti. ''Anlaştığımız gibi sıra artık sende. Hadi bana bir sırrını ver Pars Alphan?'' Gözlerim irileşirken merakla Pars'ın bana vereceği sırrı bekledim. Hiç tereddüt etmeden ''Elmaya alerjim var.'' dediğinde yüzümü buruşturdum. Elimle hangarı işaret ettim ''İçerde koça bir destan yazıp hayatımın neredeyse çoğunu anlattım ve sen bunun karşılığında bana sadece elmaya alerjin olduğunu mu söylüyorsun?''
''Alerjiyi hafife alma, güçlü bir insanı kolaylıkla öldürebilir. Ayrıca seninle beraber bu sırı sadece güvendiğim ve en yakınımda olan bir kaç kişi biliyor.'' Ölüm. Bu kelimeyi duyduğumda Pars'ın bana verdiği sır eskisi gibi kulağıma önemsiz gelmedi.
Sorgulayıcı bir şekilde ''Yani bana zeni seni öldürebileceğim bir sırını veriyorsun ?'' derken gözlerim yavaşça kısıldı. Pars zekiydi ve bende tehlikeliydim. Bir an neden hiç tereddüt etmeden bu sırrını verdiğini merak ettim. Tamam hangarın içinde kimseye daha önce anlatmadığım şeyleri ona anlatmıştım ama benim üzerimde kullanacağı hiç şeyi ona vermemeye özen göstermiştim. O ise tam tersini yapıyordu. Kuşkulu gözlerle ona bakmaya devam ederken. ''Bu sırla seni öldüre bilirim.'' dediğimde Pars'ın duygusuz yüzünde bir değişiklik olmadı.
''Elmaya alerjim olduğunu öğrenen son kişi, aylar önce beni zehirlemeye çalışırken bu sırla beraber dünyayla vedalaştı. İnan bana beni öldürmek istemezsin. Çünkü bunu aklından geçirisen bile anlarım.'' Gözlerimi devirdim ve ona sahte bir gülümseme sundum. Aslında ona seni öldürmek istediğimde tahmin bile edemesin demek istedim ama Pars'ın zihin okumak gibi bir gücü vardı ve bu bazen onun yanındayken kendimi çıplak gibi hissetmeme neden oluyordu. Pars'ın sırını öğrendiğime göre artık burada kalmama gerek kalmamışı. Sağ taraf doğru döndüm ve arabamın ön koltuğuna doğru yürümeye başladım.
''Nereye gidiyorsun ?'' Arabanın kapısını açıp Pars'a doğru döndüm. Onun sesini duymasaydım sessizce arabaya binip buradan uzaklaşacaktım. İnsanları bilgilendirmek gibi bir özeliğim yoktu, ama galiba Pars'ın yanımdayken buna alışmam gerekiyordu. Sol elimle ensemi kaşıdım.
''Hazırlık yapmak için evime gidiyorum, yarın av için yola çıkacağım.''
''Bana avın nerde ve nasıl yapıldığını anlatmadan gidemezsin.''
Pars'ın sert erkeksi ve emredici sesi karşısında gözlerimi devirdim. O gün av kelimesini duyduğumda yanlarından uzaklaşıp yalnız kalmıştım. Çünkü düşünmeye ihtiyacım vardı ve bu süre içerisinde Pars'ın av hakkında ki sorularını yanıtlamamıştım. Çünkü gidip gitmeme konusunda kararsızdım. Şimdi ise babamın ne yapmaya çalıştığını bilmeme rağmen gidecektim. Benimle oyun oynuyordu ve dediği gibi beni karanlığa çekmeye başlamıştı. Ama vereceği ipucu görmezden gelemezdim çünkü Pars'ın annesini bulmam için verdiği iki hafta her geçen gün daha da azalıyordu. Ayrıca babam beni elinde oynattığını sanıyor, çünkü ben onun böyle düşünmesini sağlıyorum. Bir satranç oyununun tam ortasındaydık ve ne derler bilirsiniz ? Bazen kazanmak için bir kaç taş kaybetmemiz gerekir. Rakibin seni güçsüz gördüğü anda ise, ahh işte burası çok heyecanlı. Bir avcı gibi boğazına yapış. Yada şahını al. Falcıda ki planım zihnimde gezinirken, sinsice sırıttım. Planıma yavaşça başlamamın zamanı gelmişti.
''Eğer benimle evlenip soy ismini Ar olarak değiştirirsen, o zaman öğrenebilirsin.'' dedim ve göz kırptım. Pars hafifçe gözlerini kıstı. Yüzü hala duygusuzdu- fakat gözleri teklifimi kabul eder gibi parladı- ve aynı zamanda Ar soy ismini taşıyacağını düşünmüş olmalı ki kaşlarını bir anda çattı. Bende soy ismimi hiç istemiyorum. Ama maalesef kimsenin dünyaya gözlerini açtığında ailesini seçmek gibi bir özelliği yok.
''Ciddiyim Ahsen, avla ilgili her şeyi öğrenmek istiyorum.'' diyerek evlilik teklifimi görmezden geldi. Benim gibi birini kaçırdığı için o kaybeder. Ancak ona bir iyilik yaparak kaçırmamasını sağlayacağım. Falcı o gün benle Pars'a bakıp aşkla ilgili konuşurken, işte planım o anda aklıma geldi. Bir erkeğin tüm gücünü almanın tek yolu bilinenin aksine yemek değil, sevgidir ve bende tam olarak bunu planlıyordum. Hala Pars'a güvenmiyordum ve bir de Savaş'ın anlattığı şeyler aklımdaydı. Resmen kafama bir silah dayamış ve sıkmıştı. Bu yüzden de annesini bulduğunda beni bırakmayacağını kesinleştirmek istiyordum. Yani planım basitti, onu kendime aşık edecektim. Ve bu konuda zorlanacağımı hiç düşünmüyorum. Ben muhteşemim, hiç bir hetero erkek bana karşı koyamaz. Ayrıca evlilik konusunda söylediklerimin bir kısmı yalan değildi, çünkü bu av ailemize ait gizli bir gelenek ve herkes bu konu hakkında bilgi sahibi olamaz. Ama neyse ki ben kuraları fazla umursamazdım.
Kafamla arabayı işaret ettim ''Seninle sohbet etmek güzel ama kaybedecek zamanım yok, öğrenmek istiyorsan eğer benimle gel. Yolda anlatırım.'' Pars kafasını sallayarak bana doğru bir kaç adım attı. ''Olur benimde şirkete geçmem gerekiyordu. Sen yana geç arabayı ben kullanırım.'' İlk tanışmamız kötüydü, ama üzerinden sadece bir kaç gün geçmesine rağmen bir birimize alışıyor gibiydik. Gerçi hala bazen zıtlaşıyorduk. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Alayla sırıttım ve arabanın kapısını açıp sürücü koltuğuna oturdum. Bu hareketim karşısında Pars kaşlarını çattı. ''Çok istiyorsan eğer, kucağıma oturabilirsin. Direksiyonu tutmana izin veririm.'' dedim çapkınca gülümseyerek göz kırptım.
Pars bu sözleri benden beklemediğinden, şaşkın bir şekilde ciddi olup olmadığımı anlamak için suratıma bakmaya devam etti. Bense onu teşvik etmek için bu arada yavaşça bacağıma iki kere vurdum. Ciddi olduğumu anlayınca da kaşlarını tekrar çattı ve ağzını açıp tam konuşacakken, Ateş hangarın kapısında belirip bize seslendi. ''Sohbetiniz bitiyse, gelin de adama ne yapacaksanız yapın. Sesiyle sağlıklı kulaklarımı bozdu.'' dedi ve hoşnutsuz suratıyla kulağını okşadı. Yine aklımda aynı düşünceler canlandı. Pars bunlara nasıl katlanıyor anlayamıyorum, bu adamlar dünyaya söylenmek için gelmişler. Pars bana doğru baktı. Bu sırada gözleri kucağıma doğru inse de bu fazla sürmedi ve yüzüme odaklandı. Bakışlarından anladığım kadarıyla da, kararı sen ver diyordu. Hafifçe sırıttım. Her kararıma karışırken ve benim yerime karar verirken bu sefer kararı gerçekten benim mi vermemi istiyor ? Tamam, bu durum yeniydi.
Dur bir dakika.
Ne yapmaya çalıştığını anlayınca gözlerimi hafifçe kıstım. Bu adam çok kurnaz, sadece bizzat kendim mi öldüremiyorum yoksa dolaylı yoldan damı öldüremediğimi anlamak istiyordu. Annemin beni ne kadar çok zapt ettiğini görmek istiyordu. Yani sormadan sorularını cevaplatıyordu. Zeki pislik.
Ne yapmaya çalıştığını anladığımı gösteren bir bakışla konuştum. ''Bu gün iyi günümdeyim, sahte haini bırakın gitsin.'' Sahte kelimesine fazlasıyla vurgu yapmıştım. Ateş'in yüzü buruştu. Pars ise verdiğim cevaba pek şaşırmadı. Zaten anladığım kadarıyla da bu cevabı vermemi bekliyordu. Bu sırada aklıma Max geldi. Hayır yani ben Murat'a onu öldür demedim ki. Sadece 'Senindir' diyerek onları yalnız bıraktım. Bu dolaylı yoldan öldürmek sayılmaz. Çünkü her hangi bir emir vermedim. Murat zaten o adı öldürecek gibi bakıyordu ve ben sadece aralarından çıktım. Düşüncelerimden kurtulmak için kafamı iki yana hızlıca salladım. Bu sırda Pars neden kafamı salladığımı anlamak istermiş gibi beni inceliyordu. Ateş ise yüzüme bir süre öfkeyle baktıktan sonra sanki söylediklerimi hiç duymamış gibi Pars'a bakmaya devam etti. Benden hoşlanmıyordu. Hislerimiz karşılıklıydı. Şuanda da aklınca ben senden emir almam demeye çalışıyordu. Daha fazla kendimi tutamayarak.
''Ateşe işkence yapabilir miyim?'' diye sorduğumda Pars hafifçe kaşlarını çattı. Çok fazla kaşlarını çatıyordu ama neyse ki bu durum erkeksi yüzüne yakışıyordu.
''Neden ?''
''Çünkü sinirimi bozuyor.''
''Sinirini bozuyor diye ona işkence yapamazsın.''
''Tamam, o zaman döverim.''
''Dövmekte bir işkencedir.''
''O zaman sadece yüzüne bir yumruk atarım.''
''Hayır.''
''Biraz uzlaşmayı denemelisin, Pars.''
''Yada sen her sorununu halletmek için şiddete yönelmemelisin.''
''Bu durum DNA'ma ters.''
''Umurumda değil.''
''Bir mafya patronusun, nasıl olurda şiddete karşı olursun ?''
''Ben mafya patronu falan değilim, ben bir liderim. Ayrıca dövmek istediğin kişide benim sağ kolum.''
Pars kafasını sıkıntıyla iki yana salladı ve ne konuştuğumuzu duymayan Ateş'e doğru kısa bir bakış attı. Uzun bir zamandır bir arada oldukları için iki yakın bir dost gibi konuşmadan, sadece bakışlarla anlaşa biliyorlardı. Buna bir kaç kere tanıklık etmiştim, ama hiç garipsemedim. Çünkü bizde Savaşla böyleydik. Sadece bakışlarımızdan bir birimizi anlaya biliyorduk. Bu sadece en yakın insanların arasında ki özel bir konuşma gücüydü. Pars önüne döndüğünde kucağıma oturma teklifimi reddederek kapımı nazikçe kapattı ve arabanın sağ tarafına doğru yürüdü. Bu sırada hala bizi izleyen Ateş'e doğru tekrar baktı. Arabanın camı açık olduğu için Pars'ı konuşurken duydum. "Şirkete geçiyorum, işiniz bitiğinde sizde gelin." dedi ve kapıyı açıp yanıma oturdu.
Bende penceremi kapattım ve yüzümü buruşturdum. Kucağıma oturmasını tercih ederdim. Kalçası güzeldi. Onu izlerken biraz sinirlendim çünkü bu gün beni ikinci kez reddetmişti ama neyse ki fazla ciddiye almıyordum. Alsaydım eğer sadece sinirlenmekle yetinmezdim. Benim olacak, bunda kararlıyım. Ateş bir şeyler söylemek istiyormuş gibiydi ama konuşmadı ve hoşnutsuz bakışlarla bizi seyretmeye devam etti. Yanlış adamı bulmuştu ama Pars ona hiç bir şey yapmıyordu ve bu sinir bozucuydu. Kıymetli zamanımı onun yüzünden boşa harcamıştım. Ateş'e kötü bir bakış atıp arabayı çalıştırdım ve hangarın yanından hızla uzaklaşırken kısa bir süre sonra yola çıktık. Bu sırada Pars'ın adamları da bizi arkadan kendi arabalarıyla takip ediyordu ve yağmur şiddetini artırmıştı. Toprağın ıslak kokusunu solumak için camı az bir şekilde açtım ve derin bir nefes aldım.
''Hadi itiraf et. Bence kucağıma oturmadığın için pişmansın.'' Pars'a bakmasam da gözlerini kucağımda hissetim. Kucağıma otururken ki ağırlığını düşünmeye başladığımda bacaklarımın arasında bir sıcaklık oluştu. Ben erkeklerle ya savaşır yada sevişirdim ve Pars benim için her iki kategoride de yer alıyordu. ''Yola odaklan.'' diye emir verdiğinde yüzümü buruşturdum ve bir an savaşmak bana daha cazip geldi. Şehir merkezine iki saatlik uzaktaydık. Arabanın hızımı attırdım. Bu sırada Pars ehliyet kemerini taktı. Hareketlerinden ve bakışlarından en az benim kadar korkusuz biri olduğunu bilmeseydim, şuan da korktuğunu düşünürdüm. ''Hızını biraz yavaşlat'' diye beni uyardığında, hızımı biraz daha artırdım.
''Merak etme ehliyetim yok ama çok güzel araba kullanırım. İlk karşılaşmamızda bunu anladığını sanıyordum.'' diyerek göz kırptım. Araba kullanmayı çok iyi bilsem de gerçekten de ehliyetim yoktu ve bunu Pars'a bilerek söylemiştim. Kontrolü olmayan şeyleri sevmediğini anlamam fazla zamanımı almamıştı ve arabanın kontrolü bendeyken sözlerimle onu daha çok rahatsız ederek kucağıma oturmadığı için intikamımı alıyordum. Pars hızlı bir şekilde gözlerini yoldan ayırıp suratıma baktı. ''Ehliyetin yok mu ?'' dedi sesinde ki şaşkınlığı gizlemeyerek. Omuz siltim ve alaycı bir tonda konuştum ''Bende bir ehliyetimin olmasını isterdim, ama maalesef akıl hastanesinde ehliyet vermiyorlar. Orada verilen tek evrak, deli raporu.'' Pars onunla alay ettiğim için sinirlendi ve sert bir ses tonuyla. ''Arabayı kenara çek ben kullanacağım.'' dedi.
Onu duymuyormuş gibi yaparak önüme döndüm ve kafamı koltuğa yaslayıp, yüksek sesle kahkahalar atmaya başladım. Onunla uğraşmak zevkliydi, üstelik duygularını gizlemeyip belli etmesi de bu zevki artırıyordu. Kahkahalarım yağmurun sesiyle karışıp, arabanın içini doldururken. Pars'ın hala sinirlenip konuşmaması dikkatimi çekti ve ona doğru döndüm. Bana bakıp hafifçe tebessüm ediyordu ve bu tebessüm yapmacık yada zorunlu bir tebessüm değildi. Bir an hayal gördüğümü düşünüp gözlerimi kapatıp açtım. Hayal değildi. Tanıştığımızdan beri duygusuz, sinirli ve sinirle karışık şaşkın ifadesi dışında onu hiç böyle görememiştim. Tamam arada birde sırıtıyordu ama bu.. Vay canında. Bana gülümsememin güzel olduğunu söylemişti ama onunkisi kesinlikle bir servet değerindeydi.
Yüzüne nasıl baktığını bilmiyordum, ama Pars bir rüyadan uyanmış gibi boğazını temizleyip yüzündeki gülümsemeyi kaybetti. Dudağım istemsizce buruştu. Tekrar gülmesi için tüm servetimi ona verebilirdim. ''Benim sürmemi istemiyorsan eğer, arabayı yavaş sür ve bahsedilen avın ne olduğunu anlatmaya başla.'' dedi tüm ciddiyetiyle. Ben ona karşı bile gelemeden, bir anda fikrini değiştirip benim arabayı kullanmama izin vermesine şaşırdım ama bu çok normal. Çünkü erkekleri etkilemek gibi muhteşem bir auram var, bu yüzden Pars'ı çok iyi anlıyorum. Tıpkı onun yaptığı gibi bende gülümsememle onun aklını başından aldım. Beni iki kere reddedişini de artık tamimiyle görmezden geldim. Bence onu sadece gülüşümle bile kendime aşık edebilirim. Alt dudağımı ısırıp önüme döndüm. Arabayı zorla durdurup sürücü koltuğuna geçebileceğini bildiğimden de hızımı yavaşlattım. Birinin sözünü dinlemek çok sinir bozucuydu. Hep böyle anlarda içimden bir sesin anlaşma diye fısıldaması normal miydi?
''Korkuyorsan eğer, kucağıma oturma teklifim hala geçerli. Belki o zaman korkun hafifler.''
''Korkmuyorum ve kucağına da oturmayacağım.'' diyerek serçe çıkıştı. Ona yandan bir bakış attım. Gözleri kucağıma doğru bakıyordu ve ona baktığımı hissettiğinde, gözlerimi kucağımdan ayırıp suratıma baktı.
''Tamam, kucağıma oturmak istemiyorsan eğer ben senin kucağına otura bilirim.'' diyerek açık bir teklifte bulundum. Hem bu daha iyi olurdu çünkü benim için fazla büyüktü ve kucağıma oturduğu zaman bacağımı kıra bilirdi. Pars teklifim hakkında konuşmak yerine
''Av.. Avı anlat.'' dedi ve derince yutkunduktan sonra önüne geri döndü. Bence reddettiği için pişman olmuştu. Bakışları bunu gösteriyordu. Önüme geri döndüm ve bir kaç saniye anlatmaya nerden başlayacağımı düşündükten sonra, konuşmaya başladım.
''Av, her sene ilk baharın gelişiyle Ar ailesinin kendi arasında düzenlediği bir gelenek ve Bolu'da yapılıyor.''
''Bu gelenek Ar ailesine ait büyük bir ormanlık alanda gerçekleşiyor ve ava sadece, aile üyeleri ile güvenilir bir kaç aile dostu tek katılabiliyor.. Orada ki insanlar üç gruba ayrılıyor; İzleyiciler, avcılar ve av.. Bizim ailede kadınlarda çok güçlü görülür fakat yine de bir ata erkil sistem var. Bu yüzden avcı unvanını sadece ailenin en büyük erkek çocukları alabiliyor ama babamın bir erkek çocuğu olmadığı için, onun temsilcisi olarak ben katılıyorum. Ailede Ava katılan ilk ve tek kadınım. Av gece saat üçte başlıyor ve belirlenen av yakalanıncaya kadar da devam ediyor. Avı yakalayıp öldüren kişi kazanmış oluyor ve kısa bir kutlamanın ardından da her şey bitiyor.''
Pars konuştuğum süre boyunca tüm dikkatiyle beni dinledi, benim susup devam etmeyeceğimi anlayınca da konuşmaya başladı.
''Bolu'ya sadece av zamanlarımı gidiyordun ?'' Av hakkında soru sorması gerekirken, böyle bir soru sorması beni şaşırttı ama sorgulamadan cevap verdim.
''Evet. Av olmadığı zamanlar hep İstanbul'da babamın malikanesindeydim.''
''Bolu'dayken gitmeyi sevdiğin bir yer var mıydı ?'' Pars'a yandan bir bakış attım. Tüm dikkatini bana vermişti ''Vardı ama bunu neden soruyorsun ?''
''Sorgulamayı bırak ve sadece sorduğum soruya cevap ver.'' dedi otoriter bir sesle ve sonra sorgulayıcı bakışlarımı umursamadan. ''Nereye gidiyordun ?'' diye sordu. Kesinlikle soru sormayı ve her ince ayrıntıyı öğrenmeyi seviyordu. Neyse ki ona vereceğim bilgi bana kullanacağı bir bilgi olmadığı için omuz silkerek ''Ar malikanesinin arkasında bir çayırlık var. Bazen gizlice oraya giderdim.'' diye yanıt verdim ve bir an Pars'ın gözleri yüzüme yine daha önce fark ettiğim gibi daha anlamlı bakmaya başladı. Kaşlarımı çattım ve o an zihninin içine girip ne düşündüğünü anlamaya çalıştım ama olmadı.
Pars bakışlarımı fark ettiğinde yüzü duygusuzlaştı ve tekrar av hakkında soru sormaya başladı. ''Ne avlıyorsunuz ?'' Kısa bir süre daha kuşkulu gözlerle ona baktım ve bu sırada kafasından geçeni anlayamayacağımı fark ettiğimde içimden küçük bir küfür savurup pes ettim ve direksiyonu daha sıkı kavradım, vereceğim cevap karşısında Pars'a bakarken yüzünün alacağı şekli merak ediyordum.
''İnsan''
Tepki vermedi. Zaten sorduğu sorunun cevabını da biliyor gibiydi. İnsan öldürme arzusuyla nam salmış Ar'ların, hayvan avlamayacağını bilecek kadar zekiydi. Ayrıca beni de yavaşça tanımaya başlıyordu ve nasıl bir canavar olduğumu da öğreniyordu.
Bakışlarımı tekrar yola cevirdim. Bir yanım avı severken, bir yanım ise avdan nefret ediyordu. Annem öldükten sonra ava gitmeyi bırakmıştım, çünkü artık gitmemi gerektirecek bir sebep yoktu. Şimdi ise yıllar sonra kendi isteğimle yine o kanlı ormana gidiyordum. Ama içimden bir ses bunun gerçek anlamda son avım olacağını söylüyordu. Gelecek yıl ilk bahar gelmeden, ben çoktan babama karşı savaşımı kazanmış olacaktım.
''Kaç kere ava katıldın ve kazandın ?'' Kaşlarımı hafifçe çatıp Pars'a baktım. Avı öğrenince deliren insanlara tanıklık etmiştim. Bu olayı kabullenmek zor bir şeydi ve Pars garip bir şekilde, bu olayı kabullenmiş gözüküyordu. Yargılayıcı bir bakış bile atmadı.
''Beş kere katıldım ve dört kere kazandım.'' dedim soğuk bir ses tonuyla. İlk kez ava katıldığım da dokuz yaşındaydım ve kaybetmiştim. Bütün bunların bir oyun olmadığını ise akşam eve gittikten sonra babamın anneme ve bana yaptığı işkencelerden sonra net bir şekilde öğrenmiştim. Ve o gün den sonra da hiç bir zaman kaybetmemiştim. Ben işkenceler alışıktım ama annemin benim yüzümden zarar görmesine, hiç bir zaman alışamadım.
''İlk avında kaç yaşındaydın ?''
''Dokuz''
Pars sadece. ''Çok küçükmüşsün.'' dedi ve ardından sustu.
Ar ailesinde yaş anlayışı pek yoktu. Onlar çocuk nedir bilmez. Ar, Ardır. Hepsi bu kadar. Ayrıca av dokuz yaşımda yaptığım şeylerin küçük bir kısmıydı. Anılar zihnimde canlanınca. Kafam istemsizce yere doğru hafifçe eğildi ve sıkıntılı bir nefes aldım. Zorlu dönemlerdi.
''İnsan öldürmenin yaşı yoktur. En azından benim ailemde durum böyle.''
''Annenin seni zapt ettiğini ve bu yüzden insan öldürmediğini sanıyordum.'' dediğinde, kendimi hızlıca toparladım. Bazı anılar hatırlandığı gibi hemen unutulmalı. Bu şekilde onların sana hükmetmesine izin vermez ve güçlü bir şekilde yoluna devam edersin. Rahat bir şekilde cevap verdim ''Öldürmem.''
''O zaman nasıl kazandın ? Az önce öldürerek kazanıldığını söyledin.''
Pars'a henüz güvenmiyordum ve yaptığım şeyler ortaya çıkarsa, Ar ailesinin her bir üyesi beni öldürmek için zevkle yarışırdı. Evet, yarışırdı çünkü hepsi benden nefret ediyor. Ancak ben özgür olmadan, ölmeyi düşünmüyorum. Bu yüzden Pars'ın sorusuna net bir cevap vermedim. ''Daha öncede söylemiştim, bu işler karşılıklıdır. Sırımı öğrenmek istiyorsan eğer bir sırını öğrenmeliyim. Ve bu sefer ilk sen başlayacaksın.'' Pars'la aramızda değişik bir ilişki vardı. Bir kaç saat önce bir birimize alıştığımızı düşünmüştüm, ama şimdi yine bana bir yabancıydı ve ona güvenmiyordum. Her ne kadar bir plan yapıp babam için çalışmadığıma emin olsa da, ben bir Ar'dım ve hislerimiz karşılıklıydı. Benim ona güvenmediğim kadar, onunda bana tam anlamıyla güvenmediğini biliyordum. Elma alerjisini bana söylerken bile onu öldürmeyeceğime emin konuşmuştu. Bana güvenseydi ne yapacağımdan emin olmadığı bir sırrını söylerdi. "Avı kendi gözlerimle görmek istiyorum." dedi konuyu değiştirerek. Demek sır vermek yok. Tamam öyle olsun. Ona hemen ayak uydurdum.
"Görmemen daha iyi." Pars şuanda her ne kadar bu olayı sakin bir şekilde karşılasa da, avı kendi gözleriyle görünce bu kadar sakin kalabilir mi bilmiyordum. Orada vahşet vardı, kan vardı. İnsanlığın tek bir kırıntısı bile yoktu. Ayrıca o bir Alphan'dı ve ailesine düşman olan yüzlerce Ar'ın içine giremezdi.
"Sözümü ikiletmemen konusunda anlaştığımızı sanıyordum"
''Sen bir Alphan'sın''
''Benim için endişeleniyor musun?'' Bunu alay ederek söylemişti ama bu durum sanki hoşuna da gidiyor gibiydi. Açık sözlülükle cevap verdim.
''Kendimi düşünüyorum. Sen öldürsen anlaşma biter'' Ama ben buna izin vermem. Senin tek bir saç teline bile dokunamazlar.
''Ailen bana dokunamaz'' Düşüncelerimi kendime saklayarak.
''Ya dokunursa ?'' dedim ve yandan Pars Alphan'a baktım. Onun gücünü sorgulamam pek hoşuna gitmemiş gibiydi. Onu çok iyi anlıyorum, aynı şeyleri bende sık sık yaşıyorum.
''Av zamanı bende orada olacağım. İtiraz istemiyorum.'' dedi net bir şekilde. Sabır dilercesine derin bir nefes aldım ve bu sefer başka bir yönden konuya girdim.
''Senin ailen ve benim ailem bir birine -henüz bilmediğimiz bir nedenden dolayı- düşman. Bu yüzden seni yanımda görürlerse, ailem onlara ihanet ettiğimi düşünebilir ve benim ailemde ihaneti affedilmez'' Babama zaten ihanet ediyordum ve o babam bile olsa bir Ar'dı. Bu yüzden ihanetimin bir bedeli vardı. Ama babam benim zarar görmemi istemediği için, bu ihanetimi kimseye söylemediğini biliyordum. Fakat Ar'lar av zamanı yanımda bir Alphan görürse, hem bu durumdan hoşlanmaz, hem de bu işin peşine düşebilirlerdi.
''Rol yapma ve yalan söyleme konusunda çok iyisin. Onlara söyleyecek bir şeyler bulursun. Ama bulamasan da, ben seni korurum. Benim yanımda olduğun sürece, Ar ailesinden hiç kimse sana dokunamaz.'' Kendinden emin bir şekilde söylediği sözler güven vericiydi. Tamam Pars'a tamamıyla güvenmiyor olabilirdim ama beni koruması konusunda ona güveniyordum. En azından Belen Alphan'ı bulana kadar. Gerçi o zamana kadar onu kendime aşık edeceğim için sorun yoktu.
Sıkıntıyla nefes verdim, hayatım boyunca babam haricinde bana karşı çıkma cesaretini gösterecek kimse olmamıştı ve bu günlerde bunu çok fazla düşünür oldum. Bu durum Pars'ın gözümde ki çekiciliğini artırsa da, aynı zamanda da sinirimi bozuyordu. Büyük bir risk alacaktım, ama içimden bir ses Pars'ın ne yapıp edip ava geleceğini söylüyordu. O da benim gibi istediği şeyleri elde etmeyi seviyordu. Üstelik Pars'ın sinir bozucu bir zekası vardı ve bende buna güvenip, kendisini tehlikeye atmayacağını düşünerek kabul etmeye karar verdim.
"Tamam. İstediğin gibi olsun. Özel davetlim olarak gelirsin, ancak şimdiden söyleyeyim. Ava karışmayacaksın ve bir kenarda oturup sessizce izleyeceksin." Şimdiden kabul ettiğim için pişman olmaya başlamıştım.
"Bana emir verme !" Sinirli sesine karşı alaycı bir şekilde gülümsedim.
"Sana emir vermiyorum, sadece ölmemen için uyarıyorum." dedim. Evet, ona kesinlikle emir veriyordum.
''O zaman uyarılarını kendine sakla.''
''Daha önce sana çok sinir bozucu olduğunu söylemişler miydi?''
''Bir kaç kere duymuştum.''
''O zaman bir kere daha duy. Sinir bozucusun.''
''Bana bunu söylemeye cüret edenlere ne oldu biliyor musun ?'' Gözlerimi devirdim ve. ''Öldüler mi ?'' dedim alayla. ''Öldüler.'' dedi sert bir şekilde.
Avını izleyen bir avcı gibi bakıyordu ama bana zarar vermeyeceğini biliyordum.
''Bu bir tehdit mi ?''
''Sadece benimle nasıl konuşacağını öğrenmen için küçük bir uyarı.'' Hafifçe gülümsedim ve arabayı aniden sol tarafa doğru döndürdüm. Bu ani hareketimle Pars dengesini sağlayamadı ve tamda istediğim gibi yüzü bana doğru yakınlaştı. Yüzlerimizin arasında sadece bir kaç santim mesafe vardı. Yüzüme dokunan nefesi gıdıklıyordu. İnsanları tehdit etiğim zaman onlara yakın durmayı seviyordum. Ve şuanda planıma sadık kalıp onu kendime aşık etmeliydim ama bu adam sinir bozucuydu.
''Uyarıları sevmem, Pars Alphan.'' Yola kısa bir an hızlıca baktım ve önümüzde bir araba görmeyince Pars'a doğru biraz daha yaklaştım. Pars geri gitmedi. Artık daha yakındık ve Pars'ın erkeksi kokusunu artık daha net alıyordum. Normalde birini ne zaman bu yakınlıkta tehdit etsem korkar ve uzaklaşmaya çalışırdı ama Pars korkmuyordu ve geri çekilmiyordu.
''Beni uyaranlara ne yaparım biliyor musun?'' dedim tehditkâr bir şekilde. Pars keskin bakışlarını bozmadan. ''Aynı şeyleri bana yapamayacağın için, onlara ne yaptığın umurumda değil.'' dedi. Ah bu adam neden bu kadar sinir bozucu ki ?
Sinsi bir şekilde sırıttım ve bu sırada gaza bastım. Onu mahvedeceğim! Araba hızlanırken.
''Arabayı ben kullanırken, beni küçümsemen hiçte akıllıca değil Pars.'' diyerek onu tehdit etmeye devam ettim. Bir anda o kadar hızlanmıştım ki, hemen arkamızda bizi takip eden Pars'ın adamalarından oldukça uzaklaşmıştık. Pars yüzüme duygusuzca bakmayı sürdürdü.
''Akıllıca davranmayan sensin. Aynı arabanın içindeyiz, bunun farkındasın değil mi ?'' Bu sözlerle hızımı yavaşlattım. Lanet olsun ki haklıydı. Eğer bir şey yaparsam bende zarar görecektim. Yüzüm istemsizce buruştu. Bu sırada Pars tekrar konuştu ve ''Biraz daha yavaşla.'' diyerek emir verdi. Kafamı yaslandığım koltuğa bir kaç kere vurdum.
''Tanrım ! Çok sinir bozucusun !'' Duygularımı gizlemekte zorlanıyordum. Çünkü Pars bütün devrelerimle oynuyordu.
''Sözlerimi dinlersen daha iyi anlaşırız.'' Gözlerimi devirip ona yandan bir bakış attım. Anlaşmak mı istiyordu ? Peki. ''Tamam ama bu tek taraflı olmayacak. Sende benim sözümü dinleyeceksin. Şimdi gel kucağıma otur.'' Pars'ın göz bebekleri büyüdü ve yemin edebilirim ki bir an sırıttığını gördüm. ''Yola odaklan.'' Arabanın hızını bir anda öyle bir artırdım ki bedenim koltukla bütünleşti.





