PARS
''Muhterem cemaat, merhumu hali hayatayken nasıl bilirdiniz?''
''Tam bir oruspu çocuğuydu ''Murat'ın yüzünü buruşturarak küfür etmesiyle diğer adamlarda ağzına gelen her küfür cümlesini söylemeye başladı. Murat klasik bir küfür etmişti ama aralarda oldukça yaratıcı küfürler vardı.
"Şerefsizliğin patentini almış bir adamdı"
'' Erkeğin oruspusuydu''
"Tam bir katakulli adamıydı"
"Dünya bir şeref yoksunundan kurtuldu"
"Ben bu adama 45 yıl boyunca oksijen sağlayan ağacın yaprağını sikeyim"
''Rahmetli bana hep prezervatif önemini hatırlatırdı''
''Sessiz olun beyler ilerde ailesi var ayıp oluyor''
Ölen Abbas Kal'ın ailesi neyse ki küfürleri duymayacak kadar uzakta ve ağlamakla meşguldüler. Ancak İmam oldukça yakınımızdaydı ve edilen tüm küfürleri net bir şekilde duyup yüzümüze hem korku hem de şaşkınlıkla bakıyordu. Uyuşturucu ve kadın pazarlamakla uğraşan Abbas Kal, çok fazla kişiyi dolandırmıştı ve arkasında çok fazla borç bırakmıştı. Cenazesine gelen bir çok kişi yine dolandırılmadan emin olmak için gelmişti ve hatta bir kaç dakika önce tabutu açarak kefene sarılı olan Abbas Kal'a bakıp ölüp ölmediğinden emin olmaya çalışmışlardı. Biri işini sağlama almak için yanında doktor bile getirmişti.
Bu boktan cenazeye neden katıldığımı yine sorgulamaya başladığımda lider olduğumu ve maalesef ki Abbas Kal'ın da yönetmekte olduğum kuruluşun bir üyesi olduğu aklıma geldi. Bu yüzden örnek bir lider olarak gitmek yerine, ayaklarımı zorlayarak en azından gömülene kadar kalmak için kendimi zorladım. Abbas Kal bana üyleri gözden geçirmemi hatırlatıyordu. Tıpkı onun gibi olup kuruluştan atmam gereken çok fazla isim vardı.
İmam ''Hakkınızı helal ediyor musunuz ?'' diye sorduğunda ilk başta kimse cevap vermedi. Sonra imam aynı soruyu sanki kimse duymamış gibi tekrar, daha sert ve bağırarak sordu. Bu sefer her kesin ağzından farklı bir yanıt çıktı.
''Hayır''
''Evet''
Bir kısım evet derken diğer bir kısımda hayır diyerek bağırdığında, İmamın gözleri yerinden çıkacak kadar büyüdü ve ''Tövbe Tövbe'' diyerek mırıldanıp tekrar aynı soruyu sordu. Herkes tekrar bir ağızdan yine evet ve hayır deyince bu sefer İmam kendini bu sefer tutamadı ve hakkınızı helal ediyor musunuz ? diye sorduğunda hayır diyen kişilere sinirlenmiş bir tavırla ''Bu işi usullere uygun yapmam gerek. Biraz saygı gösterin'' dedi ve sözlerini bitirdiğinde ona doğru dönen sert bakışlar altında ezilirken bir anda oluşan o cesareti un ufak oldu. Her gün birinin ölümüne karar veren insanlara kızması pekte akıllıca bir davranış değildi. Yine de konuşmaktan geri durmadı ve kendine kızar vaziyette fısıldayarak ''Bir daha asla mafya cenazelerine katılmayacağım.'' diye söylendi.
Bu sırada cenaze törenine yeni geldiğini fark ettiğim Cem Ar alaylı bir tonla ''Yaşamını bir Müslüman olarak geçirmedi. Bu yüzden usullere uyamasak da olur'' dedi. Hemen yanında sağ kolu Cam göz vardı. Berbat günüm daha da berbatlaşıyor. Ben gözlerimi dikmiş Cem Ar'a ölümcül bakışlar atarken, etrafta ki insanların bir çoğu onu destekledi ve her bir ağızdan farklı bir cümle çıktı.
''İşini hızlı imam. Önemli toplantılarım var''
''Evet hadi bitir bu işi''
''Usullere uysan da kesinlikle cehenneme gidecek''
"Dirilip borcunu öderse hakkımı belki helal edebilirim"
Hemen yanımda duran Murat dudağından sigarayı çekip. "Üçkâğıtçı adamın önünde gideniydi. Kazık atmadığı insan kalmadı. Ölümü bile kendisi gibi boktan oldu." diyerek söylendi. Abbas Kal yaşlı bir adamdı ve gençlik dönemlerini özlemiş olacak ki seks yaparken performansını artırmak için ilaç kullanmıştı. İlaçlar kalbine fazla geldiği içinde kalp krizinden ölmüştü. Murat sıkıntıyla soluyarak konuşmaya devam etti "Yani buraya zorunlu nedenlerden geldik. Bu yüzden bitir işini de gidelim."
Galiba burada söylenmeyen tek kişi bendim. En azından sesli bir şekilde. İmam yüzümüze şaşkınlık ve korkuyla bakmaya devam ederken, Cem Ar kalabalığın içinde beni gördüğünde onunda yeşil gözleri bana kilitlendi ve hafifçe gülümsedi. Her vücut kemiğini kırdıktan sonra kafasına bir kurşun sıkarak açık olan mezara onu gömmek istesem de, annem için büyük bir sabırla mücadele vererek bu düşüncemi uzaklaştırmaya çalıştım.
Bu sırada Ateş yanıma gelince Cem Ar'ın gözleri ona doğru döndü. Ateş kulağıma yaklaşarak ''Dediğin gibi Abbas Kal'ın ailesine maddi destek sağladık. Uzun bir yıl mutlu yaşayacaklar.'' Gözlerimi Cem Ar'dan bir an bile çekmeden kafamı salladım. Cenaze töreni nihayet bitiğinde ve Abbas Kal yer altına gömülüp üstü toprakla kaplandığında gitme zamanı da gelmişti. Tören boyunca gözlerimi Cem Ar'dan hiç ayırmamıştım. Aynı şekilde oda ayırmamıştı. Bakışlarımız bir meydan okumaydı. Kazandığım günde gözlerine bu şekilde bakacaktım, ama şimdi gitmeliydim, bu yüzden öldürme arzusuyla parlayan gözlerimi ondan çekip yürümeye başladım. Bu sırada herkes beni başıyla selamlamaya başladı.
Bir az ilerledikten sonra ise genç bir delikanlı tam önümde durdu. Bu Abbas Kal'ın oğluydu. Gözlerinde hüzünle ''Aileme yardım etiğin için teşekkür ederim efendim.'' dedikten sonra saygı amacı elimi tutup öpmeye çalışınca onu durdurdum. Ellerimi öpmek için eğdiği kafasını dikleştirince, omzunu tutup hafifçe sıktım. "İsmin ne ?"
"Baran efendim" Kafamı ağır ağır salladım. İsmini yeni öğrenmiştim ama evin en büyük çocuğu olduğunu biliyordum. Etrafta ki herkes gözünü tekrar karşımda duran Baran'a dikmişti. Ölümü bekleyen akbaba gibiydiler. Çünkü herkes borcunu alabilmek için ailenin en büyüğü olan Baranla görüşmek istiyordu ve bu görüşmelerin normal bir sohbetten fazlası olacağını bildiğimden izin vermemiştim. Abbas Kal saygı duyulacak bir adam değildi ama ailelerinin cezalarını çocuklar çekmemeli.
''Kimsenin önünde boyun eğme Baran.'' Gözleri hayran dolu bakarken kafasını hafifçe sallayınca, omzunu biraz daha sıktım ve "Başın sağ olsun" dedikten sonra yürümeye devam ettim. Ancak bir kaç adım atmıştım ki mezarlık girişine hızlıca dört tane siyah araba girince, yerimde durdum ve gözlerimi kısıp onlara baktım. Siyah filim kaplamalı camlar aşağı inerken, eller ve taramalı silahlar dışarı çıktı.
Kurşunlar ise havada süzülmeye başladı Murat küçük bir küfür savururken önüme geçti ve belinde ki silahı çıkartıp arabalara sıkmaya başladı. Ateş ise gövdesini bir ağaca saklayarak ''Lanet olası mafya cenazeleri !'' diyerek söylendi ve oda Murat gibi silahıyla ateş etmeye başladı. Silahımı belimden çıkarmadım, hatta dürüşümü bile bozmadım çünkü her ne kadar Murat ve Ateş tedbirli davranıp adamlara ateş etse de, kimse benim olduğum tarafa ateş etmiyordu.
Arabada ki adamlar biraz önce uzaklaştığım mezarın yanında ki insanları hedef almıştı. Ateş küfür savurup. "Bunun olacağı belliydi." diye mırıldandı. Bizim dünyamızda cenaze törenlerinde silahlı çatışmalar normaldi. Öldükten sonra bile huzur bizler için nadir rastlanan bir şeydi ''Murat yanına bir kaç kişi al ve gidip Abbas Kal'ın ailesini koru.'' dediğimde Murat bir an beni yalnız bırakmaya tereddüt etti ama sonra beni korumak için etrafımda çember oluşturan adamları fark edince Baran'ı kolundan tutup vücuduyla korumaya devam ederken hızlıca gitti. Bu sırada arabaların içinden yere atılan molotoflar etrafı cehenneme cevirdi. Bir kaç adam bu silahlı çatışmada yaralandı. Çığlık ve küfür sesleri ise bir birine karıştı.
Arabanın içinde ki adamlardan biri elinde ki molotofu insanlara doğru atarken ''Mozağın selamı var. Başınız sağ olsun.'' diye bağırdı ve ardından geldikleri gibi hızlıca gittiler. Abbas Kal'ın dolandırdığı insanlardan biri olmalıydı. Bu mezarlığa gelen bir çok kişi Abbas Kal'ı sevmiyordu ve ailesine zarar vermek istiyordu ama ben burada olduğumdan ve ailesinin güvenliğini sağladığımdan kimse aptalca bir şeye kalkışmamıştı. Mozağ denen bu herif ise bunu bedelini ödeyecekti. Kimse benim alanıma bir köpek gibi girip havlayamaz.
Ağacın arkasından çıkıp silahını beline yerleştiren Ateş'e doğru baktım. Selama karşılık vermemek ayıp olur ''Mozağ denen o herife benden de bir selam ilet'' dediğimde Ateş öfke saçan gözleriyle ''Selamını bizzat kendim götüreceğim'' diye karşılık verdi.
''Lanet olası adamlar !''
Kafamı sağ tarafa çevirdiğimde imamın şapkasını yere atarak sinirle koştuğunu gördüm.
''Bir daha asla mafya cenazesine gelmeyeceğim!''
Sinirli gibi gözüküyordu ama aslında korkmuştu. Ve korkusundan anladığım kadarıyla kesinlikle öldükten sonra cennete gideceğini düşünmüyordu.
Park halinde duran araçların yanına geldiğimizde, molotofların yaratığı sıcaklık kaybolurken hava serinledi ve bir adamım arabaya binmem için kapıyı açtı. Çığlık seslerinden uzaklaştığım için memnundum ama bu fazla uzun sürmedi çünkü öfkelenmemi sağlayan bir erkek sesi duydum. ''Pars Alphan'' Daha önce ismimi duyduğumda bu kadar öfkelendiğim bir an olmamıştı. Mezarlıkta dindirmeye çalıştığım bütün öfkem tekrar alevlenirken, arkama dönüp sesin sahibine baktım.
Cem Ar !
Sakin kalmaya özen göstererek ona doğru bir adım attım. Bu sırada Murat çoktan yanıma gelmişti ve Cem Ar ile hemen yanında duran Cam göze bakarken "Bunların ne işiniz var burada" diyerek söylendi.
Cem Ar Murat'a tiksindiğini belli eden bir bakış attıktan sonra bana doğru döndü ve ''Liderimi selamlamaya geldim.'' diyerek kısa bir cevap verdi. Lider kelimesini küfür eder gibi söylemişti. Onun lideri olmayı ne kadar çok istemesem de, Cem Ar'da yönettiğim kuruluşun üyesiydi. Ve annemi geri aldıktan sonra kesinlikle üyeliğini iptal etmekle kalmayıp sonsuza kadar geri gelmeyeceğinden emin olacaktım. Karşıma geçmiş sanki hiç annemi kaçırmamış gibi beni selamlamaya gelmesi sinir bozucuydu. Ve kızı gibi onunda beni sinirlendirmeyi sevdiğini biliyordum. Bu yüzden ona istediğini vermemek için öfkemi gizleyerek sadece sert bir bakış attım.
Ayrıca beni boş yere selamlamaya gelmediğini bildiğimden direk konuya girerek, umursamaz bir şekilde. "Ne istiyorsan çabuk şöyle." dedim. Onu öldürmemek için sohbetimizin kısa olması gerekiyordu. Çünkü her an kafasını patlata bilirdim. Cem ar keyifli bir şekilde sırıttı "Kızımla anlaşma yapalı iki gün geçti ama anneni bulmaya yaklaşamadınız bile" Yumruk şekilli almış ellerimi sıktım.
Ahsenle malikanede karşılaştığı günden sonra artık gerçek niyetini gizlemiyordu ve bu da daha çok öfkelenmeme neden oluyordu. Ayrıca Ahsen iki gündür hiç durmadan araştırıp bana bilgi veriyordu ve aslında öğrendiği bilgiler iyiydi ama Cem Ar'ında dediği gibi bu bilgiler iyi olsa da annemi bulmaya yaramıyordu. Üstelik Cem Ar'la annemin neden buluştuğunu bilmemek beni her geçen saniye daha da delirtiyordu. Hemen şimdi Cem Ar'a annemin neden onunla buluştuğunu sormak istiyordum ama bana cevap vermeyeceğini biliyordum. Ahsene bile cevap vermemişti.
"Size yardım etmeye geldim." Duyduğum sözlerle dudağım hafifçe yukarı kıvrıldı. Yardım etmek istemesi bana sadece komik geliyordu, ama yine de ciddiyetimi korurken küçümseyici gözlerle. "Ne tür bir yardım ?" diye sordum. Aslında sesli bir şekilde söylemek istemediğim bir gerçek vardı, oda Ahsenle beni bileştirerek zaten Cem Ar'ın bana çoktan yardım ettiğiydi. Başka bir yardıma ise kesinlikle ihtiyacım yoktu. Cem Ar onu küçümsememi görmezden gelerek, çok ciddi bir şekilde "Anneni bulmak için size bir ipucu verebilirim." dedi.
Bu lanet olası adam bütün bu durumu bir oyun olarak görüyor gibiydi. Öfkeyle bakan gözlerimden her an ateş çıkabilirdi çünkü fazlasıyla ısındılar. "Sağ kolun küçük bir kurşunla elimden kurtuldu, ama sen biraz daha önümde dikilmeye devam edip anlamsız sözler söylemeye devam edersen.'' Cem Ar'a doğru bir adım attım. Bu sırada sözlerimden hoşlanmayan Cam göz yüzünü buruşturdu.
''Kafana bir kurşun sıkar ve seni bir kaç metre uzakta ki mezara gömerim. Sabrımı sınama Cem Ar, çünkü seni temin ederim ki sabrımın bir sınırı var ve sende onu aşmak üzeresin. Anlayacağın oyunlarına ayıracak zamanım yok ve dahası yardımına da ihtiyacım yok. Bu yüzden defol git ve karşıma çıkmamaya çalış. Merak etme kendimi fazla özletmeyeceğim, annemi bulduğum da yanına geleceğim" Cem Ar yüzüme onu tehdit etmemden hoşlanmadığını gösteren bir bakış attı, ama sonra yüzü tekrar duygusuzlaştı. Sanki hiç bir şey hissetmiyormuş ve dahası duygu nedir bilmiyormuş gibi bakmaya başladı. Gözlerinin bom boştu. Çıplak siyah bir duvar gibi. Zihnimde içinde binlerce soru vardı ama şuanda en baskını, Ahsen'in bu ruhsuz adamla nasıl hayat yaşadığıydı. Gerçi Ahsen anlatmayıp sorularımdan ustalıkla kaçsa da Cem Arla pekte güzel şeyler yaşamadığı belliydi.
Düşüncelerimi toparlayarak konuşmaya devam ettim ''Bu gün buraya gelmen iyi oldu. Etrafa alışman lazım. Belki bu gün değil ama çok yakında, annemi bulacağım ve sende aynı yere gireceksin.'' dediğimde Cem Ar bu sefer genişçe gülümsedi. Kızı yerine kendisini akıl hastanesine kapatmalıydı. Gülümsemek Ahsen'e yakışıyor hem de çok, ama Cem Ar gülümserken deli bir psikopat gibi görünüyor.
"Hiç sanmıyorum"
Sözlerine küçümser bir bakış attım ve bu gereksiz sohbete ayıracak tek bir saniyem bile olmadığından arkamı döndüm ve arabama doğru yürümeye başladım. Bu sırada Cem Ar kararlı bir şekilde tekrar konuştu "Sen vereceğim yardımı ciddiye alamsan da kızım alacaktır. Ona annen ile ilgili bir ipucu vereceğimi söyle. Tabi bu yardımın bir karşılığı olacak. Ahsen'e av zamanının geldiğini şöyle Pars Alphan" dediğinde kısa bir an ona baktım.
Av zamanı mı ?
Cem Ar'ın gözlerine bakarken amacının yardım etmekten çok avla ilgili olduğunu fark edebiliyordum. Yardım edeceğim derken teklifiyle hiç ilgilenmedim ama en başından beri bunun karşılığında bir şey isteyeceğinden emindim. Ama bu av tahmin edemediğim bir şeydi. Hislerimi gözler önüne seren ölümcül bir bakışla gözlerine son bir kez daha baktıktan sonra değerli vaktimi daha fazla Cem Ar'la boşa harcamamak için arabama doğru ilerleyip içine bindim. Bu sırada telefonumu elime alıp Ahsen'e bu sıralar sıklıkla yazdığım aynı mesajı yazdım.
Pars: Bana konumunu at yanına geliyorum.
Emir vermemden hoşlanmadığını biliyordum ve onu sinirlendirmek hoşuma gittiğinden her konuştuğumda emir kipiyle konuşmaya özen gösteriyordum. Ahsen'in mesajını beklerken istemsizce öfkem azaldı. Bir kaç gündür sürekli böyle oluyordu. Onun yanındayken hem sinirliyken hem de hiç sinirli olmuyordum. Bu ne saçma bir ikilemedi. Zihnimin içini yine çayırlık doldururken, telefonun sesi düşüncelerimi uzaklaştırdı.
Ahsen: İtiraf et, muhteşemliğim seni etkiledi ve beni görmeden duramıyorsun değil mi ?
Dudağımın kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Söylediği şeylerin tamamı yalan değildi, ama yine de bunu ona itiraf ederek göklerde olan egosunu daha da artıracak değildim. Ayrıca şuanda bazı şeyler gizli kalmalıydı.
Pars: Eğer bana bir dakika içerisinde konumunu atmazsan seni kendi yöntemlerimle bulurum ve sonra ağzının içine bir çip sokup onu yutmanı sağlarım.
Çip konusunda kesinlikle ciddiydim. Bir kaç gündür annem hakkında yeterli bilgi bulamadığı için benden kaçıyordu ve bu durum hiç hoşuma gitmiyordu. Onu tanımak ve yıllar sonra bulmuşken sürekli yüzüne bakmak istiyordum. Özellikle de tehlikeli gülümsemesine.
Ahsen: Neden yanıma gelmek istiyorsun ?
Sözlerimden sonra sinirlendiğini biliyordum ve bu hoşuma gidiyordu ama yine de sakin cevap vermişti.
Pars: Konuşmamız gereken konular var.
Camdan dışarı baktım. Cem Ar çoktan gitmişti. Ahsenle annem hakkında konuşmak istiyordum ancak şuanda merak etiğim tek konu avdı. Tekrar telefonun ekranına baktım ve bana yakışmayan bir sabırsızlık içimi doldururken Ahsen'in mesaj atmasını bekledim. Eğer yine konumunu atmazsa, bu sefer nerde olursa olsun onu kendim bulmaya kararlıydım, ancak buna gerek kalmadan Ahsen bana bir konum attı. Bir süre ekrana öylece baktım. Beni bu hayata şaşırta bilecek çok az şey görmüştüm. Ahsen falcıda ne yapıyor ?






