AHSEN
"Ciddi olamazsın ? Dahiyane planın bu mu gerçekten? Bir falcı!"
Son kelimem ağzımdan küfür gibi çıkmıştı. Bir kaç saat önce Savaş yanıma geldi ve önce babamın malikaneye gelmesinden haberi olmadığını söyleyerek bana ihanet etmediğini defalarca kez söyledi. Savaş'ın bana zaten ihanet etmeyeceğini biliyordum ama o resmen yanıma gelirken ona zarar veririm diye çelik yelek giyinmişti. Ona olan sevgimin ve güvenimin farkında olmadığı için bu hareketi bana oldukça doğal geldi. Babamla ilgili o tatsız konu bittiğinde ise bana Belen Alphan'ı bulmak için dahiyane bir planının olduğunu söyledi ve bende onu sorgusuzca takip ettim. Ancak bu takip hemen karşımda ki Falcı Hatice tabelasını gördüğümde son buldu.
Savaş bir an bile planı hakkında tereddüt etmeden, yumruk atmak istediğim ağzıyla konuştu. "Bana güven bu kadın İstanbul'un en iyi falcısı. Söylediği her şey çıkıyor"
''Ben güce ve zekaya güvenirim. Büyücü saçmalıklarına değil !''
Savaş'ın yıllardır yanımda olmasına rağmen zeka yerine, zekayla alay eden bir falcıya güvenmesine inanamıyordum. Yani falcıların geleceği gördüğü falan yok. Ayrıca falcıların insan analizinde güçlü ve çok iyi yalan atan kişiler olduğunu herkes bilir. Ona kötü ve yargılayıcı bir bakış attım. Tabi kötü bir bakıştan yanı sıra yüzüne yumruk atmakta istedim ama kendimi bir şekilde dizginledim. Sonrada gitmek için arkamı döndüm ancak Savaş kolumu büyük bir kararlılıkla tuttu. "Ahsen buraya kadar geldik en azından deneyelim" Öfkeyle ona baktım. İçimde ki karanlık Vur ! Vur ! Vur ! diye bağırıyordu.
"Lanet olası bir falcıdan yardım almayacağım Savaş! Bu utanç verici!''
Tamam bir kaç gündür araştırmama rağmen Belen Alphan hakkında pek bir şey bulamamıştım, ama bir falcıdan akıl alacak kadarda kötü bir durumda değildim. Savaş alt dudağını büzdü. "Hadi ama Ahsen sadece bir deneyelim. Eğer hoşuna gitmezse hemen gideriz. Hem ne kaybedeceksin ki?''
''Değerli vaktimi !''
Bir anda yavru bir köpek gibi gözlerini irileştirdi ve aynı zamanda dudaklarını aşağı doğru biraz daha hafifçe büktü. Ah lanet olsun ! Derin bir nefes aldım ve gözlerimi yuvarladım. İçimde çok büyük bir tereddüt vardı ama Savaş'ın bu bakışına hiç bir zaman karşı koyamadığım için "Tamam, ama sadece bir kaç dakika" dedim.
Lanet olsun.
Beynim bile kabul ettiğimi bir süre anlayamadı ''Eğer yüzünü seviyorsan bir daha sakın biraz önce baktığın gibi bakma bana'' diyerek uyardım ancak Savaş sözlerimi görmezden gelerek genişçe gülümsedi ve sanki bir anda kaçacağımı düşünüyormuş gibi kolumu bırakmayarak yürürken, beni de peşinden sürükledi.
Verdiğim karardan şimdiden pişman oldum.
Siyah kapının içinden girer girmez yere düşen ilk yağmur damlasını hatırlatan bir tütsü kokusu her tarafımızı sardı. Yağmur ve ıslak toprak kokusunu sevdiğim için bu beni biraz olsun rahatlattı. İnce uzun koridorda, eskimiş kahverengi bir halının üzerinde yere sert ve ağır bir şekilde basarak, isteksiz bir şekilde yürümeye devam ettim. Koridorun sonuna yaklaştığımızda tahtası aşınmış bir masanın üzerinde oturan genç bir kadın bize bakarak gülümsedi. Saçlarının arasında kalın örgüler, renkli iplerle sarılmıştı. Gözlerinde koyu siyah bir far vardı. Dudakları ise asi görünümünün tam tersine pembe parlak bir renkle kaplıydı ve en az on iğrenç yüzükle kaplı parmaklarında ki siyah ojeler soyulmuştu. Bohem ve gotik giyim tarzının karışımı gibiydi.
"Hoş geldiniz''
Ben duygusuz bir şekilde kızın suratına bakarken, Savaş ise genişçe gülümsedi "Teşekkürler" Kadın gözleriyle Savaş'ı derince bir süzdükten sonra dudakları hafifçe aralandı ve yemin ederim ki gözlerinde havai fişekler parladı. Savaşta kadının kendisinden etkilemediğini fark edince omuzlarını dikleştirdi. Kadın Savaş'ın tipi değildi, ama Savaş tam anlamıyla flört etmekten hoşlanan bir arsız olduğundan, bir kadın onu beğendiğinde bunu hemen anlayıp karşılık veriyordu.
Kanlarımız aynı olmasa da Savaş benim kardeşimdi ve yanımda flörtleşmesi gerçekten iğrençti. Ayrıca midem bulandı ancak bu bulantı sadece Savaş'a ait değildi. Genelde bir yerde ne zaman flört eden yada bir birini seven insanlar görsem hep midem bulanırdı. Kadın benim varlığımı unutarak tamamıyla tüm dikkatini savaşa verirken "Randevunuz var mıydı ? İsminizi.. Öğrenebilir miyim ?" diye sordu ve bu soruyu olması gerektiğinden daha yavaş sormuştu.
Gözlerimi devirdim.
"Sa.." Savaş tam kendi ismini söyleyecekken ona yandan öyle bir bakış attım ki hemen kendini toparladı ve "Berk" dedi. Benim yanımdayken asla kendi ismini kullanmaması gerekiyordu. Hatta yanımda bile olmaması gerekiyordu.
Ah tanrı aşkına! Onunla buraya kadar gelirken ne düşünüyordum ki?
Kadının gülümsemesi çoğaldı. Sonra önünde ki ajandaya baktı ve heyecandan titreyen parmakları bir süre sayfaların üzerinde aşağı yukarı inip kapattıktan sonra "Tam zamanında gelmişsiniz. Lütfen oturun. Birazdan Hatice ablanın yanına geçebilirsiniz" dedi. İlk yürüyen ben oldum ve hızlı adımlarla eskimiş kahve tonlarında ki tek kişilik koltuğa oturdum. Savaşta beni hemen arkamdan takip etti ve tam karşıma oturdu. Giriş biraz boştu ama oturduğumuz yerde kalın renkli boncuklar, eskimiş eşyalar ve bir çok değişik sembollerden oluşan görseller vardı. Sabırsızlıkla ayağımı aşağı yukarı sallarken, lobide ki kadın Savaş'ı gizli bir şekilde kesmeye ve gözleriyle iştahla yemeye devam etti. Savaş ise bu sırada kaçabilirim diye gözlerini bana dikmiş tetikte bekliyordu.
Sanki gitmek istediğinde beni durdura bilecekmiş gibi ! -Yavru köpek gibi bakmadığı sürece- Beni asla durduramaz. Bir kaç saniye sonra başka bir kadın elinde tuttuğu beyaz fincanlarla iki Türk kahvesi getirdi. Kahveyi ilk başta Savaş'a uzattı ve onunda tıpkı lobideki kadın gibi gözlerinde parıltılar oluşurken Savaş'tan etkilendiğini açıkça belli etti.
Ardından ikinci kahveyi hemen önümde ki sehpanın üzerine yerleştirdi Bir falcının işletmesinde olduğum için rahatsızlık her tarafımı sararken kahveyi görmezden gelerek etrafa baktım, bu sırada kahveyi getiren kadın ''Kahveyi soğutmadan bir an önce için isterseniz. Birazdan Hatice abla sizi çağırır'' dedi. Sanki kraliçenin huzuruna çıkacağız !
Ayrıca hayatımda hiç kahve görmemişim gibi içmemi söylemesi tam bir saçmalık !
Ne zaman istersem o zaman içerim !
Karşımda ki kadına küçümser bir şekilde baktım ''İçmemi söylediğin için teşekkürler. Kahveyi başımdan aşağı dökmeyi düşünüyordum!'' diyerek iğneleyici bir şaka yaptım ama bir falcının yanında çalıştığı için olsa gerek alayla söylediğim sözleri anlamadı ve yüzüme nasıl bir cevap vereceğini bilmediği bir bakış sergiledikten sonra hafifçe sırıtıp yanımızdan ayrıldı. Savaş ise bana ters bir bakış attı ve sadece benim duyabileceğim bir şekilde ''İnsanlara karşı biraz nazik ol'' dedi. Umursamaz bir şekilde omuz silktim ''İnsanların aptal ve sinir bozucu olmaları benim suçum değil'' Savaş bana yargılayıcı gözlerle bakarken bense önümde ki kahveyi alarak yavaşça içmeye başladım.
Pek kahve insanı değildim ama Türk kahvesin seviyordum. Çünkü sade kahvenin acı verici bir yanı vardı ve ben acıya aşığım.
Kahvem bittiğinde Savaş kahvemi ters döndürüp kahve altığının üzerine koydu. Bu işi çok iyi biliyor gibiydi. Ona ters bir bakış attım ''Daha önce de mi bir falcıya gittin ?'' Savaş omzunu silkti ''Evet bir kaç kere gittim'' Ona gözlerimi kısarak baktım ve ayıpladım. O ise umursamadı ve kendi kahvesini de ters çevirdi. Bu sırada telefonumdan bir ses gelince hızlıca ekranına baktım ve dudağım hafifçe yukarı kıvrıldı. Pars mesaj atmıştı. Bir birimizi tanıyalı çok uzun zaman olmamıştı ama ona alışmaya başlamıştım özelliklede beni sinirlendirdiği gibi onu sinirlendirmeyi seviyordum. Fakat aklıma annesi gelince dudağım da ki hafif gülümseme bir anda kayboldu. Çünkü bir kaç gündür annesi hakkında elde tutulur bir bilgi bulamamıştım ve bu beni içten içe çıldırtıyordu. Hatta bu yüzden Pars bir kaç gündür babamla aramızda ki ilişkiyi öğrenmek için beni yanına çağırsa da gitmiyordum ve aradığında telefonlarını açmıyordum. Onu sinirlendirmek hoşuma gidiyordu, sorduğu soruları cevaplamak istemiyordum ve en önemlisi annesi hakkında sağlam bir bilgi bulana kadarda onunla konuşmak istemiyordum. Annesine ulaşamadığım her saniyede hırsım katlanarak büyürken, aynı zamanda içimde ki karanlık onu hapsettiğim için güçsüzleştiğimi haykırıp duruyordu.
Bu berbat bir durumdu.
Pars bana sadece iki hafta vermişti ve lanet olası günler çabuk bitiyordu.
Pars: Bana konumunu at yanına geliyorum.
Mesajına dikkatlice bakarken yüzümü buruşturdum. Bana emir verilmesinden hoşlanmıyordum ve nedense içimden bir ses bunu Pars'ın bildiğini ve bilerek bana emir verdiğini söylüyordu. Mesajına kısa bir cevap verdim.
Ahsen: İtiraf et. Muhteşemliğim seni etkiledi ve beni görmeden duramıyorsun değil mi ?
Pars: Eğer bana bir dakika içerisinde konumunu atmazsan seni kendi yöntemlerimle bulurum ve sonra ağzının içine bir çip sokup onu yutmanı sağlarım.
Hafifçe gülümsedim ama aslında içten içe sinirlenmiştim. Beni bu dünyada tehdit edipte hala iki ayağı üzerinde durabilecek çok az sayıda insan vardı ve maalesef ki Pars'ta onlardan biriydi. İçimden bir ses Anlaşma diye fısıldarken öfkemi gizli tutmaya devam ettim ve içinde ki sese küfür ettim. O çipi alıp kıç deliğine sokarım demek yerine başka bir şey yazmak için parmaklarımı zorladım.
Ahsen: Neden yanıma gelmek istiyorsun ?
Pars: Konuşmamız gereken konular var.
Şuanda pekte müsait değildim. Karasızlıkla bir süre telefona baktım ancak Parstan uzun süre açamayacağımı anladığımda onuna buluşmaya karar vererek ayağa kalktım. ''Pars yanıma gelecek. Artık gitmem gerek.'' dediğimde Savaşta benimle beraber ayağa kalktı. ''Olmaz ! Zaten kahveleri çoktan içtik ve birazdan bizi çağıracak. Pars bekleyebilir'' Gözlerimi devirdim ''Savaş bir falcıdan daha önemli işlerim var. Mesela Belen Alphan'ı bulmak gibi. Bu yüzden vaktimi bu tarz şeylerle boşa harcayamam'' Parsla buluşacağım için bende pek mutlu değildim ama konuşmamız gereken konular var ve içimden bir ses bu konuların önemli olduğunu söylemişti. En azında böyle umut ediyordum.
Savaş pes etmiş gibi görünse de bu fazla uzun süremdi ve bir anda gözleri parladı ''Tamam o zaman Pars'ta buraya gelsin'' Duyduğum sözlerle derin bir kahkaha attım. Ancak Savaş'ın ciddi olduğunu görünce kahkahalarım yavaş yavaş söndü. ''Gerçekten ciddi misin ?'' ''Hemen hayır deme'' Eliyle odanın köşesinde ki cansız mankeni ve üzerinde ki siyah feraceyi gösterdi. ''Bak onu giyer ve bur da çalışan biri gibi yaparım. Sadece gözlerim görüneceği için beni fark etmezler. Bu sırada sende Pars'la beraber Falcı Hatice'nin yanına gidersiniz. Bende uzakta oturur sessizce falcıyı dinlerim. Senin hakkında söyleyeceği şeyleri duymayı çok istiyorum. Özelikle de Belen Alphan hakkında. Söz veriyorum nefes bile almam.''
''Hayır böyle bir şey olmayacak''
''Ahsen bu kadın gerçekten çok iyi bir falcı. Güven bana pişman olmayacaksın ve..''
Sert ve ciddi bir şekilde konuşmaya başladım ''Savaş falcı umurumda değil ve asla senin kimliğini tehlikeye atamam. Pars eğer seni fark ederse anlaşmayı bitiririm ve seni unutması için bitkisel hayata girene kadar kafasına vururum. Ve bence bunun olmasını ikimizde istemiyoruz.'' Savaş onu önemsediğim için mutlu oldu ve dudağında aptal bir sırıtış belirdi. Gözlerimi devirdim ve tam gitmeye hazırlanırken Savaş kolumdan tuttu. Hemen pes etmeyecekti.
Neden etrafımda ki erkeklerin hepsi inatçı ?
''Tamam o zaman sen burada kal, ben gidiyorum''
''Ne ?''
''Beni duydun. Burada kalmayı çok istiyorum ama madem Pars'ın beni öğrenmesinden çekiniyorsun o zaman bende hemen şimdi giderim. Ama sende bana burada kalıp falcıyla görüşeceğine söz ver'' Falcılar hiç bir zaman ilgimi çekmedi ama Savaş'ın bu kadar ısrarcı olması beni biraz meraklandırdı ve hatta kafamın içinde bir ses denemekten zarar gelmez diye fısıldamaya başladı. Ve bu sesi söküp atmak istedim ama Savaş suratıma bakarken bu zor bir eylemdi.
Lanet olsun !
Bu gün pişman olacağım çok fazla karar veriyorum. Kolumu serçe çektim ve Savaş'a ölümcül bir bakış attım. ''Arkana bile bakmadan hemen terk et burayı'' dediğimde Savaş genişçe gülümsedi ve fikrimi her an değiştirebileceğimden olsa gerek hızlı adımlarla yanımdan uzaklaşarak çıkışa doğru yöneldi. Ona burada kalacağıma dair söz vermemi beklememişti çünkü kalacağımı biliyordu. Ona karşı söylediğim her söz bir yemindi.
Somurtarak kalktığım koltuğa geri oturdum. Lobide ki kız hayran ve hüzünlü bakışlarla sessizce Savaş'ın gidişini izlerken telefonumu açtım ve Pars'a bulunduğum konumu yolladım. Tanrım ! Bir falcıya geldiğimi gördüğünde umarım aramızda ki anlaşmayı bitirmez. Sıkıcı ve sessiz geçen bir kaç dakikadan sonra nihayet falcıyla görüşebilme onuruna erişe bildim ! Masanın üzerinde soğumuş kahvemi aldım ve falcının yanına doğru yürümeye başladım. Omzun dik ve adımlarım kararlıydı ama zihninin içinden bir ses elimde ki fincanı yere atıp burada defolup gitmemi fısıldıyordu.
Sadece bir kaç dakika. Sadece bir kaç dakika.
Derin bir nefes aldım ve çift kanatlı tahta kapı benim için açılırken odanın içine girdim ve hızlıca etrafa baktım. Oturduğum lobiye göre fazlasıyla şatafatlıydı. Sarı ışığın hakim olduğu odada altın ve kırmızı renkler hakimdi. Çiçekler ve tablolar gözümü yoracak kadar fazlaydılar. İçeriye ilk girdiğimde fark ettiğim tütsü kokusunu burada daha baskındı. Hatta oda tütsüden dolayı duman altıydı. Gözlerim yaşardı ve öksürmemek için kendimi zor tuttum. Bir antika gibi gözüken ama aslında pek bir değeri olmayan eski halının üzerinde yürümeye başladığımda yerde yuvarlak bir masanın üzerinde oturan yaşlı kadını fark ettim.
Saçlarına ak düşse de yüzünde pek fazla kırışıklık yoktu. Siyahlar içerisindeydi ve boynunda büyük boncuklarla renkli kolyeler asılıyken, ellerinde ise altın yüzükler vardı. Çok fazla insanı kandırdığı ve bu işten çok fazla para kazandığı belliydi. Çünkü o saça sahip olup da otuzlarında gibi görünen çok az insan tanıyorum. Ayrıca parmaklarında ki yüzükler de kesinlikle sahte değil gerçek altın. Mavi gözleri vücudumu süzmeyi bırakıp yüzümü bulduğunda, cızırtılı sesiyle "Karşıma otur kızım" diyerek yuvarlak yer masasının hemen karşısında ki kırmızı minderi gösterdi.
"Altın alacak paran var ama masa ve sandalye alacak paran yok mu ?" diye alaycı bir şekilde konuştum ve gösterdiği pofuduk mindere oturdum. Söylediğim sözden sonra yüzüme hala sıcak bir şekilde bakıyordu. "Yerde oturmayı daha çok seviyorum" diyerek samimi bir itirafta bulundu. Gözlerimi devirdim. "Neyi sevip sevmediğin zerre umurumda değil. Hadi kahveme bak da şu işi bitirelim" dediğimde mavi gözleri kısıldı. ''Fala inanmıyor gibisin ve biraz da kabasın'' dedi ve kahvemi önüne doğru çekti.
''Doğru tahmin. Zekaya güvenen herkes gibi bu saçmalığa inanmıyorum. Ayrıca kaba değilim, sadece şuanda hiç olmadığım kadar açık sözlüyüm.'' diyerek yapmacık bir şekilde sırıttım. Bu sırada kadının gözlerinde ki sıcaklık kayboldu ve bana oldukça soğuk bakmaya başladı ama yine de fala inanmadığıma rağmen neden burada olduğumu sorgulamadı. Galiba parasını aldığı sürece fala inanıp inanmamam pekte umurunda değildi. Bir kaç saniye sessizce bekledikten sonra sanki bende bir şeyler fark etmiş gibi bakmaya başladı, sonra elini masanın ortasına koyarak avuç için gösterdi. ''Elini ver'' dediğinde sesi sert çıkmıştı.
Neden elimi tutmak istiyordun ki ?
Falcı saçmalıklarından biri olmalı ama eğer elime bir şey yaparsa bu mekanı onun kafasına yıkardım. Elimi korkusuzca avuç içinin içine yerleştirdim. Bu sırada falcı elimi sıkıca tuttu ve kısa bir an gözlerini kapattıktan sonra tekrar açtı. Şuanda yüzüne yumruk atıp kaçmalı mıyım ? Hayır, hayır kaçmak bana yakışmaz. Eğer elime bir şey yaparsa yüzüne yumruk atıp kahve fincanını kafasında parçalayacağım ve ardından yavaşça yürüyerek buradan defolup gideceğim. Yüzüyle zıtlık içerisinde olan yaşlı eli titremeye başladı, gözleri ise yerinden çıkacak şekilde büyüdü. Yüzümü buruşturdum ve eğer bir şey yaparsa diye yüzüne yumruk atmak için tetikte beklemeye devam ettim.
''Görüyorum. Görüyorum. İçinde ki karanlığı görüyorum Ahsen''
İsmim girişteki randevu kağıdında yazdığı için ben söylemeden ismimi söylemesi beni pekte şaşırtmadı. Ayrıca içimde ki karanlığı görmeyecek tek kişilerde kör insanlardır, gerçi onlarda ben konuşmaya başladığım zaman karanlığımı hemen fark ediyorlardı. Karanlık bazen görülmez ama daima hissedilir.
''Bu karanlık acıdan doğmuş. Bu karanlık sevgiden doğmuş. Bu karanlık... Bir şeyler olacak. Evet. Görüyorum bir şeyler olacak. Çok kötü şeyler.'' Bedenide elleri gibi titremeye başladı. Sanki bir transa geçmiş gibiydi. Ses tonu da her geçen saniye kalınlaşıyordu. Kaşlarımı çattım ''Ama merak etme güzel günler gelecek. Acıların yok olacak ve istediğin her şeye kavuşacaksın. İçinde verdiğin savaşı kazanacaksın'' Son cümlesinde ilgimi çekmeyi başardı ve beni heyecanlandırdı.
Sırtımı dikleştirip sordum ''Neyi kazanacağım ?''
''İstediğin her şeyi. Para ve güç senin olacak''
Yüzüm tekrar buruştu ve elimi hızlıca çektim ''Sağlığın için bir daha beni sakın heyecanlandırma ihtiyar.'' diye onu uyardım. Küçük bir an bile olsa bu falcı saçmalığına inandığıma inanamıyorum. Sahte olduğu için girdiği transtan çıkması fazla uzun sürmedi ve gözlerini kısarak konuştu. ''Ben sadece doğruları söylüyorum.'' diyerek esrarengiz bir şekilde fısıldadı. Bu sırada bende gözlerimi kısarak öne doğru eğildim ''Param var ve zaten çok güçlüyüm ihtiyar. Yani bunları kazanmaya ihtiyacım yok. Kendine başka yalan bulmalıydın'' dediğimde falcı açık bir şekilde yüzünü buruşturdu. "Ayrıca ben senden daha iyi bir falcı olurdum. Çünkü senden daha iyi yalan atıp rol yapabilirim"
''Ahsen ?''
Tanıdık erkek sesini duyduğumda kafamı arkaya doğru çevirdim ve Pars'ın şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. İçimden bir ses yine yankılanarak umarım anlaşmayı bitirmez diye fısıldadı. Sanki lanet olası bir falcı da değilmişim gibi genişçe sırıttım. Pars'ın koyu gri gözleri bir anlığına gülümseyen dudaklarıma kaydı ve bir süre orada oyalandı. ''Ayakta durma gel yanıma otur. Birazdan biter.'' dediğimde Pars ilk defa tereddütlü bir şekilde yürümeye başladı. Bu sırada hemen arkasında Murat ve Ateş göründü. Onlarda etrafa şaşkınlıkla bakıyordu. Sonra bir anda ikisinin arkasında siyah ferace içinde büyük bir süliet adanın içine girince Murat küçük bir çığlık atıp savunma pozisyonuna geçerek yumruklarını havaya kaldırdı.
Pars benimle göz temasını kesip arkasına bakarken. Ateş ise yumruklarını sıkarak yavaşça arkaya doğru geriledi. Murat siyahlar içinde ki silüetin bir insan olduğunu anlayınca yumruklarını yere indirdi. İçimde bir anda öfkenin küçük kırıntıları oluştu. Çünkü siyah feracenin içinde görünen iki çift göz hayatım boyunca hiç unutamayacağım gözlerdi. Bu Savaştı.
Lanet olsun, resmen beni kandırdı. Siktir !
Murat kelimeleri ağzında geveleyerek kısık bir sesle. "İri bir kadın. Çok iri.." Neyse ki erkek olduğunu anlamamışlardı. "Bir anda ortaya çıkınca hayalet sandım." Ateş alay eden bir bakışla Murat'a baktı "Hayalet mi? On yaşında onlara inanmayı bıraktığını söylememiş miydin ?''
Murat omuz silkti "Falcıdayız. Buradan her tür zebani çıkabilir. Hem sakın inkar etme, sende korktun. Gördüm"
"Hayalet sandığım için korkmadım. Şey ben.." Ateş ne diyeceğini bulamayınca gömleğinin yakasını düzeltip boğazını temizledi. Kavga eden iki çocuk gibiydiler ama bunu onlara söyleyerek onları sinirlendiremeyecek kadar öfkeliydim. Pars ve diğerleri bir şey anlamasın diye yüzümü sabit tutmaya çalıştım. Bu sırada Savaş kafasını yere eğdi ve benimle göz teması kurmayı reddederek Falcı Hatice'nin biraz uzağına giderek yere oturdu ve sanki onun bir çalışanıymış gibi beklemeye başladı.
Falcı kadın Savaş'ı umursamadı bile. Bu sırada Pars ise çoktan yanıma gelmişti ama yanımda oturmak yerine ayakta kalmayı tercih etti. Gözleri sorgulayıcı bakıyordu ve arada bir Savaş'a bakıyordu. Buradan çıktıktan sonra beni kandırmanın bedelini Savaş'a çok ağır bir şekilde ödeteceğim ''Falcıları sevdiğini bilmiyordum'' Tüm dikkatini tekrar bana verip Savaş'a bakmayı bırakınca rahatladım. ''Sevmiyorum. Şey ben.. Sadece öylesine geldim''
''Öylesine'' Pars kelimemi tekrar ederken kafasını hafifçe salladı. Şaşırmış görünüyordu ve şaşırmak kesinlikle hiç ona göre bir eylem değildi. Bende onu böyle bir yerde görsem oldukça şaşırırdım.
İkimizde kesinlikle buraların insanı değiliz çünkü her konuda zekamıza güveniriz.
Öfkem utancımdan karışırken hayatımda ilk defa yerin tam şuanda açılarak beni içine almasını ve yok etmesini istedim. Savaş'a ilk defa güvendiğim için pişman olmuştum. Üstelik şuanda yüzüne gerçekten yumruk atmak istiyordum ama bir kadın gibi her tarafını kapatıp ilerimde otururken, Pars'ın onun hiçte bir kadına benzemeyen iri vücudunu fark etmemesi için Savaşa bakamıyordum bile.
''Büyük bir savaş başlayacak.'' Falcının savaş demesi bedenimdeki öfkeyi artırdı. Söyleyecek başka bir kelime yok muydu ! Bide şuanda odaya üç iri yarı erkek girmişti, yani neden onların varlığını umursamayarak konuşmaya devam ediyordu ki ?
''Ölüler hiç ölmemiş, ölmeyeceğini düşünenler ise ölü olacak."
Falcı kadın kahvemi açmış içine bakarken yine saçmalamaya başlamıştı. Pars odaya girdikten sonra gözlerinde bir korku oluşmuştu. Galiba yalan attığı için ona saldıracağımızı falan düşünüyordu ve bu yüzdende bizi etkilemeye çalışıyordu. Pars kısa bir an konuşan falcıya baktıktan sonra tekrar bana döndü ve gözlerini kıstı. Ah lanet olsun yargılayıcı bir şekilde yüzüme bakarken beni yargılandığı için ona kızmam gerekiyordu ama şuanda oldukça seksi ve haklıydı.
Falcı kadın "Aradığın kadını bulacaksın." dediğinde benle Pars aynı anda falcıyla doğru baktık. Falcı kadın doğru yere parmak bastığını anlayınca yüzü aydınlandı ve konuşmaya devam etti. " Ama bulacağın tek şey o kadın olmayacak. Aşkı da bulacaksın. Gerçek aşkı. Aslında.." Gözleri Pars'a doğru kaldıktan sonra tekrar bana baktı. "Bulmuşsun ama farkında değilsin." Tabi ki de ona inanmıyordum. Savaş'ın buraya bir randevu alırken Belen Alphan'ı bulup bulanacağımıza dair falcıya soru sorduğuna emindim. Yani bu yüzden kadını bulacaksın demesi beni pekte etkilemedi. Bildiğim bir gerçeği sadece sesli bir şekilde söyledi. Ancak aşk hakkında söylediği şeyler, aklımda bir fikir uyandırdı. En azından burada elim boş ayrılmayacaktım. Zihnim bir anda canlandı ve sadece bir kaç saniye içinde bir kaç plan yaptım.
Falcının suratına bakarken Savaş'ın ince sesi bedenim de bir ürperti gibi gezindi. "Peki kadını nerde bulacak ?"Kalın erkeksi sesini bir kadın gibi incelterek konuşsa da sesinde ki gariplik hemen anlaşılıyordu. Üstelik tüm dikkatini de falcıya verirken Pars, Ateş ve Murat sanki burada değilmiş gibi rahat ve sakin davranıyordu. Oda da ki bütün bakışlar Savaşa doğru döndü.
Lanet çenesini kapalı tutup dikkat çekmese olmaz mıydı ?
Sanki her şey zaten berbat değilmiş gibi daha da berbatlaştırıyordu ama neyse ki kimse onun neden burada olduğunu sorgulamıyordu.
Murat kısık ama benim duyacağım bir şekilde konuştu "Hayatımda duyduğum en iğrenç kadın sesi." Eğer Savaşa öfkeli olmasaydım Murat'a katılırdım. Savaş odada ki kimseyi ve hatta beni bile umursamadan falcıdan bir cevap bekledi. Hayır artık yumruk atmak istemiyorum, onu boğmak istiyorum. Falcı Savaş'ın sorusu karşısında afalladı ve kelimeleri ağzında geveleyerek fincana bakmaya çalıştı. Bilmediği yerden soru sorulunca insanlar genelde böyle oluyor. Salak gibi.
Arkamı dönüp Pars'a baktım. Gözlerini Savaşa dikmişti.
Lanet olsun !
Hemen bir şeyler yapmalıyım yoksa Pars Savaşı fark edecek. Belki de çoktan fark etti. Hızlıca ayağa kalktım ve hala Savaş'a bakan Pars'a yaklaştım. Gözlerini yavaşça bana doğru indirdiği de, boyu çok uzun olduğu için yanında bir karında gibi hissetsem de artık Savaşa bakmadığı için rahat bir nefes aldım.
"Burada ki işim bitti gidelim"
"Emin misin? Belki gelecek hakkında soru sormak istersin."
Pars benimle resmen alay ediyordu.
Lanet olsun Savaş !
Seni geberteceğim.
"Benimle alay etmeyi bırak Pars Alphan. Konuşmak istediğin bir konu yok muydu ? Hadi konuşalım." dedim ve kapıya doğru kararlı adımlarla yürürken Savaşa ölümcül bir bakış attım. Tek açıkta kalan gözlerinde büyük bir korku görürken hızlıca önüme döndüm ve falcıya o tiz ince sesiyle sorular sormaya devam etti. Bir daha ki sefere yanıma geldiğinde kesinlikle çelik yelek giyinmeliydi.
Ateş alaycı bir tonda "Falcı ha ? Hiç yakıştıramadım" diyerek küçümseyici bakışlarını yüzüme dikti. Orta parmağımı gösterdim "Konuştu az önce korkudan altına yapmak üzere olan adam" Yüzü anından buruştu "Korkmadım!" Gözlerimi devirdim ve yürümeye devam ettim. Gereksiz erkek egosuyla uğraşamayacak kadar sinirliydim. Tütsü kokusu kaybolup temiz hava yüzüme çarptığında hala öfkem dinmemişti.
Arkada bana doğru yaklaşan bedeni hissettiğim de hızlıca ona doğru döndüm. İçerde pek dikkat etmemiştim ama muhteşem görünüyordu. Her zaman ki gibi üzerinde iti vücudunu gözler önünde seren siyah bir takım elbise vardı. Ayakkabıları parlak ve saçları derli topluydu. Bu adam her geçen saniye daha çok yakışıklımı oluyordu yoksa bana mı öyle geliyordu ?
"Gerçekten falcıya annemin yerini bulmaya mı geldin ?" dediğinde kaşları çatıldı. Bu soruya cevap vermek istemesem de omuz silkerek "Şansımı denemek istedim." dediğimde Pars'ın kaşları biraz daha çatıldı. Bu sefer beni yargılamıyordu. Gözleri daha çok sözlerime inanmıyormuş gibi bakıyordu. Parsta en sevmediğim diğer bir özellikte tam olarak buydu. Yeni tanışmış olsak ta beni çok iyi tanıyordu.
"Bana gerçekleri söyleyecek misin ?"
"Hayır"
Bir süre sessizce gözlerimizin içine baktık.
Neden böyle sessizleştiğimizi bilmiyordum ama rahatsız etmiyordu. "Burada beklemeye devam mı edeceğiz ? Hala içerde ki tütsü kokusu alıyorum ve bu midemi bulandırıyor" Murat'ın sesiyle kendimi toparladım. Kollarımı kanımın üstünde bağdaştırdım. "Benimle konuşmak istediğin konu ne ?"
Pars bir kaç saniye daha gözlerime baktıktan sonra kaşlarını çattı. Ona bu şekilde davranmam dan hoşlanmıyordu.
"Bu gün babanla karşılaştım" Pars tek bir kelimesiyle oldukça dikkatimi çekti.
"Nerde karşılaştınız?"
"Mezarlıkta" Ağzın hafifçe açıldı. Açıkçası mezarlıkta karşılaşmalarını beklemiyordum. Hem mezarlıkta ne yapıyorlardı ki ?
"Sonunda öfkene yenik düşüp onu öldürüp gömdüm mü ?"
''Bunu çok isterdim ama hayır böyle bir şey yapmadım" Gözlerinde gerçekten bunu yapmak istediğine dair bir ölüm parıltısı gördüm. Ben susmaya devam edince Pars konuşmaya devam etti "Tanıdığımız ortak bir adamın cenazesinde karşılaştık ve annem hakkında bize bir ipucu vererek yardım etmek istedi" Bu sefer kaşlarını çatan ben olmuştum.
Babamı çok iyi tanıyordum ve yardım etme olayı kesinlikle onun oyunlarından biriydi. Babam asla geri karşılığı olmayan bir yardımda bulunmaz. Her tarafım tehlike alarmı çalmaya başladı. Ama merakım ve bir kaç gündür Belen Alphan'ı bir türlü bulamayan zihnim babamın bu yardımını bir hayli umursadı. Bu yüzden aslında babamın bu oyununa katılmamam gerektiğini bilsem de bir yanım bu tehlikeli yardımlaşma oyununu oynamak istedi. Çünkü ben tehlikeli çok severim. "Karşılığında ne istedi ?" Babam şuanda düşmanım olsa da her yardıma açıktım ve kesinlikle bu yardımın karşılığında bir şey istediğini biliyordum. Sorun değil. Belen Alphan'ı bulduğumda düşmanından yardım aldığı için pişman olan kişi ben olmayacağım, babam bu yardımlaşma oyununu başlattığı için pişman olacak. Bana hiç yardım etmemiş olmayı dileyecek.
Pars hisselerimi anlamak istermiş gibi gözlerimin içine dikkatlice bakarak "Sana av zamanının geldiği söylememi istedi" Gözlerim büyürken ağzım hafifçe açıldı.
Av mı ?
SİKTİR !




