AHSEN
Bu dünyada ki en tehlikeli şey hırslı bir kadındır ve hırs bende fazlasıyla vardı. Özellikle de acı çektikten sonra daha da katlanıp büyüyordu. Babam avcı olarak doğmuşken av olarak yaşamayı seçemezsin demişti, ancak ben onun düşündüğünün aksine zaten hiç bir zaman kendimi bir av olarak görmemiştim.
Evet, ben tehlikeli bir avcıydım.
Bu şekilde doğdum ve şimdi de avlıyordum, herkesi ve en çokta kendimi. Ormanın ortasında geçen acılı dakikalardan sonra, kendime geldiğimde daha fazla vakit kaybetmeden Pars'ın atığı konuma gidebilmek için ormanda ilerlerken, arabama yaklaştığımda Pars'ın adamlarıyla karşılaştım. Pars babamın malikaneye döndüğünü öğrenince adamlarını buraya yollamıştı ve yine bir ordu gibiydiler. Pars'ın adamlarından biri onu arayarak, iyi olduğumu ve gelmesinin gerekmediği bilgisini verdikten sonra hep beraber yola çıktık. Önümde iki ve arkamda da iki araç beni takip ederken uzun bir yolun sonunda yine bir çiftlik evine geldim, ama bu Pars Alphan'la ilk karşılaştığımız çiftlik evi değildi. Belli ki Pars Alphan çiftlik evlerini çok seviyor.
Arabadan inince Murat'ı gördüm ve arabamın anahtarını ona doğru fırlattım. Koca elleriyle garip bir şekilde anahtarı tutmakta zorlansa da, en sonunda yakalamayı başardı ve yüzünü buruşturup bana baktı, bense gülümsemekle yetindim. Yüzüne bakarken Ateş'in anlattığı konu aklıma geldi. Murat'ı ilk gördüğümde gözlerinin diğer seri katillere benzemediğini zaten fark etmiştim, şimdi ise nedenini biliyorum. Çünkü Murat zevk aldığı için bu yola girmemişti.
"Patronun nerde ?" Murat buruşmuş suratını bozmadan arkasını döndü. "Takip et " dedi ve evin büyük bahçesinde yürümeye başladı. İlk karşılaştığımızda normal yürümüştü, ama şuanda Murat'ın bir adımı benim iki adımım olduğu için aramızda ki mesafeyi kapatmak için biraz koşmak zorunda kaldım. "Çok sinirlimi ?" dedim kafamı kaldırıp Murat'ın suratına bakarken. Yüzünü bana döndürmeden göz ucuyla baktı. "Çok." deyip kısa bir cevap verdi. Benimle uzun bir konuşma yapmak istemiyormuş gibiydi, ancak bakışları bir süre üzerimde takılı kaldı ve ''Üzerin de niye toprak var?'' diye sordu. Kıyafetimin her tarafına bulaşmış toprağa baktım ve elimle toprağı silkelemeye başladım. ''Zorlu bir gündü'' dedim gülümseyerek.
Murat daha fazla bir şey söylemedi ve kafasını ağır ağır sallayıp önüne geri döndü, bir süre granit küp kaldırımın üzerinde sessizce yürüdük. Yürümeyi bıraktığımızda artık Pars'ı görebiliyordum, kare şeklinde bir cam evin içindeydi ve evin hemen ortasında siyah ahşap bir masa ve masanın etrafında da deri koltuklarda oturan takım elbiseli altı adam vardı. Yüzlerinden anladığım kadarıyla, pekte güzel şeyler konuşmuyorlardı. Galiba Pars'ın toplantılarını çiftlik evinde yapmak gibi bir fantezisi vardı, fakat bu cam ev toplantı yapmak için fazla romantik bir yerdi.
"Toplantı birazdan biter, gözümün önünden ayrılma." dedi Murat tehditkâr bir şekilde. Yeter artık. Ben sustukça onlar sinirimi bozacak davranışlar sergilemeye devam ediyorlardı. Bu sefer bu sefer alttan almadım ve "Ayrılırsam ne olur ?" diye sordum. Yüzümdeki gülümsemeyi bozmamıştım ama içten içe sinirlenmiştim, kimse beni tehdit edemezdi. Murat bir an afalladı, böyle bir şey duymayı beklemiyor gibiydi ve bir süre ne diyeceğini düşündü, ama söyleyecek hiçbir şey bulamayınca kaşlarını çattı. Murat'ı çözmek zor değildi muhtemelen tehdit etiği insanlara iki seçenek sunuyordu, ölüm yada işkence ama bunların ikisini de bana yapmazdı, bu yüzden de diyecek bir şey bulamayıp sustu.
"Sen beni tehdit edebilecek bir adam değilsin. Bunu sakın unutma, ama olurda bir gün unutursan eğer hiç hoşlanmayacağın bir şekilde hatırlatırım." Muratta yarım ağız gülümsedi ve zaten uzun olan vücudunu omuzlarını dikleştirerek biraz daha uzattı. "Neyden hoşlanıp hoşlanmaman umurumda değil. Hala hayata olmanın tek bir nedeni var, oda Pars. Gerçi bu tavırlarına son vermezsen, buda fazla uzun sürmeyecek." Soğuk ve avcı bakışları yine onun bir katil olduğunu bana net bir şekilde göstermişti. Ve taktir ettim Murat'ı açık sözlü bir adamdı, ama sadece kendi doğrularını söylüyordu. Ağzımın iç tarafından yanağımı yaladım ve Murat'a doğru bir adım attım.
"Evet Pars güçlü bir adam, ama ben onun merhametiyle yaşayacak bir kadın değilim." Beni henüz tanımıyorlardı ve bu yüzden de benimle çok rahat bir şekilde konuşup, tehdit ediyorlardı. İnsanların benden korkmadığını bilmek ruhumun aydınlıkta kalan tarafını mutlu etse de, ruhumun karanlıkta olan tarafı bu durumdan hiç hoşlanmıyordu.
Yüzünde ki katil bakışını silmeden. "Bence kendini fazla abartıyorsun" dedi. Ben hiç bir zaman iyi bir şekilde ruhumu beyazda tutamadım, fakat siyahtan griye geçmeye de başardım. Bu aralar çekindiğim tek şey ise, babama karşı vermiş olduğum bu savaşta, tamda onun istediği gibi griden siyaha geçmekti. Umarım ki her zaman Murat ve onun gibi insanlar bana kendimi abarttığımı söyler. Çünkü bunu söylemeyi bıraktıkları gün, içimde uyuttuğum canavarın uyandığı gün olur. "Sen bide beni elime fırçalarımı alırken gör." deyip göz kırptım.
Murat ilk başta ne dediğimi anlamadı, ama sonra insanları resim çizerek öldürdüğüm aklına gelmiş olacak ki yüzünü buruşturdu. Bende koca vücuduyla tüm görüş açımı kapatan Murattan biraz uzaklaşıp etrafıma baktım. İlk baharın gelişiyle ağaçlar canlanmıştı, her tarafta kuş sesleri geliyordu ve gökyüzünde ki güneş yüzümü nazikçe okşuyordu. Bulunduğumuz arazi çok büyüktü ve hemen biraz ilerimde büyük bir at ahırı vardı. Gözlerim tekrar Pars Alphan'ın olduğu tarafa döndüğünde, bu sefer oda bana bakıyordu. Gülümsemem biraz daha genişledi ve el salladım, o ise sinirli bir şekilde önüne geri döndü. Bir mafya adamı için fazla inatçıydı. Sözünü dinlemediğim için muhtemelen kötü günümü daha da kötü yapacak.
Bir kaç saniye de bekledikten, sonra masa da oturan takım elbiseli adamlar yerlerinden bir kalkıp cam kapıdan dışarı çıktılar. Pars Alphan'ın bakışları ise hala üzerimdeydi. Toplantı bittiği için yüzümde ki gülümsememi bozmadan yanına doğru gitmeye başladım. Ancak bu sırada koyu kahve saçları ensesine kadar gelen ve yirmili yaşlarının sonunda gibi görünen bir adam sesiyle beni durdurdu.
Bu adamda toplantıdan çıkmıştı.
''Merhaba ben Hakan Altınsoy'' diyerek elini uzattı.
Gözlerimle vücudunu yavaşça baştan aşağı süzdüm. Erkekler benim için ikiye ayrılır, savaştığım yada seviştiğim. Daha önce seviştiğim hiç erkek olmadı. Çünkü hapsedilmek ve özgürlüğümü geri almakla uğraşıyordum. Fakat savaştığım çok fazla erkek oldu. Hakan ise şuanda iki seçenekte de yer almıyordu. Ama yine de dişil enerjime karşı koyamadım ve seksi gülümsemesine aynı şekilde karşılık verip elini sıkmak için uzattığım sırada, Hakan elimi ters döndürerek, elime küçük bir öpücük kondurdu. Beyefendi ve çapkın. Üstelik dudakları da bir köpek ağzı kadar ıslak. Umarım bana mikrop bulaştırmaz.
Yüzümü buruşturdum. Her ne kadar Hakan yakışıklı bir erkek olsa da, uzun saçlı erkekler hiç benlik değildi. Kafasını kaldırıp tekrar yüzüme baktığında, buruşmuş suratımı düzelip tekrar seksi bir şekilde gülümseyerek ona baktım. Genelde insanlara ilk olarak iyi davranmak gibi bir özelliğim vardı. Çünkü kime ne zaman işimizin düşeceği büyük bir bilinmezlikti ve bir gün, bir sokakta tesadüfen karşılaştığımız insana bile ihtiyaç duyabileceğimiz bir dünyada yaşıyorduk.
''Memnun oldum, ben de Ahsen'' Soy ismimi bilerek söylememiştim. Ailem kalabalık bir nüfusa sahip olsa da, yine de kimliğimi deşifre etmek istemiyordum. Ancak bu şekilde giderse, bu durumun uzun bir süre gizli kalmayacağının farkındaydım.
''Bu gün şanslı günümde olmalıyım'' Benimle flört ediyordu ve kesinlikle ben onun bu sözlerini garipseyip, anlamamış gibi yaparak 'Öyle mi?' diye sorduğumda. 'Çünkü bugün çok güzel bir kadınla karşılaştım' diyeceğine emindim. Bu erkeklerin bilindik taktiklerinden sadece bir tanesiydi. Sözlerini garipsemiş gibi gözlerimi hafifçe kıstım. ''Öyle mi ?'' dediğimde, Hakan flörtöz bir şekilde sırıttı ''Öyle. Çünkü şuanda, tüm günümü güzelleştirecek kadar güzel bir kadınla karşılaştım'' Kafamı yere eğdim ve utanıyormuşum gibi yaptım. Hakan ise omuzlarını dikleştirdi ve sözlerinin beni etkilediğini görünce daha çok mutlu oldu.
Erkekleri mutlu etmek gerçekten çok basit. Yapmam gereken tek şey aptal gibi davranmak ve söylediği her şeye utanmak. Tabi ek olarak narin ve her an kırılabilir olmakta var. Bu onların kendilerini daha güçlü sanmalarına neden oluyordu ve erkekler kadınlardan daha güçlü olmayı çok severler. Ayrıca Hakan'ın bu iltifatı azda olsa iyiydi. Bir keresinde akıl hastanesinden kaçtıktan sonra, küçük bir kafeye girip oturmuştum ve kahvemi yudumlarken, bir garsondan şeker istemiştim. Garson da gülümseyerek; 'Şeker getirmeme gerek yok, parmağınızı kahveye batırmanız yeteri olacaktır' demişti. Olağan üstü zekamla bile bu iltifatı anlamam bir kaç saniyemi almıştı. Ve açıkçası bu hayatımda aldığım en berbat iltifattı.
Murat, ikimizin bakışları arasına girerek. Uyarıcı bir tonla 'Hakan!'' dedi. Hakan, Murat'a kötü bir bakış attıktan sonra tekrar bana doğru baktı. Gitmesi gerektiğini Murat'ın sert bakışlarından anlamıştı. Çapkın bir şekilde göz kırptım ve Hakan'ın konuşmasını beklemeden yoluma sessizce devam ettim. Zaten ona değerli vaktinden çok fazla zaman vermiştim. Hakan'ın bakışlarının hala üstümde olduğunu hissede biliyordum. Tabi bana bakan tek kişi Hakan değildi, Pars'ta gözlerini kısmış beni izliyordu. Cam evin önüne geldiğimde, açık kapıdan içeri girip kapıyı arkamdan kapattım ve benden gözlerini bir an bile ayırmayan Pars Alphan'a bakıp, masanın en uç kısmına, yani tam karşısına sakin bir şekilde oturdum. Yüzünde hala sinir vardı. Gerçi onu gördüğümden bu yana neredeyse hiç gerçek bir şekilde güldüğünü görememiştim. Ya duygusuz yada sinirliydi.
Elinde tutuğu gümüş renginde ki kalemi kalın damarlı eline rağmen estetik bir şekilde döndürürken, gözleri bir süre gözlerimde takılı kaldıktan sonra konuştu. ''İyi misin ?'' Konuşmaya bu şekilde başlamasını beklemediğim için şaşırdım ama yine de ona hızlıca ayak uydurdum. ''Babam tarafından yakalandım ve harika bir sohbet gerçekleştirdik. Yani muhteşemim.'' Hafifçe sırıttığımda Pars kaşlarını çattı ve çenesini sıkarak tekrar konuştu. ''Hala istediğim cevabı alamadım.'' Gözlerini içimde en derinlerimde hissetim. Neden bu gün herkes aynı şeyi söylüyor ? Bir soruya cevap vermek istersem veririm, eğer cevap vermiyorsam, vermek istemiyorumdur.
''Telefonda sesin..'' Hızlıca sözünü kestim. Tabi ki de ona geçirdiğim nöbetten bahsedecek değildim. ''İyiyim.'' dedim net bir şekilde. Gözleri kıyafetime doğru kaydığında yüzünde ki öfke çoğaldı. Masanın üzerinde ki yumruğu sıkılaştı. Gözleri tekrar gözlerimi bulduğunda orda öldürme arzusunu gördüm.
''Sana dokundu mu ?''
Üzerimde ki toprağı temizlerken umursamaz bir sesle cevap verdim ''Sadece ormanda yürürken yere düştüm'' Bir süre sessiz kaldı. Yalan söyleyip söylemediğimi anlamak istiyor gibiydi. Yumruk şeklini almış elleri gevşediğinde bana inandığını gözlerinde gördüm. Hareketleri garipti. Bir kaç saniye önce öyle bir bakıyordu ki onu tanımasam annesinin hayatını hiçe sayarak sadece benim için babamı öldürmeye gideceğine yemin edebilirdim.
"Anlaşmamızı bozdun ve sözümden çıktın" İşte benim tanıdığım Pars Alphan geri geldi.
Umursamaz bir tavırla omzumu silktim. "Kölen olup her dediğine tamam efendim diyeceğim diye bir söz vermedim." diyerek kendimi savunduğumda kaşlarını biraz daha çatı. Varlığım bile onu sinirlendirmeye yeterken, konuşmam bu siniri daha da artırıyordu. "Bu şekilde kendi kafana göre hareket etmeye başlarsan, bu anlaşma biter. Bu duruma istersen kölelik de, isterse de başka bir isim bul. Sözümden çıkmayacaksın !"
Dişlerimi kırarcasına sıkarken sessiz kalmayı tercih ettim. Karşı gelirsem Pars Alphan'ın anlaşmayı iptal edeceğini hissediyordum ve hem konuyu değiştirip hem de ortamı yumuşatmak için babamdan öğrendiğim şeyleri anlatmaya karar verdim. Zaten söylemek için çok fazla gecikmiştim.
Bir anda söyledim "Annen yaşıyor"
Pars ağzını açıp elini kaldırdı, ona karşı gelecek bir şey söyleyeceğimi sanıyordu ve kendini ona göre hazırlamıştı, ama duyduğu şey karşısında kısa bir an afalladı ve hiç bir şey söylemeden eli masanın üzerine hafifçe düştü. Bakışları bir anda yumuşamıştı. Her ne kadar annesinin öldüğünü kabul etmese de, şuanda rahatladığı belliydi. Ancak Pars Alphan da fark ettiğim bir şey vardı. Annesini bulmak istiyordu ve ölmediği için rahatlamıştı, yine de onu sevdiğini göremiyordum.
"Birde içinizde hala bir hain var"
İyi şeylerden sonra kötü şeyleri söylemek gibi bir huyum vardı, mutluluğun bir anda sertçe yere düşüp kırılmasını izlemeyi seviyordum. Gerçi bu hain malikanede olduğumu söyleyerek sadece bana kötülük yaptı.
"Nerden biliyorsun ?" dedi kaşlarını çatarak. Yüzünde ki ifadeden anladığım kadarıyla sözlerime pek şaşırmamıştı. Bir hainin olduğunu oda biliyordu. Arkamda ki koltuğa biraz daha yaslandım. "Babamın malikaneden gittikten sonra bir anda malikaneye geri gelmesi tesadüf değildi. Çünkü defterini okumak için kasasını açtığımda, kasanın içinde tavşan yiyen bir yılanla karşılaştım. Hemen ardından da babam odaya girdi."
''Yılan yiyen bir tavşan mı ?'' Ben yakalandığımı söylüyorum ama o tavşan ve yılana mı takıldı.
Gözlerimi devirdim. ''Yılan ailemizin sembolü ve tavşan ise benim öldürdüğüm ilk canlı. Babam kendi aklınca bazı mesajlar vermeye çalışmış. Fakat konumuz bu değil. Ben yakalandım. Söylesene, senden başka kim o malikane de olduğumu biliyordu ?'' O kişi her kimse ona kendi ellerimle işkence yapacağım. Bir süre sessiz kaldı, aklına gelen isimlerin hoşuna gitmediği belliydi. "Onlar yapmaz !" diye aniden çıkıştı. Benimi kandırmaya çalışıyordu ? Yoksa kendini mi inandırmaya çalışıyordu ? Karar veremedim.
"Kim onlar ?" dedim sakin kalmaya çalışarak.
Pars rahat bir şekilde. "Ateş, Murat ve babanın malikanesini gözetleyen Cenk." dedi. Aklının okuyamıyordum ama emindim, onlara kendinden daha fazla güveniyordu. Bu yüzden bu kadar rahattı.
"Ateş, Murat ve Cenk" diye fısıldadım gözlerimi kara gözlerden ayırmadan "Onlar yapmadı ve yapamaz. At bu düşünceyi kafandan. Ayrıca kasanın içinden yılan ve tavşan gördüğünü söylüyorsun, bu da demek oluyor ki baban en başından beri senin oraya gideceğini biliyordu. O eve kendi şartlarınla girmediğini ve birinin sana yardım ettiğini biliyorum. Bu yüzden bence kendi adamlarını gözden geçir ve benimkilerden uzak dur. Çünkü daha önce malikaneye gitmeyeceğin konusunda anlaşmıştık ve Ateş, Murat ve Cenk aynı anda orada olduğunu öğrendiler. Cem Ar sadece bir kaç dakika içerisinde böyle bir oyun oynayamaz" Pars Alphan ve diğerleri benim babamın evinde olduğumu örendiğinde, ben çoktan evin içine girmiştim ve her ne kadar eski yatak odamda biraz zaman kaybetsem de, yine de tüm kasayı boşaltıp içine yılan ve tavşan koyma işini bu kadar hızlı halledemezlerdi. Pars haklıydı. Babamın oraya gideceğimden hep haberi vardı. Fakat saçma, Savaş bana asla ihanet etmez.
Yüzümü buruşturdum. Bunları düşünürken bir anda Pars'ın bu hain bilgisine pek şaşırmadığı aklıma geldi ve hızlıca sordum. ''Sana içinde bir hain olduğunu söylediğimde pek şaşırmadın ? Bilmem gereken bir şey mi var ?''
Pars sıkıntıyla bir nefes aldı. Sinirlenmiş gibi gözüküyordu ''Şaşırmadım çünkü içimde bir hain olduğunu biliyorum''
''Bakışlarından anladığım kadarıyla onu bulamıyor gibisin ?'' Pars'ın öfkesi git gide artıyordu ''Cem Ar'ın gönderdiği yada parayla tarafına çektiği bütün hainleri buldum. Onun dışında. Bu her kimse saklanmayı çok iyi biliyor ve yakınlarımda bir yerlerde.'' Son sözlerini bana değil de kendisine söylüyormuş gibiydi ve Pars çok yakınlarımda deyince yine oklarımın hedefi Murat ve Ateş oldu.
''Adadayken sana babamın malikanesine gideceğimi söylediğimde Ateş ve Muratta yanımızdaydı. Belki de o zaman babama haber verdiler.'' Aslında sadece Murat yanımızdaydı, Ateş sonradan gelmişti ama Pars Alphan'ın sağ kolu olduğu için kesinlikle orada konuştuklarımızdan haberi vardır. Bu da beni babamın malikanesinde gören Cenk isminde ki adamı temizlerken, tüm hedefler sadece Murat ve Ateş ikilisini gösteriyordu. Çünkü onlar bir gün öncesinden babamın malikanesine gitmek istediğimi biliyorlardı. Ve her ne kadar Pars Alphan reddetse de, bu bilgi babama ulaştığında beni çok iyi tanıyan babam bir şekilde oraya geleceğimi tahmin etmiştir.
''Sana onların yapmayacağını söyledim, ayrıca ama merak etme. Bu hain her kimse onu bulacağım.'' Murat ve Ateş'in ismi hainlikle aynı yerde geçtiği için oldukça rahatsız görünüyordu. Yapmacık bir şekilde sırıttım. Duygular her zaman zekayı örter, tıpkı şuanda Pars Alphan da olduğu gibi. Murat ve Ateş'i ne kadar önemsediğini ve onları sıradan bir çalışan gibi görmediğini, onlara bakışlarından anlamıştım. Bu yüzden de ne dersem diyeyim onları bir hain olarak görmeyeceğini anladığımda, şimdilik bu konu hakkında konuşmamaya karar verdim. Çünkü konuşmamız gereken başka önemli konular vardı. Fakat yine de gözüm artık Ateş, Murat'ın üzerinde olacak. Murattın ailesi Alphanlara sadık kalsa da, o annesinin intikamını almak istiyor olabilir. Nede olsa annesini o duruma getiren kişiler Alphanlardı. Ateş için ise bir neden bulmam gerekmiyordu. Onu sevmiyordum ve bu yüzden de en çokta onun hain olmasını istiyordum. Böylece ona işkence yapabilirim. Pars Alphan sıkıntıyla nefesimi vererek benden önce konuyu değiştirdi.
"Baban seni yakalandığında ne konuştunuz ve seni nasıl serbest bıraktı ?'' diye sordu. Babamla tatsız sohbetim yüzünden yüzümü buruşturdum. Üstelik bana sarıldığı için kokusu kıyafetlerime işlemişti. Bu da midemi bulandırıyordu. Evime gittikten sonra üzerimde ki kıyafetleri kesinlikle yakacağım. "Belen Alphan'ı öldürmediğini söyledi ve ayrıca Belen Alphan'ı neden kaçırdığını sorduğumda ise bunun önemsiz bir bilgi olduğunu söyleyip cevaplamadı. Fakat babam annenden nefret ettiğini açık bir şekilde gösterdi, aralarında bizim bilmediğimiz çok önemli bir şey geçmiş olmalı."
''Başka ?'' dedi düşünceli bir şekilde ve cebinden sigara paketini çıkartıp yaktı, sonra da sigara paketi ile çakmağı masanın üzerinden bana doğru gönderdi. Bu adam kesinlikle zihnimi okuyordu. Bu hareketi güzeldi, ama zihnimi okumasını sevmedim. Paketin içinden pekte içmek istemiyormuşum gibi rol yaparak, bir sigara aldıktan sonra yaktım ve dumanı üflerken konuşmaya devam ettim.
''Aramızda ki anlaşma başından beri babamın planıymış.'' dediğimde Pars Alphan kaşlarını çatarak yüzüme baktı. Yüzünde belli etmese de şaşkın olduğunu biliyordum. Oda benim gibi böyle bir şey beklemiyordu. Zaten kim beklerdi ki ?
''Ne demek babanın planıydı ?''
''İlk karşılaştığımızda, sana annen ile babam arasında bir ilişki olduğunu ve sık sık görüştüklerini zaten söylemiştim. Ve sen her ne kadar bu durumu kabullenmesen de, bu gün bunun doğru olduğunu babamın nefretle bakan gözlerinde gördüm. Babama onu neden öldürmedin diye sordum ve bana şunu söyledi. 'Ölüm onun için bir hediye olurdu.' Daha önce babam hiç kimse için bu sözü kullanmamıştı. Yani annen her ne yaptıysa, babam onu bu yüzden kaçırdı ve bu durumu bir şekilde değerlendirmek istedi.''
Sigaramdan derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya kaldığım yerden devam ettim. ''Babam uzun zamandır ona düşman olacak güçlü birini aradığımı biliyordu. Sen yada bir başkası fark etmezdi ve her ne kadar Belen Alphan'ı, yani anneni aralarında ki bir mesele yüzünden kaçırmış olsa da, bu kaçırılmayı bana karşı kullanmak istedi. Bu yüzden sen beni bulduğunda bir şey yapmadı. Birleşmemizi istedi. Amacı beni tekrar kazanmak. Seninle beraber ona karşı mücadele ederken eskiden olduğum kişiye dönüşmemi bekliyor.''
Pars Alphan'ın annesiyle babam arasında bir ilişki olduğuna sinirlense de, ilk karşılaşmamızda ki gibi reddetmedi ve kabullendi. Ve ardından geçmişe gidiyormuş gibi kaşlarını çatarak konuşmaya başladı.
''Annem ortalıktan kaybolduğunda bunu pek umursamadım, çünkü ortadan kaybolmak sıkça yaptığı bir şeydi. Ama zaman ilerledikçe tatil yapmak için başka bir ülkeye uçmadığını anladım ve peşine düştüm. Fakat bir az öncede söylediğim gibi bulamadığım o hain bir şekilde planlarımı öğreniyordu ve ben anneme her yaklaştığımda biraz daha uzaklaştım. Kıl payı onu elimden kaçırıyordum''
Konuşmasam da gözlerim Ateş ve Murat diye haykırdı, çünkü onlar Pars'ın en yakınındaydılar ve eminim ki tüm planlarını da biliyorlardır. Pars imalı bakışlarımı gördü ama pekte umursamadan konuşmaya devam etti. ''Sonra bir şekilde bunu Cem Ar'ın yaptığını öğrendim ve karşısına çıktım. Annemi kaçırdığını kabul etmedi, ama ben onun olduğunu biliyordum ve bu yüzden her fırsata onu köşeye sıkıştırıp, iki ay boyunca annem karşılığında ne istediğini söylemesini bekledim. Bu sürede defalarca kez onu öldürmek de istedim, ama ona zarar verirsem anneme de zarar gelecekti. Bu yüzden aramaya devam ettim ve sonra bir gün araştırmalarımı içimde ki hain yüzünden kendime saklamaya karar verdim. Annemi bulamadım ama seni buldum ve seni bulduktan haftalar sonra ise Cem Ar annemi elinde tutuğunu itiraf etti.''
Benim söylediğim gerçeklerle kendi anılarını birleştiriyordu. Savaş bana bu konuyu ilk anlattığında, Pars Alphan henüz annesini babamın elinden almadığı için, babamın Pars Alphan'dan çok büyük bir şey istediğini düşünmüştüm. Nasılda yanılmışım. Babam planını o kadar iyi yapmıştı ki, ne ben ne de Pars Alphan bunun farkına varamamıştık. Tabi bunun için haklı nedenlerimizde vardı. Ben anlaşmaya odaklanmıştım ve belli ki Pars da ailelerimiz hala bilmediğimiz bir nedenden dolayı yıllarca bir birine düşman olduğu için bu durumu sorgulamamıştı. Gerçi, babamdan bir cevap beklemişti ama alamamıştı. Ama artık ikimizde gözden kaçırdığımız şeyleri görüyorduk ve Pars Alphan'ın suratına bakarken ortak yanlarımızın olduğunu da fark ediyordum. Oda benim gibi zeka oyunlarına hayrandı ve bu yüzden bir yanı eğleniyordu, ama tıpkı benim gibi diğer bir yanı kandırıldığı için sinirliydi. Pars'ın beni bulması tesadüftü ama ondan sonra gerçekleşen hiç bir şey tesadüf değildi. Ve bütün bunları planlayan kişide babamdı.
Fakat öyle bir an gelecek ki bizi hafife alıp bir araya getirdiği için çok pişman olacaktı. Buna tüm kalbimle inanıyordum. Pars Alphan'ın sesi düşüncelerimi uzaklaştırdı. ''Babanla aranda ki ilişki hakkında konuşmamız lazım.'' dedi düşünceli bir tavırla. Her şeyi anlamıştı. Sadece babamın neden beni kazanmak için böyle bir şey yaptığını anlamamıştı. ''Bence önce içimizde ki haini bulmalıyız. Çünkü bu hain ben uçuruma atladığımda senin babama tuzak kuracağını biliyormuş ve bu bilgileri de babama gece boyunca iletiyormuş. Bu düşman her kimse çok yakınlarında olmalı.'' dediğimde Pars'ın boğazında bir damar seğirdi. Bu adamı sinirlendirmek çok kolaydı.
''Bu konuyla ilgileneceğim.'' dediğinde gözlerinde öldürme arzusu vardı ama bu arzu gözlerimin içine baktığında kayboldu. ''Ama şimdi sorularımdan kaçmayı bırak ve bana babanla ilişkinden bahset.'' Kaçıyordum ve bunu çok güzel bir şekilde yapıyordum. Söylediği şeyi umursamadan konuştum. ''Murat ve Ateş'e işkence ederek konuşturmak istemiyorsan bunu zevkle senin yerine yaparım.''
''Hayır bunu yapmayacaksın ve son kez söylüyorum, onlar hain değil'' Pars resmen söylediğim şeylerin zıt tarafını söylemeye programlanmış.
''Benimle inatlaşma Pars Alphan. Asla kaybetmem. Ayrıca ben bir şeyden şüpheleniyorsam, doğrudur.'' Kısa bir an sustu ve gözlerimin içine dikkatlice baktıktan sonra tekrar konuştu. ''Güzel, güçlü rakipleri severim. Kazanmak daha zevkli oluyor. Şimdi bana babanla olan ilişkinden bahset.''
Lanet adam !
Yine onu görmezden gelerek konuştum. ''Bence hain Ateş'' Pars'ın sert bakan gözleri, yüzüme bir bıçak gibi batarken kafamı dik tuttum. Benim girdiğim bir oyunda, benden başka kimse kazanamaz.



